Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölgedeki can kaybı derin endişe yaratıyor

Brende: Bu yılki yıllık toplantıya ‘Filistinli, Arap, İsrailli, ABD’li ve Avrupalılar da dahil olmak üzere kilit paydaşlar’ katılacak

WEF Başkanı Borge Brende (EPA)
WEF Başkanı Borge Brende (EPA)
TT

Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Bölgedeki can kaybı derin endişe yaratıyor

WEF Başkanı Borge Brende (EPA)
WEF Başkanı Borge Brende (EPA)

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Başkanı Borge Brende, forumun 54. oturumunun, son yıllarda yaşanan en karmaşık jeopolitik ve ekonomik süreç ışığında düzenlendiğini bildirdi.

Bu süreç, İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen foruma ‘Güvenin Yeniden İnşası’ sloganı verilmesine engel olmasa da Gazze ve Ukrayna’daki savaşlar, dünya çapında 2 bin 500 yetkilinin katıldığı görüşmelere ağır gölge düşürdü.

Şarku’l Avsat’a özel röportaj veren WEF Başkanı Brende, bazılarının aşırı iyimser bulduğu bir sloganı savunarak, ‘güvenin yeniden inşasını’ uluslararası işbirliğini güçlendirmenin vazgeçilmez bir koşulu olarak değerlendirdi.

İsrail’in Gazze’deki savaşında kurbanların sayısı 3 ayda 23 bini aşarken ve bölge son yılların en kötü askeri gerilimlerine tanık olurken, forum yıllık toplantısını gerçekleştiriyor.

2013-2017 yılları arasında Norveç Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Brende, “Bölgedeki can kaybı derin endişe verici” dedi.

Rusya işgalinin üçüncü yılına yaklaştığı bir dönemde, forum oturumlarının büyük bir kısmı Ukrayna’daki savaşı sonlandırmanın yollarını tartışmaya ayrılacak.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, son iki yıldır Davos toplantılarına video konferans aracılığıyla katılırken, bu yıl ilk kez şahsen forumun faaliyetlerinde yer alacak.

Brende, forumun Rusya’nın katılımını reddetme yönündeki tutumunu yineledi.

Ancak, Rusya uluslararası hukuka, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve Birleşmiş Milletler Şartı’na uygun hale geldiğinde, Moskova delegasyonunun geri dönüşünü memnuniyetle karşılayacaklarını söyledi.

Brende’nin Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda öne çıkan kısımlar şunlar:

Aşırı iyimserlik mi?

Bugün dünyadaki jeopolitik durumun zorluğunu kabul etmesine rağmen Brende, bu yılki foruma ‘Güveni Yeniden İnşa Etme’ sloganı verilmesini şu ifadelerle değerlendirdi:

“Zayıf bir ekonomi, kötüleşen küresel güvenlik, siber saldırılar ve gelecekteki salgınlar da dahil olmak üzere günümüzün en acil sorunları. Bu sorunlar ancak küresel işbirliğiyle çözülebilir. Güvenin yeniden inşası, bu işbirliğini güçlendirmek için hayati bir unsur.”

Temkinli bir iyimserlikle devam eden Brende, “Neyse ki, bugün yaşadığımız karmaşık ve çoğu zaman çekişmeli jeopolitik bağlamda bile işbirliğinin mümkün olduğunu biliyoruz” dedi.

WEF Başkanı, forumun yakın zamanda başlattığı ve küresel işbirliğini değerlendiren küresel işbirliği ölçeğine dikkat çekti.

İşbirliğinin, olumsuz rüzgarlara rağmen öncelikle iklim ve doğa sorunlarının yanı sıra ticaret ve sermaye akışı üzerinde gerçekleştiğinin tespit edildiğini söyledi.

Brende, “Bunun anlamı, başka yerlerde uyum olmamasına rağmen liderlerin belirli alanlarda ortak çıkarları ilerletmek için işbirliği ve rekabeti dengeleyebilmeleridir” diye ekledi.

Ortadoğu’da çatışma

İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş, Gazze nüfusunun yüzde 85’inin yerinden edilmesine, en az 23 binden fazla insanın ölümüne ve büyük yıkıma neden oldu.

Birleşmiş Milletler (BM) ve Arap ülkelerinin Gazze’de derhal ateşkes sağlanması yönündeki çağrıları artarken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti ise ‘Hamas hareketini ortadan kaldırmayı’ amaçladığı savaşı sürdürmeye kararlı.

Brende, bölgenin onlarca yıldır tanık olduğu en kötü gerilime ilişkin şu yorumu yaptı:

“Bölgedeki can kaybı son derece endişe verici. Forumun uzun süredir her iki taraftaki paydaşların barışa ve iki devletli çözüme giden yollar üzerinde müzakere yapması için bir platform görevi gördüğünü söyleyerek başlayacağım. Güvenilir ve yapıcı bir rol oynamayı arzuladığımız için bu, ciddiye aldığımız bir tarihtir.”

Brende, bu yılki yıllık toplantıya ‘Filistinli, Arap, İsrailli, ABD’li ve Avrupalılar da dahil olmak üzere kilit paydaşların’ katılacağını belirtti.

WEF Başkanı, “Acil ve uzun vadede güvenlik, siyasi ve insani çözümlere ulaşmak için neler yapılması gerektiği konusunda kapsamlı tartışmaların yapılmasını bekliyoruz” dedi.

Ukrayna’da savaş

Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgaline yanıt olarak Forum, Rusya’yı Davos davetlileri listesinden çıkardı.

Brende, ‘Forum, savaşı sona erdirmenin yollarını arama çabalarına rağmen Rusya konusundaki kararına bağlı kalıyor mu?’ sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“İki hafta önce, yılın başında, savaşın başlangıcından bu yana Kiev ve Harkov’a yönelik en ağır füze saldırıları da dahil, yeni bir Rus hava bombardımanına tanık olduk. Savaş, başlangıcından bu yana 6 milyondan fazla mülteciye neden olurken, Ukrayna’daki birçok topluluk da derin fiziksel ve psikolojik hasarla karşı karşıya kaldı. Forum, Rusya bir kez daha uluslararası hukuka, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve Birleşmiş Milletler Şartı’na uygun hale geldiğinde, Moskova delegasyonunun geri dönüşünü memnuniyetle karşılayacaktır.”

İsviçre hükümeti, 70’ten fazla üst düzey ulusal güvenlik danışmanının barış formülünü tartışmak üzere katıldığı WEF’in başlamasının arifesinde, Davos’ta görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Brende, söz konusu görüşmelere ilişkin şunları söyledi:

“Bu toplantı, Devlet Başkanı Zelenskiy’nin ilk kez 2022’de Bali’deki G20 zirvesinde ana hatlarını çizdiği, Ukrayna’nın 10 maddelik barış formülünü ilerletmeye yönelik bir dizi tartışmanın dördüncüsüydü. Forumun yıllık toplantısı aynı zamanda, ülkenin uzun vadeli yeniden inşasında küresel kamu ve özel sektör liderlerinin etkili bir rolünü belirlemek amacıyla, Ukrayna Devlet Başkanı ile 70’den fazla yönetici ve çok taraflı kalkınma topluluğu arasında bir diyaloğa da ev sahipliği yapacak.”

Kutuplaşma ve yapay zekanın zorlukları

Bu yıl dünya nüfusunun neredeyse yarısı yerel ve yasama seçimlerine katılacak.

Toplumların içi ve arasında siyasi kutuplaşma yoğunlaşırken, dezenformasyonun hızlı ve benzeri görülmemiş bir şekilde yayılması da körükleniyor.

Brende, “Milyarlarca insan sandık başına giderken, kurumlara olan güven tüm zamanların en düşük seviyesinde. Aynı şekilde dezenformasyon ve yanlış bilgilendirme riski de tüm zamanların en yüksek seviyesinde” dedi.

Forum tarafından geçen hafta yayınlanan Küresel Riskler Raporu, yanlış bilgi ve dezenformasyonu kısa vadede dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük risk olarak sıraladı.

Brende konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Teknolojideki ve özellikle yapay zekadaki hızlı ilerleme, demokratik sürece olan güveni baltalamak ve yeni seçilmiş hükümetleri istikrarsızlaştırmak için kullanılabileceğinden bu endişeleri daha da artırıyor. Bu nedenle yıllık toplantı, paydaşların dezenformasyonu ele almak ve yeni teknolojilerin risklerini azaltmak için nasıl işbirliği yapabileceğine dair tartışmalar içeriyor.”

Aşırı sağın yükselişi

Avrupa ülkeleri, aşırı sağın yükselişinde bir hızlanmaya tanık oluyor ve bu, bazı ülkelerdeki yerel ve yasama seçimleriyle daha da güçlendirilebilir.

Bu bağlamda Brende, kutuplaşma ve aşırılığın endişe kaynağı oluşturduğunu vurgulayarak, şu ifadelerle devam etti:

“Dünya çapındaki liderlerin, ortak küresel zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışması gerekiyor. Küresel ekonomi kırılgan. Büyümenin de bu yıl yüzde 2,9’a kadar yavaşlaması bekleniyor. Daha da endişe verici olan ise şiddetli çatışmaların İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyelere ulaşması. Bu sorunları çözebilmemizin tek yolu, her konuda fikir birliğine varmasalar bile liderlerin bir araya gelmesidir.”

Yoksulluğun artması

Birleşmiş Milletler (BM), 110 ülkede yaşayan 1,1 milyar insanın aşırı yoksullukla karşı karşıya olduğu konusunda uyardı.

Dünyadaki her altı yoksul insandan yaklaşık beşi, Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’da yaşıyor.

Ancak Brende, son otuz yılda küresel yoksulluk oranının dikkate değer düzeylerde azaldığını söyleyerek, şöyle devam etti:

“1990’da yaklaşık yüzde 37 iken bugün yüzde 10’un altına indi. Hindistan önemli bir düşüş yaşadı. Ülkede sadece 15 yıl içinde 400 milyondan fazla insan yoksulluktan kurtulmayı başardı. Çin ve Endonezya da muazzam bir gelişme kaydetti.”

Mevcut jeopolitik gerilimlerin kazanımları tehdit ettiğine vurgu yapan Brende, açıklamasına şöyle devam etti:

“Açlıkla karşı karşıya kalan insan sayısı 2022’de hızla artarak 735 milyonun üzerine çıktı. Neyse ki gıda fiyatları 2022’deki yükselişinden bu yana düşmeye başladı, ancak hala tarihi standartlara göre yüksek.”

Brende, liderlerin istihdam yaratmak, sağlık sorunlarını ele almak ve jeopolitik şokların yürütülen çabaları sekteye uğratmasını önlemek gibi, çok boyutlu yoksulluğu azaltma adımlarına öncelik vermeye devam etmesi gerektiğini belirtti.

WEF Başkanı, “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin ilk hedefine, yani 2030 yılına kadar her yerde aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılmasına ulaşabilmemizin tek yolu bu” diye ekledi.

İklim değişikliğiyle mücadele

Forum, oturumların önemli bir bölümünü iklim değişikliğiyle mücadele çabalarına ayırıyor.

Yıllık toplantının, COP28 konferansının ivmesine ve sonuçlarına bağlı olacağını söyleyen Brende, şöyle devam etti:

“Örneğin, İklim Eylemi İçin Yüksek Hedefli Çok Düzeyli Ortaklıklar Koalisyonu, net sıfır karbona ulaşmaya kendini adamıştır. İlk Hareket Edenler Koalisyonu ise hafifletilmesi zor olan sekiz sektördeki emisyonların azaltılmasına odaklanıyor. Endüstriyel Grupları Dönüştürme girişimimiz, karbon nötrlüğü elde etmek için sektöre özel yolları hedefliyor.”

Bölgeyle işbirliğinin derinleştirilmesi

Ekonomik Forum, bölgesel toplantılar ve Dördüncü Sanayi Devrimi merkezleri aracılığıyla Ortadoğu bölgesindeki varlığını güçlendirmek için yıllardır çalışıyor.

Brende, Davos’un bölgedeki geleceğine ilişkin bir soruya ise şu yanıtı verdi:

“Forum, girişimler geliştirerek ve aktörleri bir araya getirerek Ortadoğu bölgesiyle derinden ilgileniyor. Üst düzey yöneticileri bir araya getiren MENA Sürdürülebilirlik Liderleri İttifakı, bölgedeki karbondan arındırma ve kurumsal sürdürülebilirlik uygulamalarına odaklanıyor.”

Forum bunlara ek olarak, teknoloji yönetişimi ve ekonomik çeşitlendirme konularında kamu ve özel sektöre yönelik çözümler geliştiren Dördüncü Sanayi Devrimi için merkezler açmak amacıyla Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar da dahil olmak üzere bölgedeki hükümetlerle birlikte çalışıyor.



IMF: Petrol dışı faaliyetler, Suudi ekonomisinin dalgalanmalara karşı dayanıklılığını artırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
TT

IMF: Petrol dışı faaliyetler, Suudi ekonomisinin dalgalanmalara karşı dayanıklılığını artırıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Suudi Arabistan ekonomisine ilişkin öngörüleri, bölgesel huzursuzlukların enerji üretimi, ticaret ve tedarik zincirleri üzerinde yarattığı baskılara rağmen iyileşme ve büyüme açısından olumlu bir tabloya işaret etti. Krallığın gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) 2026 yılında petrol ve doğal gaz sektöründeki yavaşlamadan etkilenmesi beklenirken, petrol dışı faaliyetlerin daha dayanıklı bir seyir izlediği belirtildi. Ekonominin, enerji üretiminin kademeli olarak normale dönmesi ve ticaret koşullarının iyileşmesiyle birlikte 2027 yılında güçlü bir toparlanma kaydetmesi öngörülüyor.

IMF tarafından Ekim 2026’da yayımlanan Bölgesel Ekonomik Görünüm raporunda Suudi Arabistan; Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan bölgesinin, çatışmaların yanı sıra küresel ticaret ve enerji arzındaki aksamalarla mücadele ettiği bir dönemde öne çıkan ana ekonomiler arasında gösterildi.

Büyümede geçici bir gerileme ve petrol dışı faaliyetlerin dayanıklılığı

Rapor, bölgesel enerji üretimi, deniz taşımacılığı ve özellikle Hürmüz ile Babu’l Mendeb boğazlarıyla bağlantılı tedarik zincirlerini etkileyen aksamalar neticesinde hidrokarbon sektörünün ilk yarıda gerilemesine bağlı olarak, Suudi Arabistan’ın reel GSYİH’sinin 2026 yılında yüzde 3,3 oranında küçüleceğini öngörüyor.

Buna karşılık, Krallık’taki petrol dışı faaliyetlerin, yatırım ivmesinin sürdürülmesi ve Vizyon 2030 kapsamındaki ekonomik çeşitlendirme programlarının desteğiyle enerji sektörlerine kıyasla daha dirençli bir seyir izlediği ve görece daha iyi bir performans sergilediği kaydedildi.

Turizm sektöründe ise Suudi Arabistan, bölgesel gerilimlerden doğrudan etkilenen diğer ülkelere kıyasla otel doluluk oranlarında en düşük düşüşü kaydederek, mevcut şartlar altında turizm hizmetleri hareketliliğini koruma konusunda nispi bir başarı ortaya koydu.

2027’de güçlü bir toparlanma bekleniyor

2026 yılında beklenen küçülmeye rağmen IMF, Suudi Arabistan ekonomisinin bir sonraki yıl güçlü bir toparlanma kaydetmesini ve reel GSYİH’sinin 2027 yılında yüzde 7,9 oranında büyümesini öngörüyor.

Söz konusu toparlanmanın; enerji üretiminin kademeli olarak normal seviyelerine dönmesi, güvenlik ve ticaret koşullarının istikrara kavuşması ve küresel tedarik zinciri akışının iyileşmesiyle bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Raporun orta vadeli öngörülerinde ise Krallık’ın reel GSYİH büyümesinin 2031 yılı itibarıyla yüzde 3,6 civarında dengeleneceği ve mevcut dönemde beklenen dalgalanmaların ardından ekonominin daha istikrarlı bir büyüme patikasına gireceği belirtiliyor.

Enflasyon ve para politikası

Suudi Arabistan’da ortalama enflasyonun 2026 yılında yüzde 2,7 civarında gerçekleşmesi, takip eden yıllarda ise yüzde 2 seviyesinde istikrar kazanması bekleniyor.

Sübvansiyonlar, fiyat kontrolleri ve mali disiplini içeren etkenler, enflasyonist baskıların dizginlenmesine ve bölgedeki birçok ekonomiye kıyasla fiyatların görece istikrarlı seyretmesine katkı sağladı.

Para politikası tarafında ise Suudi Arabistan Merkez Bankası yetkililerinin de aralarında bulunduğu Körfez ülkeleri merkez bankaları, finansal piyasaların istikrarını desteklemek ve olası enflasyonist baskıları sınırlamak amacıyla ABD Merkez Bankası’nın (FED) hamleleriyle uyumlu adımlar attı.

Mali esneklik ve şokları absorbe etme kapasitesi

2026 yılında Suudi Arabistan’ın mali politikası; altyapının geliştirilmesi, harcama verimliliğinin artırılması ve uzun vadeli yapısal reformların desteklenmesi dahil olmak üzere harcamaların stratejik önceliklere yönlendirilmesine imkan tanıyacak şekilde, disiplin ve ihtiyatla nitelendiriliyor.

Rapora göre Krallık, bölgesel huzursuzluk sürecine, cari denge ve resmi rezervler üzerinde oluşabilecek geçici şokların emilmesine yardımcı olan konforlu rezervler ve mali pozisyonlarla girdi.

Bölgesel ve küresel ölçekte belirsizliklerin arttığı bir dönemde söz konusu mali marjlar, ekonomik önceliklere yatırım yapılmaya devam edilirken dalgalanmalara karşı direncin artırılması açısından kritik önem taşıyor.

Yapay zekâ

Teknoloji ve yapay zekâya yapılan yatırımlar, Suudi Arabistan’ın diğer Körfez ülkeleriyle birlikte varlığını genişletmeye çalıştığı alanlardan birini oluşturuyor. Rapor, yapay zekâ altyapısına ve veri merkezlerine yönelik açıklanan ve raporda yer alan verilere göre GSYİH’nin yüzde 5’ini aşan yatırımlara dikkat çekerken, bu yatırımların orta vadede verimliliği ve büyümeyi artırmasının beklendiğini belirtiyor.

Aynı zamanda yapısal reformlar; iş gücü piyasalarının esnekliğinin artırılması, beşerî sermayeye yatırım yapılması ve petrol dışı ihracatın çeşitlendirilmesi yoluyla ekonominin dış şoklara karşı direncini artırmada önemli bir unsur olmayı sürdürüyor.

Rapor ayrıca, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin son yirmi yılda mal ihracatını çeşitlendirme konusunda kaydettiği ilerlemeye işaret ederek, üretim ile ticaret tabanını genişletmeye ve geleneksel gelir kaynaklarına olan bağımlılığı azaltmaya yönelik çabaların sürdürülmesinin önemini vurguluyor.

Söz konusu eğilimler bir arada değerlendirildiğinde; ekonomik çeşitlendirmenin ve yeni sektörlere yapılan yatırımların, Suudi Arabistan’ın mevcut huzursuzlukların etkilerini aşma ve orta vadeli büyüme beklentilerini koruma kapasitesini desteklemedeki kritik rolünü ortaya koyuyor.


Enflasyon endişelerinin artmasıyla altın bir haftayı aşkın sürenin en düşük seviyesine geriledi

Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
TT

Enflasyon endişelerinin artmasıyla altın bir haftayı aşkın sürenin en düşük seviyesine geriledi

Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)

Petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini artırması ve faizlerin daha uzun süre yüksek kalacağı beklentisini güçlendirmesiyle altın fiyatları bugün %1’in üzerinde geriledi. Yatırımcılar, para politikasının gelecekteki seyrine ilişkin ipuçları için gelecek hafta yapılacak ABD Merkez Bankası (FED) toplantısını bekliyor.

Spot altın, %1,1 düşüşle ons başına 4 bin 094,90 dolara gerileyerek 14 Ekim’den bu yana en düşük seviyesini gördü. Aralık vadeli ABD altın kontratları da yüzde 0,9 değer kaybederek ons başına 4 bin 111,40 dolara indi.

Oanda’nın kıdemli piyasa analisti Kelvin Wong, petrol fiyatlarındaki yükselişin devam etmesinin enflasyon beklentilerini artırabileceğini, bunun da faizlerin daha uzun süre yüksek kalması ihtimalini güçlendirerek altın fiyatları üzerinde baskı oluşturabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Büyük ölçüde enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan yüksek enflasyonun sürmesi, para politikasının sıkılaştırılması yönündeki gerekçeleri güçlendirse de FED yetkililerinin şimdilik temkinli davranması bekleniyor.

CME Group’un FedWatch aracına göre piyasalar, Fed’in 27-28 Ekim’deki para politikası toplantısında faiz artırma ihtimalini yüzde 16 olarak fiyatlıyor. Aralık ayında faiz artırımı yapılması ihtimali ise yüzde 90 olarak öngörülüyor.

Piyasalar ayrıca gelecek hafta açıklanacak kişisel tüketim harcamaları (PCE) verilerini bekliyor. FED’in % 2’lik enflasyon hedefine ulaşma çabaları kapsamında yakından takip ettiği PCE endeksi, enflasyonun seyrine ilişkin önemli göstergeler arasında yer alıyor.

Wong, yatırımcıların kısa ve uzun vadede faizlerin yüksek kalmasını beklediğini belirterek, getiri sağlamayan altını elde tutmanın alternatif maliyetinin yükselmesinin değerli metalin cazibesini azalttığını ifade etti.

Reuters teknik analisti Wang Tao ise teknik analiz modeline göre spot altının ons başına 4.073 dolar seviyesini test edebileceğini belirtti. Bu seviye, altının 14 Ekim’de gördüğü en düşük düzey olarak öne çıkıyor. Tao, yukarı yönlü hareketlerde 4.135 dolar seviyesinin direnç oluşturduğunu, bu seviyenin aşılması durumunda fiyatların 4.150-4.169 dolar aralığına yükselebileceğini kaydetti.

Diğer değerli metallerde de düşüş görüldü. Spot gümüş % 2,6 gerileyerek ons başına 56,44 dolara, platin % 2,1 düşüşle bin 594,25 dolara, paladyum ise %2,6 kayıpla ons başına bin 059,05 dolara indi.


Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?
TT

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Yapay zekâya ilişkin endişelerin teknoloji hisseleri üzerinde baskı oluşturması, İran savaşının devam etmesi ve enerji fiyatları üzerindeki baskının sürmesi, ayrıca kamu borçlarının yükselmesine ilişkin kaygıların artmasıyla güvenli liman olarak görülen varlıklara talep giderek artıyor.

Bununla birlikte, geleneksel güvenli limanlar bu yıl yatırımcıların beklediği performansı sergileyemedi. İran savaşının başlamasının ardından altın fiyatları geriledi. Yatırımcılar, diğer piyasalardaki kayıplarını telafi etmek amacıyla daha önce güçlü kazançlar elde etmiş oldukları varlıklarını nakde çevirdi. Dünyanın en güvenli varlıkları arasında kabul edilen devlet tahvillerinde de sert dalgalanmalar yaşanıyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre mevcut koşullarda öne çıkan başlıca güvenli limanların performansı şöyle:

1. Dolar: Güvenli liman cazibesi ile geleceğe ilişkin kaygılar arasında

Geçen yıl ABD varlıklarında yaşanan satış dalgasının aksine dolar, İran savaşının başlamasından bu yana değer kazandı. Şubat ayının sonlarından itibaren yaklaşık yüzde 4 yükselen dolar, küresel çalkantı dönemlerinde yatırımcıların yöneldiği güvenli liman olma konumunu güçlendirdi.

ABD ekonomisinin dayanıklılığı, yüksek faiz oranları ve ülkenin enerji ihracatçısı konumu da doları destekleyen unsurlar arasında yer aldı.

Bununla birlikte, doların uzun vadede güvenli liman statüsünü koruyabileceğine ilişkin şüpheleri besleyen etkenler varlığını sürdürüyor. Bunların başında ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon doları aşması ve ekonomi politikalarına ilişkin belirsizlikler geliyor.

Ayrıca dolar, teknoloji hisselerinde yaşanabilecek yeni bir satış dalgasından da etkilenebilir. Zira ABD para birimi, yapay zekâ yatırımlarındaki patlamaya yönelik iyimserliğin etkisiyle ABD hisse senetlerine yönelen rekor düzeydeki sermaye akışından yararlandı.

Société Générale’in döviz stratejisi başuzmanı Kit Juckes, doların yükseliş döngüsünün son aşamalarına yaklaşmış olabileceğini belirtti.

k7u
Dolar banknotları (Reuters)

Juckes, “Doların daha fazla yükselmesi için fazla alan kalmadı” dedi. Bununla birlikte, mevcut koşullarda doların kalıcı biçimde değer kaybedeceğine yönelik bir pozisyon almanın da zor olduğunu vurguladı.

Juckes, “Küresel ölçekte öne çıkan temel mesele, doların bir petrol para birimi olması. Şu anda bir enerji krizinin içindeyiz” ifadelerini kullandı.

2. Avrupa’daki çalkantılar İsviçre frangının cazibesini artırıyor

Fransa’daki gelişmelerin ardından tahvil piyasalarında yaşanan dalgalanmalardan çıkarılan en önemli derslerden biri, Avrupa’da çalkantıların yaşandığı dönemlerde İsviçre frangının yatırımcıların başlıca güvenli limanlarından biri olmayı sürdürmesi oldu.

İsviçre frangı, ekim ayının başından bu yana euro karşısında yüzde 2’den fazla değer kazandı. Böylece para birimi, 2023 yılının sonlarından bu yana en güçlü aylık kazancını kaydetmeye yaklaştı.

ABN AMRO’nun döviz ve petrol stratejisi başuzmanı Georgette Boele, “Fransa’nın kamu maliyesine ilişkin kaygılar ile Fransa ve İspanya’daki seçimlere bağlı belirsizlikler İsviçre frangını destekledi” dedi.

Boele, yatırımcıların artık getiri amaçlı işlemlerde finansman sağlamak için İsviçre frangını kullanmaya daha az istekli olduğunu belirtti. Yatırımcıların, güvenli liman özellikleri taşıyan bir para biriminin değer kaybına yönelik pozisyon almaktan kaçınmayı tercih ettiğini ifade etti.

İsviçre’de faiz oranlarının yüzde sıfır seviyesinde olması, frangı getiri amaçlı işlemler açısından cazip kılıyor. Bu işlemlerde yatırımcılar, düşük faizli bir para birimi üzerinden borçlanarak başka piyasalardaki daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapıyor.

Analistler, yapay zekâya ilişkin endişelerin de yatırımcıların piyasa risklerine karşı daha temkinli davranmasına yol açarak İsviçre frangının cazibesini artırabileceğini düşünüyor.

3. Alman tahvilleri görece güvenli liman olarak öne çıkıyor

Kamu maliyesine ilişkin kaygılar, devlet tahvillerinin güvenli liman niteliğini zayıflattı. ABD ve Japonya’da borçlanma maliyetleri yakın zamanda son yılların en yüksek seviyelerine ulaştı.

Ancak teknoloji sektörüne ilişkin endişelerin tetiklediği hisse senedi satışları, tahvillere yönelik talebin bir bölümünü yeniden canlandırdı.

Bu süreçte dikkat çekici bir gelişme yaşandı. ABD ve Fransa’nın 10 yıllık tahvil getirileri bu ayın başlarında son 24 yılın en yüksek seviyelerine çıkarken, Alman tahvillerinin getirileri geriledi ve fiyatları yükseldi.

j8
Kahire’de altın külçelerini taşıyan Mısırlı bir kuyumcu (Reuters)

Yatırımcılar bu ayrışmayı, en yüksek kredi notu olan AAA’ya sahip Alman tahvillerinin büyük ekonomiler arasında güvenli liman konumunu koruduğunun açık bir göstergesi olarak değerlendiriyor.

Almanya Merkez Bankası Başkanı Joachim Nagel, tahvil piyasalarındaki çalkantılara rağmen Almanya’nın Avrupa’da istikrarın temel dayanaklarından biri olmayı sürdüreceğini söyledi. Nagel, ülkenin yıllarca süren durgunluğun ardından “yeniden hazır hale geldiğini” ifade etti.

TwentyFour Asset Management portföy yöneticisi Jonathan Owen ise şu değerlendirmede bulundu:

“Avrupa’da sorunların diğer ülkelere yayılmasından ve Alman tahvillerinin Fransız ve İtalyan tahvillerinin peşinden sürüklenmesinden herkes endişe ediyor. Bu nedenle Alman tahvillerinin Avrupa’daki risklere karşı bir korunma aracı olarak işlev görmesi olumlu bir gelişme.”

4. Kısa vadeli tahviller: Borç risklerine daha az maruz kalan bir liman

Yatırımcılar, büyük ekonomilerin artan borç yüklerinin uzun vadeli tahvillerin güvenli liman olarak cazibesini zayıflatmayı sürdüreceğini düşünüyor.

Buna karşılık kısa vadeli devlet tahvilleri, borç ve bütçe açığına ilişkin kaygılara karşı görece daha fazla koruma sağlıyor. Bu tahvillerin söz konusu endişelere duyarlılığı, uzun vadeli tahvillere kıyasla daha sınırlı kalıyor.

Rathbones bünyesindeki Rine Sterling’in piyasa stratejisi başuzmanı Rory McPherson, “Kısa vadeli tahvilleri güçlü biçimde tercih ediyoruz” dedi.

McPherson, “Borç ve bütçe açığına ilişkin bütün bu endişeler karşısında uzun vadeli tahvil alımı yapmadık” ifadelerini kullandı.

5. Altın, dalgalanmalara rağmen cazibesini koruyor

Geleneksel güvenli limanların başında gelen altın da bu yıl piyasalardaki dalgalanmalardan etkilenmeden kalamadı.

Ocak ayında ons başına 5 bin 595 dolarla rekor seviyeye ulaşan altının fiyatı, İran savaşının başlamasının ardından geriledi. Yatırımcılar, diğer piyasalardaki kayıplarını karşılamak için ellerindeki altını nakde çevirdi.

Ancak enflasyon endişelerinin yeniden güçlenmesi ve ABD Merkez Bankasının (Fed) fiyat baskılarını kontrol altına almak için yeterli çabayı göstermediğine yönelik kaygıların artmasıyla altın, ağustos ayında yeniden yükselişe geçti. Değerli metal şu anda ons başına yaklaşık 4 bin 175 dolardan işlem görüyor.

Analistler, altının fiyatını 4 bin doların üzerinde tutabilmesini merkez bankalarının devam eden alımlarına ve güvenli liman talebine bağlıyor.

Yüksek faiz oranlarının altındaki yükseliş potansiyelini sınırlaması beklenirken, jeopolitik gerilimlerin sürmesi ve ABD’nin kamu maliyesine ilişkin endişelerin derinleşmesi, değerli metalin uzun vadeli cazibesini artırabilir.

Julius Baer analisti Carsten Menke, “Uzun vadede altının, merkez bankalarının güçlü alımlarının sürmesinden, ABD borcuna ilişkin kaygıların yeniden gündeme gelmesinden ve bu borcun faiz yükünün artmasından bir kez daha yararlanması bekleniyor” değerlendirmesinde bulundu.