Suriye’nin kıyı illerindeki olaylarda Amşat ve Hamzat tümenlerinin parmağı mı var?

Amşat ve Hamzat tümenlerinin hafif, orta ve ağır olmak üzere çeşitli silahlarla donatılmış yaklaşık 10 bin üyesi olduğu tahmin ediliyor

Beklenmedik olaylar çoğunluğu Alevilerden olmak üzere bin 100 kişinin hayatına mal oldu (AFP)
Beklenmedik olaylar çoğunluğu Alevilerden olmak üzere bin 100 kişinin hayatına mal oldu (AFP)
TT

Suriye’nin kıyı illerindeki olaylarda Amşat ve Hamzat tümenlerinin parmağı mı var?

Beklenmedik olaylar çoğunluğu Alevilerden olmak üzere bin 100 kişinin hayatına mal oldu (AFP)
Beklenmedik olaylar çoğunluğu Alevilerden olmak üzere bin 100 kişinin hayatına mal oldu (AFP)

Tarık Ali

İngiltere’nin başkenti Londra merkezli olan ve Rami Abdurrahman tarafından yönetilen Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye’nin kıyı illerinde dört gün süren beklenmedik olayların ardından, köylerin yakılması ve bazı ailelerin tüm fertleriyle birlikte öldürülmesi dahil olmak üzere 44 katliamda çoğunluğu Alevilerden olmak üzere yaklaşık bin 100 kişinin öldürüldüğünü bildirdi. Ancak Independent Arabia'ya konuşan yerel halk ve sivil toplum kuruluşları (STK), özellikle cesetlerin evlerde ve yollarda yatması ve disiplinsiz silahlı güçlerin bu cesetlerin kaldırılmasını ve gömülmesini engellemesi nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olabileceğini belirttiler.

Kim suçlu?

Başta Fransa, Almanya ve ABD olmak üzere uluslararası toplumdan yeni Suriye yönetimine yönelik güçlü kınamalar yapılırken Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere resmi ve gayri resmi kurumlar faillerin hesap vermesini talep ettiler. Bu talep, failler yetkililere ne kadar yakın olursa olsun hesap sorulacağı sözünü veren Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın kısa süre önce televizyonda yaptığı konuşmayla da örtüşüyor.

Suriye Cumhurbaşkanlığı gerçekleri araştırmak ve meydana gelen ihlallerin gerçekliğini tespit etmek üzere bağımsız bir komite kurmuş olsa da sahadan gelen birbiriyle örtüşen açıklamalara ve Independent Arabia'ya konuşan özel kaynaklara göre olayların arkasında Amşat ve Hamzat tümenleri yer alıyor. Bu iki grubun Savunma Bakanlığı bünyesine katılmalarına ve bakanlığın yeni yapılanmasıyla birleşmelerine rağmen, Genel Komutanlık tarafından savaş suçu ve hatta soykırım anlamına gelen uygulamaların durdurulması için verilen emirlere uymadıklarına işaret ediliyor.

Başka bir taraf

İki grubun üyeleri arasında bulunan ve kontrol edilmeleri güç olan yabancı savaşçılar, özellikle liderlerinin Suriye ordusunda yüksek rütbelere terfi etmelerinin ardından Şam yönetimi için de güvenliği kontrol etme ve misyonunu kıyı şehirlerindeki silahsız sivillere karşı intikam ve misilleme yerine rejimin kalıntılarını kovalamakla sınırlama konusunda bir utanç kaynağı haline geldiler.

Hem yerel hem de yabancı savaşçılar, öldürme, evleri yakma ve para, mücevher, araba ve alınabilecek diğer değerli eşyaları yağmalama gibi aşırıya varan eylemlerde bulundular. Genel Güvenlik İdaresi ve Savunma Bakanlığı, bir yandan rejimin kalıntıları tarafından güvenlik güçlerine kurulan pusular, diğer yandan aşırılık yanlılarının yarattığı kaosla uğraşırken bir kez daha çifte sorumlulukla karşı karşıya kaldı.

Özellikle kıyı bölgelerinde cihada gelen on binlerce insanın bir ‘korku unsuru’ olarak resmi makamların başına bela olması, özel ve kamu mülklerine izinsiz girmeleri ve önlerine geleni öldürmeleri, taraflar arasındaki insan gücünün yetersiz kaldığını ve resmi güvenlik güçlerinin tüm kaos noktalarına müdahale edemediğini gösterdi.

İdlib, Halep ve Hama'dan kaçıp bölgeye gelen unsurlar, işledikleri suçları belgeleyerek, bunlarla övünerek ve sosyal medyada paylaşarak, yetkililerin kimliklerini tespit etmesini kolaylaştırmış olabilirler. Öyle ki İçişleri Bakanlığı, katliamlar ve soğukkanlı işkenceler sırasında yüzlerini göstermekten çekinmeyen en az üç kişinin tutuklandığını duyurdu.

Cihat korkusu

Disiplinsiz silahlı güçler, özellikle de Amşat ve Hamzat'a geri dönecek olursak Suriyeli aktivist Henadi Zahlut, Amşat ve Hamzat tümenleri üyelerinin aralarında üç erkek kardeşinin de bulunduğu çok sayıda sivilin ölümüne yol açan kıyı illerindeki olaylara karışmakla suçladı.

scfd
Yeni Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçleri (AFP)

Amşat ve Hamzat tümenlerinin hafif, orta ve ağır olmak üzere çeşitli silahlarla donatılmış yaklaşık 10 bin üyesi olduğu tahmin ediliyor. Halep ve özellikle de Afrin ve İdlib’te yoğun olarak varlık gösteriyorlar. Suriye rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşmesinden önce Suriye'nin kuzeyinde Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu'nun (SMO) çatısı altındaydılar.

Bu iki tümen, eski rejimin kalıntılarından oluşan grupların kıyı kesiminde yeni Suriye yönetimine bağlı güvenlik güçlerine saldırmasından kısa bir süre sonra gözlemcilerin dağınık ve spontane olarak tanımladığı, örgütsel, hazırlık ve taktiksel açıdan çoğunlukla rastgele bir şekilde kardeşlerinin yardımına koştular. Bu da resmi makamlar ile destekçileri arasında koordinasyon eksikliğini gözler önüne seren bir duruma yol açtı. Rejim kalıntılarının nispeten ortadan kalkmasından sonra bile hızla fail, yargıç ve cezalandırıcı rolünü üstlendiler. Yeni yönetimin, resmi misyonu olmayan unsurlar ortadan kaldırılana kadar güvenlik operasyonlarının durdurulması yönündeki çağrılarına ve açıklamalarına rağmen, Amşat ve Hamzat tümenleri ilerlemeye ve kıyı köylerine saldırmaya devam etti.

Geçmişin tekerrür etmesi

Amşat ve Hamzat tümenleri, Suriye'nin kuzeyinde kontrol ettikleri bölgelerde etnik temizlik yaptıkları gerekçesiyle ABD Hazine Bakanlığı tarafından yaptırım listesine alındılar. Bugün Suriye’nin kıyılarında yaşanan olaylarla birlikte halen aynı suçlamayla karşı karşıya kalıyorlar.

Amşat Tümeni adını, Suriye’deki son askeri terfilerden nasibini alan ve ülkedeki savaş sırasında aynı isimle komuta edilen güçlü ve çarpıcı bir tümen olan Hama kentindeki 25. Tümen'in komutasını üstlenen komutanları Ebu Amşe künyeli Muhammed el-Casim'den alıyor.

Adı son günlerde sahadaki rejimin kalıntılarıyla koordinasyon kurduğu iddialarıyla da anılan Ebu Amşe’nin rejimin düşmesiyle birlikte saha kaynaklarının Suriye'den kaçacağı yönündeki beklentileri nedeniyle gerçekte nerede olduğu bilinmiyor. Kaynaklar, Esed rejimini deviren Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’nda diğer askeri birliklerle birlikte kendisine ve Amşat Tümeni’ne de görev verilmiş olmasına rağmen Ebu Amşe’nin aylardır ortalıkta görünmemesinden dolayı Libya’ya ya da Rusya'ya kaçmış olabileceğini öne sürüyorlar. Ancak bu iddialara ilişkin herhangi bir resmi doğrulama yok.

İsyan mı yoksa huy mu?

Amşat Tümeni’nin orijinal adının Sultan Süleyman Şah Tümeni olmasına rağmen Suriye’deki askeri çevrelerde artık yaygın olarak bu isimle anılıyor.  Hamzat (Hamza) Tümeni ise Seyf Ebubekir Polat tarafından yönetiliyor. Hamzat Tümeni, SMO saflarında aktif bir gruptu. Tasfiyeler, Kürtlerin kaçırılması, bölge sakinlerinin yerlerinden edilmesi ve Amşat Tümeni ile birlikte uluslararası yaptırım listesine girmesine neden olan savaş suçları işlemekle suçlanan Hamzat Tümeni, esasen Cerablus, El Bab ve Afrin’de faaliyet gösteriyordu.

Her ne kadar bu iki tümen, Suriye'nin geçici cumhurbaşkanı olarak Ahmed eş-Şara'yı desteklemiş ve Savunma Bakanlığı saflarına katılmış olsalar da bu durum onların diğer illerdeki mevzilerini terk ederek Suriye kıyılarına, özellikle de Baniyas'a yönelmelerini engellemedi. Görgü tanıklarının ifadelerine göre bu iki tümen, diğer yabancı gruplarla birlikte, insan hakları örgütlerinin Suriye Savunma Bakanlığı tarafından verilen talimatların dışına çıkıldığını düşündüğü toplu katliamlar gerçekleştirdi. Amşat ve Hamzat tümenleri, kendilerini feshedip resmi kurumlara katılmalarının ardından silahlı grupların sorunsuz bir şekilde resmi güçlere entegrasyonunun ilk testinde, insan hakları örgütlerinin Suriye Savunma Bakanlığı’nın talimatlarına karşı bir isyan olarak nitelendirdiği şekilde, yabancı gruplarla birlikte kitlesel katliamlar gerçekleştirdi.

Bu durum, devrimin hedeflerine ulaşarak sona erdiğini ve devletin inşasına geçilmesi gerektiğini söyleyen Suriye'nin yeni Cumhurbaşkanı Şara yönetimini, modern bir devletin nasıl inşa edileceğine dair herhangi bir altyapıya sahip olmayan binlerce kana susamış savaşçıdan oluşan grupları kontrol edememesi karşısında uluslararası bir çıkmaza soktu.

Kuruluştan entegrasyona

Amşat Tümeni, 2016 yılının başlarında Özgür Suriye Ordusu’dan (ÖSO) ayrılan tartışmalı bir askeri güç.

Muhammed el-Casim (Ebu Amşe) liderliğindeki Amşat Tümeni, 2018 yılında Türkiye'nin Zeytin Dalı Harekatı'na katılmış, harekat Afrin'in ele geçirilmesiyle sonuçlanmıştı. Ardından 2021 yılında Kürtler tarafından düzenlenen protesto gösterilerine gerçek mermilerle müdahalede bulunmakla suçlanan Amşat Tümeni, savaş suçları işlemek ve ağır ihlaller gerçekleştirmekle de suçlanıyor.

Eskiden Suriye bayrağı yerine Türk bayrağı taşıyan Amşat Tümeni şu anda Suriye Savunma Bakanlığı bünyesinde olsa da gözlemcilere göre Suriye kıyılarında yaşanan olayların ardından bu durumun yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

ÖSO’dan doğan diğer bir askeri güç olan Hamzat Tümeni ise eski Suriye düzenli ordusunun bir subayı olan Seyf Ebubekir Polat tarafından yönetiliyor. 2016 nisanında beş ayrı tugay güçlerini birleştirerek Hamzat Tümeni'ni kurdu. Ancak Hamzat Tümeni de sivillere yönelik ihlaller konusunda Amşat Tümeni’nin izinden giderek uluslararası yaptırımlara maruz kaldı. Bugün her iki tümen de Suriye’nin kıyı illerindeki ihlal suçlamalarıyla karşı karşıyalar.

Başlıca üç güç

 

Askeri uzman Talib Cinati, kıyı illerinde yaşananları, farklı roller oynayan başlıca üç güce bağlıyor. Bunlardan ilkinin, rejim kalıntılarıyla mücadele etmek ve onları etkisiz hale getirene ya da teslim olana kadar etraflarını kuşatmakla görevli olan Genel Güvenlik İdaresi ve Savunma Bakanlığı olduğunu söyleyen Cinati, ikinci gücün mezhepçi nefret yüklü ve ayrım gözetmeyen eylemleri olan Hamzat ve Amşat tümenleri ve üçüncü gücün bu iki tümenle birlikte gelen yabancı savaşçılar olduğunu belirtti. Bu iki tümenin üyelerinin ve yabancı savaşçıların, resmi güvenlik güçlerinin rejimin kalıntıları tarafından öldürüldüğü bir dönemde soykırıma yol açan aşırı şiddet uyguladıklarını belirten Cinati’ye göre bu soykırıma, birincisi düşmanca ideolojik saikler, ikincisi ise yağma, şiddet ve insanlık dışı ihlallerin ve istismarların eşlik ettiği intikam olmak üzere iki faktör neden oldu.

dsfgrth
Yeni yönetim sahayı kontrol altına altı (AFP)

Olayların ardından yetkililerin, ülkeyi iç savaşa sürükleyebilecek bu güçleri, siyasi patronlarının devam etmelerinin en uygun şekilde Savunma Bakanlığı'nın mevzuatına ve emirlerine uymayan soykırımcı güçler olarak tasfiye etmek açısından gerçek bir sınavla karşı karşıya olduklarını düşünen Cinati, bu durumun, ülkenin utanç verici bir etnik temizliğe maruz kalmasının ardından güvenlik amacıyla bölünme taleplerine yönelik artan iç duyarlılık da dahil olmak üzere, tüm ülke için bir felaket anlamına gelebileceğini vurguladı.

Amaç misilleme yapmaktı

Siyaset bilimi uzmanı ve akademisyen Sabir Vassuf, yaşananların Suriye tarihinde sıradan bir olay olmadığını düşünüyor. Binin üzerinde silahsız sivilin öldürülmesinin, öngörülebilir gelecekte sayısız felakete yol açacağına inanan Vassuf, bu yüzden yeni Suriye hükümetinin faillerin kamuoyu önünde hesap vermesi için hızlı hareket etmesi gerektiğini söyledi. Vassuf’a göre bu failler, intikam almayı ve bölünmeyi hedefledikleri kadar olayların genel bağlamını da önemsemeyen cihatçı ve militan vakalar olarak doğdukları kontrolsüz üreme noktası hedef alınmadığı takdirde yakında Suriye devleti için de tehlike oluşturacaklar.

Vassuf, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Bugün yaşananlar daha önce de yaşanabilirdi. Bu yüzden mevcut nezaket hali bugün, özellikle de seküler çizgideki Kürt ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) devletin inşası ve güç paylaşımı hattına katılmasıyla birlikte işe yaramaz hale geldi. Geçtiğimiz aylarda hakim olan nazik tutum sona ermeli ve bu insanlara, liderlerine karşı isyan eden ve ülkeyi neredeyse iç savaşa sürükleyerek yaşananlar hakkında sert bir açıklama yapan ABD liderliğindeki dış güçlerin eline yeni Suriye hükümetiyle müzakerelere başlamak için yeni koşullar dayatmak üzere toptan bahaneler veren suçlular olarak muamele edilmeli.”

Kıyı şehirleri sakinlerinin talepleri

Independent Arabia, Suriye’nin kıyı şehirlerinde yaşayan çok sayıda kişiyle görüştü. Bu kişiler, öncelikle soykırımın derhal durdurulması ve olayların yaşandığı koşulların tespit etmek üzere Arap ülkelerinden ya da Birleşmiş Milletlerden (BM) bağımsız bir soruşturma komitesinin kurulması yönünde bazı ortak taleplerini dile getirdiler.

 Ayrıca daha fazla gecikmeden Hamzat ve Amşat tümenlerinin üyeleri ve yabancı savaşçıların kıyı illerinden çıkarılmasını ve tutukluların serbest bırakılması ya da haklarındaki suçlamaların açıklığa kavuşturulmasını talep ettiler.

Bunun yanında sosyal medyada, meydanlarda, toplantılarda, gösterilerde ve cami kürsülerinde mezhepçi provokasyonun durdurulması ve bu provokasyonlara karışanların cezalandırılması için bir mekanizma oluşturulmasının ve rejimin kalıntılarıyla mücadelede ve silahsız sivillerin bedelini ödediği ihlallerin durdurulmasında destek olmak üzere Genel Güvenlik İdaresi güçleriyle birlikte şehirlerde ve köylerde halktan, sivillerden ve yerel komitelerden oluşan birimlerin kurulmasının yanı sıra uluslararası ve yerel kuruluşlardan çatışma bölgelerine girmelerini, tıbbi ve insani yardımlarda bulunmalarını, cenazelerin gömülmesine izin verilmesini ve ilgili uluslararası ve BM sözleşmelerine ve tüzüklerine yasalar çerçevesinde saygı gösterilmesini istediklerini ifade ettiler.



El-Mahrami: Suudi Arabistan, ön koşulsuz ve siyasi sınırlama olmaksızın güney çözümünü destekliyor

Güney Yemen'den liderler, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenler Riyad'da düzenlenen istişare toplantısına katıldı. (Şarku’l Avsat)
Güney Yemen'den liderler, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenler Riyad'da düzenlenen istişare toplantısına katıldı. (Şarku’l Avsat)
TT

El-Mahrami: Suudi Arabistan, ön koşulsuz ve siyasi sınırlama olmaksızın güney çözümünü destekliyor

Güney Yemen'den liderler, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenler Riyad'da düzenlenen istişare toplantısına katıldı. (Şarku’l Avsat)
Güney Yemen'den liderler, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenler Riyad'da düzenlenen istişare toplantısına katıldı. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, Güney Yemen liderleri, aşiret şeyhleri ve yerel kanaat önderlerinin katılımıyla Güney İstişare Toplantısı başladı.

Toplantı sonunda yayımlanan ortak bildiriyi Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Ebu Zura el-Mahrami okudu. Bildiride, toplantının ‘Güney’i kapsayan bir iradeyi temsil ettiği ve farklı kesimler ile vilayetlerden gelen liderler aracılığıyla adil, güvenli ve garantili bir çözüm arayışına yönelik olduğu’ vurgulandı. Bildiride ayrıca, ‘her türlü tırmandırıcı girişimden ve Güney’in davasına ve geleceğine hizmet etmeyen yan çatışmalar yaratma çabalarından uzak durulduğu’ ifade edildi.

Bildiride, Suudi Arabistan’ın, konuyla ilgili liderlerle doğrudan yapılan görüşmeler ışığında, Güney halkının haklı taleplerini tamamen desteklediği ve halkın siyasi geleceğini belirleme hakkını güvence altına alan kapsamlı bir siyasi çözümün önünü açtığı ifade edildi. Bildiride, bu çözümün önceden belirlenmiş siyasi şartlar veya sınırlamalar dayatmadan, Güney halkının onur, güvenlik, istikrar ve geleceğini teminat altına alacağı kaydedildi. Ayrıca, Güney’in tam egemenliğe sahip bir devlet olarak yeniden kurulmasının da bu haklar kapsamında olduğu belirtildi.

El-Mahrami, Suudi Arabistan’ın himayesinde yürütülecek Güney Diyaloğu’nun tarihi bir fırsat olduğunu ve bu fırsatın iç anlaşmazlıklar veya gereksiz çatışmalar yaratılarak heba edilemeyeceğini vurguladı. Böyle bir tutumun, öncelikle Güney’in davasına karşıt güçlerin işine yarayacağı uyarısında bulundu.

Bildiride ayrıca, hiçbir kişi veya Güneyli tarafın dışlanmayacağı ve bu sürecin geniş katılıma ve sorumlu temsil mekanizmalarına dayandığı açık bir şekilde dile getirildi.

El-Mahrami, Riyad’a ulaştıkları günden itibaren Güney davasına yönelik samimi bir karşılama ve açık destek gördüklerini vurguladı. El-Mahrami, “Buradaki varlığımız, halkımızın ve güçlerimizin ihtiyaçlarını doğrudan iletmemize olanak sağladı. Öncelikli konular arasında dört aydır ödenmeyen maaşlar vardı ve Suudi Arabistan’dan bu konuda olumlu ve sorumlu bir geri dönüş aldık. Bu adım, halkımızın çektiği sıkıntıları hafifletme konusundaki içten çabalarını gösteriyor. Ayrıca, vatandaşların günlük yaşamını etkileyen ekonomik ve sosyal meseleler de Suudi kardeşlerimiz tarafından cömertçe desteklendi” dedi.

El-Mahrami, Suudi yetkililerden, Güney’in güvenliğini sağlayan ve cephelerde görev yapan Güney güçlerinin desteğinin sürdürüleceğine dair doğrudan ve somut teyitler aldıklarını belirtti. Bu kapsamda söz konusu güçlerin haklarının eksiksiz ödeneceği, destekleneceği ve kapasitelerinin güçlendirileceğini ifade eden el-Mahrami, bunun Güney’in istikrarını pekiştireceğini, ulusal kazanımlarını koruyacağını ve Güney cephesini zayıflatmaya veya Güneylilerin rolünü sorgulamaya yönelik girişimlerin önünü keseceğini vurguladı.

Toplantı bildirisine göre, ekonomi ve kalkınmanın desteklenmesi, Güney Yemen ile Suudi Arabistan arasında gelecekteki iş birliğinin temel direklerinden biri olacak. Bugün atılan adımların, güvenlik, istikrar ve kalkınmaya dayalı stratejik bir geleceğin somut başlangıcını temsil ettiği kaydedildi.

Bildiride, Suudi Arabistan’ın Güney’i tüm tehditlerden korumada öncü olduğu ve her zaman güçlü bir destek ve güvence sağladığı vurgulandı. Suudi Arabistan’ın Güney’in güvenliği ve istikrarının korunmasında temel bir ortak olduğu, haklı davasını desteklediği ve bu konudaki tutumunun güvenilir ve sürekli olduğu kaydedildi. Bildiride, Güney’in bugün karşı karşıya olduğu asıl tehlikenin Husi milisleri ve bölgeyi hedef alan yayılmacı projeleri ile DEAŞ ve El Kaide gibi diğer terör örgütleri olduğu ifade edildi. Bildirinin devamında şu ifade yer aldı: “Bu nedenle Suudi Arabistan’ın rolünü sorgulama girişimlerini, güneydeki askeri ve güvenlik güçlerini hedef alan kampanyaları ve özellikle de güneyi ve güvenliğini koruma sisteminin bir parçası olan Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri, Kara Kuvvetleri, Şebve Savunma Güçleri ve Hadrami Elit Güçleri’ni hedef alan kampanyaları kategorik olarak reddediyoruz.”

Bildiride, Suudi Arabistan ile karşılıklı güvenin değerli olduğu vurgulanarak, Güneyli liderlerin halklarının davasını bu hassas dönemde devralma sorumluluğunu bildiği ve bu davayı devlet aklıyla yönetmeye devam edeceği ifade edildi. Liderler, bu sürecin spekülasyon veya ani tepkilerle yürütülmeyeceğini belirtti.

Ayrıca bildiride, Güney halkına, meşru beklentilerini bilinçli ve sorumlu bir şekilde ifade etmeleri çağrısı yapıldı. Bu çerçevede, Suudi Arabistan himayesinde yürütülecek Güney Diyaloğu’nun güvenli ve garantili bir yol olduğu vurgulandı. Bildiride, “Güney devletinin yeniden kurulması hedefi bu siyasi yol üzerinden önceliğimiz ve amacımızdır. Suudi Arabistan’ın himayesi ve desteği, hakların korunmasını, kazanımların sürdürülmesini ve ulusal hedeflerin mümkün olan en düşük maliyetle gerçekleştirilmesini sağlayacaktır” denildi.

Bildiride ayrıca uluslararası toplumdan, Güneylilerin diyalog yoluyla belirlediği seçenekleri desteklemesi, meşru beklentilerine saygı göstermesi ve Suudi Arabistan’ın himayesinde yürütülen bu ciddi süreci desteklemesi istendi. Bu sürecin, Güney ve bölgedeki barış ve istikrar için en gerçekçi çerçeveyi oluşturduğu, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrar gereklilikleriyle uyumlu olduğu kaydedildi.


Suudi Arabistan, ekonominin kalesi ve inovasyon platformu olarak Davos'taki varlığını güçlendiriyor

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesinde Davos Kongre Merkezi (Reuters)
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesinde Davos Kongre Merkezi (Reuters)
TT

Suudi Arabistan, ekonominin kalesi ve inovasyon platformu olarak Davos'taki varlığını güçlendiriyor

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesinde Davos Kongre Merkezi (Reuters)
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesinde Davos Kongre Merkezi (Reuters)

Suudi Arabistan’ın Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Davos’ta düzenlenen yıllık toplantılarına katılımı, ülkenin uluslararası alandaki görünürlüğü açısından önemli bir durak oluşturdu. Krallık, ekonomi, kalkınma, teknoloji ve çevresel meselelerdeki rolünü güçlendirmeyi sürdürürken, art arda gerçekleştirdiği katılımlarla küresel eğilimlerin şekillendirilmesinde etkili bir aktör olarak konumunu pekiştirdi. Bu süreçte, sınır aşan etki yaratacak girişimlere öncülük etme ve güçlü ortaklıklar kurma kapasitesi öne çıktı.

Bu platformlarda Suudi Arabistan’ın bölgesel istikrar ve küresel piyasaların dengelenmesindeki rolü de belirgin biçimde yer aldı. Özellikle enerji sektöründe, üretici ve tüketici çıkarları arasında dengeyi gözeten yaklaşımıyla dikkat çeken Suudi Arabistan, karbon döngüsel ekonomi anlayışını benimseyerek temiz enerjiye ve sürdürülebilir madenciliğe yönelik küresel dönüşüme katkı sundu.

Suudi Arabistan, 48. dönem toplantılarına ‘Bölünmüş bir dünyada ortak bir gelecek inşa etmek’ vizyonuyla katılırken, üst düzey heyetinin sergilediği güçlü temsil, ülkenin uluslararası arenadaki artan ağırlığını yansıttı.

Teknolojik dönüşüm

Suudi Arabistan’ın WEF’teki etkin varlığı yıllar içinde kesintisiz biçimde devam etti. 2019 yılında, Saudi Aramco’ya bağlı Uthmaniyah Gaz İşleme Tesisi’nin Endüstriyel Fenerler küresel listesine dahil edilmesi önemli bir dönüm noktası oldu. Bu adımla söz konusu tesis, petrol ve gaz sektöründe bu prestijli sınıflandırmaya giren ilk tesis olma özelliğini kazandı. Bu gelişme, Krallık’ta yaşanan sanayi dönüşümünün ulaştığı düzeyi yansıtırken, Suudi Arabistan aynı dönemde WEF ile Dördüncü Sanayi Devrimi Merkezi’nin kurulmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzaladı. Daha sonra ulusal bir platforma dönüşen bu merkez, geleceğe dönük politikaların şekillendirilmesi ve ileri teknoloji alanlarında Suudi insan kaynağının yetiştirilmesine odaklanarak, Krallık’ın yenilikçilik ve teknolojik dönüşüm çağında hazırlık düzeyini güçlendirdi.

2020 yılında ise SABIC, döngüsel ekonomi yaklaşımı kapsamında plastik geri dönüşümüne yönelik TRUCIRCLE™ girişimini hayata geçirerek Krallık’ın forumdaki görünürlüğünü pekiştirdi. Aynı yıl Saudi Aramco, Hurays tesisinin de Endüstriyel Fenerler listesine alındığını duyurdu ve böylece bu küresel sınıflandırmaya giren ikinci Suudi tesisi kayda geçti.

Suudi Arabistan, 2022 yılında WEF platformlarında ‘Tarih bir dönüm noktasında’ başlığı altında küresel meydan okumalarla mücadeleye yönelik vizyonunu ortaya koydu. İklim, ekonomi, enerji ve gıda güvenliği gibi alanlarda ileri çözümler sunan Krallık, Vizyon 2030 programları sayesinde sağlanan ekonomik çeşitlenme, toplumsal güçlenme ve devletin krizlere karşı dayanıklılığını da vurguladı. Bu çerçevede, Kovid-19 salgınıyla mücadele ve toparlanma sürecinde elde edilen kazanımlar da öne çıkarıldı.

Bu etkin varlık, 2023 yılında Suudi Arabistan heyetinin ‘Kentsel kalkınma kaynaklarında dayanıklı bağlantıya doğru’ başlıklı oturumda sergilediği uluslararası iş birliği modeliyle daha da güçlendi. Oturumda şehirlerin geleceği ve sürdürülebilirliği ele alınırken, Suudi Arabistan’ın daha esnek ve yenilikçi kentsel modellerin geliştirilmesindeki öncü rolü ile uluslararası entegrasyonu güçlendiren teknolojik ve ekonomik çözümlere verdiği destek vurgulandı.

Gençleri güçlendirmek

Suudi Arabistan, 2024 yılı WEF’e katılımında da etkili varlığını sürdürdü. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah başkanlığındaki heyet, ‘Güvenin yeniden inşası’ ekseninde Krallık’ın vizyonunu ortaya koyarak, küresel dönüşümlerin özüne temas eden bir yaklaşım sundu. Bu çerçevede ekonomik istikrarın güçlendirilmesinden insan ve teknolojiye yönelik yeni yatırım alanlarının açılmasına kadar uzanan başlıklar ele alındı.

Forumun farklı platformlarında ise El-Ula, Misk Vakfı, Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA), yenilikçiliği, gençlerin güçlendirilmesini ve akıllı şehirlerin şekillendirilmesini yansıtan girişimlerle yer aldı. Bu katılım, Suudi Arabistan’ı geleceğin araçlarını kararlılık ve ilhamla yeniden inşa eden bir ülke olarak öne çıkardı.

Suudi Arabistan’ın 2024’teki forum kapsamındaki varlığı, Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman’ın himayesinde Riyad’da düzenlenen WEF Özel Toplantısı’na ev sahipliği yapmasıyla daha da pekişti. Toplantıda, dünyanın farklı ülkelerinden binin üzerinde üst düzey lider, kalkınma sorunlarını ve daha istikrarlı bir geleceğe yönelik pratik çözümleri ele almak üzere bir araya geldi.

Toplantı kapsamında düzenlenen oturumlar ve imzalanan nitelikli anlaşmalar; uzay, yapay zekâ, sürdürülebilirlik, sağlık ve insani çalışmalar gibi alanlara odaklandı. Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın etkin bir uluslararası ortak konumunu teyit ederken, tüm ülkeler için kalkınma yollarının yeniden çizilmesine ve bölünmeleri aşmayı hedefleyen yeni bir uluslararası iş birliği modelinin benimsenmesine zemin hazırladı.

WEF’in 2025 yılı yıllık toplantısında ise Suudi Arabistan, uluslararası konumunu daha da güçlendirerek, forumla ortaklık içinde 2026 yılının ilk yarısında üst düzey ve periyodik bir küresel toplantıya ev sahipliği yapacağını duyurdu. Bu adım, Krallık’ın liderlik rolüne duyulan küresel güvenin bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Siber güvenlik

Forum çalışmaları kapsamında, nitelikli bir dizi girişim de hayata geçirildi. Bunların başında, ekonominin siber güvenlikle ilişkisine odaklanan küresel bir platform olarak Riyad’da Siber Ekonomi Merkezi’nin kurulması yer aldı. Ayrıca Cübeyl Sanayi Kenti, ‘Sürdürülebilir sanayi kümelerine geçiş’ girişimine katılarak bu çerçevede Ortadoğu’da yer alan ilk şehir oldu. Geleceğin Pazarlarının Hızlandırıcısı girişimi ise Suudi Arabistan’ın yenilikçiliği destekleme ve yükselen pazarların büyümesini teşvik etme yönündeki çabalarını öne çıkardı.

Saudi House (Suudi Evi) girişimi de Krallık’ın uluslararası arenadaki artan rolünü ve somut etkisini yansıttı. Girişimciler, değişim öncüleri ve yenilikçileri bir araya getiren bir platform olarak öne çıkan girişim, dünyanın geleceğini şekillendiren temel alanlara ilişkin stratejik vizyonların paylaşılmasına imkân sundu. Ziyaretçiler, Vizyon 2030’un ortaya çıkardığı kalkınma ve yatırım fırsatlarını yakından tanıma imkânı bulurken, girişim kapsamında ele alınan başlıklar aracılığıyla zengin bir bilgi ve ilham kaynağına erişti.

WEF’in yıllık toplantısındaki bu artan varlığıyla Suudi Arabistan, uluslararası çözümlerin şekillendirilmesinde ve küresel ortaklıkların güçlendirilmesinde oynadığı merkezi rolü bir kez daha teyit etti. Krallık’ın art arda gerçekleştirdiği katılımlar, Vizyon 2030’un uluslararası iş birliği yolunu daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir geleceğe yönlendirme kapasitesini de açık biçimde ortaya koyuyor.

Niteliksel yatırımlar

Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender bin İbrahim el-Hureyf, Suudi Arabistan’ın İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen WEF’in yıllık toplantısına katılımının, Krallık’ın uluslararası etkili platformlardaki varlığını güçlendirdiğini vurguladı. El-Hureyf, bu katılımın aynı zamanda Suudi Arabistan’ın küresel ekonomik meseleleri tartışan etkin bir ortak olarak rolünü sürdürmesine ve uluslararası ekonomi trendlerini öngörme çabalarına katkı sağladığını belirtti; bu çabaların istikrar, büyüme ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklediğini kaydetti.

7ı8o9
Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender bin İbrahim el-Hureyf, Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) oturumlarından birine katılımı sırasında (SPA)

El-Hureyf, özellikle sanayi ve madencilik sektörlerindeki hızlı ekonomik dönüşümlerin, Krallık’ı nitelikli yatırımlar için cazip bir merkez ve küresel tedarik zincirlerinde güvenilir bir ortak konumuna getirdiğini ifade etti. Bu başarının, rekabetçi bir yatırım ortamı, istikrarlı bir yasal ve düzenleyici çerçeve, gelişmiş altyapı ve farklı sektörlerde kapsamlı bir yetenek geliştirme sistemi üzerine inşa edildiğini belirtti.

El-Hureyf ayrıca, Davos’ta Suudi heyetiyle gerçekleştirdiği temaslar sırasında, küresel şirketlerin liderleri, yatırımcılar ve karar vericilerle bir araya gelerek iş birliği fırsatlarını değerlendirmeyi, Krallık’ın sanayi ve madencilik alanlarında sunduğu imkân ve teşvikleri tanıtmayı ve nitelikli ortaklıklar kurarak yerli üretimi güçlendirme ve petrol dışı ihracatı artırma hedeflerini desteklemeyi planladığını açıkladı.


Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Şara bölgesel gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmeden bir kare (Arşiv_SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmeden bir kare (Arşiv_SPA)
TT

Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Şara bölgesel gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmeden bir kare (Arşiv_SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmeden bir kare (Arşiv_SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bölgedeki son gelişmeleri ve ortak ilgi alanına giren çeşitli konuları görüştü.

Görüşme, pazar günü Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın Suudi Veliaht Prensi’ni telefonla aramasıyla gerçekleşti. Görüşmede iki ülke arasındaki ikili ilişkiler ile bu ilişkilerin farklı alanlarda geliştirilmesine yönelik fırsatlar da ele alındı.