DEAŞ kanlı saldırılarla Suriye’de yeniden ortaya çıkıyor… Peki neden şimdi?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4767716-dea%C5%9F-kanl%C4%B1-sald%C4%B1r%C4%B1larla-suriye%E2%80%99de-yeniden-ortaya-%C3%A7%C4%B1k%C4%B1yor%E2%80%A6-peki-neden-%C5%9Fimdi
DEAŞ kanlı saldırılarla Suriye’de yeniden ortaya çıkıyor… Peki neden şimdi?
Ülkenin doğusundaki Suriye düzenli kuvvetlerine ait zırhlı bir araç (Independent Arabia)
Mustafa Rüstem
Görünüşe göre DEAŞ yeni yılın başında Suriye sahnesinde hâlâ var olduğuna dair bir mesaj göndermek istedi. Pazartesi günü Suriye’nin doğusundaki Deyrizor şehrinin batı kırsalında düzenli güçlerin toplanma noktalarına sürpriz bir saldırı düzenleyerek hem insani hem de maddi hasara yol açtı. Bir saha kaynağı, saldırıların İran yanlısı grup güçlerinin konuşlanma noktalarını vurduğunu ancak hasarın boyutu hakkında henüz ayrıntılı bilgi olmadığını söyledi.
Suriye’nin doğusunda çölün derinliklerinde bulunan Et-Tebenni bölgesindeki askeri bölgelere şafak vakti düzenlenen saldırı sonrasında düzenli güçlerle DEAŞ grupları arasında çıkan çatışmalarda dokuz düzenli ordu askeri hayatını kaybederken, 20 kişi de yaralandı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), örgüt üyelerinin bir askeri aracı ele geçirdiğini ve üç aracı imha ettiğini bildirdi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Suriye Ulusal Uzlaşı Komitesi Sözcüsü Ömer Rahmun, son dönemde Et-Tebenni olarak adlandırılan çöl bölgelerine düzenlenen saldırının, örgütün geri çekilmeden önce bazı noktaları kontrol altına alması sonucunda, Mart 2019’daki düşüşünden bu yana kaydedilen en büyük ve en şiddetli saldırı olduğunu söyledi.
Rahmun, radikal grubun ve kalıntılarının, Aksa Tufanı’nın başlangıcından bu yana hareketlerini yoğunlaştırıp tekrar ederek Suriye sahnesinde gözle görülür bir biçimde yer almaya çalıştığını savunuyor. Bu durumun bunun arkasında duran güce ve ikincil bir savaşın fitilini ateşleyip Suriye’nin doğusunda ve Irak’ta direniş güçlerinin dikkatini dağıtmak gibi hedefler taşıdığına ilişkin şüpheler uyandırdığını söyleyen Rahmun sözlerini şöyle açtı:
Öyle görünüyor ki, DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkışının arkasındaki amaç bölgeyi karıştırmak ve ABD’nin Gazze savaşı ve Babu’l Mendep’ten kafasını kaldırana kadar direnişi, gruplarını, İran’ı ve Suriye’yi meşgul edecek bir şey bulma arzusu.
Geçen yıl 23 Mart’ta DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun başını çeken ABD, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) desteğiyle en tehlikeli radikal gruplardan birinin devrilmesinin dördüncü yıldönümünü (2014 - 2019) kutlamıştı. Bununla birlikte, çölün merkezinde ve eteklerinde yayılmış olan DEAŞ kalıntılarının izi sürülmeye devam ediyor. Washington’un tahminlerine göre bunların sayısı 7 bini buluyor.
Kürt güvenlik güçleri, ABD güçleriyle iş birliği yaparak 28 Aralık’ta bir saldırı düzenlemiş ve bu saldırıda örgütün liderlerinden Ebu Muaviye olarak da bilinen Ebu Ubeyde el-Iraki öldürülmüştü. SDG güçleri, Iraki’nin kuzeydoğudaki Irak-Suriye sınırındaki El-Hol kampına sabotaj operasyonlarının planlanmasından sorumlu bir Irak vatandaşı olduğunu duyurmuştu.
Bu arada saha kaynakları, Deyrizor’daki Tebenni çölünde DEAŞ’ın kontrol ettiği üç nokta ile Rakka’daki Maadan çölündeki bir noktadan bahsetti. Kaynaklara göre bu yerlerin hepsi düzenli ordunun Suriye’de savaşın başlamasından bu yana DEAŞ grupları ile mücadele eden meşhur 17. Tümeni’ne ait. Alınan bilgiler, DEAŞ’ın destek gücü gelmeden önce iki çöl arasındaki ana yolu kapattığını, bunun da kontrol grubunun bir daha çatışmaya girmeden mevzilerini hızla boşaltmasına yol açtığını gösteriyor.
Suriye’nin doğusundaki saha gelişmelerini gözlemleyenler, radikal grupların bu noktalarda veya gelecekte kontrol edilebilecek başka noktalarda konuşlanmasını olası görmüyor. Bunu, askeri güç veya savaş uçaklarına karşı koyacak gücünün olmamasına bağlıyorlar. Ancak grup, saldırıları gerçekleştirmek için uygun yer ve zamanı seçmenin yanı sıra karşılıklı çatışma hatlarına da oynuyor.
Radikal gruplarla ilişkiler uzmanı Ömer Rahmun verdiği röportajda, örgütün düşmanları ile çatışma planlarının artık aşikâr olduğunu ve mevzileri ya da askerleri ve sivilleri taşıyan otobüsleri vurmakla sınırlı kalan bütün hedef bakiyelerinin tükenmesiyle, yeniden sahneye çıkışında dahi farklı bir taktik kullanmadığını söyledi. Rahmun ayrıca örgütün yerini açığa çıkarmamak için eskiden olduğu gibi geniş çaplı yerleri kontrol altına almasının ihtimal dahilinde olmadığını vurguladı.
Rahmun “Doğu bölgesi artık eskisi gibi radikal grupların yeşerdiği verimli yerler değil. Burada bazı insanların DEAŞ’ı desteklediği doğru ama örgütün popülaritesi azaldı ve kendisine verilen geniş çaplı destek de azaldı. SDG ile çatışan Arap aşiretleri bile hiçbir koşulda DEAŞ’a yanaşmayacaktır” dedi.
Tüm bunlar, İran’a bağlı gruplar ile Washington’un Suriye’nin doğusundaki kuvvetleri arasındaki gerginliğin tırmandığı bir ortamda gerçekleşiyor. Yeni yılın başlamasıyla Iraklı direniş grupları, Haseke kırsalındaki Ramilan ve El-Malikiye üslerine insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle saldırılar düzenledi. Aynı zamanda, Deyrizor’un doğu kırsalındaki Ömer petrol sahasındaki El-Hadra köyüne, Eş-Şeddadi üssüne ve Koniko doğalgaz sahasına saldırılar düzenledi. Tüm bunlar, önemli ABD mevzileri ve üsleri olarak biliniyor.
Irak: Petrol Bakan Yardımcısı’na ait yüklü miktarda para ve altın ele geçirildihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5293181-irak-petrol-bakan-yard%C4%B1mc%C4%B1s%C4%B1%E2%80%99na-ait-y%C3%BCkl%C3%BC-miktarda-para-ve-alt%C4%B1n-ele-ge%C3%A7irildi
Irak: Petrol Bakan Yardımcısı’na ait yüklü miktarda para ve altın ele geçirildi
Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen banknot desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)
Yolsuzlukla suçlanan Irak Petrol Bakan Yardımcısı Adnan el-Cumeyli dosyasında yeni gelişmeler yaşanırken, hükümet ile yargının yolsuzlukla mücadele hamlesinin yalnızca alt düzey isimlerle sınırlı kalacağı, onları koruyan nüfuzlu siyasetçi ve partilere uzanmayacağı yönündeki endişeler sürüyor. Buna karşın hükümet çevreleri soruşturmaların devam ettiğini vurguluyor.
Merkezi Yolsuzlukla Mücadele Ceza Mahkemesi Soruşturma Hâkimi Ziya Cafer dün yaptığı açıklamada, tutuklu bulunan Petrol Bakanlığı Rafineri İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Adnan el-Cumeyli ve birlikte hareket ettiği öne sürülen kişilerle ilgili soruşturmada 25 milyar Irak dinarı, 1 milyon dolar nakit para ile yaklaşık 5 kilogram altın ziynet eşyasına el konulduğunu duyurdu.
Cafer, yazılı açıklamasında, soruşturma kapsamında bugüne kadar el konulan toplam meblağın 127 milyar Irak dinarı ve 24 milyon dolara ulaştığını belirtti. Ayrıca çok sayıda taşınmaz, araç ve altın ziynet eşyasının da haczedildiğini ifade etti.
Soruşturmaların sürdüğünü kaydeden Cafer, olayla bağlantısı bulunan diğer şüphelilerin takibi ile tüm yasal işlemlerin tamamlanmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini bildirdi.
Irak Petrol Bakan Yardımcısı’ndan ele geçirilen çantalar (Irak Haber Ajansı/INA)
Irak Dürüstlük Komisyonu kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Adnan el-Cumeyli’nin şimdiye kadar el konulan nakit varlıkları ve 70 taşınmazının toplam değerinin 250 milyar Irak dinarını (yaklaşık 191 milyon dolar) aştığını belirtti.
Irak İçişleri Bakanlığı da dün, Salahaddin vilayetinde Adnan el-Cumeyli dosyasında aranan şüphelilerden birinin yakalandığını duyurdu. Bakanlığın açıklamasında, Federal İstihbarat ve Soruşturmalar Ajansı ekiplerinin, el-Cumeyli’ye bağlı olduğu öne sürülen yolsuzluk ağına mensup bir şüpheliyi gözaltına aldığı bildirildi. Operasyonda 3 milyon dolardan fazla nakit para, 750 milyon Irak dinarı, çok sayıda hafif silah, yeni model araç ve şüphelinin evinde bulunan kamu ihalelerine ilişkin sözleşmelere el konulduğu aktarıldı.
Iraklı yetkililer, geçen hafta Adnan el-Cumeyli’nin ifadeleri doğrultusunda yolsuzluk suçlamasıyla aralarında milletvekilleri, siyasi blok liderleri ve eski valilerin de bulunduğu 15 kişiyi gözaltına almıştı. El-Cumeyli dosyasıyla bağlantılı olarak İçişleri Bakanlığı dün Salahaddin vilayetinde, Beyci Rafinerisi’nin bulunduğu bölgede aranan bir şüphelinin daha yakalandığını açıkladı.
Güvenlik kaynakları ise gözaltına alınan kişinin Beyci Rafinerisi’nin sözleşmelerden sorumlu müdürü olduğunu ve evinde yapılan aramada 3 milyon dolar ile 700 milyon Irak dinarı ele geçirildiğini bildirdi.
Hükümetin yolsuzlukla mücadele kapsamında attığı adımlar kamuoyunda geniş destek görse de, Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetinin bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürüp sürdüremeyeceği konusunda belirsizlik devam ediyor. Şüpheleri artıran unsurlar arasında Zeydi’nin daha önce, çaldıkları kamu kaynaklarını iade etmeleri karşılığında bazı sanıklarla ‘uzlaşma’ yapılabileceği ve serbest bırakılabilecekleri yönündeki açıklamaları da yer alıyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, hükümeti kuran Şii Koordinasyon Çerçevesi kulislerinde son yolsuzluk operasyonlarına yönelik ciddi rahatsızlık oluştuğunu belirtti. Kaynaklara göre bazı Koordinasyon Çerçevesi liderleri, gözaltı dalgasının kendi çevrelerine ve destekçilerine uzanmasından endişe ederek Başbakan Zeydi’den operasyonların durdurulmasını talep ediyor.
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Hükümet medya ofisi)
Şii Koordinasyon Çerçevesi’ni oluşturan siyasi güçlerin büyük bölümü yolsuzlukla mücadele kampanyasına destek verdiğini açıklasa da, kaynaklar kamuoyuna yapılan açıklamalar ile kapalı kapılar ardındaki tutumların birbirini yansıtmadığını belirtiyor.
Kaynaklara göre, Koordinasyon Çerçevesi’nin olağan toplantısında son yolsuzluk operasyonlarının sonuçları ve olası etkilerinin yanı sıra, silahlı grupların silahsızlandırılması dosyası da ele alınacak. Bu başlığın, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin ay ortasında Washington’a gerçekleştirmesi beklenen ziyaretin gündemindeki temel konular arasında yer aldığı ifade ediliyor.
Öte yandan Koordinasyon Çerçevesi’nden milletvekili Abdullah el-Heygani, Başbakan Ali ez-Zeydi ile Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan arasında, yolsuzluğa karışan isimlerin herhangi bir siyasi grubu diğerine karşı hedef almadan yargılanması konusunda mutabakat sağlandığını açıkladı.
El-Heygani dün yaptığı basın açıklamasında, Zeydi, Zeydan ve operasyonları yürüten güvenlik birimlerinin, hiçbir siyasi oluşumu diğerine karşı hedef göstermeden yolsuzlukla mücadeleyi sürdürme konusunda anlaştığını belirterek, operasyonların Irak’ın tüm vilayetlerine yayılacağını söyledi.
Milletvekili, yolsuzlukla mücadelede bir sonraki operasyon dalgasının çok sayıda şüpheliyi kapsayacağını, üçten fazla aşamada yürütüleceğini ve mevcut ile eski bakanlar, genel müdürler, milletvekilleri ve valileri de hedef alacağını ifade etti.
Irak Yolsuzlukla Mücadele Akademisi’nden Dr. Galib ed-Daami de yolsuzluk soruşturmalarının süreceği görüşünü paylaştı.
Daami, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, soruşturmaların iki paralel hat üzerinden yürütüldüğünü belirterek, bunlardan birinin ülke içindeki şüphelilere, diğerinin ise yurt dışına kaçan zanlılara yönelik olduğunu söyledi.
Yakında büyük miktarlarda krediyi Irak bankalarından kullandıktan sonra ne anaparayı ne de faizini ödeyen bazı iş insanlarını kapsayan yeni bir operasyon dalgasının başlatılabileceğini ifade eden Daami, hükümetin mevcut tutukluları, çaldıkları paraları iade etmeleri karşılığında serbest bırakacağı yönündeki iddiaların ise gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Daami ayrıca, yargı ve denetim kurumlarının, Irak dışına kaçırıldığı öne sürülen kamu kaynaklarının geri alınmasına ilişkin 954 dosya ile cezaevindeki sanıkların yurt dışına aktardığı yolsuzluk gelirlerinin iadesine yönelik 262 hukuki başvuru üzerinde çalıştığını açıkladı.
(foto altı) Irak Petrol Bakan Yardımcısı’nın evinde ele geçirilen dolar desteleri (Irak Haber Ajansı/INA)
Irak Dürüstlük Komisyonu daha önce yaptığı açıklamada, hakkında mahkûmiyet kararı bulunan eski Vergi Genel Müdürlüğü Başkanı Usame Cevdet Hüsam’ın, Türkiye’de eşi adına kayıtlı 12 taşınmaza sahip olduğunu açıklamıştı. Komisyon ayrıca Hüsam’ın Türkiye ve Kuveyt’teki bankalarda bulunan hesaplarında da yüklü miktarda para bulunduğunu duyurmuştu.
Irak Adalet Bakanlığı ise önceki gün, son iki yıl içinde ülkeden yasa dışı yollarla çıkarılan kamu kaynaklarından 25 milyon dolardan fazlasının geri alındığını açıkladı. Bakanlık, çeşitli ülkelerde bulunan para, taşınmaz ve banka hesaplarının iadesi için hukuki ve adli sürecin sürdüğünü bildirdi.
Bakanlık Sözcüsü Ahmed Luaybi, Irak Haber Ajansı’na (INA) yaptığı açıklamada, varlıkların geri alınması sürecinin Federal Dürüstlük Komisyonu ile koordinasyon içinde ve uluslararası anlaşmalara dayanan hukuki mekanizmalar aracılığıyla yürütüldüğünü söyledi. Luaybi, bakanlığın çeşitli uluslararası davalarda önemli başarılar elde ettiğini belirterek, bu süreçte 25 milyon dolardan fazla kamu kaynağının geri kazanıldığını ve yurt dışındaki Irak varlıkları üzerindeki bazı haciz kararlarının kaldırıldığını ifade etti. Diğer dosyalara ilişkin takip ve uygulama çalışmalarının ise devam ettiğini kaydetti.
Luaybi ayrıca, geri alma sürecinin ilgili ülkelerde Irak mahkemelerinin verdiği kararların hukuki kanallar üzerinden ve görevlendirilen avukatların iş birliğiyle uygulanmasını kapsadığını belirterek, farklı ülkelerdeki banka hesapları ve taşınmazlara dağıtılmış diğer kamu varlıklarının geri kazanılması için çalışmaların sürdüğünü söyledi.
Üç yıllık savaşın ardından Gazze'de çadır hayatından başka bir şey bilmeyen bir nesilhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5293161-%C3%BC%C3%A7-y%C4%B1ll%C4%B1k-sava%C5%9F%C4%B1n-ard%C4%B1ndan-gazzede-%C3%A7ad%C4%B1r-hayat%C4%B1ndan-ba%C5%9Fka-bir-%C5%9Fey-bilmeyen-bir
Üç yıllık savaşın ardından Gazze'de çadır hayatından başka bir şey bilmeyen bir nesil
Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)
Salim er-Reyyis
Muhammed Gabun (12), Gazze şehrinin merkezinin güneyindeki Rimmal semtinde ailesine ait evin enkazının önünde dururken artık bir mucize beklemiyor. Tek istediği Sivil Savunma ekiplerinin, o dönemde Hamas ile İsrail arasında ateşkesin ilan edileceği haberlerin geldiği geçtiğimiz yılın ekim ayında eve düşen bombanın altında kalan anne-babasının, kardeşlerinin ve yakınlarının cesetlerinin bulunması. Muhammed o gün evden sağ çıkan tek kişi olurken ailesinden yaklaşık kırk kişi halen enkaz altında. Kurtarılmaları ve defnedilmeleri için çıkarılmalarını sağlanmasını bekleniyor.
Muhammed artık hayatta kalan biri olup olmadığı arayışında değil; uzun bir bekleyişin ardından onları sadece yasını tutubilmeyi istiyor. Sivil Savunma ekipleri kısıtlı imkânlarla enkaz kaldırma çalışmalarını sürdürürken çocuk sessizce durup ailesini yutan yığınları seyrediyor. Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Bassal binlerce ailenin aynı tabloyu yaşadığını belirterek Sivil Savunma’nın tahminlerine göre İsrail ordusunun yıktığı evlerin enkazı altında yaklaşık 8 bin 500 vatandaşın bulunduğunu, bunlar arasında çok sayıda çocuğun yer aldığını aktardı.
Ne yazık ki Muhammed'in hikayesi bir istisna değil. Yaklaşık üç yıllık soykırım savaşının ardından Gazze Şeridi'ndeki toplumda yaşanan derin dönüşümü yansıtan binlerce hikâyeden yalnızca biri. Uluslararası kuruluşların yayımladığı rakamlar felaketin boyutunu ortaya koyuyor. Ancak bireysel hikâyeler istatistiklerin gösteremeyeceği bir gerçeği, çocukluğun nasıl değiştiğini, ailenin nasıl parçalandığını ve hayatta kalmanın başlı başına günlük bir çabaya dönüştüğünü açığa çıkarıyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Toprakları ve İsrail'e İlişkin Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu tarafından geçtiğimiz haziran ayında yayımlanan raporda, İsrailli yetkililerin sivillere yönelik ağır ihlaller işlemeyi sürdürdüğü sonucuna vardı. Çocukların sistematik bir hedef hâline getirildiğini ve yaşananların tüm Filistin toplumunun geleceğini tehdit ettiğini değerlendirdi. İsrail ise hem raporu hem de bulgularını reddetti. Ancak hukuki ve siyasi tartışmanın gölgesinde Gazze'deki gündelik yaşam ‘savaşının üçüncü yılına giren bir toplumda neler yaşanıyor?’ şeklindeki başka bir soruyu gündeme getiriyor.
Okuldan iş hayatına sürüklenen bir çocukluk
Savaştan önce Muhammed Aşur (14) okula gidiyor, yaz tatilini mahallede arkadaşlarıyla ya da ailesiyle Akdeniz kıyısında geçiriyordu. Savaş onun hem okulunu hem de eğitimini elinden aldı. Babasının işini ve gelir kaynağını yitirmesinin ardından artık omzuna bir kahve ibriği asıp müşteri arayarak Gazze sokaklarında dolaşıyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Aşur, “Ailem için para kazanmak amacıyla kahve satıyorum. Eskiden güneş beni deniz kenarında yakardı; şimdi ise sokakta müşterilere kahve satarken yakıyor” ifadelerini kullandı.
Gazze'nin başka bir sokağında Vasim Alivve (15) yayalara çikolata parçaları satıyordu. Alivve, Al Majalla’ya “Sokakta arkadaşlarımla top oynamak istiyorum ama bizi kim geçindirsin? Ailem tüm günlük harcamalarını sattıklarıma ve günde 15 ile 20 Şekel arasını geçmeyen çok az kazandığıma bağlı” dedi.
Bu tablolar artık birer istisnai olmaktan çıkmış durumda. Evlerin reislerinin büyük çoğunluğunun geçim kaynaklarını yitirdiği Gazze Şeridi’nin günlük ekonomisinin bir parçası hâline geldi. Okul çantasını taşıyan çocuk artık kahve ibriği ya da şeker kutusu taşıyor. Bunu da harçlık ya da lüks bir talep için değil, temel ihtiyaçların karşılanması için ailesinin geçimine katkı sağlamak amacıyla yapıyor.
Gazze Sağlık Bakanlığı'nın yayımladığı raporlara göre savaş 85 binden fazla çocuğu yetim bıraktı. Bunların 27 bini her iki ebeveynini de yitirdi. Bu tablo, binlerce çocuğun soykırım savaşı sonucunda geçimini sağlayacak ve koruyacak bir aile ağından yoksun biçimde yaşamak zorunda kaldığı yeni bir toplumsal gerçeklik yarattı.
Uluslararası kuruluşların yayınladığı rakamlar felaketin boyutlarını ortaya koysa da bireysel hikâyeler istatistiklerin ötesindekileri gözler önüne seriyor.
Evin direği olan çocuk
Gazze Şeridi’nin ortasındaki Deyr el-Belah'taki bir çadırda yaşayan İyad Cerbua (12) sabahları çalar saate ihtiyaç duymuyor. Belin aşağısı felçli babasının yanı başında uyuyor ve geceleri babasının ihtiyaç duyduğu her an uyanıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan uzun gün, babasına tuvalet ihtiyacını gidermesinde yardım etmekle başlıyor. Ardından daha önce her iki bacağını da kaybeden annesine bakıyor. Ablası Rehef de (14) çadır içinde annesinin özel bakımını üstleniyor.
İyad sabahın erken saatlerinde su bidonlarını doldurmaya gidiyor ve, ardından ücretsiz yemek dağıtılan ‘tekye’ kuyruklarında bekliyor. Çadıra döndüğünde de ablasıyla birlikte anne-babasına bakmayı sürdürüyor. Al Majalla’ya konuşan Cerbua, “Annem ve babama yardım etmek için çocukluğumu, arkadaşlarımı ve eğitimimi feda ettim” ifadelerini kullandı.
Savaşta evlerini yitiren aile bir çadıra yerleşti; Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın mali yardımlarının kesilmesiyle birlikte artık hiçbir gelir kaynağı kalmadı. İyad artık gününü anne-babasına bakarak, ücretsiz su ve yiyecek arayarak geçiriyor. Eğitime ve bir şeyler okumaya vakit yok, tüm zaman aileye ve onların ihtiyaçlarına ayrılmış durumda. Zaman zaman çadırlarının çevresindeki yaşıtlarıyla oturup sohbet etme ya da oynama fırsatı bulabiliyor yalnızca.
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yemek almak için sıraya giren Filistinli mülteciler, 1 Nisan 2026 (AFP)
İyad'ın hikayesi savaşın Filistinli ailelerin üzerindeki etkisini yalnızca kayıp açısından değil, Gazzeli ailelerin içindeki rollerin nasıl yeniden dağıldığı açısından da gözler önüne seriyor. Çocuklar evin geçimini üstlenenlere, ergenler bakım verenlerle dönüştü. Kadınlar ve yaşlılar soykırımdan önce hayatlarının hiç olmadığı sorumlulukları omuzlamak zorunda kaldı. Artık çocukluk yaşla değil, üstlenilen sorumluluğun ağırlığıyla ölçülüyor.
Bitmeyen bir yokluk: Kayıplar
Olağan koşullarda ölüm ardında bir mezar bırakır. Sevdiklerinin ve dostlarının ziyaret edebileceği, nerede yattığına dair bir kesinlik sunan bir yer olur. Ancak kimliği belirsiz kayıp, ‘öldü mü, yoksa hayatta mı? Cesedi nerede? Defnedildi mi yoksa toprağa mı karıştı, yoksa köpekler mi yedi kuşlara mı yem oldu?’ gibi yanıtsız bir soruya yol açar.
Ahmet Ebu Avvad (15), geçtiğimiz yılın ağustos ayında Gazze Şeridi’nin güneyinde Han Yunus'un güneydoğusundaki Muraç Ekseni'ndeki yardım dağıtım bölgesine ailesi için yiyecek aramak üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi.
Annesi bugüne kadar oğlunun hayatta mı, esir mi, yoksa ölü mü olduğunu bilmiyor. Onun tarif ettiği gibi ‘ince yapılı bedenine’ ne olduğundan habersiz. Al Majalla’ya konuşan Ebu Avvad, “Bazen sadece bu bekleyişin sona ermesi için şehit olduğu haberini almak istiyorum. Beklemek insanı öldürüyor. Ona ne olduğuna dair hiçbir bilgi yok” ifadelerini kullandı.
Vefa Belur'un (21) hikayesi de pek farklı değil. 14 yaşındaki kardeşi Eşref 2023'teki soykırım savaşının ilk aylarında çıkıp bir daha geri dönmedi. Ardından büyük kardeşi Adnan (23) kaybolan kardeşini aramak için yola çıktı ve o da yok oldu.
Vefa, savaşın başında İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ndeki geniş kamp ve şehir bölgeleri için tahliye emirleri verdiğini, yoğun hava ve topçu bombardımanı altında ilk kardeşini yitirdiğini ve hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadığını anlatıyor. Bir yılı aşkın süre sonra bir arkadaşlarının onu Gazze’nin güneyinde gördüğünü bildirmesiyle büyük kardeşleri onu aramaya gitti ve o da bir daha dönmedi. Her ikisinin de İsrail ordusu tarafından esir alınıp alınmadığını, öldürülüp öldürülmediğini ya da cesetlerinin kimsesiz cenazeler arasında ya da başıboş köpeklere yahut kuşlara yem olarak bırakılıp bırakılmadığını bilmiyor.
Gazze Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın verilerine göre enkaz altında olmadığı düşünülen ancak akıbeti hâlâ bilinmeyen çocukların adı kayıplar listesinde yer alıyor. Aileleri ise yıllarca süren beklemeyi sona erdirecek her türlü bilginin peşinde. Çünkü savaşlarda acı yalnızca ölümle sınırlı değil. Kesinliğini yitiren ve izini takip etmenin artık imkânsız olduğu yoklukla devam eder.
Savaşlarda acı sadece ölümle sınırlı kalmaz, kesin bir sonuç bırakmayan yoklukla da devam eder.
Çadır vatana dönüşünce
Savaşın ilk aylarında Gazeliler yerinden edilmenin geçici olduğuna inansa da üç yılın ardından çadır binlerce aile için kalıcı bir ev hâline geldi. Barınma merkezlerinde dünyaya gelen çocuklar var. Çadırlarda doğup ilk günlerinden bu yana bir evin nasıl bir yer olduğunu hiç bilmeyenler de. Aileler tüm yaşamlarını birkaç metrekarelik bir alana sığdırmak zorunda kaldı. Yine de çadırların içinde hayat her şeye rağmen akıyor. Çocuklar dünyaya geliyor, mütevazı düğünler yapılıyor, aileler çocuklarına en azından geçici de olsa bir istikrar hissi yaşatacak günlük rutinler oluşturmaya çalışıyor.
Ramazan ayı boyunca Gazze Şeridi'nin merkezindeki El-Bureyc Mülteci Kampı’nda ihtiyaç sahibi ailelere yardım dağıtan Filistinli gönüllüler, 23 Şubat 2026 (Eyad Baba / AFP)
Üç yıllık soykırım sürecinde anne babalarının ya da kardeşlerinin anlattıklarından ev ve mahalle kavramını öğrenen tam bir nesil büyüdü. Yitirilen yalnızca barınak değildi. Yatak odası, pencereler, kapılar, oyuncaklar ve karyolalarla kuşatılmış küçük güvenli köşeler de kayboldu. Bunların yerini bir çadır, kum, birkaç örtü ve yatak aldı.
Yezin Ebu Abid, 2024 yılının mart ayında bir sahra hastanesindeki çadırda dünyaya geldi. Ertesi gün annesi Nura ile birlikte Han Yunus'un batısındaki el-Mevasi bölgesindeki yerinden edilmiş ailesinin çadırına taşındı. Aile, kentin doğusundaki Zanna bölgesindeki evini tahliye emirlerinin ardından terk etmek zorunda kalmıştı. Bölge ardından gelen yoğun bombalamalarla tamamen yerle bir edildi. Yezin kum, kumaş parçaları ve ‘banyo’ olarak adlandırılan köşesiyle çadırın tüm ayrıntıları içinde büyüdü. Mutfak ise çadırın yanına yerleştirilmiş bulaşık yıkamak için kullanılan bir kap ile yanı başındaki yemek pişirmek için ateş yakılan bir ocaktan ibaret.
Al Majalla’ya konuşan annesi şunları söyledi:
“Yezin yalnızca çadırı ve açlığı biliyor. Yakın zamanda meyvelerin girişine izin verildiğinde ürktü ve yanına yaklaşmak istemedi; çünkü çocukluğundan bu yana onlara alışkın değil. Söz ettiğimiz pek çok şeyi garip karşılıyor. Büyüyünce, eğer hâlâ çadırlarda yaşıyorsak, nasıl uyum sağlayacağını bilmiyorum.”
Gazze Hükümeti Medya Ofisi'nin haziran ayında yayımladığı açıklamaya göre soykırım ve tahribat sonucunda Gazze Şeridi'ndeki zarar gören konut birimlerinin sayısı yaklaşık 510 bine ulaştı. 335 bin bina ve konut birimi tamamen yıkılırken 75 bin bina ve konut birimi oturulamaz hale getirecek düzeyde hasar gördü. Veriler ayrıca 350 binden fazla Filistinli ailenin barınmaya ihtiyaç duyduğuna, binlerce Gazzeli aile için ise çadırların tek seçenek hâline geldiğine işaret ediyor.
Soykırım ve tahribatın sonucunda Gazze Şeridi'ndeki zarar gören konut birimlerinin sayısı yaklaşık 510 bine ulaştı. 335 bin bina ve konut birimi tamamen yıkılırken 75 bin bina ve konut birimi oturulamaz hale getirecek düzeyde hasar gördü.
Eğitim: Okulların çok ötesindeki kayıp
İnsanın hayatındaki kayıpların belki de en ağırı gözle görülemeyendir. Kısmen ya da tamamen tahrip edilen okullar, yıllar alsa da yeniden inşa edilebilir. Ancak öğrencilerin hayatından silinen eğitim yılları bir daha geri getirilemez.
Filistinli mülteciler, yemek pişirmek için yakıt olarak kullanmak üzere Gazze’deki İslam Üniversitesi’nin enkazından kitapları topluyor, 21 Mart 2025 (Omar al-Qattaa / AFP)
Sara Sa'da (15), savaş nedeniyle kapanan okulun yerine resmi koyduğunu anlatıyor. Yerinden edilmiş oldukları çadırda kendine küçük bir resim köşesi ayırdı ve tablolarını yaşadıklarını ve yaşamaya devam ettiklerini belgelemek için bir araca dönüştürdü. Yıkılmış evleri, su kuyruklarını, yerinden edilmiş insanları ve birkaç ay önce bir yardım dağıtım noktasında üzerine sıcak yemek dökülerek yanan çocuğu resimlerine taşıdı.
Al Majalla’ya konuşan Sara, “Halkımın sesini dünyaya ulaştırmaya çalışıyorum” dedi. Sara için resim artık bir hobi değil. Eğitimden ve istikrardan yoksun bırakılmış bir neslin belleğini koruma ve deneyimini aktarma yoluna dönüştü.
Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun raporu, yalnızca savaş sürecindeki ihlalleri tanımlamakla yetinmeyip çocuklar, aileler ve toplumsal yapı üzerindeki uzun vadeli etkilere dikkati çektiği için ayrı bir önem taşıyor.
Birkaç ay önce çadırlar içinde gençlerden oluşan bir grubun yürüttüğü eğitim girişimine katılmayı başardı. Burada kaçırdığı eğitim yıllarını telafi etmek ve uzaktan eğitim sistemine dahil olmak için ders görüyor, fakat “Mesele kolay değil, internete ve elektriğe ihtiyacımız var, bunlar her zaman mevcut değil, ama çabalıyoruz" diyor.
Yaklaşık on ay önce ateşkes ilan edilmesine karşın savaşın sürmesiyle birlikte sonuçları artık yalnızca bedensel değil, ruhsal sağlığı da derinden etkiliyor. Saha raporları Gazze Şeridi'nde psikolojik destek hizmetlerine başvuruların giderek arttığına işaret ederken çocuklar arasında kabuslar, ani seslerden ürküntü, konsantrasyon güçlükleri ve idrar kaçırma gibi belirtilerin yaygınlaştığı görülüyor.
Uzmanlar söz konusu raporlarda bu artışı travmaların birikmesinin doğal bir sonucu olarak tanımladı. Psikolojik sağlık hizmetlerine duyulan ihtiyacın bu alanda çalışan kurumların karşılayabileceğinin çok üstüne çıktığını vurguladı. BM’nin geçtiğimiz mayıs ayında bir raporunda Gazze'deki çocukların süregelen yerinden edilme, eğitimin çöküşü ve temel hizmetlerin azalması karşısında dünyanın en ağır insani ve psikolojik krizlerinden biriyle yüzleştiği uyarısında bulundu. Savaşın psikolojik izlerinin çatışma dursa bile yıllarca sürebileceğinin de altını çizdi.
Savaştan önce ve sonra
Savaşlar çoğunlukla kayıp sayısıyla ya da yıkılan binaların büyüklüğüyle ölçülür. Ancak üç yıldır süregelen İsrail soykırımı göz önüne alındığında kayıp bunun çok daha ötesinde bir derinlik taşıyor. Çünkü iş hayatına erken sürüklenen Mahmud ve Vasim çocukluklarının yıllarını kolay kolay geri kazanamayacak. Anne-babalarına bakan İyad ile Rehef sanki hiçbir şey olmamış gibi okul sıralarına dönemeyecek. Ahmet'in annesi ve kayıplarından haber bekleyen tüm anneler, dünyanın geri kalanından farklı bir zamanda yaşıyor. Yokluğun başladığı an üzerinde donup kalmış bir zamanda. Bu nedenle beklenen yeniden yapılanma yalnızca enkaz kaldırma ve ev inşa etme süreci değil, insani dokusunun emsalsiz bir baskıya maruz kaldığı bir toplumu yeniden kurma girişimi olarak değerlendirilebilir.
İsrail saldırılarının ardından Gazze Şeridi orta kesimlerindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nda bir evin enkazı arasında oturup kitap okuyan Filistinli bir çocuk, 29 Nisan 2025 (Eyad Baba / AFP)
Bu noktada Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun raporu, yalnızca savaş sürecindeki ihlalleri tanımlamakla kalmayıp çocuklar, aileler ve toplumsal yapı üzerindeki uzun vadeli etkilere dikkat çektiği için ayrı bir önem kazanıyor. Ancak Gazze'deki günlük hikayeler rapor ve kuru istatistiklerin çok ötesine geçen bir gerçeği gözler önüne seriyor: Savaşın artık hayatın kendisinin içinde inşa edildiği bir çerçeveye dönüştüğünü, sorumlulukların, hayallerin ve aile ilişkilerinin kayıp ile yerinden edilmenin ağırlığı altında nasıl köklü bir dönüşüm geçirdiğini ortaya koyuyor.
Muhammed Gabun ve enkaz altındaki aile bireylerinin bulunmasını bekleyen tüm insanlar için geriye kalan kemikler yarın, haftalar sonra ya da belki aylarca sonra ortaya çıkabilir. Ancak bu, savaş öncesi ve sonrası olarak hayatlarının ikiye bölündüğü zamanı geri getirmeyecek. İki zaman diliminin arasında değişen yalnızca mekânın şekli ve dokusu değil, insanın kendisi de değişti.
Macron'un Şam'daki konaklama yerine yakın bölgede iki patlama... Elysee: Macron güvendehttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5293136-macronun-%C5%9Famdaki-konaklama-yerine-yak%C4%B1n-b%C3%B6lgede-iki-patlama-elysee-macron
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)
Macron'un Şam'daki konaklama yerine yakın bölgede iki patlama... Elysee: Macron güvende
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, salı günü Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından Halk Sarayı'nda kabul edildi. Görüşme öncesinde Macron'un geceyi geçirdiği Four Seasons Oteli yakınlarında iki patlama meydana gelirken, Suriye İçişleri Bakanlığı patlamaların el yapımı iki bombadan kaynaklandığını açıkladı.
Fransa Cumhurbaşkanlığı ise Macron'un "güvende olduğunu ve Suriye ziyaretini planlandığı şekilde sürdürdüğünü" duyurdu.
Macron'un patlamalardan önce otelden ayrıldığı ve şu anda Halk Sarayı'nda bulunduğu belirtildi. Fransız Cumhurbaşkanlığı'na göre iki lider, iki ülkenin heyetlerinin katıldığı geniş kapsamlı bir toplantı gerçekleştiriyor. Bu toplantının ardından Macron ile Şara'nın baş başa görüşmesi bekleniyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, bugün Halk Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşıladı. (AFP)
Suriye İçişleri Bakanlığı, salı günü Şam'ın merkezinde bir çöp konteyneri ile yol kenarına park edilmiş bir araca yerleştirilen iki el yapımı bombanın patlaması sonucu en az 18 kişinin yaralandığını açıkladı.
Bakanlık açıklamasında, yaralılar arasında dört polis memurunun da bulunduğu belirtilirken, ilk bombanın park halindeki bir araca, ikinci bombanın ise çöp konteynerine yerleştirildiği ifade edildi.
Söz konusu patlamalar, cuma günü Şam'da Adliye Sarayı yakınındaki bir kafede meydana gelen ve 10 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından yaşandı.
Macron, pazartesi günü başladığı Şam ziyaretiyle, Aralık 2024'te Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana Suriye'yi ziyaret eden ilk büyük Batılı ülke lideri olmuştu.
Macron'un bugün Şara ile gerçekleştirdiği görüşmelerde, savaşın yıkıma uğrattığı Suriye'nin yeniden inşası ele alınacak. Fransız liderin ayrıca Suriye'nin birliği ve çoğulcu yapısı konusundaki mesajını yinelemesi bekleniyor.
Şam ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin önünde Fransız bayrağı sallayan kişiler. (AFP)
13 yılı aşkın süren savaşın ekonomiyi ağır şekilde tahrip etmesi ve ülkeyi bölgesel ile uluslararası alanda izole etmesinin ardından Suriye, Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi'nden araştırmacı Arthur Quesnay'in ifadesiyle, "Avrupa Birliği açısından Doğu'ya açılan bir kapı olarak yeniden konumlanmayı" hedefliyor.
Bu kapsamda Irak ve Körfez ülkelerine uzanan alternatif bağlantılarla birlikte deniz ve kara ulaşım koridorlarının geliştirilmesi planlanıyor.
Macron'a ziyaretinde Fransa'nın önde gelen şirketlerinin üst düzey yöneticileri de eşlik ediyor. Heyette, CMA CGM Yönetim Kurulu Başkanı Rodolphe Saadé ile TotalEnergies Üst Yöneticisi (CEO) Patrick Pouyanné de yer alıyor.
Şam'da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınında güvenlik güçleri nöbet tutuyor. (AFP)
Taraflar arasında çok sayıda anlaşmanın imzalanması beklenirken, Fransız yatırımcıların mevcut koşullar nedeniyle temkinli tutumunu sürdürdüğü belirtiliyor.
Macron, salı günkü programına sivil toplum temsilcileriyle bir araya gelerek başladı. Ardından Halk Sarayı'nda Ahmed Şara ile resmi görüşmelere geçen Fransız liderin programında, "Suriye'nin yeniden inşası ve stratejik ulaşım koridorları" konulu bir ekonomi forumuna katılması da bulunuyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ise pazartesi akşamı BFM TV'ye verdiği röportajda, ülkesinde "çok büyük bir yatırım fırsatı" bulunduğunu söyledi.
Şara, Fransa'nın turizm, tarım ve sanayi gibi alanlardaki altyapının yeniden inşasına katkı sağlayacağını umduğunu belirterek, Suriye'nin Avrupa merkezli uçak üreticisi Airbus'tan sekiz uçak alımını kapsayan büyük bir sözleşme üzerinde çalıştığını ifade etti.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, dün Şam'daki Emevi Camii ziyaretinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a eşlik etti. (AFP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة