Üç kapalı siyasi konfederasyon Irak sahnesini şekillendiriyor

2003'ten sonra ABD'nin Irak'ta kurduğu siyasi sistemin temel unsurlarından biri etnik ve mezhep temelli kota sistemiydi

Bağdat'taki Yeşil Bölge yakınlarında bir protesto, 27 Şubat 2023 (AFP)
Bağdat'taki Yeşil Bölge yakınlarında bir protesto, 27 Şubat 2023 (AFP)
TT

Üç kapalı siyasi konfederasyon Irak sahnesini şekillendiriyor

Bağdat'taki Yeşil Bölge yakınlarında bir protesto, 27 Şubat 2023 (AFP)
Bağdat'taki Yeşil Bölge yakınlarında bir protesto, 27 Şubat 2023 (AFP)

Rüstem Mahmud

Son genel seçimlerin ardından, kazanan listeler üç “büyük” siyasi bloğa ayrıldı. Her blok, kendisini Irak'taki üç büyük yerel grubun (Şii, Sünni ve Kürt) yetkili temsilcisi olarak tanımlıyor ve belirliyor. Bloklar, siyasi temsilcileri aracılığıyla bu gruplar arasında yönetim merkezlerini ve kurumlarını yeniden düzenlemeyi amaçlıyor; bu da Irak siyasi sisteminin bu gruplar ve topluluklar arasında daha köklü bir “siyasi/yerli konfederasyona” doğru ilerlediğini gösteriyor.

Kapalı halkalar

Seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından, Irak'taki tüm Şii siyasi güçleri kapsayan siyasi bir ittifak olan “Koordinasyon Çerçevesi”, meclisteki “en büyük bloğu” kurmayı başardığını ilan etti. Yeni hükümeti kurma “hakkının” altını çizdi. Ancak Çerçeve'nin bu acelesi, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin “ulusal ve yerel bölünmeleri aşan” bir meclis bloğu oluşturma olasılığının önünü kesmeyi amaçlıyordu. Son seçimlerde “İmar ve Kalkınma Koalisyonu” listesi birinci olan Sudani, Çerçeve içindeki bazı güçleri yanına çekmeden bu bloğu kurmayı başaramazdı ve bunun zor olduğunun ortaya çıkması, onu bu siyasi/mezhepsel ittifaka katılmaya itti..

Bunun ardından, seçimlerde başarılı olan Sünni güçler, kazanan dört Sünni seçim listesini kapsayan bir şemsiye örgüt olan Ulusal Siyasi Konsey'in kurulduğunu açıkladı. Bu listeler şunlardı; eski meclis başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Tekaddum (İlerleme) Partisi, yükselen siyasetçi Musanna el-Samarrai liderliğindeki Azm İttifakı, mevcut Savunma Bakanı Sabit el-Abbasi ile bağlantılı Hasm İttifakı ve Hamis el-Hancar liderliğindeki Egemenlik İttifakı. Konseyin kuruluşunu duyuran ortak bildiride aynen şu ifadeler yer aldı: “Toplanan liderler çeşitli siyasi gelişmeleri ele aldılar ve genel olarak ülkenin ve özel olarak kendi illerinin karşı karşıya olduğu meydan okumaların niteliğini incelediler. Siyasi ve sosyal istikrarı korumak, anayasal hakları garanti altına almak ve devlet kurumlarında temsili artırmak için çabaları birleştirmenin ve ortak bir vizyon kapsamında faaliyet göstermenin önemini vurguladılar.”

Bunun yanı sıra, Irak'taki iki ana Kürt partisi olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), 2005-2017 yılları boyunca yürürlükte olan Stratejik Anlaşmayı yeniden canlandırma çabalarını yoğunlaştırdı. İki parti, yerel seçimlerin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Irak Kürdistan Bölgesi'nde yerel bir hükümet kurmayı başaramadı. Bazı Sünni siyasi figürler, Kürt güçlerine meclis başkanlığının verilmesi karşılığında cumhurbaşkanlığı makamının Kürtlerden geri alınması olasılığına dair imalarda bulundu. Keza özellikle muhalif Kürt partilerinin kazandığı sandalye sayısındaki belirgin düşüşün ardından kamuoyu baskısı arttı. Dahası, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin bir Kürt tarafını diğerine tercih etmeye çalıştığına dair işaretler öne çıktı. Tüm bu faktörler, iki partiyi birleşik bir Kürt siyasi cephesi oluşturmak için ikili ittifak girişimlerini yeniden canlandırmaya itti.

Mevcut “kapalı siyasi/sivil bloklar” yapısına dayanarak, üç taraf cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı konusunda müzakereler yürütecek. Her grup bir aday sunacak ve bunlar daha sonra diğer bloklar tarafından doğrudan onaylanacak

efrgty
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, BM Genel Sekreteri António Guterres, Irak Başbakanı Muhammed Şiya Sudani, Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhadani ve Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim, Bağdat'taki Hükümet Sarayı'nda, 13 Aralık 2025 (AFP)

El-Majalla’ya verdiği röportajda, KYB yetkilisi Mahmud Hoşnav, Kürt güçlerinin bu konuda neden şimdiye kadar Şii ve Sünni muadilleri gibi olamadığını şöyle açıkladı: “Sorun, iki Kürt partisi arasında bölgesel siyasi ilişkiler ve bölgesel güvenlik konularında yaşanan temel anlaşmazlıkta yatıyor. Bu iki konu, Kürt Cephesi’nin kolayca kurulmasını engelliyor, oysa bu birlik 1980'lerden itibaren Kürt sorunu konusunda mutlak bir fikir birliğine dayalı olarak var olmuştu. Örneğin, Sünni güçler bazı iç meselelerde (ekonomi, hizmetler ve bölgesel sorunlar) aralarında bölünmüş ve hatta çatışma halinde olsalar bile, bölgesel sahneye ilişkin vizyonlarında hem siyasi hem de güvenlik açısından tamamen aynı doğrultudalar. Bu fikir birliğinin ülkedeki Sünni topluluğun yüksek çıkarına olduğunu düşünüyorlar. Aynı vizyona sahip bazı bölgesel güçler de bu görüşü paylaşıyorlar. Dolayısıyla bu bölgesel güçler, Sünniler arasında fikir birliğine öncelik veriyor ve bunun için baskı yapıyorlar çünkü bunu kendi çıkarları için en iyisi olarak görüyorlar. Bu durum Şii güçler için de geçerli, ancak iki ana nedenden dolayı Kürt çevrede uygulanamıyor. Birinci neden, İran ve Türkiye tarafından temsil edilen bölgesel güçlerin, Kürt partiler üzerinde nüfuz kazanmak için birbiri ile yarışması ve her birinin bir büyük Kürt partisini diğerine tercih etmeye çalışmasıdır. İkincisi, bu bölgesel güçlerin Kürtlere siyasi olarak düşmanca davranması ve Kürt siyasi birliğinde kendileri için hiçbir fayda görmemesidir. Bu koşullarda, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı'nın, sahip olduğu sorumluluklar ve konumunun kendisine sunduğu yasal yetkiler göz önüne alındığında, ortaya çıkan boşluğu doldurabilecek bir rol oynaması bekleniyor. Sadece belirli bir partinin lideri olarak değil, Kürt halkı için birleştirici bir figür olarak hareket edebilecek kapasitede olan Başkan Neçirvan Barzani'nin kişiliği de bunu destekliyor. Bu henüz gerçekleşmedi, ancak potansiyel olarak bir Kürt çerçevesi veya konseyi kurmanın tek mekanizması bu.”

Net bir kota sistemi

Mevcut kapalı siyasi/sivil bloklar yapısına dayanarak, üç taraf üç düzeyde, üç egemen başkanlık makamı yani cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve meclis başkanlığı için müzakereler yürütecek. Her grup bu pozisyonlardan biri için bir aday gösterecek ve diğer bloklar bunları daha sonra doğrudan onaylayacak. Gözlemcilere göre bu, ülkedeki siyasi hayatı uzun bir süre boyunca aksatabilir ve felç edebilir. Zira Koordinasyon Çerçevesi Güçleri, kendilerine temelden karşı çıkan bazı Kürt ve Sünni şahsiyetlere karşı hassasiyetleri nedeniyle ve İran'ın Irak'taki ana egemen kurumlar konusunda “kabul edilebilir bir oluşum” olarak gördüğü, talep ettiği şeyi uygulamak için cumhurbaşkanlığı ve meclis başkanlığı adaylarına kısıtlamalar ve koşullar getirebilir. Ancak, Koordinasyon Çerçevesi içindeki aynı güçler, başbakan adaylarına yönelik herhangi bir Kürt veya Sünni muhalefeti kabul etmeyecektir ve bu da Kürt ve Sünni siyasi çevrelerinde sorunlara yol açabilir. Aynı durum diğer önemli pozisyonlar için de geçerli. Geleneksel olarak, Irak'taki çeşitli bakanlıklar, bağımsız kurumlar, özel kademeler ve üst düzey görevler ana siyasi güçler arasında paylaştırılır. Ancak, bu pozisyonlar artık bu blokların doğası gereği yerel gruplardan birine tahsis edilmek zorunda.

Irak'ın özel deneyimi sebebiyle, yerel gruplar arasında güç paylaşımına dayalı kota sistemi, 2003'ten sonra ABD tarafından Irak'ta kurulan siyasi sistemin temel bir unsuruydu

adcfrgt
Irak'ın Kerbela kentindeki bir kampta düzenlenen mezuniyet töreninde Haşdi Şabi Güçleri, 30 Ağustos 2019 (Reuters)

İkinci müzakere düzeyi, ülkenin genel politikaları, özellikle güvenlik ve dış/bölgesel politikalarıyla ilgili. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Koordinasyon Çerçevesi, ülkedeki en büyük siyasi bloğu ve en büyük yerel grubu temsil ettiği için bu bağlamda iki ana sabiteye vurgu yapacaktır. Birincisi, Haşdi Şabi Güçleri'nin dağıtılmasını veya fonlarının, silahının veya kamu hayatındaki rolünün azaltılmasını önlemektir. Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçler için Haşdi Şabi, kamu hayatı üzerindeki siyasi ve sosyal egemenliklerini pekiştirmenin bir aracı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki grupların gücünün ve dayanışmasının dağılması olasılığına karşı bir kale görevi görüyor. İkinci sabite ise İran ile Irak içindeki rolünü ve etkisini koruyan özel siyasi, güvenlik ve ideolojik ilişkiyi sürdürmektir. Sünni ve Kürt güçlerin, sahadaki siyasi gerçekler göz önüne alındığında, bu dayatmaları kabul etmekten başka seçeneği yok. Zira Koordinasyon Çerçevesi tarafından temsil edilen siyasi/sosyal çoğunluk, Irak'ın yönünü belirleme hakkına sahip olduğuna inanırken, son yıllarda olduğu gibi Irak'ın geleneksel bölgesel çatışmaların dışında kalmasını da kabul etmiyor.

İki başarısız siyaseti sivilleştirme deneyi

Irak'ın özel deneyimi sebebiyle, yerel gruplar arasında güç paylaşımına dayalı kota sistemi, 2003'ten sonra ABD tarafından Irak'ta kurulan siyasi sistemin temel bir unsuruydu, ancak hiçbir zaman bu düzeyde net ve sıkı bir şekilde kapalı olmamıştı. Irak anayasası, Irak'ın etnik yapısındaki çeşitliliği kabul etti ve totaliter bir diktatörlüğün yeniden kurulmasını önlemek için uzlaşmanın gerekliliğini vurguladı. Bu arada, o dönemde etkili olan güçler, ülkedeki üç ana egemenlik makamını kendi aralarında paylaştılar.

Zamanla ve 2007'den sonra mezhepsel çatışmaların tırmanması, yerleşik bir siyasi gerçekliğe dönüşmesiyle birlikte, mezhepçilik, Irak siyasi sahnesindeki en dinamik güç haline geldi

Zamanla ve 2007'den sonra mezhepsel çatışmaların tırmanması, Irak'ın geniş bölgelerinin ister terör örgütleri ister belirli siyasi akımlara bağlı gruplar şeklinde olsun radikal örgütler tarafından kontrol altına alınmasının ardından, bu çatışmaların yerleşik bir siyasi gerçekliğe dönüşmesiyle birlikte, mezhepçilik, Irak siyasi sahnesindeki en dinamik güç haline geldi. Bu durum, özellikle Kerkük, ihtilaflı bölgeler ve IKBY’nin topraklarında petrol çıkarma ve ihraç etme hakkı gibi son derece hassas konularla ilgili olarak IKBY ile Irak federal hükümeti arasında yaşanan yoğun anlaşmazlıklarla eş zamanlı geldi. Bu da mezhepçi çatışma ile milliyetçi çatışmanın iç içe geçmesine neden oldu. Bu durum, dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden tarafından önerildiği gibi, Irak'ın Şii, Sünni ve Kürt olmak üzere üç konfederasyon bölgesine bölünmesi ve her birinin iç işlerini neredeyse tamamen özerk bir şekilde yönetmesi, Bağdat'ın ise onları birleştirmede sadece sembolik bir rol oynaması yönündeki çağrıları körükledi. Ancak bu öneri, güçlü bölgesel ve iç muhalefetle karşılandı.

xscdfrg
Eski Irak başbakanı İyad Allavi, Bağdat'ta Reuters’a bir röportaj veriyor, 17 Nisan 2017 (Reuters)

Bu acı dolu Irak sürecinde, İran'ın çürütmek için çok çalıştığı, genel kalıptan sapan iki deneyim yaşandı. 2010 yılında, eski başbakan İyad Allavi, mezhepsel, etnik ve bölgesel hassasiyetleri aşan bir liste olan “Irak Listesi” aracılığıyla en fazla oyu ve sandalyeyi (meclisteki 325 sandalyeden 91'ini) almayı başardı. Ancak, o dönemde Federal Mahkeme tarafından sunulan tuhaf bir hukuki yorum aracılığıyla İran'ın yoğun baskısı, yeni hükümeti kurmasını engelledi. Bu yorum, “meclisteki en büyük blok” tanımını, en çok sandalye kazanan blok değil, ilk meclis oturumunda varlığını kanıtlayan blok olarak belirleyerek, mezhepçiliği yeniden birincil siyasi faktör olarak belirledi.

Diğer deneyim 2018 seçimlerinin ardında yaşandı; Sadr Hareketi, KDP ve Tekaddum (İlerleme) Partisi ile birlikte “Üçlü İttifak” olarak bilinen bir oluşum kurdu. Bu ittifak o dönemde meclisteki sandalyelerin yarısından fazlasına sahipti ve mezhepsel ve etnik hassasiyetleri aşmıştı. Ancak, Haşdi Şabi Güçleri aracılığıyla uygulanan açık İran baskısı, gerilimi doruk noktasına taşıdı. Bu baskı, ülke genelinde Sadr destekçileriyle doğrudan bir çatışmayı tetikleme tehdidi oluşturdu ve IKBY ile Tekaddum Partisi genel merkezlerine yönelik tekrarlanan bombalamalara yol açtı. Sonuç olarak, bu ittifak mezhepçi bloklar lehine dağıldı.

Majalla'ya konuşan araştırmacı Muhammed Kalaş bu yeni konumlanma hakkında şunları söyledi: “Irak siyaset dünyasının yeni yapısına göre kapalı siyasi blok, yönetimin, devlet kurumlarının ve yönetim organlarının biçimini belirlediği sürece, seçim sonuçları ne olursa olsun Irak'taki herhangi bir genel seçim önemsizdir. Zira gerçekte, Irak'ta genel politikaları, yönetimin biçimini belirleyen veya yasalar çıkaran bir meclis yoktur. Bunun yerine, bu konuları tartışan ve karara bağlayan siyasi topluluklar vardır; meclis ise bu kararları kamuoyuna sunmak için yasal bir vitrin görevi görmektedir. Bir diğer sorun ise, siyasi sahnede ve yönetim araçlarında siyasi çoğunluğun yerini yerel çoğunluğun almasıdır. Bu, ülkenin diğer bileşenleri üzerinde bir tür mezhepsel ve etnik hegemonyayı dayatırken, demokratik sistemlerde siyasi çoğunluk aktif gücü oluşturur, ancak yalnızca anayasa ve medeni kanunlarla tanımlanan zaman dilimi ve yetkiler dahilinde.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.


Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, bölgesel istikrar için İran ve ABD arasında Umman'da yapılan müzakerelerin önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panele katıldı (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Umman Sultanlığı’nın ABD ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yaparken oynadığı önemli ve yapıcı rolü takdir ettiğini ifade ederken ‘gerilimi azaltmak ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı güçlendiren anlaşmaların sağlanmasını desteklemek için yorulmak bilmez çabalarını sürdüreceğini’ vurguladı.

Mısır, dün Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi arasında yapılan iki telefon görüşmesi sırasında güvence veren açıklamasını yaptı.

ABD ile İran arasında Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan, nükleer konulu dolaylı görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, görüşmelerin ‘çok olumlu’ geçtiğini söyledi. İranlı bakan, iki tarafın ‘müzakerelere devam etme konusunda anlaştığını’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Busaidi dün, Mısırlı mevkidaşına Umman'da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin ilerleyişi hakkında bilgi verdi. Mısır'ın son haftalarda ilgili taraflar arasında yürüttüğü yorulmak bilmeyen çabaları ve yoğun iletişim faaliyetlerini öven bakan, bu çabaların tarafların görüşlerini yakınlaştırmaya ve müzakerelerin önünü açmaya yardımcı olduğunu belirtti. Bakan, ‘Mısır'ın bölgedeki krizleri yatıştırmaya yönelik diplomatik adımlarına’ övgüde bulundu.

Abdulati, Busaidi ile yaptığı görüşmede, Mısır'ın gerilimin azaltılması ve İran'ın nükleer meselesinde tüm tarafların endişelerini dikkate alan uzlaşmacı bir çözüme ulaşılmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam edeceğini söyledi. Mısırlı bakan, bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak ve bölgenin yeni bir istikrarsızlık dalgasına sürüklenmesini önlemek için bu müzakerelerde elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesinin önemini vurguladı.

rthy
Geçtiğimiz eylül ayında Kahire'de Grossi ile yapılan toplantı sırasında Mısır ve İran dışişleri bakanları (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır tarafından geçtiğimiz cuma günü yapılan açıklamada, “Umman Sultanlığı'ndaki kardeşlerimizin arabuluculuğunda ABD ile İran arasında müzakerelerin yeniden başlamasına tam destek veriyoruz” denildi. Açıklamada, ‘bu soruna askeri bir çözüm bulunmadığı ve ilgili tüm tarafların çıkarlarını göz önünde bulundurarak diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi gerektiği’ vurgulandı.

Ayrıca Suudi Arabistan, Katar, Türkiye, Umman ve Pakistan'ın bu konuda gösterdiği yapıcı çabaları överek, ‘bu samimi çabaların, bölgede istikrar ve barış fırsatlarının artırılmasına katkıda bulunacak olumlu bir atılımla sonuçlanacağını’ umduğunu ifade etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Abdulati, cumartesi günü Grossi ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki gerilimi azaltmak için Mısır'ın sürdürdüğü çabalara da değindi. Mısırlı bakan, ‘bölgedeki gerilimi ve tırmanışı azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için bölgesel ve uluslararası çabaların sürdürülmesinin önemini’ vurguladı.

Mısır, geçtiğimiz yıl İran ile UAEA arasında arabuluculuk yaptı. Bu arabuluculuk sonucunda 9 Eylül'de Kahire'de İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile UAEA Genel Direktörü Grossi arasında imzalanan ve ‘İran'ın nükleer tesislerine yönelik denetimlerin yeniden başlatılması da dahil olmak üzere iki taraf arasında iş birliğinin yeniden başlatılmasını’ öngören bir anlaşma ile sonuçlandı. Ancak Tahran, geçtiğimiz kasım ayında anlaşmanın askıya alındığını duyurdu.

Abdulati, cuma akşamı Slovenya'nın başkenti Lübliyana'da düzenlenen ‘Bled Stratejik Forumu’ndaki bir panelde, ‘bölgedeki gerilimin azaltılması, çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve tartışmalı konuların çözümü için diplomatik çözümler ve diyaloga öncelik verilmesi, böylece bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunmasına ve daha geniş çaplı çatışmalara sürüklenmesinin önlenmesine katkıda bulunulmasının önemini’ vurguladı.


DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
TT

DEAŞ mahkumları Irak'ın güvenliğini tehdit ediyor

7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)
7 Şubat 2026'da Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'nin banliyölerinde, DEAŞ tutuklularını taşıyan bir ABD konvoyu (AFP)

Güvenlik kaynakları, DEAŞ mahkumlarının Suriye'den Irak'a nakledilirken Iraklı gardiyanları tehdit ettiklerini ve hapishanelerden kaçtıktan sonra onları öldüreceklerine dair yemin ettiklerini açıkladı.

Bu durum, Irak'ın hükümetin ulusal güvenliği korumak için önleyici hamle olarak nitelendirdiği yeni bir grup tutukluyu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktı.

Güvenlik kaynakları Şarku’l Avsat'a, "tutukluların çoğunun Bağdat ve Hilla'daki hapishanelerde ve gözaltı merkezlerinde tutulduğunu" belirtti; bu iki bölge de ağır güvenlik önlemleriyle korunan gözaltı tesislerine sahip.

"Terörle Mücadele Servisi'nin nakil ve dağıtımı denetlediğini" belirten kaynak, "mahkumların ellerinin ve ayaklarının kelepçelendiğini ve yüzlerinin örtüldüğünü", "bazılarının kaçmayı başarmaları halinde gardiyanları ölümle tehdit ettiğini" açıkladı.

Kaynaklar, "mahkumlarla konuşmayı veya onlarla etkileşim kurmayı kesin olarak yasaklayan emirler olduğunu" ve "gardiyanların çoğunun mahkumların hangi milletlerden geldiğinden habersiz olduğunu" ifade etti.