Biden’dan İsrail'in kuruluşunun yıldönümünde mektup: İsrail'in güvenliğine olan bağlılığımız sarsılmaz

Fetih Hareketi Washington’ı her zaman Filistin halkının başına gelen felaketlere ortak olmakla suçladı

İsrail'in kuzeyindeki Şifa Amr kentinde Nekbe’nin yıldönümü için yürüyüş düzenlendi, 14-05-2024 (AFP)
İsrail'in kuzeyindeki Şifa Amr kentinde Nekbe’nin yıldönümü için yürüyüş düzenlendi, 14-05-2024 (AFP)
TT

Biden’dan İsrail'in kuruluşunun yıldönümünde mektup: İsrail'in güvenliğine olan bağlılığımız sarsılmaz

İsrail'in kuzeyindeki Şifa Amr kentinde Nekbe’nin yıldönümü için yürüyüş düzenlendi, 14-05-2024 (AFP)
İsrail'in kuzeyindeki Şifa Amr kentinde Nekbe’nin yıldönümü için yürüyüş düzenlendi, 14-05-2024 (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden, İsrail'in kuruluşunun 76’ncı yıldönümü vesilesiyle İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a gönderdiği mektupta İsrail'in güvenliğine olan bağlılığının sarsılmaz olduğunu vurguladı. Biden, mektupta “İsrail'in güvenliğine olan bağlılığım sarsılmazdır ve birlikte çalışmamız kritik önem taşıyor” dedi.

Mektubun devamında şu ifadeler yer aldı:

“ABD İsrail ile olan kalıcı ilişkisinden gurur duyuyor. İsrail'i 1948 yılında bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke olarak ilişkilerimiz paylaşılan demokratik değerler, ortak çıkarlar ve benzer bir kültürel yakınlık üzerine inşa edildi. Geçtiğimiz yıl, İsrail'in 7 Ekim 2023'te tarihinin en büyük saldırısına uğraması nedeniyle son derece acı verici bir yıl oldu. Ancak İsrail halkı olağanüstü bir güç ve direnç gösterdi. ABD’nin İsrail'in güvenliğine olan bağlılığı sarsılmaz. İsrail'in ve tüm bölgenin güvenliğini artırmak için ülkelerimizin birlikte çalışması kritik önem taşıyor. Ülkelerimizin halklarımız için daha iyi bir gelecek yaratmak üzere birlikte çalışmaya devam etmelerini temenni ediyorum. Umarım önümüzdeki yıl acı yerine daha fazla barış ve neşe getirir.”

sdfvbrtg
ABD Başkanı Joe Biden, geçtiğimiz temmuz ayındaki ziyareti sırasında İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile Ben Gurion Uluslararası Havalimanı'nda bir arada (Arşiv - Reuters)

Biden'ın mektubunu şöyle sürdürdü:

“Hamas saldırısının ardından açıkça ifade ettiğim üzere, hayatım boyunca İsrail'i destekledim ve savaş sırasında İsrail'i ziyaret eden tek ABD Başkanı oldum. ABD'nin İsrail'in güvenliğine olan bağlılığı sarsılmazdır.”

İsrail, Filistin halkı için ‘Nekbe’ (Büyük Felaket) adıyla anılan bir felaket olan kuruluşunun 76’ncı yıldönümünü kutluyor.

 Öte yandan Fetih Hareketi (El Fetih) dün Nekbe'nin 76’ncı yıldönümünde yaptığı açıklamada Filistin’in silinemeyeceğini, Filistin halkının iradesinin kırılamayacak kadar güçlü ve geri dönüş hakkını, kendi kaderini tayin hakkını, özgürlüğü ve ulusal bağımsızlığı koruma konusundaki kararlılıklarının sarsılmaz olduğunu vurguladı.

xcdvfe
Refah yakınlarındaki güney sınırında askeri teçhizatı inceleyen İsrail askerleri, 1 Mayıs 2024 (AP)

Uluslararası toplumun, Filistin halkının maruz kalmaya devam ettiği adaletsizlik ve başına gelen tüm felaketlerden dolayı tarihi bir sorumluluk taşıdığı belirtilen açıklamada “Bu felaketlerin sonuncusu işgalci İsrail tarafından en iğrenç yöntem ve görüntülerle yürütülen Gazze Şeridi'ndeki halkımıza karşı barbarca imha savaşıdır. Batı Şeria’da ve Kudüs'te de savaşla bağlantılı olarak, mücrim işgalci hükümetin desteğiyle terörist yerleşimcilerin saldırılarını arttı” denildi.

gtynu
ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilci Yardımcısı Robert Wood, BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Filistin Devleti'ne tam üyelik verilmesine ilişkin oylama sırasında veto yetkisini kullanırken (BM)

El Fetih açıklamasında Filistin halkının kendi kaderini tayin etme ve anavatanına geri dönme hakkının neden reddedildiğini ve Filistin Devleti'ne neden BM’de tam üyelik verilmediğini sordu.

Fetih Hareketi, Filistin halkının başına gelen Nekbe'den tarihi ve ahlaki olarak İngiltere'yi sorumlu tutuyor. İngiltere 1917 yılında uğursuz Balfour Deklarasyonu’nu yayınlayan ülkeydi. Sözünü yerine getirmek için Filistin'i işgal eden İngiltere, 1948 yılında haritadan silinen Filistin ve halkı pahasına İsrail'in kurulmasını desteklemişti.

ABD'nin Balfour Deklarasyonu'nun hazırlanmasında ve Filistin halkının uğradığı Büyük Felaket’e (Nekbe) ortak olduğunu vurgulayan El Fetih, açıklamasında “Bugün İsrail'in Gazze'deki soykırım savaşının devam etmesinin asıl sorumlusu ABD'dir. Eğer isterse bunu derhal durdurmak da onun elindedir” dedi. El Fetih, Washington'ın bir yandan iki devletli çözüm konusunda istekli olduğunu iddia ederken diğer yandan İsrail'i ölümcül silahlar ve mühimmatla destekleyerek ve Filistin halkına yönelik saldırganlığını siyasi olarak, uluslararası forumlarda ve BMGK’da veto hakkını kullanıp örtbas ederek siyasi ikiyüzlülük yaptığını söyledi.

nhthn
Nekbe Günü'nde Batı Şeria'nın Ramallah şehrinde yürüyüş yapan Filistinliler (Arşiv)

El Fetih, ABD'yi uluslararası hukuku ve iki devletli çözümü korumak istiyorsa savaşı durdurmak için derhal harekete geçmeye çağırdı.

Öte yandan İsrail'de her yıl düzenlenen ve canlı olarak yayınlanan meşale yakma töreni bu yıl ilk kez önceden kaydedilerek banttan yayınlandı.

Times of Israel'e göre Başbakan Binyamin Netanyahu'nun videolu mesajı haricinde, önceki yılların tam aksine oldukça kasvetli bir hava vardı.

Her yıl canlı gerçekleştirilen tören bu yıl hükümet organizatörlerinin birçok anma günü töreninde görülen taciz olaylarından kaçınmak istedikleri gerekçesiyle önceden kayda alındı.

Netanyahu, İsrail tarihinden ve Gazze savaşından görüntülerin yanı sıra kendisinin ve eşi Sara'nın görüntülerinin de yer aldığı neşeli bir müzik eşliğinde hazırlanan video kaydında, “Bu ruh sayesinde düşmanlarımızı yendik ve varlığımızı güvence altına aldık. Bugün daha da güçlüyüz. Bu sıradan bir Bağımsızlık Günü değil. Savaş halen tüm hızıyla devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Meşale yakma töreni, ülke tarihinde İsraillilere yönelik tek günlük en büyük saldırıyı sırasında iktidarda olan bir hükümetin böyle bir tören düzenlememesi gerektiğini düşünenlerin büyük protestoları arasında gerçekleşti. Hamas Hareketi’nin Gazze'de devam eden savaşın fitilini ateşleyen 7 Ekim'deki saldırıda yaklaşık bin 200 İsrailli ölmüş ve 252 İsrailli rehin alınmıştı.

yumö
Gazze'de rehin tutulan İsraillilerin aileleri geçtiğimiz perşembe günü Tel Aviv'de rehinelerin serbest bırakılmaları için yürüdüler (Reuters)

Her yıl düzenlenen geleneksel törene karşı çıkanların başında rehinelerin yakınları ile Gazze ve Lübnan sınırındaki çatışmalarda yakınlarını kaybeden ya da evlerinden olan aileler geliyor.

Bazıları Binyamina beldesinde bin kadar İsraillinin katıldığı alternatif bir meşale yakma törenine öncülük ederken 100 bin kişi de Tel Aviv'de İsraillilerin ‘Rehine Meydanı’ adını verdikleri alanda hüzünlü bir toplantıda bağımsızlık gününü kutlamak üzere diğer rehine ailelerine katıldı.

Biden, mektubundan kısa bir süre önce İsrail'e gönderilmesi planlanan bir silah sevkiyatını iptal etmiş, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta nüfusun olduğu bölgeleri etkileyen saldırısında İsrail'e silah tedarikinde bulunmayacağını duyurmuştu.

gtynjukı
Anthony Blinken geçtiğimiz çarşamba günü Tel Aviv'deki otelinin önünde Hamas’ın elindeki rehinelerin aileleriyle görüşürken (AFP)

Biden yönetiminin İsrail'e ağır bombaların sevkiyatını erteleme kararına rağmen ABD'nin İsrail Büyükelçisi Jacob J. Lew, İsrail ile ABD arasındaki ‘temel ilişkide hiçbir şeyin değişmediği’ konusunda ısrarcıydı. Lew, 7 Ekim'deki Hamas saldırısının ardından Gazze'de savaşın başlamasından bu yana Washington'dan Tel Aviv'e yapılan askeri yardımın arttığına dikkati çekti.

ABD’li Büyükelçi, İsrail televizyonu Kanal 12'ye yaptığı açıklamada sadece bazı mühimmatların tedarikinin dondurulduğunu ve diğer her şeyin tedarikinin devam ettiğini vurguladı.

İki tarafın ‘bu konuda konuşmaya devam etmesi’ gerektiğini belirten Büyükelçi Lew, büyük çaplı bombaların ve ağır bombaların, özellikle de bunların yoğun nüfuslu alanlarda kullanılma potansiyelinin olduğu durumlarda, kullanımına ilişkin birtakım sorunlar olduğunu söyledi.

İki ülke arasındaki ilişkilerde hiçbir değişikliğin olmadığını bir kez daha vurgulayan Lew, “İlişkimizde köklü bir değişiklik olduğunu düşünmek yanlış olur” şeklinde konuştu.

Büyükelçi Lew, Biden'ın İsrail'in nüfusun olduğu yerlere girmesi halinde silah tedarikini kesme niyetiyle ilgili bir soruya “Başkan, yoğun nüfuslu bir bölgede geniş çaplı bir kara harekatının iyi bir fikir olmadığına inandığını söylüyor. Özellikle 900 kilogramlık bombaların bu ortamda kullanılmaması gerektiğini ifade etti” dedi.

Ancak Biden'ın İsrail'in şimdiye kadar Refah'ta ABD'nin karşı çıktığı türden büyük bir kara harekatı gerçekleştirmediğini açıkça belirttiğini de sözlerine ekleyen Lew, “Şimdiye kadar Refah’a kara saldırısı meselesi anlaşmazlık noktasına girmedi. Umarım bundan sonra da girmez” diye konuştu.



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News