Musk, ABD'nin bütçe kesintileri olmadan "iflas edeceğini" vurguladı

Bütçe... ve Savunma Bakanı büyüme bekliyor

 Amerikalı milyarder Elon Musk (Reuters)
Amerikalı milyarder Elon Musk (Reuters)
TT

Musk, ABD'nin bütçe kesintileri olmadan "iflas edeceğini" vurguladı

 Amerikalı milyarder Elon Musk (Reuters)
Amerikalı milyarder Elon Musk (Reuters)

AFP'nin haberine göre ABD Başkanı Donald Trump tarafından federal harcamaları kısma çabalarına liderlik etmek üzere atanan milyarder Elon Musk, dün yaptığı açıklama, bütçe kesintileri olmadan ABD'nin “iflas edeceği” konusunda ısrar etti.

Yeni oluşturulan Hükümetin Verimliliği Komisyonu'nun başkanlığına getirilen Musk, geçtiğimiz haftalarda federal harcamaları kısmayı amaçlayan bir dizi kararname imzalayan Trump'ın huzurunda konuştu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD'nin savunma harcamalarını arttırmak istediğini söylerken, Elon Musk'ın bakanlığın milyarlarca dolarlık israfını ortaya çıkarmayı amaçlayan yaklaşan denetimiyle ilgili endişeleri önemsemedi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'ten aktardığına göre göreve geldikten sonraki ilk yurtdışı gezisinde Almanya'da konuşan Hegseth, Musk ile halihazırda temas halinde olduğunu, maliyetleri düşürerek ve Pentagon'u daha verimli hale getirerek milyarlarca dolar tasarruf etme çabalarına olan güvenini dile getirdiğini belirtti.

Hegseth, Musk'ın denetlediği Hükümet Verimlilik İdaresi'ne atıfta bulunarak şunları söyledi: “(Pentagon'da) GSA'dan göz kulak olmasını istediğimiz pek çok yer var ama bunu onlarla koordinasyon içinde yapacağız. ABD'nin operasyonel ya da planlama kabiliyetlerine zarar verecek şeyler yapmayacağız.”

Ancak Hegseth, ABD ordusuna destek konusunda Kongre'nin kilit komiteleriyle “yakın” bir ilişki içinde olduğunu söyledi.

Musk'ın, SpaceX gibi şirketlerinin de Pentagon ile büyük sözleşmeleri bulunuyor ve bu da çıkar çatışmaları konusunda önemli endişelere yol açıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Pentagon'un, Eğitim Bakanlığı'ndaki harcama kesintileri tamamlandıktan sonra savunma harcamalarını gözden geçirecek olan Hükümet Verimlilik İdaresi için erken bir hedef olacağını söyledi. Trump, Musk'ın Pentagon'da yüz milyarlarca dolarlık yolsuzluk ve suiistimali ortaya çıkarmasını beklediğini ifade etti.

Siyasi yelpazenin farklı kesimlerinden liderler Savunma Bakanlığı'ndaki israf ve verimsizliği uzun zamandır eleştiriyor.

Ancak Demokratlar ve kamu hizmeti sendikaları, Musk'ın Pentagon'u yeniden yapılandıracak uzmanlığa sahip olmadığını ve çabalarının gizli programları ifşa etme riski taşıdığını söylüyor.



Irak ABD ile İran arasında sıkışmış... İran savaşı gölgesinde yinelenen kriz

Irak’ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen Ekrem el-Kaabi ile dayanışma gösterisinde İran Dini Lideri Ali Hamaney ile İran yanlısı silahlı grup Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi'nin fotoğraflarının yer aldığı pankartı taşıyan bir kişi, 8 Mayıs 2026 (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen Ekrem el-Kaabi ile dayanışma gösterisinde İran Dini Lideri Ali Hamaney ile İran yanlısı silahlı grup Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi'nin fotoğraflarının yer aldığı pankartı taşıyan bir kişi, 8 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Irak ABD ile İran arasında sıkışmış... İran savaşı gölgesinde yinelenen kriz

Irak’ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen Ekrem el-Kaabi ile dayanışma gösterisinde İran Dini Lideri Ali Hamaney ile İran yanlısı silahlı grup Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi'nin fotoğraflarının yer aldığı pankartı taşıyan bir kişi, 8 Mayıs 2026 (Reuters)
Irak’ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen Ekrem el-Kaabi ile dayanışma gösterisinde İran Dini Lideri Ali Hamaney ile İran yanlısı silahlı grup Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi'nin fotoğraflarının yer aldığı pankartı taşıyan bir kişi, 8 Mayıs 2026 (Reuters)

Futoshi Matsumoto (Hitotsubashi Üniversitesi öğretim üyesi ve Japonya'nın eski Bağdat Büyükelçisi)

ABD/İsrail-İran savaşının patlak verdiği 28 Şubat'ın üzerinden üç ay geçti. İran'ın komşusu olan Irak, bu savaşın en büyük mağduru olarak öne çıkıyor. Japonya’nın Bağdat Büyükelçisi olarak görev yaptığım 2022-2024 yılları arasında görece istikrarlı olan bu ülke, bugün doğrudan devletin varlığını tehdit eden yeni bir krizle karşı karşıya.

Zeydi’nin başbakanlığında yeni hükümetin kurulması

Geçtiğimiz mayıs ayında Tokyo'da, eski bir tanıdığım olan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden (IKBY) Kürt bir siyasetçiyle karşılaştım. Bu makalede ondan ‘Bay H’ adıyla bahsedeceğim. ABD merkezli bir araştırma merkezinin düzenlediği Irak konulu bir seminerin ardından ülkesine dönüş yolundaydı.

Sert ve doğrudan yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Artık Irak'ın bir devlet gibi işlediğini söylemek mümkün değil. Iraklı milisler hükümeti fiilen kontrol ediyor. Bu milislerin arkasında ise İranlı (Devrim Muhafızları) duruyor.

Bay H'ye göre Muhammed es-Sudani hükümetinin ardından kurulan Ali ez-Zeydi liderliğindeki yeni hükümet, İran ile ABD arasındaki bir uzlaşmadan ibaret.

Kasım ayındaki genel seçimlerde Sudani'nin ittifakı meclisteki en fazla sandalyeyi kazanmış olsa da Bağdat'taki gerçek güç merkezi olan ve on iki önde gelen Şii siyasetçiden oluşan Şii Koordinasyon Çerçevesi, başlangıçta eski Başbakan Nuri el-Maliki'yi aday göstermişti. Ancak Washington, dolar transferinin geçici askıya alınması da dahil olmak üzere çeşitli araçlarla baskı uyguladı ve Koordinasyon Çerçevesi, Maliki yerine Zeydi'yi kabul etti.

Ne var ki kırklı yaşlarında bir iş insanı olan Zeydi’nin herhangi bir siyasi deneyimi yok. Adını esas olarak gıda malzemesi tedarikine yönelik hükümet sözleşmelerini yönetmesiyle duyurdu.

Irak siyaseti her zaman partizan siyasete yakın olmuştur. Devletin büyük meseleleri Bakanlar Kurulu'nda değil, on iki nüfuzlu partizan liderin uzlaşısıyla çözüme kavuşturuluyor. Burada sorulması gereken asıl soru, “Hiçbiri üzerinde gerçek bir nüfuzu bulunmayan Zeydi, Irak devletini ABD ve İran'ın çapraz talepleri arasında sıkışmışken yönlendirmeyi başarabilecek mi?” sorusudur.

“Hükümet içindeki kaosun ABD/İsrail-İran Savaşı'nın patlak vermesiyle aynı zamana denk gelmesi, krizi daha da karmaşıklaştırdı ve felaket, üstüne felaket getirdi.

Yapısal sorun çok ciddi. Irak'ta fiili yürütme yetkisi, her şeyden önce güvenlik bakanlıkları, iç işleri, savunma ve istihbarat üzerinde kontrol kurmaya dayanıyor. Yeni yönetimde, bu kilit bakanlıkların dağılımı hâlâ askıda, bu konudaki gizli çekişme ise ‘Devlette zorlama yetkisi kimde?’ şeklindeki en temel soruyla bağlantılı. Bu ikilemin merkezinde, 2014 yılında DEAŞ’a karşı kurulup daha sonra devlete bağlı bir kurum olarak yasallaşan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) yer alıyor.

dcfvgthyj
Bağdat'ta Ebu Alaa el-Vali'yi (sağda) ve İran’ın Dini Lideri Mücteba Hamaney'i (solda) gösteren bir afişin önünden geçen bir motosikletli, 28 Nisan 2026 (AFP)

Ancak gerçekte Haşdi Şabi, asla tek bir blok değil. DMO ile doğrudan bağlantılı ve bünyesinde Hizbullah Tugayları da dahil olmak üzere İran'a sadık radikal grupların yanı sıra daha belirgin bir Irak milliyetçiliği eğilimi olan grupları da barındırıyor.

Irak’ın yeni Başbakanı, devletin silah tekelini kurmanın temel politikası olduğunu açıkladı. Bu, Washington tarafından memnuniyetle karşılanan bir yaklaşım olsa da Haşdi Şabi’deki militanlar bunu kendilerini feshetme talebi olarak görüyor.

Böylece Zeydi hükümeti yapısal bir ikilemle karşı karşıya kalıyor. Eğer Haşdi Şabi’yi bastırırsa DMO ile doğrudan çatışmaya girme riskine girer, eğer görmezden gelirse Washington'ın öfkesini üzerine çeker. Daha önceki hiçbir Irak hükümeti bu ikilemi çözmeyi başaramadı.

Irak hükümetinin kontrolü dışındaki milisler

Hükümet içindeki kaosun ABD/İsrail-İran Savaşı'nın patlak vermesiyle eş zamanlı ortaya çıkması, krizi daha da karmaşıklaştırdı ve felaket, üstüne felaket getirdi. Hizbullah Tugayları gibi radikal milisler, fiilen İran'ın yönlendirmesiyle ABD askeri üslerine, ABD Büyükelçiliğine ve IKBY’ye ait tesislere arka arkaya saldırılar düzenledi. Bu milisler maaşlarını Irak devletinden alıyor, ancak Irak'ın çıkarlarına tamamen aykırı bir şekilde hareket ediyorlar.

Bay H’ye göre savaşın başlamasından bu yana Irak, İran ve İran destekli milisler tarafından yaklaşık 800 saldırıya maruz kaldı ve bunların yüzde 80'i IKBY’yi hedef aldı.

Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) Barakah Nükleer Enerji Santrali, 17 Mayıs'ta, yaygın olarak Irak topraklarından fırlatıldığına inanılan bir insansız hava aracı saldırısına maruz kaldı. Aynı gün Suudi Arabistan, Irak yönünden yaklaşan bir insansız hava aracını durdurduğunu açıkladı. Körfez ülkeleri ve Washington'da, Irak hükümetinin bu milisleri kontrol edemediği gibi, faaliyetlerine zımni onay verdiği yönündeki şüpheler artıyor.

Irak Savaşı'nın en büyük hatası, Washington'un iktidara gelen birçok Şii siyasi gücün, İran İslam Cumhuriyeti ile Şii İslam ideolojisi açısından ortak bir paydada buluştuğunu fark etmesiydi

İran'ın stratejik mantığı şudur: Körfez altyapısına yönelik saldırılar Iraklı gruplara atfedilir, böylece Tahran inkâr payını korurken aynı zamanda zarar verme imkânı da elde eder. Irak'a gelince, sonuç daha da karamsar. Ülke, Körfez'e yönelik saldırıların fırlatıldığı bir platforma ve fiili savaş alanına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Zeydi yönetimi, çatışmanın genişlemesini hâlâ kontrol altında tutabilmektedir, ancak aynı zamanda ateşi Körfez'e taşıyan fitil haline de gelebilir.

Petrol üretiminin dörtte üçü durdu

İkinci şok ise ekonomik nitelikte. Arap Körfezi ablukası, Irak’ı petrolünü ihraç etmenin her türlü yolundan mahrum bıraktı. Savaştan önce Irak günde dört milyondan varilden fazla petrol üretiyordu, ancak şu anda bu miktarın üç milyon varili üretilemiyor. Geriye sadece Türkiye'nin Ceyhan ilçesine giden boru hattı ve sınırlı miktarda kamyonla karayolu taşımacılığı kaldı. Bu da günde yaklaşık 300 bin varilden fazla ihracat yapılmasına imkân vermiyor.

Sonuçlar son derece ağır. Petrol gelirleri Irak hükümetinin gelirlerinin yaklaşık yüzde 85'ini oluşturuyor ve Irak, kamu sektörünün işgücünün büyük çoğunluğunu istihdam ettiği tipik bir rant devletine dönüşmüş durumda.

Bay H, değerlendirmesinde açıkça şunları söyledi:

“ABD/İsrail-İran savaşı devam ederse ve petrol ihracatı imkansızlaşırsa, Irak ekonomisi yaz aylarına kadar durma noktasına gelir. Asgari ihtiyaç, yani devlet memurlarının maaşlarının ödenmesi için aylık 6 milyar dolar gerekirken, gelirler şu anda yaklaşık 1 milyar dolara geriledi."

Hükümetin gelirleri şubat ayında 6,8 milyar dolara ulaşmış, ancak nisan ayına gelindiğinde 1,08 milyar dolara düşmüştü. Standard & Poor's, Irak'ın ülke kredi notunu negatif gözlem listesine aldı; analistler ise ülkenin temmuz ayına kadar nakit akışında kritik bir noktaya ulaşacağını öngörüyor.

sdcfvgbhn
Kuveyt'i hedef alan roketlerin Irak'ın Basra kentindeki Hor ez-Zubeyr semtinde bir eve isabet etmesinin ardından, Kuveyt Konsolosluğu'nun önünde toplanan göstericileri koruyan Iraklı güvenlik güçleri, 7 Nisan 2026 (Reuters)

Irak'ta petrol çıkarları bulunan aralarında Gabex ve Itochu'nun da bulunduğu Japon şirketleri, yatırımları askıya alınmış durumda. Japonya’nın iş birliği ve yen cinsinden verilen kredilerle inşa edilen Basra rafinerisi de inşaatı henüz tamamlanmadan savaşın patlak vermesiyle aynı duruma düştü.

Ufukta sıcak bir yaz var

Irak Savaşı'nın yanlış değerlendirilmesi, Washington'un iktidara gelen birçok Şii siyasi gücün, İran İslam Cumhuriyeti ile Şii İslam ideolojisini paylaştığını keşfetmesiyle ortaya çıktı.

DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Tugayı, Irak'taki iç savaş yılları boyunca ve ardından DEAŞ’a karşı mücadelede milisleri destekleyerek Bağdat'ın arkasındaki gölge otorite haline geldi. İran Savaşı’ndan önce bile Irak siyaseti, milisleri dağıtma yönündeki ABD baskısı ile İran'ın milislere verdiği destek arasında gidip geliyordu. Şimdi ise bu milisler Körfez ülkelerine ve Irak devletine saldırıyor.

Anlık hesaplamalar acımasızca ve katı görünüyor. Irak hükümetinin aylık 6 milyar dolara ihtiyacı varken, bu miktarın altıda birinden azını alabiliyor.

Bağdat’taki bölünmeler IKBY’de de görülüyor. Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) hâlâ çıkmaz bir durumun içinde. Bir yılı aşkın bir süredir yeni bir hükümet kurulamadı. Öte yandan İran, kendisiyle daha iyi anlaşabilen KNK’yi destekliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, IKBY’de faaliyet gösteren İranlı Kürt gruplara desteğini açıkladığında, İran bölgeye yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını güçlü bir şekilde yoğunlaştırdı. Bu, pratikte İranlı Kürt muhaliflere herhangi fiili silah transferine yol açmayan, ilan edilmiş bir politikaya orantısız misilleme niteliğindeydi.

Irak ve İran, Şii siyasi İslam aracılığıyla birbirine daha da yakınlaştı ve bugün İran'ın Irak devletine karşı yürüttüğü savaşın temelinde de bu bağ yatıyor. İran rejimi çökerse, rejimle bağlantılı çok sayıda İranlının Şiiler için kutsal şehirler olan Necef ve Kerbela'ya akın etmesi bekleniyor.

Bay H’ye böyle bir ihtimalde Irak'ın ne hale geleceği sorulduğunda, “Mevcut İran rejimi çökse bile, Irak'taki Şii milisler sorunu devam edecek” yanıtını verdi.

Iraklı gençlerin büyük çoğunluğu ise İranlı akranları gibi, muhafazakar Şii İslamcılığını çoktan geride bırakmış bir dünyada yaşıyor ve milislerin ideolojisiyle pek ilgisi olmayan seküler zihniyete sahip.

Ancak o gün gelmeden önce anlık yapılan hesaplamalar acımasızca ve katı görünüyor. Irak hükümeti aylık 6 milyar dolara ihtiyacı varken, bu miktarın altıda birinden azını alabiliyor. Körfez ablukası temmuz ayından sonra da devam ederse, maaş ödemelerinin askıya alınması, dinarın çöküşü ve geniş çaplı toplumsal ayaklanmaların patlak vermesi, hepsi de karanlık ama makul olasılıklar. Bu durumda, milis liderleri arasındaki radikaller iktidar boşluğunu dolduracaktır. İşler mevcut gidişatında devam ederse, Irak gerçekten çok sıcak bir yaza doğru ilerliyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Çok düzeyli ortaklıklar Körfez’in güvenliğinin garantisi

2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi sırasında çekilen toplu fotoğraf (SPA)
2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi sırasında çekilen toplu fotoğraf (SPA)
TT

Çok düzeyli ortaklıklar Körfez’in güvenliğinin garantisi

2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi sırasında çekilen toplu fotoğraf (SPA)
2024 yılında Kuveyt’te düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi sırasında çekilen toplu fotoğraf (SPA)

Yakın tarihli bir analiz raporu, İran’a yönelik savaşın ardından oluşacak dönemde Körfez ülkelerinin bölgesel güvenlik mimarisinin şekillendirilmesinde daha büyük bir rol üstlenmeye aday olduğunu ortaya koydu. Rapora göre Körfez ülkeleri, öz savunma kapasitesini güçlendirmeyi ve uluslararası ortaklıklarını genişletmeyi bir araya getiren çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımı benimseyerek bu süreçte etkilerini artırabilir.

Eski NATO Genel Sekreter Yardımcısı ve NATO Savunma Koleji Vakfı Başkanı Alessandro Minuto Rizzo tarafından hazırlanan ve Cidde merkezli Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından yayımlanan raporda, NATO ile iş birliğinin Körfez ülkelerinin savunma kabiliyetlerini geliştirmesinde önemli kanallardan biri olduğu belirtildi. Raporda, bu ortaklığın ittifak bünyesinde biriken askerî ve operasyonel tecrübelerden yararlanma fırsatı sunduğu, ayrıca stratejik diyaloğun güçlendirilmesine ve güvenlik ile savunma alanlarında deneyim paylaşımının artırılmasına katkı sağladığı ifade edildi.

Çok düzeyli yaklaşım

Rizzo’ya göre önümüzdeki dönemde Körfez ülkelerinin, ortaklıklarını çeşitlendirmeye ve öz savunma kapasitelerini güçlendirmeye dayanan çok katmanlı bir güvenlik stratejisi benimsemesi gerekiyor. Bu yaklaşımın, ABD ile stratejik bağların korunmasının yanı sıra Avrupa ve NATO ile ilişkilerin daha da geliştirilmesini de kapsaması gerektiğini belirtiyor.

Rizzo, Körfez ülkelerinin İran’a yönelik savaş sürecinde dikkate değer bir siyasi basiret sergilediğini vurgulayarak, doğrudan saldırılara ve zararlara maruz kalmalarına rağmen askerî çatışmanın tarafı olmaktan kaçındıklarını ifade etti. Ayrıca Körfez ülkelerinin son yıllarda Tahran’a yönelik diplomatik açılım politikasını sürdürdüğüne dikkat çekti.

rgrtgt
ABD Savunma Bakanlığı’na ait Fort Bliss Üssü’nde Suudi Arabistan Kraliyet Hava Savunma Kuvvetleri’ne bağlı bir bölüğün mezuniyet töreninden bir fotoğraf (Savunma Bakanlığı)

Rizzo, Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesine dikkat çekerek, savaşın başlamasının ardından Körfez ülkelerinin gerilimi düşürmeye çalıştığını ve Pakistan, Mısır ile Türkiye gibi potansiyel güvenlik ortaklarıyla temaslarını artırdığını belirtti.

Körfez Araştırmaları Merkezi’ne bağlı Körfez Üzerine Görüşler dergisinde yayımlanan değerlendirmesinde Rizzo, Körfez ülkelerinin İran saldırılarına doğrudan askerî karşılık vermemesinin bir zayıflık göstergesi olarak yorumlanmaması gerektiğini ifade etti. Bu tutumun, çatışmanın kapsamının genişlemesi ve kontrol edilmesi güç sonuçlar doğurabilecek bölgesel bir savaşa dönüşmesi riskine yönelik derin bir siyasi farkındalığın yansıması olduğunu vurguladı.

ABD’nin bölgedeki rolü

Rizzo’ya göre son yirmi yılda ABD’nin bölgedeki rolüne ilişkin tartışmaların artmasına rağmen, Washington Körfez güvenliğinin temel dayanağı olmayı sürdürüyor. Bu kapsamda, milenyumun başında NATO bünyesinde yürütülen ve kendisinin de parçası olduğu tartışmaları hatırlatan Rizzo, Körfez’in stratejik ortak olarak öneminin o dönemde de gündemde olduğunu ve bölgenin ABD’nin güvenlik ajandasında güçlü şekilde yer almaya devam ettiğini belirtti.

Bununla birlikte Rizzo, son savaşın caydırıcılığa ilişkin bazı geleneksel varsayımların sınırlarını ortaya koyduğunu ifade etti. Kriz sırasında yaşanan bazı başarısızlıkların nedenlerinden birinin, ABD’nin İran’a karşı beklenenden çok daha karmaşık olduğu anlaşılan bir savaşa dahil olması olduğunu değerlendirdi.

sdrgthy
Amerikalı denizciler, Deniz Piyadeleri’ne ait bir F-35B hayalet savaş uçağının inişini izliyor. (CENTCOM)

Buna rağmen Rizzo, stratejik önemi nedeniyle ABD’nin Körfez’deki varlığında köklü bir gerileme beklemediğini ifade etti. Ancak gelecekte ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerde bazı dosyalarda daha belirgin görüş ayrılıklarının ortaya çıkabileceğini de sözlerine ekledi.

Çıkarılan dersler

Rizzo, savaşın en önemli derslerinden birinin, herhangi bir askerî çatışmaya girilmeden önce açık siyasi ve stratejik hedeflerin belirlenmesi olduğunu söyledi. Rizzo, savaşın sonuçları ne olursa olsun İran’ın bölgede etkili bir aktör olarak kalacağını belirterek, ülkenin bölgesel bir güç olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Bölgesel güvenliğin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise eski NATO yetkilisi, çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımının Körfez ülkeleri için en gerçekçi seçenek olduğunu ifade etti. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin güvenlik ve askerî entegrasyonlarını güçlendirmeleri hâlinde bu modelin daha etkin sonuçlar vereceğini kaydetti.

Rizzo, “Güvenlik ortaklıkları hedef ve çıkarlar bakımından tamamen örtüşmeyebilir. Ancak bu ortaklıkların çeşitlendirilmesi, zorluklarla mücadelede daha dayanıklı bir güvenlik ağı oluşturulmasına katkı sağlar” dedi.

Rizzo’ya göre NATO, geleneksel ikili ilişkilerin ötesine geçen kurumsal bir güvenlik iş birliği çerçevesi sunuyor. Bu kapsamda, ittifak ile Körfez ülkeleri arasında eğitim, koordinasyon ve kapasite geliştirme alanlarında geniş imkânlar sağlayan İstanbul İşbirliği Girişimi’ni örnek gösterdi.

csd
İran’ın düzenlediği saldırılar sonucu Birleşik Arap Emirlikleri’nin Füceyre Emirliği üzerinde yükselen dumanlar (AFP)

Rizzo, NATO ile ortaklığın yenilenmesinin başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerine, ittifak bünyesinde biriken askerî ve operasyonel tecrübelerden yararlanma konusunda geniş fırsatlar sunabileceğini belirtti. Bunun yanı sıra stratejik diyalog mekanizmalarının geliştirilmesi, askerî ve siyasi liderlikler arasındaki istişarelerin güçlendirilmesi sayesinde krizlerin önceden öngörülmesine ve büyümeden önlenmesine katkı sağlanabileceğini ifade etti.

Rizzo, Avrupa’nın Körfez’deki rolünün güçlendirilmesinin önemine de dikkat çekti. Avrupa’nın, yalnızca askerî kaygılara değil karşılıklı çıkarlara dayanan dengeli ortaklıklar aracılığıyla bölgesel güvenlik ve istikrara somut katkılar sunabilecek bir aktör olduğunu vurguladı.

gthyuı
ABD’ye ait iki AH-64 Apache saldırı helikopteri Hürmüz Boğazı üzerinde uçuyor. (CENTCOM)

Rizzo, Arap ülkelerine yönelik en önemli mesajın stratejik karar alma süreçlerinde daha fazla inisiyatif üstlenmeleri ve bölgeyi uzun yıllar boyunca zayıflatan ayrışmaları aşmaları olduğunu vurguladı. Rizzo, istikrarlı bir güvenlik mimarisinin inşasının, yerel kapasite ve imkânların güçlendirilmesiyle çok yönlü uluslararası ortaklıkların bir araya getirilmesini gerektirdiğini belirtti. Bunun, halen iç içe geçmiş ve sürekli değişen güvenlik sınamalarıyla karşı karşıya bulunan bölgede denge ve istikrarın sağlanması açısından temel önem taşıdığını ifade etti.


Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyölerini bombalama emri üzerine başlayan göç dalgası

Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
TT

Netanyahu’nun Beyrut’un güney banliyölerini bombalama emri üzerine başlayan göç dalgası

Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan insanlar nedeniyle yollarda yoğun trafik oluştu. (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptıkları açıklamada, Güney Lübnan’daki operasyonların genişletilmesinin ardından İsrail ordusuna Beyrut’un güney banliyölerini hedef alan saldırılar düzenleme talimatı verdiklerini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre iki ismin ortak açıklamasında, “Lübnan’daki ateşkesin Hizbullah tarafından defalarca ihlal edilmesi ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırılar nedeniyle Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail ordusuna Beyrut’un güney banliyölerindeki terör hedeflerine saldırı düzenleme emri vermiştir” ifadesine yer verildi.

Yoğun göç hareketi

Açıklamanın yayımlanmasının ardından Beyrut’un güney banliyölerinde yoğun bir göç hareketliliği yaşandı.

Lübnan basınında yer alan görüntülerde, Beyrut’un et-Tayyune bölgesinde, güney banliyölerine yönelik saldırı tehdidinin ardından uzun araç kuyruklarının oluştuğu görüldü.

fbfvb
 İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerini bombalamakla tehdit etmesinin ardından bölgeden ayrılan insanlar (Reuters)

İsrail savaş uçakları, Güney Lübnan’daki el-Mervaniye beldesine iki hava saldırısı düzenlerken, el-Adusiye beldesi kırsalındaki el-Berak bölgesi de hedef alındı.

İsrail’e ait insansız hava araçları (İHA), iki ayrı dalga halinde Güney Lübnan’daki eş-Şihabiye beldesine saldırı düzenledi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘kınanması gereken bir İsrail saldırısıyla’ karşı karşıya olduğunu söyledi. Avn, Lübnan halkının, özellikle de güney bölgelerinde yaşayanların yaşadığı sıkıntıları sona erdirmek ve acılarına son vermek için çalışmaya devam edeceğini belirtti. Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin bugün Lübnan’daki gelişmeleri görüşmek üzere acil oturum düzenlemesi bekleniyor.

fdvfv
Beyrut’un güney banliyölerinden ayrılan Lübnanlılar (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, altı haftadan uzun süre önce ilan edilen ateşkese rağmen, Hizbullah ile yürütülen operasyonlar kapsamında İsrail güçlerine Lübnan içlerindeki ilerleyişi artırma talimatı verdiğini söylemişti.

Sahadaki son gelişmede ise İsrail ordusu, Güney Lübnan’daki yaklaşık 900 yıllık Şekif Kalesi ile çevresindeki stratejik tepelerin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Bu gelişme, Hizbullah’ın geçtiğimiz nisan ayında ilan edilen ateşkesten bu yana Kuzey İsrail’e yönelik en yoğun saldırılarını gerçekleştirdiği bir günün ardından yaşandı. Söz konusu saldırılar nedeniyle bölgede okullar kapatılırken çeşitli güvenlik kısıtlamaları da uygulamaya konuldu.

İHA saldırısında bir İsrail askeri öldürüldü

Öte yandan İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki çatışmalarda bir askerinin öldüğünü duyurdu. Böylece mart ayı başından bu yana ölen İsraillilerin sayısı 26’ya yükseldi.

Ordudan yapılan açıklamada, 20 yaşındaki Çavuş Adam Tserfati’nin ‘Güney Lübnan’daki çatışmalar sırasında öldüğü’ belirtildi.

Böylece, İran destekli Hizbullah ile İsrail arasında 2 Mart’ta yeniden başlayan çatışmalardan bu yana ölen İsraillilerin sayısı 25 asker ve bir sivil sözleşmeli personel olmak üzere 26’ya ulaştı.

İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesine bağlı Ynet haber sitesi ise ordunun açıklamasına dayanarak, aynı saldırıda bir askerin ağır yaralandığını, iki askerin de hafif yaralar aldığını aktardı. Yaralıların tedavi için hastaneye kaldırıldığı ve ailelerine bilgi verildiği belirtildi.

Bu arada Hizbullah bugün yayımladığı iki ayrı açıklamada, Güney Lübnan hava sahasında İsrail’e ait Hermes 450 tipi bir İHA’ya müdahale edildiğini ve Yahmur eş-Şekif beldesinin doğu kesimlerinde bulunan bir İsrail birliğinin hedef alındığını duyurdu.

İlk açıklamada, ‘Lübnan’ı ve halkını savunmak, ayrıca İsrail’in ateşkesi ihlal etmesine ve Lübnan hava sahasını ihlal etmeyi sürdürmesine karşılık olarak, pazar günü saat 19.30’da Güney Lübnan’ın batı kesimi semalarında bulunan Hermes 450 tipi İsrail İHA’sına karadan havaya füze ile müdahale edildiği’ ifade edildi.

cdfbgr
24 Mayıs’ta Hizbullah tarafından düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında öldürülen bir askerin tabutunu taşıyan İsrail askerleri (AP)

İkinci açıklamada ise ‘Lübnan’ı ve halkını savunmak, ayrıca İsrail’in ateşkesi ihlal etmesine ve Güney Lübnan’daki köylere yönelik saldırılarında sivillerin yaralanmasına ve can kayıplarına yol açmasına karşılık olarak, pazartesi günü saat 01.00’de Yahmur eş-Şekif beldesinin doğu kesimlerinde bulunan bir İsrail birliğinin yoğun roket ve topçu ateşiyle hedef alındığı’ duyuruldu.

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Lübnan arasında 16 Nisan gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere 10 günlük ateşkes ilan edildiğini açıklamıştı. Ateşkes, İsrail’in 2 Mart’tan itibaren Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından devreye girmişti.

Trump daha sonra 23 Nisan’da ateşkesin üç hafta uzatıldığını duyururken, ABD Dışişleri Bakanlığı da 15 Mayıs’ta ateşkes süresinin 45 gün daha uzatıldığını açıklamıştı.

Lübnan cephesindeki çatışmalar, İran merkezli savaşın en büyük yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor. 2 Mart’tan bu yana Hizbullah’ın müttefiki İran’a destek amacıyla İsrail’e roket ve İHA’lar göndermeye başlamasının ardından, İsrail saldırıları ve tahliye çağrıları nedeniyle 1,2 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi.

Lübnan hükümeti, İsrail’in kara ve hava operasyonları sonucunda şu ana kadar 3 bin 370’ten fazla kişinin hayatını kaybettiğini bildiriyor. İsrail tarafı ise aynı dönemde 24 asker ve 4 sivilin öldüğünü açıkladı.