Üç kapalı siyasi konfederasyon Irak sahnesini şekillendiriyor

2003'ten sonra ABD'nin Irak'ta kurduğu siyasi sistemin temel unsurlarından biri etnik ve mezhep temelli kota sistemiydi

Bağdat'taki Yeşil Bölge yakınlarında bir protesto, 27 Şubat 2023 (AFP)
Bağdat'taki Yeşil Bölge yakınlarında bir protesto, 27 Şubat 2023 (AFP)
TT

Üç kapalı siyasi konfederasyon Irak sahnesini şekillendiriyor

Bağdat'taki Yeşil Bölge yakınlarında bir protesto, 27 Şubat 2023 (AFP)
Bağdat'taki Yeşil Bölge yakınlarında bir protesto, 27 Şubat 2023 (AFP)

Rüstem Mahmud

Son genel seçimlerin ardından, kazanan listeler üç “büyük” siyasi bloğa ayrıldı. Her blok, kendisini Irak'taki üç büyük yerel grubun (Şii, Sünni ve Kürt) yetkili temsilcisi olarak tanımlıyor ve belirliyor. Bloklar, siyasi temsilcileri aracılığıyla bu gruplar arasında yönetim merkezlerini ve kurumlarını yeniden düzenlemeyi amaçlıyor; bu da Irak siyasi sisteminin bu gruplar ve topluluklar arasında daha köklü bir “siyasi/yerli konfederasyona” doğru ilerlediğini gösteriyor.

Kapalı halkalar

Seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından, Irak'taki tüm Şii siyasi güçleri kapsayan siyasi bir ittifak olan “Koordinasyon Çerçevesi”, meclisteki “en büyük bloğu” kurmayı başardığını ilan etti. Yeni hükümeti kurma “hakkının” altını çizdi. Ancak Çerçeve'nin bu acelesi, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin “ulusal ve yerel bölünmeleri aşan” bir meclis bloğu oluşturma olasılığının önünü kesmeyi amaçlıyordu. Son seçimlerde “İmar ve Kalkınma Koalisyonu” listesi birinci olan Sudani, Çerçeve içindeki bazı güçleri yanına çekmeden bu bloğu kurmayı başaramazdı ve bunun zor olduğunun ortaya çıkması, onu bu siyasi/mezhepsel ittifaka katılmaya itti..

Bunun ardından, seçimlerde başarılı olan Sünni güçler, kazanan dört Sünni seçim listesini kapsayan bir şemsiye örgüt olan Ulusal Siyasi Konsey'in kurulduğunu açıkladı. Bu listeler şunlardı; eski meclis başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Tekaddum (İlerleme) Partisi, yükselen siyasetçi Musanna el-Samarrai liderliğindeki Azm İttifakı, mevcut Savunma Bakanı Sabit el-Abbasi ile bağlantılı Hasm İttifakı ve Hamis el-Hancar liderliğindeki Egemenlik İttifakı. Konseyin kuruluşunu duyuran ortak bildiride aynen şu ifadeler yer aldı: “Toplanan liderler çeşitli siyasi gelişmeleri ele aldılar ve genel olarak ülkenin ve özel olarak kendi illerinin karşı karşıya olduğu meydan okumaların niteliğini incelediler. Siyasi ve sosyal istikrarı korumak, anayasal hakları garanti altına almak ve devlet kurumlarında temsili artırmak için çabaları birleştirmenin ve ortak bir vizyon kapsamında faaliyet göstermenin önemini vurguladılar.”

Bunun yanı sıra, Irak'taki iki ana Kürt partisi olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), 2005-2017 yılları boyunca yürürlükte olan Stratejik Anlaşmayı yeniden canlandırma çabalarını yoğunlaştırdı. İki parti, yerel seçimlerin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Irak Kürdistan Bölgesi'nde yerel bir hükümet kurmayı başaramadı. Bazı Sünni siyasi figürler, Kürt güçlerine meclis başkanlığının verilmesi karşılığında cumhurbaşkanlığı makamının Kürtlerden geri alınması olasılığına dair imalarda bulundu. Keza özellikle muhalif Kürt partilerinin kazandığı sandalye sayısındaki belirgin düşüşün ardından kamuoyu baskısı arttı. Dahası, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin bir Kürt tarafını diğerine tercih etmeye çalıştığına dair işaretler öne çıktı. Tüm bu faktörler, iki partiyi birleşik bir Kürt siyasi cephesi oluşturmak için ikili ittifak girişimlerini yeniden canlandırmaya itti.

Mevcut “kapalı siyasi/sivil bloklar” yapısına dayanarak, üç taraf cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı konusunda müzakereler yürütecek. Her grup bir aday sunacak ve bunlar daha sonra diğer bloklar tarafından doğrudan onaylanacak

efrgty
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, BM Genel Sekreteri António Guterres, Irak Başbakanı Muhammed Şiya Sudani, Meclis Başkanı Mahmud el-Meşhadani ve Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim, Bağdat'taki Hükümet Sarayı'nda, 13 Aralık 2025 (AFP)

El-Majalla’ya verdiği röportajda, KYB yetkilisi Mahmud Hoşnav, Kürt güçlerinin bu konuda neden şimdiye kadar Şii ve Sünni muadilleri gibi olamadığını şöyle açıkladı: “Sorun, iki Kürt partisi arasında bölgesel siyasi ilişkiler ve bölgesel güvenlik konularında yaşanan temel anlaşmazlıkta yatıyor. Bu iki konu, Kürt Cephesi’nin kolayca kurulmasını engelliyor, oysa bu birlik 1980'lerden itibaren Kürt sorunu konusunda mutlak bir fikir birliğine dayalı olarak var olmuştu. Örneğin, Sünni güçler bazı iç meselelerde (ekonomi, hizmetler ve bölgesel sorunlar) aralarında bölünmüş ve hatta çatışma halinde olsalar bile, bölgesel sahneye ilişkin vizyonlarında hem siyasi hem de güvenlik açısından tamamen aynı doğrultudalar. Bu fikir birliğinin ülkedeki Sünni topluluğun yüksek çıkarına olduğunu düşünüyorlar. Aynı vizyona sahip bazı bölgesel güçler de bu görüşü paylaşıyorlar. Dolayısıyla bu bölgesel güçler, Sünniler arasında fikir birliğine öncelik veriyor ve bunun için baskı yapıyorlar çünkü bunu kendi çıkarları için en iyisi olarak görüyorlar. Bu durum Şii güçler için de geçerli, ancak iki ana nedenden dolayı Kürt çevrede uygulanamıyor. Birinci neden, İran ve Türkiye tarafından temsil edilen bölgesel güçlerin, Kürt partiler üzerinde nüfuz kazanmak için birbiri ile yarışması ve her birinin bir büyük Kürt partisini diğerine tercih etmeye çalışmasıdır. İkincisi, bu bölgesel güçlerin Kürtlere siyasi olarak düşmanca davranması ve Kürt siyasi birliğinde kendileri için hiçbir fayda görmemesidir. Bu koşullarda, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı'nın, sahip olduğu sorumluluklar ve konumunun kendisine sunduğu yasal yetkiler göz önüne alındığında, ortaya çıkan boşluğu doldurabilecek bir rol oynaması bekleniyor. Sadece belirli bir partinin lideri olarak değil, Kürt halkı için birleştirici bir figür olarak hareket edebilecek kapasitede olan Başkan Neçirvan Barzani'nin kişiliği de bunu destekliyor. Bu henüz gerçekleşmedi, ancak potansiyel olarak bir Kürt çerçevesi veya konseyi kurmanın tek mekanizması bu.”

Net bir kota sistemi

Mevcut kapalı siyasi/sivil bloklar yapısına dayanarak, üç taraf üç düzeyde, üç egemen başkanlık makamı yani cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve meclis başkanlığı için müzakereler yürütecek. Her grup bu pozisyonlardan biri için bir aday gösterecek ve diğer bloklar bunları daha sonra doğrudan onaylayacak. Gözlemcilere göre bu, ülkedeki siyasi hayatı uzun bir süre boyunca aksatabilir ve felç edebilir. Zira Koordinasyon Çerçevesi Güçleri, kendilerine temelden karşı çıkan bazı Kürt ve Sünni şahsiyetlere karşı hassasiyetleri nedeniyle ve İran'ın Irak'taki ana egemen kurumlar konusunda “kabul edilebilir bir oluşum” olarak gördüğü, talep ettiği şeyi uygulamak için cumhurbaşkanlığı ve meclis başkanlığı adaylarına kısıtlamalar ve koşullar getirebilir. Ancak, Koordinasyon Çerçevesi içindeki aynı güçler, başbakan adaylarına yönelik herhangi bir Kürt veya Sünni muhalefeti kabul etmeyecektir ve bu da Kürt ve Sünni siyasi çevrelerinde sorunlara yol açabilir. Aynı durum diğer önemli pozisyonlar için de geçerli. Geleneksel olarak, Irak'taki çeşitli bakanlıklar, bağımsız kurumlar, özel kademeler ve üst düzey görevler ana siyasi güçler arasında paylaştırılır. Ancak, bu pozisyonlar artık bu blokların doğası gereği yerel gruplardan birine tahsis edilmek zorunda.

Irak'ın özel deneyimi sebebiyle, yerel gruplar arasında güç paylaşımına dayalı kota sistemi, 2003'ten sonra ABD tarafından Irak'ta kurulan siyasi sistemin temel bir unsuruydu

adcfrgt
Irak'ın Kerbela kentindeki bir kampta düzenlenen mezuniyet töreninde Haşdi Şabi Güçleri, 30 Ağustos 2019 (Reuters)

İkinci müzakere düzeyi, ülkenin genel politikaları, özellikle güvenlik ve dış/bölgesel politikalarıyla ilgili. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Koordinasyon Çerçevesi, ülkedeki en büyük siyasi bloğu ve en büyük yerel grubu temsil ettiği için bu bağlamda iki ana sabiteye vurgu yapacaktır. Birincisi, Haşdi Şabi Güçleri'nin dağıtılmasını veya fonlarının, silahının veya kamu hayatındaki rolünün azaltılmasını önlemektir. Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçler için Haşdi Şabi, kamu hayatı üzerindeki siyasi ve sosyal egemenliklerini pekiştirmenin bir aracı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki grupların gücünün ve dayanışmasının dağılması olasılığına karşı bir kale görevi görüyor. İkinci sabite ise İran ile Irak içindeki rolünü ve etkisini koruyan özel siyasi, güvenlik ve ideolojik ilişkiyi sürdürmektir. Sünni ve Kürt güçlerin, sahadaki siyasi gerçekler göz önüne alındığında, bu dayatmaları kabul etmekten başka seçeneği yok. Zira Koordinasyon Çerçevesi tarafından temsil edilen siyasi/sosyal çoğunluk, Irak'ın yönünü belirleme hakkına sahip olduğuna inanırken, son yıllarda olduğu gibi Irak'ın geleneksel bölgesel çatışmaların dışında kalmasını da kabul etmiyor.

İki başarısız siyaseti sivilleştirme deneyi

Irak'ın özel deneyimi sebebiyle, yerel gruplar arasında güç paylaşımına dayalı kota sistemi, 2003'ten sonra ABD tarafından Irak'ta kurulan siyasi sistemin temel bir unsuruydu, ancak hiçbir zaman bu düzeyde net ve sıkı bir şekilde kapalı olmamıştı. Irak anayasası, Irak'ın etnik yapısındaki çeşitliliği kabul etti ve totaliter bir diktatörlüğün yeniden kurulmasını önlemek için uzlaşmanın gerekliliğini vurguladı. Bu arada, o dönemde etkili olan güçler, ülkedeki üç ana egemenlik makamını kendi aralarında paylaştılar.

Zamanla ve 2007'den sonra mezhepsel çatışmaların tırmanması, yerleşik bir siyasi gerçekliğe dönüşmesiyle birlikte, mezhepçilik, Irak siyasi sahnesindeki en dinamik güç haline geldi

Zamanla ve 2007'den sonra mezhepsel çatışmaların tırmanması, Irak'ın geniş bölgelerinin ister terör örgütleri ister belirli siyasi akımlara bağlı gruplar şeklinde olsun radikal örgütler tarafından kontrol altına alınmasının ardından, bu çatışmaların yerleşik bir siyasi gerçekliğe dönüşmesiyle birlikte, mezhepçilik, Irak siyasi sahnesindeki en dinamik güç haline geldi. Bu durum, özellikle Kerkük, ihtilaflı bölgeler ve IKBY’nin topraklarında petrol çıkarma ve ihraç etme hakkı gibi son derece hassas konularla ilgili olarak IKBY ile Irak federal hükümeti arasında yaşanan yoğun anlaşmazlıklarla eş zamanlı geldi. Bu da mezhepçi çatışma ile milliyetçi çatışmanın iç içe geçmesine neden oldu. Bu durum, dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden tarafından önerildiği gibi, Irak'ın Şii, Sünni ve Kürt olmak üzere üç konfederasyon bölgesine bölünmesi ve her birinin iç işlerini neredeyse tamamen özerk bir şekilde yönetmesi, Bağdat'ın ise onları birleştirmede sadece sembolik bir rol oynaması yönündeki çağrıları körükledi. Ancak bu öneri, güçlü bölgesel ve iç muhalefetle karşılandı.

xscdfrg
Eski Irak başbakanı İyad Allavi, Bağdat'ta Reuters’a bir röportaj veriyor, 17 Nisan 2017 (Reuters)

Bu acı dolu Irak sürecinde, İran'ın çürütmek için çok çalıştığı, genel kalıptan sapan iki deneyim yaşandı. 2010 yılında, eski başbakan İyad Allavi, mezhepsel, etnik ve bölgesel hassasiyetleri aşan bir liste olan “Irak Listesi” aracılığıyla en fazla oyu ve sandalyeyi (meclisteki 325 sandalyeden 91'ini) almayı başardı. Ancak, o dönemde Federal Mahkeme tarafından sunulan tuhaf bir hukuki yorum aracılığıyla İran'ın yoğun baskısı, yeni hükümeti kurmasını engelledi. Bu yorum, “meclisteki en büyük blok” tanımını, en çok sandalye kazanan blok değil, ilk meclis oturumunda varlığını kanıtlayan blok olarak belirleyerek, mezhepçiliği yeniden birincil siyasi faktör olarak belirledi.

Diğer deneyim 2018 seçimlerinin ardında yaşandı; Sadr Hareketi, KDP ve Tekaddum (İlerleme) Partisi ile birlikte “Üçlü İttifak” olarak bilinen bir oluşum kurdu. Bu ittifak o dönemde meclisteki sandalyelerin yarısından fazlasına sahipti ve mezhepsel ve etnik hassasiyetleri aşmıştı. Ancak, Haşdi Şabi Güçleri aracılığıyla uygulanan açık İran baskısı, gerilimi doruk noktasına taşıdı. Bu baskı, ülke genelinde Sadr destekçileriyle doğrudan bir çatışmayı tetikleme tehdidi oluşturdu ve IKBY ile Tekaddum Partisi genel merkezlerine yönelik tekrarlanan bombalamalara yol açtı. Sonuç olarak, bu ittifak mezhepçi bloklar lehine dağıldı.

Majalla'ya konuşan araştırmacı Muhammed Kalaş bu yeni konumlanma hakkında şunları söyledi: “Irak siyaset dünyasının yeni yapısına göre kapalı siyasi blok, yönetimin, devlet kurumlarının ve yönetim organlarının biçimini belirlediği sürece, seçim sonuçları ne olursa olsun Irak'taki herhangi bir genel seçim önemsizdir. Zira gerçekte, Irak'ta genel politikaları, yönetimin biçimini belirleyen veya yasalar çıkaran bir meclis yoktur. Bunun yerine, bu konuları tartışan ve karara bağlayan siyasi topluluklar vardır; meclis ise bu kararları kamuoyuna sunmak için yasal bir vitrin görevi görmektedir. Bir diğer sorun ise, siyasi sahnede ve yönetim araçlarında siyasi çoğunluğun yerini yerel çoğunluğun almasıdır. Bu, ülkenin diğer bileşenleri üzerinde bir tür mezhepsel ve etnik hegemonyayı dayatırken, demokratik sistemlerde siyasi çoğunluk aktif gücü oluşturur, ancak yalnızca anayasa ve medeni kanunlarla tanımlanan zaman dilimi ve yetkiler dahilinde.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.