Kudüs'ün ‘İsraillileştirilmesi’ ve kendi evini ‘uygun maliyetle’ yıkma seçeneği

Daha az Filistinli, daha çok toprak

İllüstratör: Axel Rangel Garcia/Al Majalla
İllüstratör: Axel Rangel Garcia/Al Majalla
TT

Kudüs'ün ‘İsraillileştirilmesi’ ve kendi evini ‘uygun maliyetle’ yıkma seçeneği

İllüstratör: Axel Rangel Garcia/Al Majalla
İllüstratör: Axel Rangel Garcia/Al Majalla

İşgal Altındaki Doğu Kudüs: Ahmed Mahir

İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgal ettiği 1967 yılından bu yana iktidara gelen İsrail hükümetleri, ‘İsrailleştirme’ ve Yahudileştirme politikaları uygulayarak Kudüs’ün demografik yapısını değiştiriyor. İsrail'in Batı Şeria'daki bazı bölgeleri şehrin sınırları içine dahil etmesi, Filistin topraklarını ilhak eden bir duvar inşa etmesi, en az 12 yerleşim birimi kurması ve Filistin mahallelerindeki binlerce konut için yıkım emri çıkarması ya da fiilen yıkması sonucunda bugün Kudüs'ün idari sınırları 70 kilometreden fazla bir alana yayılmış durumda.

İsrail ordusunun buldozerleri, 1967 savaşında Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinin kontrol altına alınması ve işgal edilmesinin ardından onlarca Arap medeniyetinden kalma arkeolojik yapıyı yıktı. İsrail Turizm Bakanlığı, Eski Şehir bölgesinin kapılarında turistlere sadece 57 dini mekânı yanlış gösteren (ve Al Majalla’nın bir kopyasına ulaştığı) bir harita bile dağıttı. Haritada Yahudiler için 50, Hıristiyanlar için altı ve Müslümanlar için sadece bir kutsal mekan gösterildi. Oysa bölgede gerçekte üç dine de ait 700'den fazla dini, arkeolojik ve tarihi mekan bulunuyor. Bakanlık yaklaşık on yıl önce bu vahim hatayı fark ettikten, daha doğrusu bu hata İsrailli ve Filistinli insan hakları kuruluşları tarafından keşfedildikten sonra haritayı kullanımdan çekti.

İsrail'in dile getirilmeyen amacı, Filistinlilere kendi topraklarında yeni inşaat izni vermeyerek Kudüs'teki varlıklarını, bugün şehrin toplam alanının ve idari sınırlarının yaklaşık yüzde 15'ine tekabül eden küçük bir alanla sınırlamaktı. Ayrıca Filistin mahallelerinde çok sayıda yeni ev inşa edilmesine izin verilmesi, şehirde çok sayıda Filistinlinin olması anlamına geliyordu.

dcefvfde
İsrail Turizm Bakanlığı tarafından yaklaşık on yıl önce toplatılan Kudüs'teki dini ve kültürel arkeolojik alanları gösterdiği söylenen haritanın bir görseli

Kudüs Belediyesi’nin kentsel planlamasında ve resmi inşaat yönetmeliklerinde Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinin bazı noktaları kamusal alan ve park olarak belirlendi. Filistin mahallelerinin bir kısmının şehrin genel altyapısına, elektrik, kanalizasyon ve su şebekelerine bağlanmasını kabul etmeleri halinde şehirdeki Filistinlilerin büyük çoğunluğu için astronomik olan ve on binlerce doları bulduğu tahmin edilen ücretler talep edildi. Bu durum, ciddi bir konut sıkıntısı ve hızla artan kiralar olarak çifte krize yol açtı.

Bu durum, birçok Filistinliyi nüfusları hızla arttıkça izinsiz olarak arazilerinin çevresine evler inşa etmeye ve evlerini genişletmeye zorladı. Çünkü İsrail makamları onlara ailelerinin ihtiyaçlarını karşılayacak alternatif bir mahalle geliştirme sistemi ve şehir planlaması sunmadı. Bunun sonucunda bugün yüz binlerce Filistinli evlerinin yıkılması tehdidiyle karşı karşıya.

Kudüs bir gayrimenkul meselesine indirgenemez ya da dar bir Filistin-İsrail çerçevesi içinde gösterilemez. Çünkü Kudüs’te yaşananlar tüm dünyada yankı bulur.

Kudüs'te ikamet eden bir Filistinli, uygun fiyatlı bir konut bulabilmek için Kudüs'ün idari sınırları dışındaki bölgelere doğru birkaç metreliğine bile çıksa Kudüs’teki kaydı silinip ikametgahı iptal edilecek ve Kudüslü kimliğini kaybedecektir. Çünkü ilgili İsrail yasalarına göre ikametgah yerinin Kudüs olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Bu ekonomik ve sosyal zorlukların yanı sıra İsrail'in kısıtlamaları nedeniyle, Kudüs'ün işgali ve demografik yapısının değiştirilmesi başladığından bu yana Kudüs'te ikamet etme hakları ellerinden alınan binlerce Kudüslü var.

Uygun maliyetli yıkım

Kaçak evlerin ve izinsiz eklentilerin yıkılması, sadece üzerlerinde bıraktığı ciddi ve uzun süreli psikolojik etkisi nedeniyle değil, aynı zamanda belediyenin talep ettiği 30 bin doların üzerindeki yıkım maliyeti nedeniyle de Kudüslü Filistinlilerin belki de en büyük sıkıntısı olmaya devam ediyor. Aynı olayı, geçtiğimiz günlerde beni Silvan Mahallesi’ndeki evinin yıkıntılarını görmeye götüren Kudüslü Fahri Ebu Diyab da yaşadı. Çünkü belediye şubat ayında İsrail'in inşaat yönetmeliklerini ihlal ettiği gerekçesiyle evini tamamen yıkmıştı. Ebu Diyab belediyenin yıkım hizmetiyle evini kendinin yıkması arasında bir seçim yapamadı. Çünkü belediye genellikle İsrail yasalarına göre kaçak yapı olan evlerin sahiplerini ‘uygun maliyetli yıkım’ seçeneğine zorluyor. Bu da ciddi bir ekonomik kriz içinde olan Filistinlilerin birçok masraftan tasarruf etmek için evlerini kendilerinin yıkması anlamına geliyor.

İsrail makamlarının yıkım politikasını ‘seçici ve gelişigüzel’ olarak tanımlayan Ebu Diyab’ın evi ve bahçesindeki müştemilatı, belediyeyle uzlaşma umuduyla para cezalarını ödemeye başladığı 2010 yılında mahkeme tarafından yıkım kararı verildiğinden beri boştu. Ebu Diyab, bu süre zarfında belediyeye verilen vergi ve hizmet bedellerinin yanı sıra avukatlık ücretleri için toplam 85 bin dolar ödedi.

Çoğu durumda kriz, inşaat tamamlanır tamamlanmaz başlıyor ve inşaat sürecinde yıkım cezası verilmiyor. Daha ziyade yasal soruşturma ve mali cezalar döngüsü başlıyor. Bu durum içinde olan bir Filistinli, kendisi ve ailesi evlerinde kalırken, sanki ‘zaman kazanıyormuş’ gibi yıkımı yıllarca erteliyor. Ebu Diyab’ın söylediği gibi nihai bir karar çıkana kadar, resmi yıkım faturası ve bunun sonucunda ortaya çıkan hükümet ve banka prosedürleri ile muazzam borç ödenene kadar borçlu olmakla masraflardan tasarruf etmek için evini kendisinin yıkması arasında iki seçenekle karşı karşıya kalacak.

Ebu Diyab’ın evi el-Bustan Mahallesi’nde, güney tarafından Mescid-i Aksa yakınlarında yer alıyor. Ancak belediye, Eski Şehir bölgesine yönelik kentsel planının bir parçası olarak, İsrailli makamların bu Filistin mahallesinin Yahudi Kral Davut’un antik bahçesi olduğu şeklindeki resmi anlatısına göre tarihi statüsünü korumak için burayı ‘Kral Davut’ adlı bir parka dönüştürmek istiyor.

Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin İsrail tarafından işgal edilmesinden beş yıl önce yani 1962 yılında bu evde doğan Ebu Diyab, evin ve bulunduğu arazinin kendisinin ve ailesinin özel mülkü olarak kayıtlı olmasına rağmen, evi genişletmek için 1987 yılında ilk kez belediyeye başvurduğunda belediyeden inşaat izni alamadığını söylüyor.

Ebu Diyab'ın dördü çocuk on kişilik üç aileyi barındıran evi, eşsiz konumu ve evlerinin yıkılması tehdidi altındaki Silvan Mahallesi sakinlerinin sözcüsü haline gelmesinin ardından bir kültür salonuna dönüştü: Öyle ki burada eski ABD Başkanı Jimmy Carter da dahil olmak üzere ünlü siyasetçileri ve büyükelçileri ağırladı. İronik olansa aralarında ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew'in de aralarında bulunduğu çeşitli Batılı ülkelerin büyükelçilerinden oluşan üst düzey bir yabancı heyet, Silvan Mahallesi sakinleriyle dayanışma içinde olduklarını ve Kudüs'ün Eski Şehri bölgesinin kimliğinin değiştirilmesini reddettiklerini ifade etmek üzere Ebu Diyab’ın evini yıkılmasından sadece bir hafta önce ziyaret etmesi oldu.

Ebu Diyab, sözlerini şöyle sürdürdü:

Yıkımdan sonra belediye bana bu yılın (2024) ev vergisini ödemem için yeni bir fatura gönderdi. Gördüğünüz gibi ev moloz yığınına dönmüş olsa da yaklaşık bin 400 dolarlık bir vergi talep ediliyor. Yandaki binayı görüyor musunuz? Başlangıçta tek katlı bir binaydı ve bugün İsrailli yerleşimciler tarafından inşa edilmiş altı katlı kaçak bir binaya dönüşmüş durumda. Ancak belediye onlara karşı hiçbir yıkım emri çıkarmadı. Bu durum, zulmün, ırkçılığın ve adaletsizliğin basit, ama açık bir örneğidir. Bugün ben kendi öz şehrimde bir mülteciyim.

Doğu Kudüs'teki ilk yıkım

İsrailli ve Filistinli tarihçiler ve araştırmacılar, Eski Şehir bölgesinin Filistin mahallelerindeki ilk yıkımın, 10 Haziran 1967’de İsrail ordusu buldozerlerinin Kudüs'ün en eski mahallelerinden birinde onlarca tarihi binayı yıktığı Mescid-i Aksa ve Batı Duvarı'nın bitişiğindeki Meğaribe Mahallesi’nde gerçekleştiğini söylüyorlar.

İsrailli Siyonist bir araştırmacı olan Shmuel Bachat, Hayfa Üniversitesi tarafından yayınlanan ve arşivinde yer alan, Al Majalla’nın bir kopyasına ulaştığı İbranice bir makalede, Levi Eşkol (eski İsrail Başbakanı) hükümetinin üst düzey yetkilileri yıkım kararını onayladıklarını belirtirken Eski Şehir bölgesindeki ‘işgalin mimarı’ olarak bilinen dönemin Kudüs Belediye Başkanı Teddy Kollek ve 1967 savaşı sırasında İsrail Ordusu Merkez Bölge Komutanı olan ve şehrin işgalinden sonra Kudüs'te büstü dikilen General Uzi Narkiss'in isimlerini verdi. Bachat, makalesinde ayrıca, Kudüs dışına ya da Ürdün’e ve Fas'a zorla göç ettirilen mahalle sakinlerinin akıbetinin yanı sıra yıkımı kınamak için Yahudilerin ve Arapların birlikte düzenledikleri protesto gösterilerine de değiniyor.

Kudüs'ün Arap mahallelerinde yeni konutlar inşa edilmesine izin verilmesi, şehirde çok sayıda Arap sakininin yaşayacağı anlamına geliyor.

Kudüs'e yaptığım son ziyaret sırasında, dedelerinden kalma evlerinden tahliye edilmekle tehdit edilen Şeyh Cerrah Mahallesi sakinleriyle olan dayanışmasıyla, İsrail Yüksek Mahkemesi önünde Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına karşı yaptığı savunmalarıyla, İsrail işgaline ve yerleşim birimlerinin inşasına karşı olmasıyla tanınan ve Peace Now (Barış Şimdi) hareketinin ilk kurucularından biri olan İsrailli avukat Daniel Seidemann ile ofisinde görüştüm.

Seidemann, Batı Kudüs'teki Beitar Caddesi’nde bulunan ofisinin penceresinden dışarıyı göstererek, “Şuradaki trafik lambasının arkasında işgal altındaki Doğu Kudüs'ü görüyorsunuz. Kudüs'ün yarısı işgal altında, diğer yarısı ise özgürken Kudüs yaşayamaz. Burada özgürlük, orada işgal var” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 4 Temmuz 1967 tarihinde 2253 sayılı kararı kabul edilmiş ve  İsrail'e tüm yıkım kararlarını iptal etmesi ve Kudüs'ün statüsünü değiştirecek her türlü eylemi derhal durdurması çağrısında bulunulmuştu. Bu kararı görmezden gelen İsrail, o tarihten bu yana Ürdün Krallığı tarafından yönetilen ve Batı Şeria'da Osmanlı döneminden beri tapu kütüğüne kayıt altında olan topraklara el koyup yüz binlerce dönümlük araziyi İsrail Devleti'ne ait topraklar olarak sınıflandırarak taşınmazların mülkiyetini işgal yoluyla elde etti.

İsrail’in 1948 yılında kurulmasından önce Yahudi İsraillilerin Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde kaybettikleri mülkleri talep etmelerine olanak tanıyan bir yasa tasarısı 1970 yılında kabul edildi.

“Kayıpların mülklerini koruma” bahanesiyle Filistinlilerin işgal altındaki topraklarda arazi kaydı yaptırmasını engelleyen 1967 tarihli askeri emir nedeniyle İsrail'in o tarihten bu yana el koyduğu Filistin topraklarının miktarına ilişkin kesin verilere ulaşmak zor olmasa da kafa karıştırıcı. Ancak Filistinli bir sivil kuruluş olan Kudüs merkezli Uygulamalı Araştırma Enstitüsü'nün verileri, işgal altındaki Batı Şeria'da inşa edilen İsrail yerleşim birimlerinin yüzde 51'i yani (2023 yılı itibariyle) yaklaşık 176 yerleşim biriminin İsrail tarafından el konularak devlet arazisi olarak sınıflandırılan araziler üzerinde olduğunu ve yüzde 49'unun Filistin toprakları üzerine inşa edildiğini gösteriyor.

xsvdfbrt
Fahri Ebu Diyab işgal altındaki Doğu Kudüs'ün Silvan Mahallesi’ndeki evinin yıkıntıları arasında (Fotoğraf: Ahmed Mahir/Al Majalla)

Kudüs'te görüştüğüm, İsrailli sivil toplum kuruluşu B'Tselem (İşgal Altındaki Topraklarda İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi) Saha Araştırmaları Direktörü ve B'Tselem Arapça Sözcüsü Kerim Cubran, İsrail’in ‘Kudüs'ün demografik yapısını bozmak için’ Kudüs'ün idari sınırları dışında kalan ve Kudüslü 300 bin Filistinlinin yarısından fazlasının yaşadığı Kefer Agap ve Şuafat Mülteci Kampı’nı almayı planladığını söyledi. Cubran, bu iki Filistin mahallesinin apartheid rejimi tarafından Ayırma Duvarı'nın inşa edilmesinden sonra halihazırda mekânsal olarak Kudüs'ün dışında kaldıklarını da sözlerine ekledi.

İsrail'in 1967 yılından bu yana Kudüs politikasının ‘Yahudiler için daha fazla, Araplar için daha az toprak’ ilkesine dayandığını söyleyen Cubran, “İsrail, şehir planlamasını, Filistinlilerin Kudüs'te yayılmalarını engellemek ve şehirdeki Arap nüfusu oranının artmaması ve bugün yaklaşık bir milyon olan şehrin toplam nüfusunun yüzde 25'iyle sınırlı kalmasını sağlamak için kullandığı siyasi araçlardan biri haline getirdi” dedi.

Kudüs'ten bahsederken şehrin dini karakterini göz ardı edilemez. Çünkü şehrin dini boyutu anlaşılmadan Kudüs'ü anlamak mümkün değil. Kudüs bir gayrimenkul meselesine indirgenemez ya da dar bir Filistin-İsrail çerçevesi içinde gösterilemez. Çünkü Kudüs’teki protestolar, şiddet olayları, insan hakları ihlalleri ve şehrin mimari ve demografik özelliklerinin değiştirilmesi dünyanın birçok şehrinde yaşayan çok sayıdaki Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman arasında yankı bulur.

İsrailli avukat ve hukukçu Seidemann, bana Eski Şehir bölgesinin, tasarımı on yıl süren üç boyutlu bir modelini gösterdi. Modelde üç dine ait kutsal mekânlar üç renkle gösterilmiş ve Yahudilik için mavi, Hıristiyanlık için turuncu ve Müslümanlık için yeşil renk kullanılmıştı.

Seidemann, aralarında Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman din adamları, tarihçiler, arkeologlar ve hukukçuların olduğu uzmanlardan oluşan bir ekiple bu model için bir de kitapçık yazdı. Kitabın dijital bir versiyonunu da hazırladı. Kitap, Eski Şehir bölgesinin sınırları içinde ve dışında belgelenmiş yüzlerce dini ve kültürel miras alanının ayrıntılarını ve hikayelerini anlatıyor.

Seidemann, son olarak şunları söyledi:

Kudüs, bu karmaşık dini bağlamı ciddiye alanlar için son derece hikmetli ve huzurlu bir şehir. Ancak bu bağlam göz ardı edildiğinde çok tehlikeli bir yere dönüşüyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.