Lübnan'da kitlesel yerinden edilmeler mezhep çatışmasına davetiye çıkarıyor

Yerinden edilenler inançlarına göre sınıflandırıldığından, köylüler kaçak Hizbullah üyelerini evlerine almaktan korkuyor

Bir köyde, köy sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine burayı terk eden onlarca yerinden edilmiş kişi (AFP)
Bir köyde, köy sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine burayı terk eden onlarca yerinden edilmiş kişi (AFP)
TT

Lübnan'da kitlesel yerinden edilmeler mezhep çatışmasına davetiye çıkarıyor

Bir köyde, köy sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine burayı terk eden onlarca yerinden edilmiş kişi (AFP)
Bir köyde, köy sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine burayı terk eden onlarca yerinden edilmiş kişi (AFP)

Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye ilinin, nüfusunun çoğunluğunu Hristiyanların oluşturduğu Merciyun ilçesi, geçtiğimiz ay İsrail'in bombaladığı Müslüman köylerinden kaçan onlarca insana okullarının ve kiliselerinin kapılarını açmıştı. Ancak bu durum ülkede mezhep çatışması tehlikesini gündeme getirdi.

Reuters'a konuşan yedi Merciyunlu, ilçenin bazı sakinlerinin yerinden edilenler arasında İsrail'le savaş halindeki Şii siyasi parti ve silahlı hareket Hizbullah'la bağlantılı kişiler olmasından endişe ettiklerini, buna karşın iyi komşuluk geleneklerini korumak istediklerini ve genişleyen İsrail saldırısından kaçanların gidecek hiçbir yeri olmadığını da bildiklerini söylediler.

Merciyun ilçesi, geçtiğimiz yıl İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırılarından uzak kalmış olsa da bölge sakinleri kısa süre içinde savaşın kapılarına dayandığını anladı.

Merciyun’un emniyet güçlerinden iki kaynak ve yerel sakinler, ilçenin yakınlarında İsrail'in motosikletli bir Şii'yi insansız hava aracı (İHA) ile hedef aldığı saldırıda biri öğretmen diğeri polis olmak üzere iki Merciyunlunun öldürüldüğünü belirttiler. İsrail ordusu, konuyla ilgili yorum talebine henüz yanıt vermedi.

Aynı gün üç Merciyunlu ve Merciyun Ortodoks Kilisesi Rahibi Philip Akla, kiliseye sığınan yerinden edilen bir kişinin havaya ateş açtığını, başka bir yere gitmesi söylendikten sonra personeli tehdit ettiğini ve bu durumun Merciyun’ın misafirperverliğini hızla buharlaştırdığını vurguladılar.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'tan aktardığına göre Rahip Akla, Merciyun’dan telefonla yaptığı açıklamada, bazı bölge sakinlerinin yerinden edilen kişiler nedeniyle köyün İsrail’in saldırılarına maruz kalmasından korktuklarını belirterek, “Evinize ateş düşmesini istemezsiniz” dedi.

Rahip Akla ve adlarının açıklanmasını istemeyen diğer altı Merciyunlu, ilçe sakinlerinin ayrılmalarını istemesi üzerine onlarca yerinden edilmiş kişinin, paniğe kapılan diğer birçok ilçe sakiniyle birlikte köyü terk ettiğini aktardılar.

Lübnan'ın nüfusu 12'den fazla dini mezhepten oluşuyor, bu nedenle siyasi temsil mezhepsel çizgiler boyunca bölünmüş durumda. 1975-1990 yılları arasında yaşanan ve yaklaşık 150.000 kişinin ölümüne ve komşu ülkelere göç etmesine neden olan iç savaş, dini bölünmeleri daha da şiddetlendirdi.

zsacdfv
Bir okulun bahçesine sığınmış yerinden edilen insanlar (Reuters)

Reuters'in görüştüğü 10'dan fazla milletvekili, siyasetçi, bölge sakini ve analist, İsrail'in Lübnan'da Şiilerin çoğunlukta olduğu bölgelere yönelik askeri saldırısının mezhepsel gerilimleri körükleyerek Lübnan'ın istikrarını tehdit ettiğini ve bir milyondan fazla insanın Sünnilerin ve Hıristiyanların yoğun olduğu bölgelere kaçmasına neden olduğunu söylediler.

İsrail'in yerinden edilen ailelerin kaldığı binalara düzenlediği saldırıların bu olumsuz hissiyatı körüklediğini belirten kaynaklar, söz konusu ailelerin kaldığı evlerin sahiplerinin, kendilerinin de hedef alınabileceğinden korkmaya başladıklarını belirttiler.

Rahip Akla, mezhep düşmanlığının tırmanmasından şikâyet ederek, “Şu an sınırlar açılıyor ve korkular artıyor, çünkü kimse nereye gittiğimizi bilmiyor” ifadelerini kullandı.

“Lübnan kırılgan bir ülke”

Lübnan’da dini gruplarla bağlantılı silahlı gruplar arasında 15 yıl süren bir iç savaş yaşandı. Bu savaş, güneyde İsrail güçlerine karşı koymak için silahlarını koruyan Hizbullah dışında, herkesin silahsızlandırılmasıyla sona erdi.

İsrail, 2000 yılında Lübnan'ın güneyinden çekildi ama Hizbullah silahlarını bırakmadı. Ardından 2006'da İsrail'e karşı bir sınır savaşı yürüttü. 2008 yılında ise savaşını Lübnan içindeki siyasi muhaliflere kaydırdı. O dönemde sokaklardaki huzursuzluk Hizbullah’ın yükselişini destekledi.

Birleşmiş Milletler (BM) destekli bir mahkemede görülen davada bazı Hizbullah üyeleri, 2005 yılında Sünni Başbakan Refik Hariri'ye düzenlenen suikasttan suçlu bulundu ve hapis cezası aldı. Hizbullah muhalifleri, çoğunlukla Hıristiyan ve Sünni olan başka siyasetçilerin de öldürülmesinden onu sorumlu tutsa da Hizbullah, bu suçlamaları her zaman reddetti.

İran'dan aldığı destek sayesinde bölgesel bir güç haline gelen Hizbullah, Suriye'de Devlet Başkanı Beşşar Esed'e karşı başlayan halk ayaklanmasının bastırılmasına yardımcı olmak için savaşa katıldı. Fakat bu durum Hizbullah'ın Lübnan içinde, Lübnan'ın iktidar paylaşım sistemine göre Maruni Hristiyanlara ayrılan ve 2022 yılından beri boş olan cumhurbaşkanlığı da dahil olmak üzere karar alma mekanizmalarındaki gücünü korumasına engel olmadı.

Hizbullah’ın destek tabanı İsrail saldırılarından etkilenirken, aralarında geçici Başbakan Necip Mikati’nin de bulunduğu Lübnanlı liderler, iç barışın korunmasının önemini vurguladı.

(Maruni Hıristiyan) Lübnan Kuvvetleri Partisi’nin (LK) de aralarında olduğu Hizbullah'ın rakipleri bile siyasi söylemlerini yumuşatarak ve destekçilerini gerilimi tırmandırmamaya çağırarak itidal çağrılarına uygun bir tutum sergilediler.

Ancak sahada, özellikle de Beyrut'ta yerinden edilen insanların barındığı okulların çevresinde gerginlik devam ediyor. Bölge sakinleri, sığınaklara kimin girip çıkacağına ve hangi malzemelerin getirileceğine Hizbullah üyelerinin karar verdiğini aktardılar.

Öncesinde sadece trafiğin yoğun olduğu saatlerde kalabalık olan ana yollar, artık gün boyu İsrail bombardımanlarından kaçanların araçlarıyla dolup taşarken bu durum, şehrin zaten çökmekte olan altyapısı üzerinde baskı yaratıyor.

Başkent Beyrut'ta ağırlıklı olarak Hıristiyanların yaşadığı bir ilçe olan Butşay’da Belediye Başkanı Mişel Huri, cuma günü ilçe sakinlerinin, içinde Hizbullah'a ait silahlar olabileceğinden şüphelendikleri için bir kamyonun dışarıdan kiralanan bir depodaki konteyneri boşaltmasını engellediklerini açıkladı.

Kamyonun aranmadan götürüldüğünü belirten Huri, “Gerginlik hâkim, bugün herkes korkuyor” dedi.

Dürzi Milletvekili Vail Ebu Faur, her kesimden siyasetçinin ulusal birliği korumak için çalışması gerektiğini belirterek, “Beyrut yerinden edilenler, sürtüşmeler, mülkiyet anlaşmazlıkları ve tüm banliyölerin Beyrut, Güney Lübnan ve Bekaa Vadisi haline gelmesi nedeniyle patlayabilir” öngörüsünde bulundu.

Lübnan, 2020 yılının ağustos ayında Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamanın ve yüz binlerce kişiyi yoksulluğa iten beş yıllık ekonomik krizin olumsuz etkilerini yaşarken Hizbullah, Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’e saldırmasından bir gün sonra İsrail'e karşı ikinci bir cephe açtı.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, mezhep çatışmasının tehlikelerine ilişkin bir soru üzerine Lübnan'ın ‘kırılgan bir ülke’ olduğunu söyledi. Grandi, “Bırakın bu kadar büyük bir şoku, herhangi bir şok bile ülkenin gerilemesine ve büyük sorunlara neden olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Hizbullah'ın karşı karşıya olduğu riskler

Yerinden edilme krizi, her zaman destekçilerinin ihtiyaçlarını karşılamakla övünen, ancak şimdi artan ihtiyaçlar ve neredeyse iflas etmiş bir devletin yetersizliğiyle karşı karşıya olan Hizbullah için de büyük bir zorluk teşkil ediyor.

Konunun hassasiyeti nedeniyle kimliğinin gizli tutulmasını şartıyla konuşan Lübnanlı bir yetkili, Hizbullah'ın Lübnan'da ateşkes konusundaki tutumunu yumuşatmasının kısmen kitlesel yerinden edilmelerin yarattığı baskıdan kaynaklandığını söyledi. İsrail'e yönelik saldırılarını ancak Gazze Şeridi’nde ateşkese varılması şartıyla sona erdireceğini açıklayan Hizbullah, konuyla ilgili yorum talebine yanıt vermedi.

Hizbullah üyesi Milletvekili Ali Mikdat, geçtiğimiz hafta yerinden edilen kişilerin kaldığı bir okulu ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Halkımız en zor koşullara ve en zor şartlara hazır. Bu felaket bizi birleştirdi” ifadelerini kullandı. Mikdat, Lübnan'ın ‘bir sınavda olduğunu’ da belirtti.

Ancak güneydeki Haruf kasabasından kalabalık ailesiyle birlikte kaçan Şii kadın Nimat Harb, okulda yaşamanın stresli olduğunu ve insanların Hizbullah’tan ve hükümetten daha fazla destek verilmesine ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Harb, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İçinde bulunmak zorunda bırakıldığımız mevcut durumda siyasetçilerin bizi desteklemesine ihtiyacımız var. Ancak bu şekilde müzakere masasına oturabilirler ve insanlar evlerine daha erken dönebilir.”

Ev sahipleri ve kiracılar, çalışabilir durumdaki yerinden edilmiş kişilerin çoğunun daire kiralayabildiğini, fakat ev sahiplerinin genellikle en az üç aylık kapora talep ettiklerini belirttiler.

 zxcvbn
Çalışabilecek durumdaki yerinden edilmiş kişilerin çoğu ev kiralayabildi (AFP)

Yine ev sahipleri ve kiracılar, bazı ev sahiplerinin yerinden edilen kişilere evlerini kiralamaktan kaçındıklarını da aktardılar.

Reuters’ın bildirdiğine göre bazı ev sahipleri kiracılarına ‘komşularını tanımaları’ ve ‘herkesin güvenliği için eve giren çıkan kişi sayısını sınırlandırmaları’ çağrısında bulunan mesajlar gönderdi.

İç savaş anıları

Öte yandan toplu yerinden edilmeler ve bölge sakinleri arasında artan gerilim, bazı Lübnanlıların zihinlerinde iç savaş sırasında yaşanan devletin çöküşü ve kitlesel konut gasplarına ilişkin istenmeyen anıları yeniden canlandırdı.

Hizbullah’la müttefik olan Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi (SSMP) üyeleri ve yerel sakinler, Hizbullah üyelerinin Beyrut'un Hamra bölgesinde en az altı konut ve otele girerek buraları sığınaklara dönüştürdüğünü söylerken, Hizbullah yetkilileri bu iş için onlarca üyenin seferber edildiğini açıkladılar.

Reuters muhabiri, rozetlerinden tanınan SSMP üyelerinin iki binayı koruduğuna tanık olduğunu aktardı.

SSMP üyesi Vassim Şantif, binalardan birinin, Lübnan'ı beş yıldır boğan ekonomik kriz nedeniyle hizmet dışı kalan 14 katlı bir otel olduğunu ve şu an 800 kişiye ev sahipliği yaptığını söyledi.

Hizbullah üyeleri trafiği yönlendirirken ve bir yardım kamyonundan su şişelerini boşaltırken Şantif, “Devlet yok, sıfır, devletin yerine biz geçtik” dedi.

İsrail'in artan saldırılarından kaçan 200'den fazla kişinin aynı yeri işgal ettiğini söyleyen avukat Rebeka Habib ise bu kişilerin tahliye edilmesi için dava açtı. Yetkililerin kalmaları için başka bir yer temin etmesinin ardından davayı kazanan Habib, “Tarihin tekerrür etmesinden korkuyorduk” ifadelerini kullandı.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.