Tarık Raşid
İran ile ABD ve İsrail arasında süren şiddetli savaşın 39. gününde, ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmaması halinde ‘İran’ı taş devrine geri döndüreceği’ tehdidini savurmasından bu yana dünya 12 saat boyunca nefesini tuttu. Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanmasıyla eş zamanlı olarak iki haftalık ateşkes öngören bir anlaşmaya vardıklarını açıkladı.
Pakistan'ın arabuluculuğunda sağlanan anlaşma, Başkan Trump ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından karşılıklı açıklamalarla onaylandı. Her ikisi de iki haftalık ateşkes süresince Washington'ın ortaya koyduğu on beş madde ile Tahran'ın sunduğu on şartı temel alan nihai bir anlaşma için müzakerelere başlanacağına dikkat çekti.
Taraflar, İran'ın sivil ve askeri altyapısının büyük bir bölümünü tahrip eden, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyen ve Başkan Trump'ın iç politikadaki popülaritesinin azalmasına neden olan savaşı sürdürmekten kaçınmak için Pakistan'ın arabuluculuğunu kabul ettiler. İran'ın tüm bölgelere yağdırdığı füzeler nedeniyle yeraltı sığınaklarında uzun süren günlük sıkıntılar, İsrail'de halkın hoşnutsuzluğunu körükledi.
Beyaz Saray, anlaşmayı askeri bir zaferin doruk noktası olarak nitelendirmekten geri durmazken, İran’da kutlamalar İran ordusunun zaferi olarak başladı ve İsrail, Lübnan cephesindeki taahhütlerini yerine getireceği tehdidiyle birlikte, isteksizce de olsa anlaşmayı onayladığını açıkladı. Anlaşmaya göre Başkan Yardımcısı J.D. Vance liderliğindeki ABD heyeti ile Abbas Arakçi liderliğindeki İran heyeti arasında müzakereler, cuma gününden itibaren altı haftayı geçmeyecek bir süre boyunca İslamabad'da devam edecek. Trump ise iki hafta içinde nihai bir anlaşmaya varılmasını bekliyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti. Trump, iyimserliğiyle Ortadoğu’nun, ABD’nin şu anda yaşadığı altın çağ gibi bir altın çağa gireceğini müjdeledi. Trump ayrıca bölgede birçok olumlu gelişme yaşanacağını ve ‘büyük paralar kazanılacağını’ sözlerine ilave etti.
İran, bu anlaşmayı, İranlıların Washington’ın ortaya koyduğu on beş maddeyi reddetmesinin ardından Trump’ın müzakere şartı olarak kabul ettiği on talebini karşıladığını öne sürdü.
Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti.
İran Ulusal Güvenlik Konseyi'ne göre on maddelik listede, ABD'nin saldırıları durdurma taahhüdünü, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devam etmesi, İran'ın nükleer programı için gerekli uranyum zenginleştirme çalışmalarının kabul görmesi, tüm önemli yaptırımların kaldırılması, İran devletiyle iş yapan yabancı kuruluşlara yönelik tüm kısıtlamaların sona erdirilmesi, İran aleyhindeki tüm Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının iptal edilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Tahran aleyhindeki tüm kararlarının kaldırılması, savaşın İran'a verdiği zararın tazmin edilmesi, bölgedeki ABD savaş güçlerinin çekilmesi ve İsrail ile Hizbullah arasındaki Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkes ilan edilmesi maddelerini içeriyor.
Beyaz Saray, ayrıntıları hâlâ belirsizliğini koruyan anlaşmayı, Başkan Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine yeniden açılmasını sağlama konusundaki başarısını yansıttığını belirtti. Ancak Tahran’ın geçiş yapan gemilere uyguladığı geçiş ücretleri ve geçişin İran Silahlı Kuvvetleri ile koordineli olarak gerçekleştirilmesi şartına değinmedi.
Ancak Netanyahu'nun, İran'a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya alma yönündeki Trump'ın kararını desteklediğini açıklaması ve anlaşmanın Lübnan cephesini kapsamadığını iddia etmesi, İsrail Başbakanı'nın gözlemcilerin ‘içeride dondurulmuş dosyalarını açılmasını engelleyen bir perde’ olarak kullandığı savaş tozunu ortadan kaldıracak herhangi bir anlaşmayı sabote etmeye çalışmak olarak nitelendirdikleri bir girişim için bir açık kapı oluşturabilir.
Ancak İran'ın, özellikle Tahran'ın çatışmada cephelerin birliğini ısrarla vurguladığı ve bölgedeki müttefiklerini yüzüstü bırakmış gibi görünmeye hazır olmadığı göz önüne alındığında, Lübnan cephesinin ABD ile yapılacak anlaşmadan ayrılmasını kabul etmesi beklenmiyor. Bununla birlikte Netanyahu, sonunda Washington'ın seçtiği yoldan başka bir çıkış yolu bulamaz.
Kırılgan ateşkes
Müzakerelerin, Başkan Trump’ın İran’a savaş açmanın başlıca nedeni olarak her zaman gösterdiği İran’ın nükleer ve füze programlarının geleceği konusunda ciddi engellerle karşılaşması bekleniyor. Bunun yanında Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş düzenlemeleri, bölgedeki ABD müttefiklerine yönelik güvenlik garantileri, İsrail'in askeri maceralarının daha fazla engellenmesi, İran'a uygulanan yaptırımlar ve Washington'da dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması da gündemde.
Trump, Vietnam, Afganistan ve Irak'taki gibi bir çatışma bataklığına saplanma korkusuyla bu savaşı bir an önce bitirme isteğini dile getirdi ve imajı, kendisini sosyal medya sayfalarında alay konusu haline getiren tekrarlanan tehditler dizisiyle sarsıldıktan sonra, zafer iddiasıyla birlikte gelen şiddetli tepkileri göze almayı tercih etti. Bunların sonuncusu, İran medeniyetini yok edip onu Taş Devri'ne geri döndürme tehdidiydi. Bu tehdit, Cumhuriyetçi Parti'nin kendi saflarında bile büyük öfkeye yol açtı.
Trump, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asim Munir ile yaptığı görüşme ve İran'a karşı sergilediği yıkıcı güç kullanımından vazgeçme talepleri üzerine, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı güvenli deniz trafiği için tam ve derhal açma taahhüdüne dayanarak, saldırıları iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini yazdı.
Trump, ateşkesin karşılıklı olacağını ve bunu kabul etmesinin nedeninin, ABD'nin askeri hedeflerinin tamamını zaten gerçekleştirip aşmış olması ve her iki tarafın da uzun vadeli barış konusunda nihai bir anlaşmaya varmak için büyük bir yol katetmiş olması olduğunu açıkladı. Arakçi ise İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına konuşarak, ülkesinin ‘savunma’ operasyonlarını iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini ve İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik kısıtlamaları dikkate alarak Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanabileceğini açıkladı.
Cumhuriyetçi Parti içinden gelen eleştiriler
Trump, partisinin liderinin izlediği politikalar konusunda genellikle sergilediği mutlak sessizliğe rağmen, İran medeniyetini yok etme tehditleri nedeniyle bazı parti üyelerinden eleştirilere maruz kalmıştı. Teksaslı Cumhuriyetçi Temsilci Nathaniel Moran, İran’ın ‘taş devrine geri gönderilmesi’ tehdidini reddettiğini açıkladı. Moran, çünkü bunun ‘ABD'nin tarihi boyunca gözetmiş olduğu ilkelerle’ çeliştiğini belirtti. Alaska Senatörü Lisa Murkowski ise, ‘bu bir müzakere baskı aracı olsa bile bir medeniyeti yok etme’ tehdidinde bulunulmasına karşı olduğunu vurguladı.
Bu söylemin, Amerikan ulusunun kuruluşundan bu yana tüm dünyada savunduğu ve temsil ettiği değerlere bir hakaret olduğunu düşünen Lisa Murkowski, bunun, ABD'nin özgürlük feneri rolünü zayıflattığını ve Amerikalıları hem dış hem de iç tehlikelere maruz bıraktığını belirtti.
Kaliforniya Temcilsi Kevin Kelly ise ABD Kongresi'ni savaş üzerindeki denetim rolünü yerine getirmeye çağırdı ve ABD'nin medeniyetleri yok etmediğini ve bununla tehdit etmemesi gerektiğini vurguladı. Demokratlar da bu tehdidi kınadı ve Trump'ı görevden almak amacıyla yargılanması yönünde çağrılarda bulundular. Özellikle aşırı solcu ilerici kesimden birçok Demokrat milletvekili, Trump’ın ‘yetkilerini ve görevlerini yerine getiremez’ durumda olması halinde başkan yardımcısı ve kabine üyelerinin çoğunluğunun başkanı geçici olarak görevden almasını öngören ABD Anayasası'nın 25. maddesinin uygulanmasını talep etti. Ancak 25. madde uyarınca başkanın görevden alınması için, yönetimindeki üyelerin çoğunluğunun yanı sıra Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinin üçte ikisinin onayı gerekiyor. Bu da, her ne kadar az bir farkla da olsa, Cumhuriyetçilerin her iki mecliste de çoğunluğu elinde bulundurmasından dolayı imkansızlaşıyor.

Öyle görünüyor ki bu eleştiriler, Trump’ın bu ateşkesi kabul etmesi için büyük bir baskı unsuru oluşturdu. Bunun yanında enerji ve nakliye fiyatlarındaki artış, tedarik zincirlerinin aksaklığı ve yarı iletken ve gübre endüstrisi için gerekli olan helyum ihracatının etkilenmesi, birçok gıda ürününün fiyatlarının yükselmesine, enflasyon oranlarının artmasına ve hisse senedi piyasalarında dalgalanmaya neden oldu.
Geçici ateşkesin duyurulması genel olarak her iki parti tarafından da memnuniyetle karşılandı. Demokratlar, Trump yönetiminin bu ‘yasadışı’ savaşı başlatmasından dolayı hesap vermesi gerektiği çağrısını yinelerken, bazı Cumhuriyetçiler nihai bir anlaşmaya varılabileceğinden şüphelerini dile getirdi. İran ile savaşın şahinlerinden sayılan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, diplomasiyi tercih ettiğini ancak ateşkes haberlerinden endişe duyduğunu belirterek, olası herhangi bir anlaşmayı titizlikle inceleyeceğine söz verdi.
Graham, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, ‘Tahran'ın ABD/İsrail-İran savaşının patlak vermesinin ardından Hürmüz Boğazı'na saldırarak deniz seyrüseferini engellediğinin unutulmaması, dünyaya yönelik bu saldırgan eylemi için ödüllendirilmemesi ve uranyum zenginleştirmeye geri dönmesine izin verilmemesi gerektiğinin’ altını çizdi.

Aşırı sağcı Laura Loomer gibi savaşı destekleyen Cumhuriyetçi kanattan bazı aktivistler, ateşkesin başarısız olacağını ve savaşın yeniden başlayacağını öngördü. Loomer, ABD’nin bu durumdan ‘hiçbir kazanç elde edemediğini, buna karşın teröristlerin İran'da kutlama yaptığını’ öne sürdü.
Demokrat Senatör Chris Murphy ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesine izin vermenin ‘Tahran için tarihi bir zafer’ olacağı konusunda uyarıda bulunarak, buna izin verilmesini ‘şaşırtıcı bir başarısızlık’ olarak nitelendirdi.
ABD-İran müzakerelerinin başarısı, Washington'un çok yönlü baskılar arasında hassas bir denge kurabilmesine bağlı olmaya devam ediyor; Bir yandan, yönetim, yaptığı fedakarlıkların boyutunu yansıtan somut diplomatik kazanımlar elde etmek zorunda, diğer yandan ise yaptırım sisteminin gözden geçirilmesi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı'nın yönetimi için yeni düzenlemeler gibi İran'ın talepleriyle karşı karşıya.
Bunun yanı sıra savaş İran'ın füze ve nükleer programlarıyla ilgili ilan edilen hedeflerin gerçekleştirilmesiyle sonuçlanmadı. Bu da ABD Kongresi'ndeki müttefiklerinin itirazlarıyla karşı karşıya kalan yönetimin manevra alanını daraltıyor. Kriz, transatlantik ilişkilere de gölge düşürdü ve Washington’ın sürdürülebilir bir çözümü desteklemek için mümkün olan en geniş uluslararası koalisyona ihtiyaç duyduğu bir dönemde Avrupalı ortaklarla sürtüşmelere yol açtı.
Bu bağlamda, İslamabad'ın karşı karşıya olduğu gerçek sınav, tarafların ateşkesini, imaj endişeleri ve iç baskılardan uzak, anlaşmazlıkların özünü ele alan bir müzakere çerçevesine dönüştürebilme yetenekleri olacak.