Suriye’nin kıyı illerindeki olaylarda Amşat ve Hamzat tümenlerinin parmağı mı var?

Amşat ve Hamzat tümenlerinin hafif, orta ve ağır olmak üzere çeşitli silahlarla donatılmış yaklaşık 10 bin üyesi olduğu tahmin ediliyor

Beklenmedik olaylar çoğunluğu Alevilerden olmak üzere bin 100 kişinin hayatına mal oldu (AFP)
Beklenmedik olaylar çoğunluğu Alevilerden olmak üzere bin 100 kişinin hayatına mal oldu (AFP)
TT

Suriye’nin kıyı illerindeki olaylarda Amşat ve Hamzat tümenlerinin parmağı mı var?

Beklenmedik olaylar çoğunluğu Alevilerden olmak üzere bin 100 kişinin hayatına mal oldu (AFP)
Beklenmedik olaylar çoğunluğu Alevilerden olmak üzere bin 100 kişinin hayatına mal oldu (AFP)

Tarık Ali

İngiltere’nin başkenti Londra merkezli olan ve Rami Abdurrahman tarafından yönetilen Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Suriye’nin kıyı illerinde dört gün süren beklenmedik olayların ardından, köylerin yakılması ve bazı ailelerin tüm fertleriyle birlikte öldürülmesi dahil olmak üzere 44 katliamda çoğunluğu Alevilerden olmak üzere yaklaşık bin 100 kişinin öldürüldüğünü bildirdi. Ancak Independent Arabia'ya konuşan yerel halk ve sivil toplum kuruluşları (STK), özellikle cesetlerin evlerde ve yollarda yatması ve disiplinsiz silahlı güçlerin bu cesetlerin kaldırılmasını ve gömülmesini engellemesi nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olabileceğini belirttiler.

Kim suçlu?

Başta Fransa, Almanya ve ABD olmak üzere uluslararası toplumdan yeni Suriye yönetimine yönelik güçlü kınamalar yapılırken Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere resmi ve gayri resmi kurumlar faillerin hesap vermesini talep ettiler. Bu talep, failler yetkililere ne kadar yakın olursa olsun hesap sorulacağı sözünü veren Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın kısa süre önce televizyonda yaptığı konuşmayla da örtüşüyor.

Suriye Cumhurbaşkanlığı gerçekleri araştırmak ve meydana gelen ihlallerin gerçekliğini tespit etmek üzere bağımsız bir komite kurmuş olsa da sahadan gelen birbiriyle örtüşen açıklamalara ve Independent Arabia'ya konuşan özel kaynaklara göre olayların arkasında Amşat ve Hamzat tümenleri yer alıyor. Bu iki grubun Savunma Bakanlığı bünyesine katılmalarına ve bakanlığın yeni yapılanmasıyla birleşmelerine rağmen, Genel Komutanlık tarafından savaş suçu ve hatta soykırım anlamına gelen uygulamaların durdurulması için verilen emirlere uymadıklarına işaret ediliyor.

Başka bir taraf

İki grubun üyeleri arasında bulunan ve kontrol edilmeleri güç olan yabancı savaşçılar, özellikle liderlerinin Suriye ordusunda yüksek rütbelere terfi etmelerinin ardından Şam yönetimi için de güvenliği kontrol etme ve misyonunu kıyı şehirlerindeki silahsız sivillere karşı intikam ve misilleme yerine rejimin kalıntılarını kovalamakla sınırlama konusunda bir utanç kaynağı haline geldiler.

Hem yerel hem de yabancı savaşçılar, öldürme, evleri yakma ve para, mücevher, araba ve alınabilecek diğer değerli eşyaları yağmalama gibi aşırıya varan eylemlerde bulundular. Genel Güvenlik İdaresi ve Savunma Bakanlığı, bir yandan rejimin kalıntıları tarafından güvenlik güçlerine kurulan pusular, diğer yandan aşırılık yanlılarının yarattığı kaosla uğraşırken bir kez daha çifte sorumlulukla karşı karşıya kaldı.

Özellikle kıyı bölgelerinde cihada gelen on binlerce insanın bir ‘korku unsuru’ olarak resmi makamların başına bela olması, özel ve kamu mülklerine izinsiz girmeleri ve önlerine geleni öldürmeleri, taraflar arasındaki insan gücünün yetersiz kaldığını ve resmi güvenlik güçlerinin tüm kaos noktalarına müdahale edemediğini gösterdi.

İdlib, Halep ve Hama'dan kaçıp bölgeye gelen unsurlar, işledikleri suçları belgeleyerek, bunlarla övünerek ve sosyal medyada paylaşarak, yetkililerin kimliklerini tespit etmesini kolaylaştırmış olabilirler. Öyle ki İçişleri Bakanlığı, katliamlar ve soğukkanlı işkenceler sırasında yüzlerini göstermekten çekinmeyen en az üç kişinin tutuklandığını duyurdu.

Cihat korkusu

Disiplinsiz silahlı güçler, özellikle de Amşat ve Hamzat'a geri dönecek olursak Suriyeli aktivist Henadi Zahlut, Amşat ve Hamzat tümenleri üyelerinin aralarında üç erkek kardeşinin de bulunduğu çok sayıda sivilin ölümüne yol açan kıyı illerindeki olaylara karışmakla suçladı.

scfd
Yeni Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçleri (AFP)

Amşat ve Hamzat tümenlerinin hafif, orta ve ağır olmak üzere çeşitli silahlarla donatılmış yaklaşık 10 bin üyesi olduğu tahmin ediliyor. Halep ve özellikle de Afrin ve İdlib’te yoğun olarak varlık gösteriyorlar. Suriye rejiminin 8 Aralık 2024 tarihinde düşmesinden önce Suriye'nin kuzeyinde Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu'nun (SMO) çatısı altındaydılar.

Bu iki tümen, eski rejimin kalıntılarından oluşan grupların kıyı kesiminde yeni Suriye yönetimine bağlı güvenlik güçlerine saldırmasından kısa bir süre sonra gözlemcilerin dağınık ve spontane olarak tanımladığı, örgütsel, hazırlık ve taktiksel açıdan çoğunlukla rastgele bir şekilde kardeşlerinin yardımına koştular. Bu da resmi makamlar ile destekçileri arasında koordinasyon eksikliğini gözler önüne seren bir duruma yol açtı. Rejim kalıntılarının nispeten ortadan kalkmasından sonra bile hızla fail, yargıç ve cezalandırıcı rolünü üstlendiler. Yeni yönetimin, resmi misyonu olmayan unsurlar ortadan kaldırılana kadar güvenlik operasyonlarının durdurulması yönündeki çağrılarına ve açıklamalarına rağmen, Amşat ve Hamzat tümenleri ilerlemeye ve kıyı köylerine saldırmaya devam etti.

Geçmişin tekerrür etmesi

Amşat ve Hamzat tümenleri, Suriye'nin kuzeyinde kontrol ettikleri bölgelerde etnik temizlik yaptıkları gerekçesiyle ABD Hazine Bakanlığı tarafından yaptırım listesine alındılar. Bugün Suriye’nin kıyılarında yaşanan olaylarla birlikte halen aynı suçlamayla karşı karşıya kalıyorlar.

Amşat Tümeni adını, Suriye’deki son askeri terfilerden nasibini alan ve ülkedeki savaş sırasında aynı isimle komuta edilen güçlü ve çarpıcı bir tümen olan Hama kentindeki 25. Tümen'in komutasını üstlenen komutanları Ebu Amşe künyeli Muhammed el-Casim'den alıyor.

Adı son günlerde sahadaki rejimin kalıntılarıyla koordinasyon kurduğu iddialarıyla da anılan Ebu Amşe’nin rejimin düşmesiyle birlikte saha kaynaklarının Suriye'den kaçacağı yönündeki beklentileri nedeniyle gerçekte nerede olduğu bilinmiyor. Kaynaklar, Esed rejimini deviren Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’nda diğer askeri birliklerle birlikte kendisine ve Amşat Tümeni’ne de görev verilmiş olmasına rağmen Ebu Amşe’nin aylardır ortalıkta görünmemesinden dolayı Libya’ya ya da Rusya'ya kaçmış olabileceğini öne sürüyorlar. Ancak bu iddialara ilişkin herhangi bir resmi doğrulama yok.

İsyan mı yoksa huy mu?

Amşat Tümeni’nin orijinal adının Sultan Süleyman Şah Tümeni olmasına rağmen Suriye’deki askeri çevrelerde artık yaygın olarak bu isimle anılıyor.  Hamzat (Hamza) Tümeni ise Seyf Ebubekir Polat tarafından yönetiliyor. Hamzat Tümeni, SMO saflarında aktif bir gruptu. Tasfiyeler, Kürtlerin kaçırılması, bölge sakinlerinin yerlerinden edilmesi ve Amşat Tümeni ile birlikte uluslararası yaptırım listesine girmesine neden olan savaş suçları işlemekle suçlanan Hamzat Tümeni, esasen Cerablus, El Bab ve Afrin’de faaliyet gösteriyordu.

Her ne kadar bu iki tümen, Suriye'nin geçici cumhurbaşkanı olarak Ahmed eş-Şara'yı desteklemiş ve Savunma Bakanlığı saflarına katılmış olsalar da bu durum onların diğer illerdeki mevzilerini terk ederek Suriye kıyılarına, özellikle de Baniyas'a yönelmelerini engellemedi. Görgü tanıklarının ifadelerine göre bu iki tümen, diğer yabancı gruplarla birlikte, insan hakları örgütlerinin Suriye Savunma Bakanlığı tarafından verilen talimatların dışına çıkıldığını düşündüğü toplu katliamlar gerçekleştirdi. Amşat ve Hamzat tümenleri, kendilerini feshedip resmi kurumlara katılmalarının ardından silahlı grupların sorunsuz bir şekilde resmi güçlere entegrasyonunun ilk testinde, insan hakları örgütlerinin Suriye Savunma Bakanlığı’nın talimatlarına karşı bir isyan olarak nitelendirdiği şekilde, yabancı gruplarla birlikte kitlesel katliamlar gerçekleştirdi.

Bu durum, devrimin hedeflerine ulaşarak sona erdiğini ve devletin inşasına geçilmesi gerektiğini söyleyen Suriye'nin yeni Cumhurbaşkanı Şara yönetimini, modern bir devletin nasıl inşa edileceğine dair herhangi bir altyapıya sahip olmayan binlerce kana susamış savaşçıdan oluşan grupları kontrol edememesi karşısında uluslararası bir çıkmaza soktu.

Kuruluştan entegrasyona

Amşat Tümeni, 2016 yılının başlarında Özgür Suriye Ordusu’dan (ÖSO) ayrılan tartışmalı bir askeri güç.

Muhammed el-Casim (Ebu Amşe) liderliğindeki Amşat Tümeni, 2018 yılında Türkiye'nin Zeytin Dalı Harekatı'na katılmış, harekat Afrin'in ele geçirilmesiyle sonuçlanmıştı. Ardından 2021 yılında Kürtler tarafından düzenlenen protesto gösterilerine gerçek mermilerle müdahalede bulunmakla suçlanan Amşat Tümeni, savaş suçları işlemek ve ağır ihlaller gerçekleştirmekle de suçlanıyor.

Eskiden Suriye bayrağı yerine Türk bayrağı taşıyan Amşat Tümeni şu anda Suriye Savunma Bakanlığı bünyesinde olsa da gözlemcilere göre Suriye kıyılarında yaşanan olayların ardından bu durumun yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

ÖSO’dan doğan diğer bir askeri güç olan Hamzat Tümeni ise eski Suriye düzenli ordusunun bir subayı olan Seyf Ebubekir Polat tarafından yönetiliyor. 2016 nisanında beş ayrı tugay güçlerini birleştirerek Hamzat Tümeni'ni kurdu. Ancak Hamzat Tümeni de sivillere yönelik ihlaller konusunda Amşat Tümeni’nin izinden giderek uluslararası yaptırımlara maruz kaldı. Bugün her iki tümen de Suriye’nin kıyı illerindeki ihlal suçlamalarıyla karşı karşıyalar.

Başlıca üç güç

 

Askeri uzman Talib Cinati, kıyı illerinde yaşananları, farklı roller oynayan başlıca üç güce bağlıyor. Bunlardan ilkinin, rejim kalıntılarıyla mücadele etmek ve onları etkisiz hale getirene ya da teslim olana kadar etraflarını kuşatmakla görevli olan Genel Güvenlik İdaresi ve Savunma Bakanlığı olduğunu söyleyen Cinati, ikinci gücün mezhepçi nefret yüklü ve ayrım gözetmeyen eylemleri olan Hamzat ve Amşat tümenleri ve üçüncü gücün bu iki tümenle birlikte gelen yabancı savaşçılar olduğunu belirtti. Bu iki tümenin üyelerinin ve yabancı savaşçıların, resmi güvenlik güçlerinin rejimin kalıntıları tarafından öldürüldüğü bir dönemde soykırıma yol açan aşırı şiddet uyguladıklarını belirten Cinati’ye göre bu soykırıma, birincisi düşmanca ideolojik saikler, ikincisi ise yağma, şiddet ve insanlık dışı ihlallerin ve istismarların eşlik ettiği intikam olmak üzere iki faktör neden oldu.

dsfgrth
Yeni yönetim sahayı kontrol altına altı (AFP)

Olayların ardından yetkililerin, ülkeyi iç savaşa sürükleyebilecek bu güçleri, siyasi patronlarının devam etmelerinin en uygun şekilde Savunma Bakanlığı'nın mevzuatına ve emirlerine uymayan soykırımcı güçler olarak tasfiye etmek açısından gerçek bir sınavla karşı karşıya olduklarını düşünen Cinati, bu durumun, ülkenin utanç verici bir etnik temizliğe maruz kalmasının ardından güvenlik amacıyla bölünme taleplerine yönelik artan iç duyarlılık da dahil olmak üzere, tüm ülke için bir felaket anlamına gelebileceğini vurguladı.

Amaç misilleme yapmaktı

Siyaset bilimi uzmanı ve akademisyen Sabir Vassuf, yaşananların Suriye tarihinde sıradan bir olay olmadığını düşünüyor. Binin üzerinde silahsız sivilin öldürülmesinin, öngörülebilir gelecekte sayısız felakete yol açacağına inanan Vassuf, bu yüzden yeni Suriye hükümetinin faillerin kamuoyu önünde hesap vermesi için hızlı hareket etmesi gerektiğini söyledi. Vassuf’a göre bu failler, intikam almayı ve bölünmeyi hedefledikleri kadar olayların genel bağlamını da önemsemeyen cihatçı ve militan vakalar olarak doğdukları kontrolsüz üreme noktası hedef alınmadığı takdirde yakında Suriye devleti için de tehlike oluşturacaklar.

Vassuf, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Bugün yaşananlar daha önce de yaşanabilirdi. Bu yüzden mevcut nezaket hali bugün, özellikle de seküler çizgideki Kürt ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) devletin inşası ve güç paylaşımı hattına katılmasıyla birlikte işe yaramaz hale geldi. Geçtiğimiz aylarda hakim olan nazik tutum sona ermeli ve bu insanlara, liderlerine karşı isyan eden ve ülkeyi neredeyse iç savaşa sürükleyerek yaşananlar hakkında sert bir açıklama yapan ABD liderliğindeki dış güçlerin eline yeni Suriye hükümetiyle müzakerelere başlamak için yeni koşullar dayatmak üzere toptan bahaneler veren suçlular olarak muamele edilmeli.”

Kıyı şehirleri sakinlerinin talepleri

Independent Arabia, Suriye’nin kıyı şehirlerinde yaşayan çok sayıda kişiyle görüştü. Bu kişiler, öncelikle soykırımın derhal durdurulması ve olayların yaşandığı koşulların tespit etmek üzere Arap ülkelerinden ya da Birleşmiş Milletlerden (BM) bağımsız bir soruşturma komitesinin kurulması yönünde bazı ortak taleplerini dile getirdiler.

 Ayrıca daha fazla gecikmeden Hamzat ve Amşat tümenlerinin üyeleri ve yabancı savaşçıların kıyı illerinden çıkarılmasını ve tutukluların serbest bırakılması ya da haklarındaki suçlamaların açıklığa kavuşturulmasını talep ettiler.

Bunun yanında sosyal medyada, meydanlarda, toplantılarda, gösterilerde ve cami kürsülerinde mezhepçi provokasyonun durdurulması ve bu provokasyonlara karışanların cezalandırılması için bir mekanizma oluşturulmasının ve rejimin kalıntılarıyla mücadelede ve silahsız sivillerin bedelini ödediği ihlallerin durdurulmasında destek olmak üzere Genel Güvenlik İdaresi güçleriyle birlikte şehirlerde ve köylerde halktan, sivillerden ve yerel komitelerden oluşan birimlerin kurulmasının yanı sıra uluslararası ve yerel kuruluşlardan çatışma bölgelerine girmelerini, tıbbi ve insani yardımlarda bulunmalarını, cenazelerin gömülmesine izin verilmesini ve ilgili uluslararası ve BM sözleşmelerine ve tüzüklerine yasalar çerçevesinde saygı gösterilmesini istediklerini ifade ettiler.



Hac ve Umre: Umreciler için seçenekler genişletildi; 170 ülkeden gelenler için yeni bir şart getirilmiyor

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı Umre ve Ziyaret İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Mühendis Abdülmuhsin es-Salim (Fotoğraf: Gazi Mehdi)
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı Umre ve Ziyaret İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Mühendis Abdülmuhsin es-Salim (Fotoğraf: Gazi Mehdi)
TT

Hac ve Umre: Umreciler için seçenekler genişletildi; 170 ülkeden gelenler için yeni bir şart getirilmiyor

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı Umre ve Ziyaret İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Mühendis Abdülmuhsin es-Salim (Fotoğraf: Gazi Mehdi)
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı Umre ve Ziyaret İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Mühendis Abdülmuhsin es-Salim (Fotoğraf: Gazi Mehdi)

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı Umre ve Ziyaret İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Mühendis Abdülmuhsin es-Salim, umre için yeni herhangi bir şart getirilmediğini belirterek, bakanlığın umrecilerin işlemlerini kolaylaştırmaya yönelik çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

Es-Salim Şarku’l Avsat'a verdiği röportajda, umre yolculuğunu geliştirmek ve umrecilere sunulan seçenekleri genişletmek için çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Bu kapsamda çok girişli umre vizesi, onaylı elektronik seyahat platformları üzerinden rezervasyon imkânı, dijital hizmetlerin entegrasyonunun güçlendirilmesi ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesi gibi girişimlerin hayata geçirildiğini ifade etti. Es-Salim, bu çalışmaların yoğun dönemlere yönelik erken hazırlık ve sektörün beklenen büyümeyi karşılayabilecek kapasiteye ulaştırılmasıyla eş zamanlı yürütüldüğünü kaydetti.

Yoğun dönemlere hazırlık

Es-Salim, yoğun dönemlerin sezon boyunca umre talebindeki değişimlerden etkilendiğini belirterek, bakanlığın ilgili kurumlar ve hizmet sağlayıcılarıyla koordinasyon içinde bu dönemlere erken hazırlanarak beklenen talep artışını karşılamak için kapasiteyi yükselttiğini belirtti.

Bakanlığın her yıl, Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu hedeflerine ulaşmak amacıyla umreci sayısında kademeli ve sürdürülebilir bir artış sağlamayı hedeflediğini belirten Es-Salim, bunun yanı sıra hizmetlerin geliştirilmesi, sektörün hazırlık düzeyinin yükseltilmesi ve hacı ile umrecilerin deneyiminin kalitesinin artırılması için çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti.

Yeni girişimler

Es-Salim'e göre bakanlığın umre deneyimini geliştirmek ve umrecilerin yolculuğunu kolaylaştırmak amacıyla yürüttüğü girişimlerin başında, kısa süre önce uygulamaya konulan çok girişli umre vizesi geliyor. Bu uygulamanın, ülkeye giriş prosedürlerinin geliştirilmesine yönelik bir model olduğunu belirten Es-Salim, umrecilere seyahatlerini planlama ve ibadetlerini gerçekleştirme konusunda daha fazla esneklik sağladığını söyledi.

Bakanlığın ayrıca bireylerin onaylı küresel ve yerel elektronik seyahat platformları üzerinden umre hizmetlerine doğrudan erişimini genişlettiğini belirten Es-Salim, böylece umrecilerin seyahatlerini planlamalarının, hizmetlere ulaşmalarının ve rezervasyon yapmalarının daha kolay ve esnek hale getirildiğini kaydetti.

Es-Salim, bu girişimlerin umre yolculuğu modelini geliştirmeye yönelik daha kapsamlı bir yaklaşımın parçası olduğunu belirterek, umrecilerin seçeneklerini artırmayı, hizmetlere erişimi kolaylaştırmayı ve yolculuğun farklı aşamalarında dijital çözümlerden yararlanmayı amaçladıklarını söyledi.

Yapay zekâ kullanımı

Hac ve Umre Bakanlığı'nın, başta yapay zekâ olmak üzere yeni ve gelişmekte olan teknolojilerden yararlanmaya devam ettiğini belirten Es-Salim, amaçlarının hacı ve umrecilere sunulan hizmetleri geliştirmek ve yalnızca işlemlerin dijitalleştirilmesinden, deneyimi iyileştirmek ve karar alma süreçlerini desteklemek amacıyla veri ve gelişmiş analizlerden yararlanma aşamasına geçmek olduğunu söyledi.

Mevcut uygulamaların başında, Nusuk uygulaması bünyesindeki akıllı dijital asistan "Nusuk AI"ın bulunduğunu belirten Es-Salim, hizmetin hacı ve umrecilere bilgi ve rehberlik sunduğunu, yazılı ve sesli iletişim yoluyla sorularını cevapladığını kaydetti.

Ayrıca "Dijital Mutavvıf" hizmetinin, umrecilere ve hacılara tavaf ve sa'y turlarını saymada, daha az yoğun katlara yönlendirmede ve meşru dua ve zikirler konusunda rehberlikte yardımcı olduğunu belirtti.

İzleme ve kontrol merkezinin de bakanlığın hacı ve umrecilerin yolculuğunu takip etmek için kullandığı teknolojik altyapının önemli unsurlarından biri olduğunu söyleyen Es-Salim, canlı verilerin entegre edilerek hızlı müdahale ve karar alma süreçlerini destekleyen göstergelere ve kontrol panellerine dönüştürüldüğünü ifade etti.

Hac ve Umre Bakanlığı, hacı ve umrecilere sunulan hizmetleri geliştirmek amacıyla yapay zekâ teknolojilerinden yararlanmayı sürdürüyor. (Fotoğraf: Gazi Mehdi)
Hac ve Umre Bakanlığı, hacı ve umrecilere sunulan hizmetleri geliştirmek amacıyla yapay zekâ teknolojilerinden yararlanmayı sürdürüyor. (Fotoğraf: Gazi Mehdi)

Dijitalleşme ve şartlar

Es-Salim, umre için yeni herhangi bir şart bulunmadığını bir kez daha vurgulayarak, bakanlığın prosedürleri kolaylaştırmak ve umre yolculuğunu daha kolay ve esnek hale getirmek için hizmetleri geliştirmeye devam ettiğini söyledi.

Umrecilerin yolculuğunun bugün ileri düzeyde bir dijital entegrasyona ulaştığını belirten Es-Salim, işlemlerin büyük bölümünün elektronik ortamda tamamlanabildiğini ifade etti. Bunların başında, 51 milyondan fazla kullanıcıya 170'ten fazla ülkede 150'den fazla dijital hizmet sunan Nusuk uygulaması ve platformunun geldiğini kaydetti.

Es-Salim, ayrıca onaylı küresel ve yerel elektronik seyahat platformları üzerinden umre hizmetlerine ve paket rezervasyonlarına doğrudan erişim sağlandığını belirtti.

Önümüzdeki dönemde hedefin bu entegrasyonu daha da güçlendirmek, daha bağlantılı ve sorunsuz bir dijital deneyim oluşturmak ve hacı ile umrecilerin ihtiyaçlarına göre daha proaktif ve kişiselleştirilmiş hizmetler sunmak için veri ve modern teknolojilerden yararlanmak olduğunu söyledi.

“Nusuk” uygulaması ve platformu, 170’ten fazla ülkeden 51 milyondan fazla kullanıcıya 150’den fazla dijital hizmet sunuyor (SPA).
“Nusuk” uygulaması ve platformu, 170’ten fazla ülkeden 51 milyondan fazla kullanıcıya 150’den fazla dijital hizmet sunuyor (SPA).

Hizmet sunan 346 umre şirketi

Es-Salim'in verdiği bilgiye göre, hâlihazırda umre hizmeti sunma yetkisine sahip 346 şirket bulunuyor. Bu sayının hizmet sağlayıcı tabanının genişlediğini ve özel sektörün umrecilere hizmet sunmadaki rolünün arttığını gösterdiğini belirtti.

Bakanlığın özel sektörün önünü açmak ve umre sektöründe daha cazip ve rekabetçi bir ortam oluşturmak amacıyla politika ve mevzuatı sürekli geliştirdiğini söyleyen Es-Salim, bunun yeni şirketlerin sektöre girmesine ve umrecilerin ihtiyaçlarına cevap veren, artan talebe uyum sağlayan farklı hizmet ve iş modellerinin geliştirilmesine imkân verdiğini ifade etti.

Denetim ve takip

Şirketlerin performansının izlenmesine ilişkin olarak Es-Salim, farklı umre hizmet noktalarında günlük denetimler gerçekleştiren sürekli bir saha ve denetim mekanizmasının bulunduğunu söyledi.

Hicri 1448 umre sezonunun başlangıcından bu yana denetim sayısının 32 bini aştığını belirten Es-Salim, denetimlerin umreci konaklama tesislerini, umre şirketlerini ve hizmet sağlayıcılarını ve çeşitli hizmet noktalarını kapsadığını kaydetti.

Bu denetimlerde düzenleyici ve operasyonel şartlara uyumun kontrol edildiğini, tespit edilen eksikliklerin giderildiğini ve herhangi bir ihlal görüldüğünde yasal prosedürler doğrultusunda derhal işlem yapıldığını belirten Es-Salim, yaptırımların şirket faaliyetlerinin durdurulmasına kadar ulaşabildiğini ve bunun umrecilerin haklarını korumayı amaçladığını ifade etti.

Bakanlığın yalnızca memnuniyet düzeyini ölçmekle yetinmediğini belirten Es-Salim, saha ve dijital ölçüm araçları ile veri analizleri üzerinden eksiklikleri tespit ettiklerini, hacı ve umrecilerin ihtiyaçlarını anlamaya ve geliştirme alanlarını belirlemeye çalıştıklarını söyledi.

Ayrıca gelişmiş ve öngörücü analizlerin kullanımını artırarak karar alma süreçlerini desteklediklerini ve olası sorunları önceden tespit etmeye çalıştıklarını belirtti.

Şirketlerin yeniden sınıflandırılması

Es-Salim'e göre umreci deneyiminin kalitesi, umre şirketlerinin sınıflandırılmasında temel unsurlardan birini oluşturuyor. Şirketlerin performans değerlendirmesinin yalnızca düzenleyici ve operasyonel şartlara uyumla sınırlı olmadığını belirten Es-Salim, sunulan hizmetlerin kalitesi ve umrecilerin gerçek deneyiminin de değerlendirmeye alındığını söyledi.

Bakanlığın hizmet kalitesi, kurallara ve şartlara uyum gibi çeşitli kriterler üzerinden periyodik değerlendirme yaptığını belirten Es-Salim, geçen sezonun performans değerlendirmesinin ardından haziran ayında 21 umre şirketinin faaliyetlerinin durdurulduğunu açıkladı. Bunlardan 15'inin düşük performans değerlendirmesi, 6'sının ise mevzuat ve talimatlara aykırılık nedeniyle durdurulduğunu kaydetti.

Es-Salim, bakanlığın sınıflandırma yöntemini ve değerlendirme kriterlerini sürekli geliştirdiğini, hacı ve umrecilerin deneyimine ilişkin ölçümlerden ve hizmet kalitesi göstergelerinden yararlandığını belirterek, amacın şirketler arasında hizmet kalitesi konusunda rekabeti teşvik etmek ve umrecilere sunulan hizmetlerin seviyesini yükseltmek olduğunu ifade etti.


Suudi Arabistan, erken uyarının ardından 6 kentte “tehlikenin ortadan kalktığını” açıkladı

Sivil Savunma, resmi kanallardan bilgi edinmenin ve yetkili makamlarca yayınlanan talimatlara uymanın önemini vurguladı (SPA)
Sivil Savunma, resmi kanallardan bilgi edinmenin ve yetkili makamlarca yayınlanan talimatlara uymanın önemini vurguladı (SPA)
TT

Suudi Arabistan, erken uyarının ardından 6 kentte “tehlikenin ortadan kalktığını” açıkladı

Sivil Savunma, resmi kanallardan bilgi edinmenin ve yetkili makamlarca yayınlanan talimatlara uymanın önemini vurguladı (SPA)
Sivil Savunma, resmi kanallardan bilgi edinmenin ve yetkili makamlarca yayınlanan talimatlara uymanın önemini vurguladı (SPA)

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü, bugün yaptığı açıklamada, Cidde, Yanbu, Taif, Abha, Cizan ve el-Ula kentlerinde erken uyarı verilmesinin ardından "tehlikenin ortadan kalktığını" duyurdu. Uyarılar, altı kentte acil durumlar için kullanılan Ulusal Erken Uyarı Platformu üzerinden yapıldı.

Sivil Savunma Müdürlüğü daha önce Cidde, Yanbu, Taif, Abha, Cizan ve el-Ula'da erken uyarı yayımlamış, daha sonra ise uyarıların kapsadığı tüm kentlerde tehlikenin sona erdiğini açıklamıştı.

Gelişme, bir gün önce Abha ve Hamis Muşayt'ta benzer bir uyarının yayımlanmasının ardından geldi. Sivil Savunma Müdürlüğü, daha sonra bu kentlerde de tehlikenin sona erdiğini duyurmuştu. Kurum, uyarılar sırasında bölge sakinlerine güvenlik talimatlarına uymaları, binaların içinde en yakın güvenli alana geçmeleri ve durum sona erene kadar pencerelerden ve açık alanlardan uzak durmaları çağrısında bulundu.

Gelişmelerin yaşandığı sırada Yemen'deki meşru hükümeti destekleyen koalisyon da bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, Husilerin dün Hamis Muşayt, Abha ve Taif kentlerini balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alan saldırıları sonucunda 13 sivilin hafif ve orta derecede yaralandığını, 7 konut ile 2 aracın da zarar gördüğünü bildirdi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, kasıtlı ve tekrarlanan saldırıların Husilerin gerilimi artırma, sivil yerleşimleri ve sivilleri hedef alma yönündeki yaklaşımını ortaya koyduğunu belirtti. El-Maliki, koalisyon komutanlığının Suudi Arabistan'ın egemenliğini, sivil yerleşimleri ve sivilleri korumak amacıyla saldırılara "sorumluluk ve kararlılıkla" karşılık vereceğini vurguladı.

El-Maliki ayrıca koalisyonun Husileri caydırmak ve "düşmanca ve aşırılıkçı" olarak nitelendirdiği yaklaşımlarıyla mücadele etmek için gerekli tüm operasyonel tedbirleri alacağını belirtti. Bu adımların Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi, meşru müdafaa ilkesi, uluslararası insancıl hukuk ve örfî hukuk kurallarıyla uyumlu olacağını kaydetti.

Sivil Savunma Müdürlüğü, önceki uyarılar sırasında da bilgilerin resmi kanallardan takip edilmesi ve yetkili makamların talimatlarına uyulmasının önemine dikkat çekmişti. Kurum ayrıca acil durumun sona erdiği açıklanana kadar güvenli bölgelerin terk edilmemesi ve tehlikeli alanlarda toplanılmaması çağrısında bulundu.


Cidde'de Suudi Arabistan- ABD görüşmeleri

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Cidde'de Suudi Arabistan- ABD görüşmeleri

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, dün Cidde’de ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper ve beraberindeki heyeti kabul etti. Kabulde ikili ilişkilerin yanı sıra bölgedeki son gelişmeler ele alındı. Görüşmede Suudi Arabistan Devlet Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Dr. Musaid bin Muhammed el-Ayiban da hazır bulundu.

Öte yandan Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin bugün Mısır'a bir çalışma ziyareti gerçekleştiren Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı kabul edeceği bildirildi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, ziyaret programı kapsamında iki lider arasında baş başa bir görüşme gerçekleştirileceğini, ardından heyetler arası genişletilmiş müzakerelere geçileceğini ve Cumhurbaşkanı Sisi’nin Veliaht Prens onuruna bir öğle yemeği vereceğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre görüşmelerde ikili ilişkilerin her alanda geliştirilmesi yollarının yanı sıra, ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulması bekleniyor.