Erdoğan: Şam'a yönelik yaptırımların kaldırılmasını istiyoruz... İsrail devrimi ‘dinamitlemeye’ çalışıyor

Erdoğan, İsrail'in Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırılarının bölgenin istikrarını tehdit ettiğini söyledi

Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i Suriye ve bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i Suriye ve bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan: Şam'a yönelik yaptırımların kaldırılmasını istiyoruz... İsrail devrimi ‘dinamitlemeye’ çalışıyor

Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i Suriye ve bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i Suriye ve bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün Suriyeli mevkidaşı Ahmed eş-Şera'ya Türkiye'nin Suriye'ye uygulanan uluslararası yaptırımların kaldırılması için diplomatik çabalarını sürdüreceği konusunda güvence verdi.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriyeli mevkidaşı eş-Şera ile görüşmesine ilişkin bir açıklama yayınlandı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı açıklamada, Erdoğan'ın Antalya Diplomasi Forumu için Türkiye’de bulunan eş-Şera ile yaptığı görüşmede, Suriye ile ticari ve ekonomik alanda iş birliğini canlandırmak için gayretlerin artırılması gerektiğini ve Türkiye'nin istikrarı yeniden tesis etmek için Suriye'yi desteklemeye devam edeceğini vurguladığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Türkiye’nin Suriye’de yeniden kaos yaşanmasını isteyenlere fırsat verilmemesini memnuniyetle karşıladığını, gelecek yılların Suriye’de istikrarın, refahın ve huzurun yılları olacağını ifade etti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'ndaki görüşmeleri sırasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile el sıkıştı. (AFP)Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'ndaki görüşmeleri sırasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile el sıkıştı. (AFP)

Türkiye, İsrail'i Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından ülkedeki bölünmeleri körükleyerek Suriye'deki devrimi dinamitlemeye çalışmakla suçladı ve bölgedeki istikrarsızlıktan sorumlu tuttu.

Erdoğan, İsrail'in Suriye'de etnik ve dini aidiyetleri kaşıyarak, ülkedeki azınlıkları hükümete karşı kışkırtarak 8 Aralık devrimini dinamitlemeye çalıştığını vurguladı.

“Suriye'nin yeni bir istikrarsızlık girdabına sürüklenmesine göz yummayız” diyen Erdoğan, Suriye halkının acı, zulüm ve savaştan bıktığını ifade etti.

Türkiye'nin güneyindeki Antalya kentinde dün başlayan 4’üncü Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuşan Erdoğan, İsrail'in Suriye'deki saldırılarının DEAŞ’la mücadele çabalarını olumsuz etkilediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuştu. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nun açılışında konuştu. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Erdoğan ayrıca, İsrail'i Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarıyla bölgenin istikrarını doğrudan tehdit etmekle suçladı.

Türkiye, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera liderliğindeki yeni yönetimi çeşitli alanlarda destekliyor. Ankara ile Şam arasında Suriye'de Türk askeri üslerinin kurulmasını da içeren olası bir askeri iş birliği anlaşması, Hama ve Tiyas askeri havaalanlarını vurmakta gecikmeyen İsrail'i endişelendirdi. İsrail, iki hafta boyunca saldırılarını Türkiye'nin büyük bir hava üssü inşa edeceği söylenen T4 Hava Üssü’ne yoğunlaştırdı.

Diğer yandan Türk ve İsrail heyetleri çarşamba günü Azerbaycan'da, gerilimi azaltma mekanizması kurulması ve Suriye topraklarında olay ya da çatışmaların önlenmesi konusunda anlaşmaya varmak amacıyla görüşmelerde bulundu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Antalya Diplomasi Forumu koridorlarında sohbet ediyor. (EPA)Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Antalya Diplomasi Forumu koridorlarında sohbet ediyor. (EPA)

Pazar gününe kadar devam edecek olan 4’üncü Antalya Diplomasi Forumu'na katılan eş-Şera, forumun ilk yılından bu yana Suriye'nin ilk resmi katılımını gerçekleştiriyor. Zira geçen yılki foruma Suriye'nin varlığı o dönemde Suriyeli bir muhalefet heyetiyle sınırlı kalmıştı.

Geçtiğimiz yıl üçüncüsü düzenlenen foruma Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen'in yanı sıra aralarında Müzakere Komisyonu Başkanı Bedir Camus, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu Başkanı Hadi el-Bahra ve Geçici Hükümet Başbakanı Abdurrahman Mustafa'nın da bulunduğu çok sayıda muhalif isim katılmıştı.

Foruma devlet ve hükümet başkanları ile dışişleri bakanları, 140 ülkeden yaklaşık 450 temsilci, üst düzey uluslararası örgütlerden 60 temsilci ve 4 binden fazla konuk katılıyor.

Eş-Şera'nın foruma katılmak üzere Türkiye'ye yaptığı ziyaret, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarını sürdürmesi ve Ankara'nın Suriye topraklarındaki askeri varlığını güçlendirme çabalarının İsrail tarafından reddedilmesi nedeniyle Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşmazlıkların arttığı bir döneme denk geldi.

Bir çatışma çözüm mekanizması kurulması yönündeki çabaların devam edeceğini belirten Türkiye Savunma Bakanlığı kaynakları, İsrail'in bölgedeki yayılmacı politikasından vazgeçmesi ve uluslararası toplumun bu konuda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Türkiye'de düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu çerçevesinde Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ile bir araya geldi. (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Türkiye'de düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu çerçevesinde Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ile bir araya geldi. (SANA)

Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani ile bir görüşme gerçekleştiren eş-Şera, Şam'ın Beşşar Esed döneminden bu yana Suriye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılması talebine destek sağlamak amacıyla başka görüşmeler de gerçekleştirecek.

Türkiye, eş-Şera ile Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin arasında iki ülke arasındaki görüş ayrılıklarını gidermek üzere bir toplantı düzenlemeye hazırlanıyor.

Türkiye'nin BM Daimî Temsilci Yardımcısı Aslı Güven, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik devam eden saldırılarının (Suriye’nin) egemenliğinin ihlali anlamına geldiğini ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini vurguladı.

Perşembe gecesi BM Güvenlik Konseyi'nde İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarına ilişkin düzenlenen oturumda konuşan Güven, İsrail'in Suriye topraklarına saldırmaya devam ederek (Suriye’nin) egemenliğini ihlal ettiğini, bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve Suriye'nin terör örgütü DEAŞ'la mücadele çabalarını ve terörle mücadeleye yönelik ortak çabaları doğrudan zayıflattığını söyledi.

Suriye yönetiminin attığı adımların, halkının beklentileri doğrultusunda Suriye'ye ait ve Suriye liderliğinde bir siyasi geçişi hayata geçirme iradesini gösterdiğini belirten Güven, Suriye'nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve birliğinin tam olarak korunması gerektiğini ve Türkiye'nin bu hayati görevde Suriye ile iş birliğine hazır olduğunu vurguladı.

Güven, uluslararası toplumu, Suriye halkının onurlu bir şekilde toparlanmasına yardımcı olmak için ortak bir sorumluluk üstlenmeye ve onlarla gerçek bir dayanışma göstermeye çağırdı.



Dünya Gıda Programı: Ortadoğu’daki çatışmalar milyonlarca insanı açlığa sürüklüyor

Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
TT

Dünya Gıda Programı: Ortadoğu’daki çatışmalar milyonlarca insanı açlığa sürüklüyor

Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)
Sudanlı bir kadın, aç olan bebeğini doyurmaya çalışıyor. (UNICEF)

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı (WFP) bugün yaptığı açıklamada, Ortadoğu’da devam eden çatışmaların milyonlarca insanı açlık tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığını bildirdi. Kuruluş, yakıt ve taşımacılık maliyetlerindeki artışın gıda fiyatlarını yükselttiğini, finansman yetersizliğinin ise yardım kuruluşlarını insani destek faaliyetlerini azaltmaya zorladığını belirtti.

WFP’ye göre, şubat ayı sonunda İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarıyla başlayan ve Körfez bölgesinden Lübnan’a kadar uzanan bölgesel çatışma, başlıca deniz ticaret yollarında ciddi aksamalara yol açtı. Bu durum, gemilerin rotalarını değiştirmek zorunda kalmasına neden olurken, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden geçen sevkiyatların etkilenmesiyle küresel enerji akışları ve tedarik zincirlerinde ciddi bozulmalar yaşandı.

WFP, mart ayında yayımladığı değerlendirmede, petrol fiyatlarının haziran ayına kadar varil başına yaklaşık 100 dolar seviyesinde kalması halinde akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabilecek kişi sayısının 45 milyona ulaşabileceği uyarısında bulunmuştu. Kuruluş, ham petrol fiyatlarının mart ayı başından bu yana bu seviyenin üzerinde seyretmesi nedeniyle söz konusu senaryonun fiilen gerçekleşmeye başladığını belirtti.

WFP, özellikle Afganistan, Somali ve Sri Lanka’daki hanelerin krizden en fazla etkilenenler arasında yer aldığını kaydetti. Bu ülkelerde yakıt ve gıda fiyatlarındaki artış, gelir kayıpları ve ticaretteki aksaklıklar nedeniyle geçim koşullarının daha da ağırlaştığı ifade edildi.

WFP’nin tahminlerine göre, Somali’de 2026 yılında yaklaşık 6,5 milyon kişi, yani ülke nüfusunun üçte birine yakını, ciddi açlık riskiyle karşı karşıya kalacak. Afganistan’da ise 17,4 milyon kişinin gıda krizinden etkilenmesi bekleniyor. Kuruluş, mevcut aksaklıkların sürmesi halinde 2,5 milyon Somalili ile 2,3 milyon Afgan’ın daha gıda güvensizliği tehdidiyle karşılaşabileceği uyarısında bulundu. Her iki ülke de enerji ve gıda ithalatına büyük ölçüde bağımlı durumda.

dvrbth
Somali’de yerinden edilme ve açlık (AFP)

Ortadoğu’daki kriz, yardım kuruluşlarının karşı karşıya olduğu ciddi finansman sıkıntılarının yaşandığı bir döneme denk geliyor. WFP, mevcut koşullar altında 2026 yılında dünya genelinde yardım hizmetlerinden yararlanan kişi sayısının yaklaşık 1,5 milyon azalacağını, mevcut durumun altı ay daha sürmesi halinde ise buna ilave olarak 9 milyon kişinin daha destek kapsamı dışında kalabileceğini öngörüyor.

Afganistan’da yükselen yakıt fiyatları, insani yardım malzemelerinin taşınma maliyetlerini beş kata kadar artırdı. WFP’ye göre, kamyonların alternatif güzergâhlar kullanmak zorunda kalması nedeniyle teslimat süreleri de 10 günden 75 güne kadar uzadı.

Somali’de ise artan uçak yakıtı fiyatları, BM’nin insani hava taşımacılığı hizmetlerinin operasyon maliyetlerini yükseltiyor. WFP, söz konusu hava köprüsünün ulaşımı son derece güç bölgelere erişim sağlayan tek güvenli yöntem olduğuna dikkat çekti.


İsrail, yerleşimcilere uygulanan yaptırımlara tepki olarak Kudüs’teki Avrupa konsolosluklarını kapatmayı değerlendiriyor

Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
TT

İsrail, yerleşimcilere uygulanan yaptırımlara tepki olarak Kudüs’teki Avrupa konsolosluklarını kapatmayı değerlendiriyor

Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)
Eriha’daki Ürdün Vadisi sakinlerinin arazileri üzerinde bir yerleşim noktası kuran yerleşimciler (WAFA)

İsrail hükümeti içindeki çeşitli sağcı kurum ve çevreler, uluslararası hukuk uzmanlarının da katılımıyla, Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanlarının Brüksel’de aldığı yaptırım kararına verilecek yanıtı değerlendirmek üzere görüşmeler yürütüyor. AB dışişleri bakanları, işgal altında bulunan Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim hareketinin üst düzey isimleri ve önde gelen kuruluşlarına yaptırım uygulanacağını açıklamıştı.

Masadaki öneriler arasında, Doğu Kudüs’te Filistinlilere hizmet veren sekiz Avrupa ülkesine ait konsolosluğun kapatılması da yer alıyor. Bunun yanı sıra, AB’den ‘siyasi bedel tahsil etmeyi’ amaçlayan çeşitli adımların da değerlendirildiği belirtiliyor.

İsrail’de yargı ve yönetim sistemine yönelik reform girişimlerinin fikir altyapısını oluşturan sağ eğilimli düşünce kuruluşlarından Kohelet Policy Forum’da kıdemli araştırmacı olarak görev yapan avukat Avraham Shalev, hükümete sunulan öneri ve çalışmaların hazırlanmasında rol alan isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Shalev, “AB, İsrail’e yönelik düşmanca tutumunun kendisini tamamen etkisiz ve marjinal bir konuma sürükleyeceğini anlamalıdır” ifadesini kullandı.

gthu7ı8
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria’daki Ma'ale Adumim yerleşim yeri yakınlarında düzenlenen bir basın toplantısı sırasında bir yerleşim projesinin tabelasını elinde tutuyor. (Arşiv – AP)

Söz konusu görüşmelere katılan Shalev, İsrail parlamentosu Knesset’te, Avrupa kaynaklı fonlara yönelik kısıtlamalar getirecek yeni yasal düzenlemeler yapılmasını öneriyor. Bu kapsamda, İsrail'deki siyasi derneklere yapılan Avrupa bağışlarının vergi avantajlarından mahrum bırakılması veya bu fonlara yüksek vergiler uygulanması gibi seçenekler gündeme getiriliyor. Shalev, “AB, Batı Şeria’da geniş çaplı yasa dışı Arap yapılaşma projelerini finanse ediyor. AB’nin tutumu göz önüne alındığında, yaptırımlara maruz kalması gereken tarafın kendisi olduğu açıktır” ifadelerini kullandı. İsrailli hukukçu, buna karşılık olarak İsrail Sivil İdaresi’nin, AB finansmanıyla inşa edilen ruhsatsız yapılara yönelik geniş kapsamlı bir yıkım kampanyası başlatmasını ve tüm inşaat faaliyetlerini derhal dondurmasını önerdi.

Öte yandan Kohelet Policy Forum, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları ve saldırganların kimlikleri hakkında Avrupalı kurumlara bilgi sağlayan İsraillileri ‘muhbir’ olarak nitelendiriyor ve bu kişilere yaptırım uygulanmasını savunuyor. Kohelet Policy Forum, “Yabancı devletler, yaptırıma tabi tutulan kişi ve kuruluşların faaliyetlerinden yerel bilgi kaynakları olmaksızın haberdar olamazdı” görüşünü dile getirirken, Knesset’in mevcut boykot yasasını değiştirerek İsrail vatandaşlarına yönelik yaptırım çağrılarını yasaklamasını ve bu çağrılar nedeniyle zarar gördüğünü öne süren kişilere tazminat davası açma hakkı tanımasını talep ediyor.

İsrail, Batı Şeria’daki yerleşim yerlerini genişletiyor

Kohelet Policy Forum, Doğu Kudüs’te faaliyet gösteren Avrupa ülkelerine ait konsoloslukların kapatılması yönündeki çağrısını da yineledi. Enstitü tarafından hazırlanan değerlendirmede, “Filistin Yönetimi’ne hizmet veren Avrupa konsolosluklarının İsrail’in başkentinin merkezinde faaliyet göstermeyi sürdürmesi başlı başına bir çelişkidir” ifadesine yer verildi. Değerlendirmede, Fransa, Yunanistan, İsveç, İtalya, İspanya, Belçika, Birleşik Krallık ve Türkiye’nin yanı sıra Vatikan’ın Doğu Kudüs’te diplomatik temsilcilikler bulundurduğu belirtilerek, bu temsilciliklerin Kudüs üzerindeki İsrail egemenliğini tanımadığı ve Filistin Yönetimi nezdinde faaliyet yürüttüğü savunuldu. Enstitü, İspanya örneğini vererek, Madrid yönetiminin İsrail’deki büyükelçisini geri çağırmasına rağmen İspanya’nın Kudüs Başkonsolosu’nun kentte görev yapmayı sürdürdüğünü ve Ramallah’ta Filistin Devleti temsilcileriyle çalıştığını ileri sürdü. Kohelet’e göre bu konsolosluklar, ‘sömürgecilik döneminden kalma yapılar’ niteliği taşıyor ve ev sahibi devletin onayı olmadan diplomatik misyonların faaliyet göstermesini uluslararası hukuka aykırı hale getiren kurallarla çelişiyor. Enstitü, Avrupa ülkelerinin Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanındığı izlenimini vermemek için İsrail’den resmî izin almaktan kaçındığını iddia etti. Açıklamada ayrıca, İngiltere ve Fransa’nın Filistin devletini tanıma kararlarına karşı İsrail hükümetinin bir yıl önce ‘uygun bir Siyonist yanıt’ vereceği yönünde taahhütte bulunduğu, ancak bu yönde herhangi bir adım atılmadığı öne sürülerek, söz konusu konsoloslukların derhal kapatılması çağrısı yapıldı. Enstitü, bunun Avrupa ülkelerine İsrail’in egemenliğine yönelik ihlallere sessiz kalmayacağı yönünde net bir mesaj vereceğini savundu.

Öte yandan İsrail basınında yer alan bilgilere göre, AB yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşların isimlerini açıklamaktan kaçınsa da kararın bazı önde gelen yerleşimci örgütlerini hedef alması bekleniyor. Bu kapsamda, mevcut Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından 2006 yılında kurulan ve İsrail’in yerleşim politikalarını desteklemek amacıyla faaliyet gösteren Regavim, Batı Şeria’da yeni yerleşim birimleri kurulmasını savunan ve Gazze Şeridi’nde yeniden yerleşim fikrini destekleyen aşırı sağcı Nachala ile lideri Daniella Weiss ve 1979’dan bu yana yerleşim projelerinde faaliyet gösteren Amana adlı kuruluşun yaptırım listesinde yer alabileceği belirtiliyor. İsrail kaynaklarına göre, söz konusu yaptırımların bu kuruluşların yanı sıra yöneticilerini ve önde gelen isimlerini de kapsaması bekleniyor.

devrf
Ramallah’ın kuzeydoğusundaki bir yerleşim yeri, 12 Mart 2026 (AFP)

İsrail’de siyasi ve hukuk çevreleri, AB’nin son yaptırım kararını, daha önce Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerine karıştığından şüphelenilen bireylere uygulanan yaptırımlara kıyasla daha ciddi bir tırmanma olarak değerlendiriyor. Bu çevreler, AB’nin kararlarına karşı güçlü bir tepki verilmemesi halinde ilerleyen dönemde daha kapsamlı yaptırımların gündeme gelebileceğini savunuyor. Bu kapsamda, Kohelet Policy Forum tarafından ortaya atılan önerilerden biri de AB yargı organlarına başvurulması oldu. Enstitü, yaptırım kararlarının iptali için AB mahkemelerine mümkün olan en kısa sürede dava açılması gerektiğini savunuyor. İsrailli avukat Sarah Shialom, şimdiye kadar Avrupa yaptırımlarından etkilenen hiçbir İsraillinin bu kararlara karşı yargı yoluna başvurmadığını belirterek, AB’nin hukuk sistemi içinde kullanılabilecek çeşitli hukuki mekanizmaların bulunduğunu söyledi. Shialom’a göre en önemli seçenek, yaptırım kararının iptali için dava açılması. AB’nin İşleyişine İlişkin Antlaşma’nın 263. maddesine atıfta bulunan hukukçu, bir karar nedeniyle doğrudan etkilenen kişi veya kuruluşların, kararın yayımlanmasından itibaren iki ay içinde AB Genel Mahkemesi’ne başvurarak isimlerinin yaptırım listesinden çıkarılmasını talep edebileceğini ifade etti. Shialom, yaptırım listelerine alınan İsrailliler açısından en önemli unsurun Avrupa mahkemelerinin benimsediği ispat standardı olduğunu belirtti. Buna göre, iddiaları kanıtlama yükümlülüğü yaptırıma maruz kalan kişilere değil, AB makamlarına ait bulunuyor. Avrupa mahkemelerinin yalnızca genel suçlamalar veya soyut gerekçelerle karar veremeyeceğini vurgulayan Shialom, her bir suçlamanın somut ve güçlü delillere dayanması gerektiğini söyledi. Hukukçu, yaptırıma maruz kalan kişinin suçlamaların dayanaksız olduğunu kanıtlaması ve mahkeme tarafından haklı bulunması halinde, AB’nden tazminat talep etme hakkına da sahip olabileceğini ifade etti.


Mücteba Hamaney gerçekte ne kadar güce sahip?

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
TT

Mücteba Hamaney gerçekte ne kadar güce sahip?

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)

İran Dini Lideri olarak mart ayı başında göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba Hamaney’in sağlık durumuna ilişkin belirsizlik sürerken, fiili yetkilerinin kapsamı da netlik kazanmış değil. Ancak Washington, Hamaney’in yönetim ve müzakere süreçlerinde daha aktif bir rol üstlenmeye başladığını belirtiyor.

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada, daha önce hayatta olup olmadığı konusunda şüphelerini dile getirdiği Hamaney’in artık ‘tam anlamıyla sürecin içinde olduğunu’ söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ‘Mücteba Hamaney’in belirli bir düzeyde giderek daha fazla sürece dâhil olduğuna işaret eden göstergeler bulunduğunu’ ifade etti.

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ilk gününde öldürülen babasının yerine geçen 56 yaşındaki İran Dini Lideri, bugüne kadar yaklaşık 12 yazılı açıklama yayımladı. Bunların sonuncusu, dün okunan ve ‘sinsi düşmana’ yönelik sert ifadeler içeren mesaj oldu.

İran siyasi sisteminin temel direklerinden biri olarak kabul edilen Dini Liderlik makamı, ülkenin üst düzey politikaları ile siyasi ve askerî kurumların genel yönelimleri üzerinde nihai söz sahibi konumunda bulunuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hatemü’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutanı Tümgeneral Ali Abdullahi, Hamaney ile görüştüklerini açıkladı. Ancak söz konusu görüşmelere ilişkin herhangi bir fotoğraf paylaşılmadı.

dergth6y
 İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney (Jamaran)

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre uzmanlar, İran yönetim sisteminin işleyiş mekanizmalarının şeffaf olmaktan uzak olduğunu, ancak Mücteba Hamaney ve ekibinin şu aşamada arka planda kalmayı tercih etseler de sistem içinde etkili bir rol oynadıklarının görüldüğünü belirtti. Uzmanlara göre, daha doğrudan bir kontrol tesis etmek istemesi halinde Hamaney’in bunu gerçekleştirmesi zaman alacak.

Hamaney, dün yayımlanan açıklamasında da önceki mesajlarında olduğu gibi babasının benimsediği sert ABD ve İsrail karşıtı söylemi sürdürdü. Washington ve Tel Aviv’i, ‘ağır bir yenilgiye’ uğradıktan sonra İran toplumunda ‘ayrışma’ yaratmaya çalışmakla suçladı.

Söz konusu mesaj, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Humeyni’nin ölümünün 37. yıl dönümü dolayısıyla yayımlandı. Ancak Hamaney törenlere katılmadı. Babası Ali Hamaney’in nadiren kaçırdığı bu anma programında, tören alanına Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı boş bir koltuk konuldu.

Mesajı Tahran Cuma İmamı okurken, devlet televizyonu da Hamaney’in daha önceki açıklamalarını yayımladı.

İranlı yetkililerden bazıları, Hamaney’in düzenlenen saldırılardan birinde yaralandığını doğrularken, sağlık durumuna ilişkin çelişkili açıklamalar gelmeye devam ediyor.

AFP’ye değerlendirmelerde bulunan Thomas Juneau, “Mücteba Hamaney’in rolü belirsizliğini koruyor ve şu aşamada babasının sahip olduğu nüfuz düzeyine ulaşmış olması son derece düşük bir ihtimal” dedi.

Ottawa Üniversitesi’nde profesör olan Juneau, Hamaney’in özellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içindeki etkili isimler olmak üzere çok sayıda önemli figürle yakın ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.

Juneau’ya göre fiili güç, DMO komutanları ile sınırlı sayıdaki önde gelen siyasi isimden oluşan gayriresmi bir komitenin elinde bulunuyor. Bu isimler arasında, eski bir DMO komutanı olan ve ABD ile yürütülen görüşmelerde baş müzakereci rolünü üstlenen Muhammed Bakır Kalibaf da yer alıyor.

Kamuoyu önünde görünmemesine rağmen İran yönetimi, Mücteba Hamaney’i toplumun gündeminde tutmaya çalışıyor. Bu kapsamda Tahran’da, kurucu lider Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve halefi Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı dev afişler asıldı. Söz konusu adım, iktidarın sürekliliğini vurgulamaya yönelik açık bir mesaj olarak değerlendiriliyor.

wefr
İlk lider Ruhullah Humeyni, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in yer aldığı bir afiş (Reuters)

Cenevre merkezli Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Ferzan Sabit, güvenlik koşullarının normale dönmesi ve sağlık durumunun iyileşmesiyle birlikte Mücteba Hamaney’in daha etkin bir rol üstleneceğini öngördüğünü söyledi.

Sabit, Hamaney’in ‘Washington ile yürütülen müzakereler de dahil olmak üzere genel siyasi yönelimi denetlediğini’ ifade etti.

Bununla birlikte Mücteba Hamaney’in, 35 yılı aşkın süre boyunca iktidar üzerinde geniş kontrol sağlayan ve rejim içindeki güç mücadelelerini yöneten babasının yönetim modelini tekrarlayıp tekrarlamayacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor.

Analistlere göre babası dönemindeki hiyerarşik iktidar yapısından farklı olarak, günümüzde güç daha parçalı ve dağınık bir şekilde kullanılıyor. Bu çerçevede Mücteba Hamaney’in, DMO’nun giderek daha baskın bir rol üstlendiği sistemde etkili aktörlerden yalnızca biri olduğu değerlendiriliyor.

Juneau ise değerlendirmesinde, “Mücteba, babasının sahip olduğu otoriteye sahip değil. Ayrıca sistem içinde nihai hakem ve denge unsuru rolünü üstlenebilecek kapasiteye de sahip görünmüyor” ifadelerini kullandı.