Bir Filistin devleti için olan ve olmayan fırsatlar

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, New York'taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında tarihi Filistin haritalarını gösterirken, 11 Şubat 2020 (AFP)
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, New York'taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında tarihi Filistin haritalarını gösterirken, 11 Şubat 2020 (AFP)
TT

Bir Filistin devleti için olan ve olmayan fırsatlar

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, New York'taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında tarihi Filistin haritalarını gösterirken, 11 Şubat 2020 (AFP)
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, New York'taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşma sırasında tarihi Filistin haritalarını gösterirken, 11 Şubat 2020 (AFP)

İnci Mecdi

Bir hafta önce yayınlanan yeni bir belgesel, dönemin İsrail Başbakanı Ehud Olmert tarafından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a sunulan bir planı ortaya çıkardı. iPlayer’da gösterilen ve toprak takasıyla iki devletli bir çözümün hayata geçirilmesine ilişkin bilgilerin yer aldığı belgesel, “İsrail ve Filistinliler: 7 Ekim'e Giden Yol” başlığını taşıyor. Belgesel de Olmert'in ‘barış için tarihi bir fırsat’ olarak nitelendirdiği haritanın ayrıntıları yer alıyor.

Olmert'in Abbas'a gizlice sunduğu harita, işgal altındaki Batı Şeria'nın yüzde 94'ünden fazlası üzerinde bir Filistin devleti kurulmasını öngörüyor. Haritada İsrail'in büyük Yahudi yerleşim blokları da dahil olmak üzere Batı Şeria'nın yüzde 4,9'unu ilhak etmesi karşılığında İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi sınırları boyunca benzer miktarda toprak bırakması önerisi yer alıyor. İki Filistin bölgesini bir tünel ya da otoyolla birbirine bağlama olasılığı ve çetrefilli Kudüs meselesiyle ilgili olarak oy pusulasında şehrin bazı bölümlerinin her iki tarafın da başkenti olması da yer aldı.

Abbas, o sırada bir yolsuzluk skandalıyla boğuşan ve istifa edeceğini açıklayan Olmert'in zayıf siyasi konumu nedeniyle başarısızlığa mahkum olduğunu düşündüğü planı imzalamadı. Gazze'de Aralık 2008'de patlak veren yeni bir savaş işleri daha da karmaşık hale getirdi. Belgeselde Bazıları Filistin tarafını öneriyi ciddiye almamakla suçlarken İsrailli eski diplomat Abba Eban'ın 1973 yılında söylediği ve o tarihten beri İsrailli yetkililer tarafından sık sık tekrarlanan ‘Filistinliler hiçbir fırsatı kaçırmazlar’ sözü bile kullanılıyor.

hy6u78ı
Ehud Olmert’in yan yana iki devlet, İsrail ve Filistin haritası (BBC)

Geçtiğimiz bir buçuk yıl içinde İsrail daha fazla yıkım ve Filistin topraklarının parçalanmasıyla yeni bir gerçeklik dayatırken, Arap ülkelerindeki tartışmalarda ‘kaybedilen fırsatlar’ yeniden gündeme geldi. Bu gelişmeler, Kahire'nin Filistin meselesindeki gelişmelere ilişkin olağanüstü bir Arap zirvesine ev sahipliği yaptığı ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Filistinlilerin Gazze’den çıkarılması önerisi karşısında Gazze Şeridi'nin geleceğine ilişkin Arap ülkelerinin desteklediği bir planının özelliklerine dair haberlerin geldiği bir dönemde yaşandı.

Öte yandan gözlemciler, bu ifade ve İsraillilerle on yıllardır süren müzakereler sırasında bir Filistin devletinin kurulmasının gerçekçi bir ihtimal olup olmadığı konusunda fikir ayrılığı yaşıyorlar. Bazıları, Siyonist hareketin hiçbir zaman toprakları bölme fikrini düşünmediğini, aksine tüm Filistin topraklarını ele geçirmeyi amaçladığını ve İsrail'in 1937 yılından 1947 yılına kadar zaman zaman ortaya atılan toprak takası projelerini onaylamasının bile taktiksel bir manevra olduğunu savunurken, bu ifadenin İsrail'in, kurbanı ‘Filistin halkını’ suçlamak için kullandığı bir karşı propaganda olduğunu iddia ediyor. Bazıları ise Filistinli liderlerin, fırsat üstüne fırsat kaybedildikçe küçülen bir Filistin devletinin kurulması karşılığında kısmi tavizler verebileceği gerçek fırsatlara işaret ediyor.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında, Nekbe'nın yıldönümünde, Kahire'deki Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi ‘barış için kaçırılan fırsatlar’ üzerine bir panel düzenledi. Bu panelde 1939 şubatında dönemin Kudüs Müftüsü Muhammed Emin el-Hüseyni'nin katılmayı reddettiği Londra Konferansı'ndaki Peel Komisyonu (Filistin Kraliyet Komisyonu) raporundan başlayarak İsrail'in yanında bir Filistin devleti kurmayı amaçlayan uluslararası konferanslar ve BM kararları ele alındı. Panelde bazı gözlemciler, Kudüs ve Beytullahim şehirlerini uluslararası yönetim altına alırken, toprakları yüzde 42,3 yüzölçümüne sahip bir Arap devleti ve yüzde 57,7 yüzölçümüne sahip bir Yahudi devleti olarak bölme planını kabul eden 1947 tarihli 181 sayılı BM Genel Kurul Kararı ile İsrail’in kuruluşunun ilan edilmesinden önce de bu fırsatın var olduğuna ve bu planın Filistinli liderler tarafından reddedildiğine inandıklarını ifade ettiler. Aynı gözlemciler, İsrail'in 1967 yılında Altı Gün Savaşı'ndan sonra yaptığı, Kudüs'ün nihai statüsü hariç, işgal altındaki tüm toprakları, Batı Şeria ve Gazze'yi barış karşılığında geri verme teklifini de reddettiler.

Gözlemciler ayrıca Filistinlilerin, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde tam özerklik kurmayı amaçlayan merhum Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın 1977’deki barış sürecine katılma davetinin yanında 1981 yılının ağustos ayında merhum Suudi Arabistan Veliaht Prens Fahd bin Abdulaziz tarafından ortaya atılan ‘Ortadoğu Barış Girişimi'ne katılmayı da reddettiklerine dikkati çektiler.

Bazı gözlemcilere göre 1993 yılında Oslo Anlaşması'nın ardından Filistin'de yaşanan bölünme ve Hamas'ın başını çektiği Filistinli grupların intihar saldırıları düzenlemeye başlaması, anlaşmanın başarısız olmasının ve bundan bir buçuk yıl sonra 2000 yılındaki Camp David Zirvesi'ne kadar kullanılmasının nedenlerinden biriydi. O sıra dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, sınırların çizilmesi, mültecilerin geri dönüşü ve Doğu Kudüs'ün statüsü gibi çözüm bekleyen konuları ele almaya çalıştığında taraflar bir anlaşmaya varamadı. Ardından İkinci İntifada patlak verdi.

1947 Filistin'i Taksim Planı

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre Kahire Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi Profesörü Hasan Nafia yaptığı açıklamada Filistinlilerin kendi devletlerini ilan etmeleri için hiçbir zaman gerçek bir fırsatın olmadığını ve İsrail'in, 1948'deki kuruluşundan bugüne kadar hiçbir noktada bağımsız bir Filistin devleti kurulması anlamına gelecek bir proje önermediğini söyledi.

Prof. Hasan Nafia, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bölgelerdeki anlaşmazlıklar ne olursa olsun, Doğu Kudüs ve özellikle de Mescid-i Aksa'nın kontrolü meselesi her zaman temel bir düğüm olmuştur. Bu Filistinliler için çok önemli bir konudur. İsrail'in Doğu Kudüs ve özellikle de Mescid-i Aksa üzerinde egemenlik kurmasına ve Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya ortak olmasına asla izin verilemez. Bu fikir her zaman reddedilmiştir.”

Filistin devletinin kurulması için o dönemde kaçırılan tek fırsatın sadece Filistinlilerin değil Arap devletlerinin de kararı olduğuna inanan Prof. Nafia, 1947 tarihli Filistin topraklarının Arap ve Yahudi devletlerine bölünmesine yönelik BM kararına atıfla, “Eğer Arap devletleri o dönemde Siyonist projenin gerçekliğinin farkına varmış olsalardı ve küresel Siyonist hareketin ne kadar büyük bir güce sahip olduğunun anlasalardı, belki de bu bölünme en iyi sonuç olacaktı. Bir Filistin devleti ve bir Yahudi devleti olmak üzere iki devlet kurulacak, Kudüs uluslararası vesayet altında kalacak ve uluslararası hukuk uygulanacak, böylece eşit haklar olacaktı” ifadelerini kullandı.

Prof. Nafia, sözlerini şöyle sürdürdü:

Belki de bu çatışmanın ideal çözümü olarak görülen bu proje çatışmanın çözümüne yol açacaktı, ancak daha sonra yaşananlar Siyonist projenin bununla yetinmeyeceğini gösterdi.

Ancak 1947 Filistin'i Taksim Planı’nın hukuki hatalarla gölgelendiğine, çünkü BM Genel Kurulu'nun bir halkın kaderine ve kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olup olmadığına karar veremeyeceğine dikkati çeken Prof. Nafia, “BM Şartı'na göre halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptir. Bu yüzden Arap ülkeleri BM Genel Kurulu’dan konuyu hukuki açıdan karara bağlaması için Uluslararası Adalet Divanı'na (ICJ) havale etmesini istediklerinde bu talep reddedilmiştir. Ayrıca, Yahudilerin sayısı yüzde 30'un altındayken, proje onlara yüzde 56'dan fazlasını veriyordu. Bu yüzden Arap ülkelerinin bölünme kararını reddetme gerekçeleri ister hukuki ister siyasi olsun, haklı gerekçelerdi” değerlendirmesinde bulundu.

Camp David ve Enver Sedat

Kudüs Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen er-Rakab, bağımsız bir Filistin devleti kurmak için sadece bir ya da en fazla iki fırsatın ortaya çıktığını kabul etti. Ancak Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede kaçırılan fırsatlardan Filistinlilerin sorumlu olmayabileceğini vurgulayan Prof. Rakab, BM'nin 1947 tarihli Filistin topraklarını bölme kararıyla ilgili ret kararının o dönem henüz tam olarak şekillenmiş bir Filistin liderliği olmadığından bağımsızlıklarını yeni yeni kazanmış olan Arap devletleri tarafından verildiğini belirtti.  Prof. Rakab, o dönemdeki bu BM kararını ‘gerçek bir fırsat’ olarak nitelendirdi.

Prof. Rakab’a göre diğer fırsat ise Camp David Anlaşmasıydı. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın Filistinlilerin görüşmelere katılmasını istediğinde, (Siyonist lider Ze’ev) Jabotinsky’nin ‘yerel halkla barış yapılmayacağı ve komşularla barış yapılacağı’ düşüncesini benimseyen Siyonist lider Menahem Begin’in bu düşüncesini kırmaya çalıştığını ifade eden Prof. Rakab, görüşmelerde o dönemde bir Filistin devletinden değil, Filistinliler için özerklikten bahsedilse de bunun bir Filistin devletine giden yolda bir fırsat olduğunu düşünüyor.

Merhum Filistin lideri Yaser Arafat başlangıçta görüşmelere katılmayı kabul ettiğini, ancak Arap ülkelerinin baskısıyla geri adım attığını belirten Prof. Ragab, “Filistin liderliği Sedat döneminde Camp David'i ele alırken hata yaptı. Güçlü bir devlet olan Mısır da kendilerini güçlendirebilir ve bir Filistin devletinin kurulması için baskı yapan özerklik yoluna gidebilirlerdi. Bence bu sahnede kaçırılan en önemli fırsat budur” yorumunda bulundu.

Olmayan fırsatlar

Kahire’deki ve Kudüs'teki gözlemciler, bundan sonra yaşananların kaçırılmış fırsatlar olarak nitelendirilemeyeceği konusunda hemfikir. İsrail, 4 Haziran 1967 sınırlarında bir Filistin devleti kurulması önerisinin yanında 2002 yılında Arap Barış Girişimini de reddetti. Hem Arafat hem de İsrail Başbakanı İzak Rabin'in bu konuda ciddi olduğu 1993 tarihli Oslo Anlaşması'nda bir Filistin devleti kurma fırsatı vardı. Ancak Rabin’in İsrail derin devleti tarafından öldürüldüğünü belirten Prof. Rakab, bu fırsatın başarısızlığa uğramasının nedeninin Rabin'e suikast düzenleyen İsraillilerin kendileri olduğunu, ardından da Filistin devleti fikrini reddeden aşırı sağcı Başbakan Binyamin Netanyahu'nun göreve geldiğini belirtti.

Mısırlı eski bir siyasetçi ve el-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin eski başkanı olan Abdulmunim Said daha önce kaleme aldığı bir makalede Peel Komisyonu'nun 1939 tarihli raporuna ve ardından bölünmenin adil olmadığı gerekçesiyle reddedilen 1947 Filistin’i bölme kararına atıfla “İster içeride olsun ister siyasi partilere dönüşsün, Filistinlilerin kendi aralarındaki bölünme daha derindi ve bu bölünme taraflar militanlaştığında da sona ermedi” ifadelerini kullandı.

zsdefrgt
Prof. Rakab: “Camp David, bir Filistin devleti kurmak için kaçırılmış bir fırsattı” (AFP)

Yüzde 54'ü İsraillilere, yüzde 45'i Filistinlilere ve yüzde 1'i de uluslararası vesayet altındaki Kudüs'e şeklinde taksim edilen bölünme kararını reddeden Filistinliler Oslo Anlaşmalarıyla Filistin'in en fazla yüzde 22'si gibi daha da adaletsiz bir paylaşımı kabul ettiklerinde, Hamas ve benzeri gruplar anlaşmayı bozmaya çalıştılar. Bu da birçok savaşa yol açtı. Şimdi de İsrail Gazze'yi yeniden işgal ediyor.

Bu fırsatı kaçıranların sadece Filistinliler olmadığını, İsraillilerin de Filistinlilere içeride ikinci sınıf vatandaş muamelesi yaparken, dışarıda da zulüm ve vahşet uygulayarak bu fırsatı kaçırdıklarını söyleyen Said, “İsrail, (Gazze’deki) savaştan önce Arap ülkeleriyle altı ayrı barış anlaşması imzalayarak yaşamak istediği bölgede barış ve refah için parlak bir fırsat yakalamıştı. Arap ve İslam dünyasının kapılarını İsrail'e açacak barış ve normalleşme ilişkileri için müzakereler devam ediyordu. Fakat İsrail’in 7 Ekim 2023’teki saldırıya verdiği yanıt tüm sınırları aştığında ve İran’ın tuzağına düşüldüğünde bu fırsat kaybedildi” değerlendirmesinde bulundu.

Gerçekler bir Filistin devleti için olumlu değil

Kahire'deki ve dünyanın diğer başkentlerindeki gözlemciler, Filistinlilerin geleceği konusunda fazla pek iyimser değiller. Zira iki devletli çözüm sadece Gazze'de değil, Batı Şeria'da da değişen gerçekler ışığında ulaşılamaz hale geldi. Gazze ve Batı Şeria'daki değişimlerin iki devletli çözümü imkansız hale getirdiği belirten Prof. Rakab, “Gazze'de yaşananların yanında Batı Şeria'da da geniş alanların yutulması söz konusu. En büyük tehlike, Batı Şeria. En büyük sorun ise İsraillilerin Doğu Kudüs'ten çekilmek istememesi, hatta onu bölmek istemesi. İki devletli çözümü yeniden canlandırma şansının zorlaştığına inanıyorum. Bunun için önce İsraillilerin, sonra da Filistinlilerin cesur kararlar alması gerekir ki, herkesin tek bir parlamento ve tek bir liderlik altında eşit hak ve görevlerle yaşadığı iki uluslu bir devlet olsun. Ne yazık ki İsrailliler bunu kabul etmeyecek” şeklinde konuştu.

Öte yandan Prof. Hasan Nafia, 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan (Altı Gün Savaşı) sonra İsrail'in hırslarının arttığını ve 1947 Filistin’in Taksimi Planı’nda öngörülen Filistin topraklarının yüzde 50'sini ilhak ettiklerini belirterek, “Çünkü Siyonist proje için İsrail'in sınırları, ulaşabildikleri sınırlardır” ifadelerini kullandı. Bugün İsrail'de sınırları ne olursa olsun bir Filistin devletini kabul etmeyen aşırı sağcı bir kanadın olduğuna dikkati çeken Prof. Nafia, “Prensipte bu fikri kabul eden sol kanat dahi 67 sınırlarında bir Filistin devletini asla kabul etmedi” diye ekledi. Mısırlı akademisyen, İsrail'in, ABD'nin arabuluculuğunda yapılanlar da dahil olmak üzere, imzaladığı hiçbir anlaşmaya uymadığını vurguladı.

Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı'ndan (FDD) Hüseyin Abdulhuseyin, tüm bunlar için Filistin'de gerçek demokrasi getirebilecek bir liderliğin olmayışını suçladı. İsrail'in 1967 sınırlarına dönmeyi, ancak Filistinli ya da başka bir dost Arap egemenliğinin liderliği devralması halinde kabul edeceğini düşünen Abdulhuseyin, daha önce ABD merkezli Hoover Enstitüsü tarafından yayınlanan bir makaledeki, İsrail'in Batı Şeria'yı Ürdün'e Gazze'yi de Mısır'a devretmesi önerisini de dışladı. Öneri, her iki ülke tarafından da reddedildi.

Öngörülebilir gelecek için tek olası çözümün, İsrail gözetimi altında geçici bir Filistin özerkliği kurulmasından daha fazlası olduğuna inanan Abdulhüseyin, “ABD, bir Filistin devleti kurulması ve demokratikleştirilmesi (destekleme) konusunda istekli olmadığı sürece, Filistinliler İsrail'in barış yapabileceği bir devleti nasıl kuracaklarını bulana kadar beklemek zorunda kalacaklar. İsrail bir Filistin devleti kuramaz, bunu sadece Filistinliler yapabilir. Ama önce dinlemeleri ve nasıl yapılacağını öğrenmeleri gerekiyor” yorumunda bulundu.    



Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı: Suudi Arabistan önderliğindeki ortaklarımızla, İsrail’in Somaliland’ı tanımasını geçersiz kılmak için çalışıyoruz

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Mekke’de Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u kabul etti. (Arşiv – SPA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, ülkesinin İsrail’in Somaliland bölgesini tanıma kararını geçersiz kılmak amacıyla üç siyasi ve hukuki adımdan oluşan bir paket uygulamaya koyduğunu açıkladı. Mahmud, Suudi Arabistan öncülüğündeki ortaklarla yakın koordinasyon içinde olduklarını, bölgesel istikrarın korunması ve Afrika Boynuzu’nun ‘hesaplanmamış bir tırmanıştan’ uzak tutulması için çalıştıklarını söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Mahmud, İsrail’in söz konusu tanıma kararından çıkar sağlayabilecek bölge ülkeleri bulunduğunu, ancak isim vermek istemediğini belirtti. Mahmud, “Belirli bir ülke ya da ülkeleri anmak istemem. Ancak bazı tarafların, bu tanımayı Somali’nin birliği ve bölgenin istikrarı pahasına dar ve kısa vadeli çıkarlar için bir fırsat olarak gördüğü açık” dedi.

Somali’nin egemenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayan Mahmud, ülkesinin ulusal birliği ve egemenliği korumak için gerekli tutumu takındığını ifade etti. Mahmud, “Herkese mesajımız net: İsrail’in sorumsuz maceralarına aldanılmamalı” ifadesini kullandı.

Mahmud, Somali ile dayanışmanın önemine dikkat çekerek, bölgeyi ‘sonu olmayan bir kaosa’ sürüklemeyi amaçlayan planlara karşı uyanık olunması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’ı ülkesinin istikrar ve birliğinin desteklenmesinde, yeniden imar ve kalkınma çabalarında ve Kızıldeniz ile hayati deniz geçiş yollarının güvenliğinin sağlanmasında kilit bir stratejik ortak olarak nitelendirdi.

Üç adım

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımasına ilişkin olarak, hükümetinin attığı adımlara dair açıklamalarda bulundu. Mahmud, “En açık ve kararlı ifadelerle vurguluyorum ki Somaliland’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması, Somali Federal Cumhuriyeti’nin egemenliği ve birliğine yönelik açık bir ihlaldir” dedi.

Mahmud, söz konusu tanımanın uluslararası hukuk ilkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve Afrika ülkelerinin sömürge döneminden kalan sınırlarının korunmasını öngören Afrika Birliği (AfB) kararlarına da aykırı olduğunu belirtti. Bu çerçevede Somali’nin bir dizi eş zamanlı adım attığını ve atmaya devam edeceğini ifade etti.

Mahmud, bu kapsamda ilk olarak BM, AfB ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) nezdinde derhal diplomatik girişimlerde bulunulduğunu, söz konusu tanımanın hukuki ve siyasi olarak reddedilmesi için harekete geçildiğini söyledi.

Mahmud, ülkesinin ‘İsrail’in egemenliğe ve ulusal birliğe yönelik açık ihlali’ konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde resmi bir oturum talep ettiğini ve söz konusu oturumun gerçekleştirildiğini belirtti. Mahmud, Somali’nin hâlihazırda BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasının da katkısıyla bu sürecin önemli bir diplomatik kazanım olduğunu ifade etti.

Somali lideri, AfB, Arap Birliği, İİT, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere uluslararası ortaklardan gelen dayanışma ve kınama mesajları için ‘derin minnettarlık’ duyduklarını dile getirdi.

Mahmud’a göre, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararını geçersiz kılmaya yönelik planın ikinci adımı, Arap, İslam ve Afrika ülkeleri arasında ortak ve koordineli bir tutum oluşturmayı hedefliyor. Mahmud, “Suudi Arabistan’ın Somali’nin birliğine yönelik herhangi bir müdahaleyi açık ve net bir şekilde kınayan ilk ülkelerden olmasını büyük takdirle karşılıyoruz” dedi.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın tutumunun, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı konusundaki kararlı yaklaşımını yansıttığını belirterek, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun Somali’ye yönelik ‘sabit ve ilkesel destek’ mesajının bu zor dönemde önemli bir anlam taşıdığını ifade etti.

Somali Cumhurbaşkanı, birçok Arap, İslam ve Afrika ülkesinin yanı sıra Latin Amerika ve Asya’dan da çeşitli ülkelerin dayanışma ve kınama mesajları yayımladığını kaydetti. Mahmud, “Saygın gazeteniz aracılığıyla hepsine teşekkür ediyoruz. Somali ulusal hafızası bu tarihi dayanışmayı unutmayacaktır” şeklinde konuştu.

Mahmud’a göre planın üçüncü adımı ise tüm siyasi meselelerin tek ve birleşik Somali devleti çerçevesinde, dış müdahale ve dayatmalardan uzak biçimde ele alınması amacıyla iç ulusal diyaloğun güçlendirilmesini öngörüyor.

Bölgesel ve uluslararası barış

Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceği ve Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu’nun güvenliğini tehdit edebileceği yönündeki kaygılarla ilgili olarak, “Bu tanıma, kararlı bir tutumla karşılanmazsa, bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliği sarsacak tehlikeli bir emsal oluşturabilir” dedi.

Mahmud, söz konusu adımın yalnızca Afrika Boynuzu’nda değil, Afrika genelinde ve Arap dünyasında da ayrılıkçı eğilimleri teşvik edebileceğini, bunun da bölgesel istikrarı tehdit edeceğini belirtti. Sudan ve Yemen gibi ‘kardeş ülkelerde’ yaşanan gelişmelerin, devletlerin parçalanmasının ve ulusal yapılarının çökmesinin maliyetini açıkça gösterdiğini ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliğine olası etkiler konusunda ise Mahmud, “Küresel bir deniz ticaret hattından ve Arap ulusal güvenliğinin temel unsurlarından söz ediyoruz. Somali kıyılarında yaşanacak herhangi bir siyasi ya da güvenlik gerilimi, doğrudan uluslararası ticaretin ve enerji güvenliğinin güvenliğini etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Bu etkinin, başta Suudi Arabistan, Mısır, Sudan, Eritre, Yemen ve Ürdün olmak üzere kıyıdaş ülkelerin istikrarına da yansıyacağını belirten Mahmud, Somali’nin birliğinin korunmasının Kızıldeniz’in kolektif güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu vurguladı.

Bölgesel hakimiyete giriş

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardındaki gerçek amacını ve bu adımın Somali’nin tarihsel ayrılık karşıtı duruşunu nasıl test ettiğini şu cümlelerle açıkladı: “Gördüğümüz üzere amaç, yalnızca siyasi bir tanımanın ötesine geçiyor… Amaç siyasi hedefin ötesine geçiyor; İsrail’in Afrika Boynuzu’nda, Kızıldeniz’e doğrudan yakın bir stratejik üs edinmesini sağlamak ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinde etkili olarak Kızıldeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit etmek.”

Bu hamlenin Somali, Arap ve Afrika duruşunun egemenlik ve devlet birliği konusundaki kararlılığını test etmeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayan Mahmud sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada açıkça belirtmek isterim ki, Somali’nin ayrılık karşıtı tutumu geçici veya taktiksel bir yaklaşım değildir. Bu, köklü bir ulusal ilke olup, geniş Arap ve Afrika desteğine sahiptir, ön saflarında ise Suudi Arabistan’ın desteği vardır.”

Mahmud, İsrail’in bu tanıma girişiminin Ortadoğu’daki çatışmayı Somali topraklarına taşıma amacı taşıdığını belirterek, “Açıkça söylüyorum, Somali’nin ulusal çıkarları ve bölgesel güvenliği için ülkemizi uluslararası veya bölgesel çatışmaların sahası haline getirmeye izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı.

Somali’nin barış, yeniden inşa ve sürdürülebilir kalkınma hedeflediğini, Ortadoğu’nun krizlerini ithal etmek veya kıyılarını ve bölgesel sularını askerileştirmek istemediğini vurgulayan Mahmud, “Başta Suudi Arabistan olmak üzere ortağımız olan Arap ülkeleri ile sıkı koordinasyon içinde çalışıyoruz; amacımız bölgenin istikrarını korumak ve Afrika Boynuzu’nu herhangi bir kontrolsüz tırmanıştan uzak tutmak” dedi.

cdvfgrth
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (Riyad’daki Somali Büyükelçiliği)

Mahmud, tecrübelerin, devletlerin parçalanmasının istikrar yaratmadığını, aksine ciddi güvenlik boşlukları oluşturduğunu ve etkilerinin yalnızca tek bir ülkeyle sınırlı kalmayıp tüm bölgeyi etkilediğini gösterdiğini vurguladı. “Bu nedenle, İsrail’in boş ve tehlikeli maceralarına kanmamalarını tavsiye ediyoruz” dedi.

Mahmud ayrıca, Arap ülkelerine, özellikle Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ne kıyısı olan devletlere Somali’nin ulusal güvenlikleri için güney kapısı niteliğinde olduğunu anlamaları çağrısında bulundu. Afrika’daki komşu ülkeleri ise Somali ile dayanışma içinde olmaya ve bölgeyi sonsuz bir kaosa sürüklemeye yönelik planlara karşı dikkatli olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan-Somali ilişkileri

Somali Cumhurbaşkanı Mahmud, Suudi Arabistan ile Somali arasındaki ilişkilerin stratejik önemini ve Kızıldeniz’in güvenliğine katkısını vurguladı. Mahmud, “İkili ilişkilerimiz tarihî ve derin köklere sahip stratejik bir ilişkidir; bu ilişki kardeşlik, din ve ortak kader temellerine dayanır. Suudi Arabistan, Somali’nin istikrarını ve birliğini desteklemede, yeniden imar ve kalkınma çabalarında, ayrıca Kızıldeniz ve kritik deniz yollarının güvenliğinin sağlanmasında merkezi bir stratejik ortaktır” ifadelerini kullandı.

Mahmud, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 stratejisine ve Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde elde edilen ekonomik başarılara büyük hayranlık duyduklarını belirtti. “Somali, bu alanlarda Suudi deneyiminden yararlanmayı hedefliyor” dedi.

Mahmud, mevcut şartlar altında Suudi liderliğinin bilgeliği, gücü ve bölgesel ve uluslararası ağırlığı sayesinde Somali’nin yeniden güçlü, birleşik ve onurlu bir şekilde kalkınmasında merkezi bir rol oynayabileceğine inandıklarını söyledi.

Suudi diplomasisinin Somali’ye uluslararası destek ve dayanışmayı sağlamakta kilit bir rol oynayacağını vurgulayan Mahmud, “Somali zorlu dönemlerden geçti, ancak bugün hızla toparlanıyor” şeklinde konuştu.

Mahmud, Somali’nin deneyimlerinden hareketle, günümüzde benzer zorluklarla karşı karşıya olan halklara karşı içten bir dayanışma hissettiklerini ve Suudi Arabistan’ın Yemen, Sudan ve Suriye’deki samimi ve kararlı rolünü takdir ettiklerini belirtti.

Son olarak, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun, Kral Selman bin Abdulaziz başkanlığında, Somali’nin toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir bölünme girişimini reddetme kararını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Mahmud sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Bu tutum, Suudi Arabistan’ın Somali toprak bütünlüğü ve egemenliğine tarihî desteğinin bir uzantısıdır. Suudi liderliğinin açıkça Somali’nin birliğine yönelik girişimleri reddetmesi, ülkelerimiz arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendiriyor, bölgesel istikrarı pekiştiriyor ve uluslararası topluma devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesinin önemini vurgulayan güçlü bir mesaj gönderiyor.”


Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır'ın Somali'deki askeri varlığı İsrail'in endişelerini artırıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Kahire’yi ziyaret eden Somali Cumhurbaşkanı Mahmud’u ağırladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail basını, İsrail’in Mısır ordusunun Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki hareketlerinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Mısırlı eski askeri yetkililer, Mısır'ın Somali'deki askeri varlığını ‘meşru ve uluslararası hukuk ve uluslararası sözleşmelere uygun’ olarak değerlendirdi ve bunun bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yardımcı olmayı amaçladığını belirttiler.

İsrail gazetesi Yisrael Hayom, Mısır'ın ordusuna Somali üzerinden İsrail'e yanıt vermesini emrettiğini ve bu konuda onu destekleyen Arap ülkeleri olduğunu yazdı. Gazete, “Afrika Boynuzu'nda güç mücadelesi alevleniyor: Mısır, İsrail'in 'Somaliland'ı tanımasına yanıt veriyor” başlıklı haberinde, bu tanımaya karşı çıkan Kahire'nin, İsrail'in hamlesine yanıt olarak Somali'deki güçlerini yeniden konuşlandırdığını kaydetti. Gazeteye göre buraya yaklaşık 10 bin Mısırlı askerin konuşlandırıldığı tahmin ediliyor.

Ancak, Mısır ordusunun eski kimyasal savaş şefi Tümgeneral Muhammed eş-Şehavi, Mısır askerlerinin ‘dünyanın en büyük sekizinci barış gücü olduğunu ve Somali'deki Mısır güçlerinin Afrika Birliği (AfB) barış güçlerinin komutası altında olduğunu ve Somali'de barışı korumak için çalıştıklarını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şehavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır, Somali'nin stratejik konumu nedeniyle birçok ülke tarafından, özellikle de İsrail tarafından arzulandığının farkında. İsrail, Somali'nin güvenliğini istikrarsızlaştırmak ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e ulaşma ve bir deniz gücü kurma planı gibi belirli planları kabul etmeye zorlamak amacıyla Somaliland bölgesini Somali'den ayrılmak isteyen bir devlet olarak tanıdı. Ayrıca Etiyopya, İsrail'in desteğiyle Sudan'da istikrarın yeniden sağlanmasını engellemek ve çatışmanın devamını sağlamak gibi başka faaliyetlerde de bulunuyor.”

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması ve Kızıldeniz'de bir yer edinme çabaları sonrasında Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca kez uyardı.

grfbgfr
AfB'nin Somali'deki barış gücü misyonunda Mısır askerleri de yer alıyor (AFP)

İsrail, geçtiğimiz aralık ayında Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyine bakan Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıdı. Etiyopya, bu bölgenin bağımsızlığını tanımak karşılığında bir deniz ve askeri liman elde etmek istiyordu.

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdulvahid, Mısır askerlerinin Somali'deki rolünün Afrika Birliği ve barış gücü çatısı altında güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu nedenle Mısır güçlerinin varlığı, Afrika Birliği ve Somali Devleti'nin talebi üzerine meşrudur. Somali Devleti'nin cumhurbaşkanı kısa süre önce Mısır'ı ziyaret ederek bunu tüm dünyaya teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Tümgeneral Abdulvahid, şunları söyledi:

“Bu bakımdan, İsrail'in Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyarak ve Somali devletini bölmeye çalışarak yasadışı bir hamleye başvurup uluslararası hukuku hiçe saydığı halde, diğer tarafların Mısır'ın meşru varlığından endişe duyduklarını iddia etmeleri anlaşılabilir değil. Etiyopya'nın Somali'ye yönelik tacizleri ve kendi topraklarında bir Etiyopya deniz üssü kurulmasını kabul etmesi için yaptığı baskı, Addis Ababa tarafından gerçekleştirilen ve İsrail tarafından desteklenen, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) milis, teçhizat ve silah sağlamak gibi Afrika Boynuzu bölgesinde genel olarak gerçekleştirilen diğer şüpheli hamleler, İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamleleri bağlamında değerlendirilmeli.”

Tümgeneral Abdulvahid, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mısır ve AfB, bu gelişmelerin farkındadır ve bu nedenle Mısır'ın buradaki askeri varlığı, tüm bu tehditlere karşı koymak ve uluslararası yasal yükümlülükler ve uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmek için.”

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi pazar günü, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Mısır ziyareti sırasında düzenledikleri ortak basın toplantısında, Somali'deki barış gücü misyonuna, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdünün bir parçası olarak asker göndermeye devam edeceğini açıkladı. Sisi ve Mahmud, ikili bir toplantı düzenledikten sonra, her iki ülkenin heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Mısır'ın Somali'nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumunu vurgulayan Sisi, ülkenin egemenliğini zedeleyecek veya istikrarını tehdit edecek her türlü önlemi reddetti.

Sisi, düzenlenen ortak asın toplantısında, ‘devletlerin güvenliğini ve egemenliğini tehlikeye atabilecek adımlara’ karşı uyarıda bulunarak, bunları ‘Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ihlali’ olarak nitelendirdi. Mısır, 2024 yılının aralık ayı sonlarında, Somali'deki AfB barış gücü misyonuna asker göndereceğini duyurmuştu. Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, bu kararın ‘Somali hükümetinin talebi ve AfB Barış ve Güvenlik Konseyi'nin (AUSSOM) onayıyla’ alındığını söyledi. AUSSOM, 2024 yılı sonlarında sona eren terörle mücadele misyonunun yerini aldı.


Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
TT

Mısır Temsilciler Meclisi seçim itirazları konusunda yeni bir sınavla karşı karşıya

Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)
Mısır Temsilciler Meclisi oturumlarından bir kare (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır Temsilciler Meclisi, bazı milletvekillerinin üyeliğinin geçerliliğini sorgulayan mahkeme kararlarıyla ilgili yeni bir siyasi sınavla karşı karşıya. Bu kararların en sonuncusu, geçtiğimiz cumartesi günü iki milletvekilinin üyeliğinin iptal edilmesine ilişkin karardı. Meclis Yasama Komitesi Başkanı, ‘mahkeme kararlarının uygulanmasına tamamen bağlı olduklarını’ teyit etti.

Kahire'nin doğusundaki Şarkiya ilinin Minye el-Kamh bölgesindeki seçim sürecini geçersiz kılan ve yeniden yapılmasını emreden Yargıtay'ın kararının ardından Mısır Temsilciler Meclisi’ne bir bekleyiş havası hakim oldu.

Mahkeme ayrıca, diğer seçim bölgelerine ilişkin olası kararlar beklentisiyle, milletvekilleri Muhammed Şehide ve Halid Meşhur'un üyeliklerini geçersiz kılmaya ve seçim bölgelerinde yeniden seçimler yapılmasına hazırlık olarak zaferlerini iptal etme kararı aldı.

Temsilciler Meclisi Yasama Komitesi Başkanı Danışman Muhammed Eid Mahcub, Meclisin Minye el-Kamh bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan karara uyacağını belirterek, devletin yargı kararlarına ve hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunu vurguladı.

Mahcub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, önceki parlamento seçimlerinde, özellikle de ilk aşamada, mahkeme kararlarıyla sonuçları iptal edilen seçim bölgelerinde seçimlerin yeniden yapıldığını hatırlatarak “Mısır devlet kurumları yargı kararlarına saygı duyar ve bunları uygular” ifadelerini kullandı.

Mahcub, kararın ‘olağan prosedür yolunu izleyeceğini, önce kararın gerekçelerinin Yargıtay'ın teknik ofisine sunulmasıyla başlayacağını, ardından dosyanın Temsilciler Meclisi Başkanlığı ve Genel Sekreterliğe, daha sonra da Meclis Yasama Komitesi'ne sevk edileceğini’ açıkladı. Bu idari döngünün tamamlanması için kesin bir zaman dilimi belirlemenin mümkün olmadığını vurguladı.

rgty67u
Mısır Temsilciler Meclisi Başkanı Hişam Bedevi (Mısır Parlamento İşleri Başkanlığı)

Mısır basını, Yargıtay'daki bir adli kaynağın, Minye el-Kamh seçim bölgesindeki seçimleri geçersiz kılan kararın nihai ve tüm taraflar için bağlayıcı olduğunu ve temyiz edilemeyeceğini söylediğini aktardı.

Mısır anayasasına göre Temsilciler Meclisi üyelerinin üyelikleri, kararın Meclise bildirildiği tarihten itibaren geçersiz hale gelir.

Yargıtay, Temsilciler Meclisi üyelerinin üyeliklerinin geçerliliği konusunda karar verme yetkisine sahiptir ve temyiz başvuruları, nihai seçim sonuçlarının açıklanmasından itibaren 30 günü geçmeyen bir süre içinde Yargıtay'a sunulmalıdır. Temyiz başvurusu, başvurunun alındığı tarihten itibaren 60 gün içinde karara bağlanır.

Yargıtay avukatı Albert Ansi, mahkeme kararının gerekçeleri hakkındaki yorumunda “Karar, kesin bir sahtekarlık kanıtına değil, seçim sürecini etkileyen usul ihlallerine ve açıklanan sonuçlara tam meşruiyet kazandırmak için gerekli olan temel belgelerin sunulmamasına dayanıyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Ansi, “Karar, seçim sürecinin kendisini objektif olarak kınamaktan ziyade, daha çok usule ilişkin ve önleyici bir karar niteliğinde” şeklinde konuştu.

Ansi, bazı milletvekillerinin üyeliklerinin iptal edileceğini ve bir dizi seçim bölgesinde, her seçim bölgesinin özel koşullarına göre değişen prosedürlerle yeniden seçim yapılacağını öne sürdü.

Mısır medyasının tanınan simalarından Ahmed Musa ise Temsilciler Meclisi'nin seçim sürecini bozan unsurları düzeltmek için tarihi bir fırsatı olduğunu söyledi. Yerel bir kanalda yayınlanan programında, Yargıtay kararlarının uygulanmasının ‘parlamento da dahil olmak üzere herkesin görevi olduğunu ve hiçbir bahaneyle ertelenmemesi gerektiğini’ vurgulayan Musa, Ulusal Seçim Otoritesini görevini yerine getirmeye çağırarak, halkın güvenini korumak ve devletin prestijini ve hukukun üstünlüğünü muhafaza etmek için” Temsilciler Meclisi'nden kararlar yayınlanır yayınlanmaz bunları uygulamaya koymasını istedi.

Yargıtay, Batı Delta'daki bir parti listesine üye olan bazı milletvekillerinin üyeliğine karşı yapılan itirazla ilgili nihai kararını 5 Nisan'da verecek.

dfbg
Mısır Temsilciler Meclisi binası (Temsilciler Meclisi resmi internet sitesi)

Ancak analistler, bu mahkeme işlemlerini ‘bekleyen çok sayıda temyiz başvurusu ışığında Mısır Temsilciler Meclisi sahnesinde yaşanan kargaşanın bir işareti’ olarak gördüler. Al-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Imad Gad, bunları ‘Temsilciler Meclisi’nin güvenilirliğini zedeleyen’ bir unsur olarak değerlendirdi.

Gad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son parlamento seçimleri sırasında, özellikle seçim yasaları, siyasi partilerin düzenlenmesi ve parti listelerinde ve bağımsız adayların seçilme kriterleri ile ilgili kapsamlı siyasi reformlar yapılması yönünde siyasi ve insan hakları çevrelerinden gelen çağrıları hatırlattı.

Mısırlılar geçtiğimiz ay, seçim usulsüzlükleri nedeniyle bir dizi seçim bölgesinin sonuçlarının iptal edilmesinin ardından, iki ay boyunca sekiz tur süren maraton parlamento seçimlerine veda etti.

Devlet Konseyi Yüksek İdare Mahkemesi'nin Kasım ayında ilk aşamadaki yaklaşık 30 seçim bölgesindeki seçimlerin geçersiz olduğuna karar verdi.

Bu karar, adaylar tarafından yapılan itirazların sonucu olarak alındı. Yüksek Seçim Kurulu da Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi'nin 10 Kasım'da başlayan bu aşamadaki usulsüzlüklerle ilgili açıklamalarının ardından, usulsüzlükler nedeniyle 19 seçim bölgesindeki seçim sonuçlarını iptal etti.