ABD ve İran arasında kırılgan ateşkes ve müzakere sınavı

Ateşkes mi, yoksa bir ara mı?

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD ve İran arasında kırılgan ateşkes ve müzakere sınavı

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Tarık Raşid

İran ile ABD ve İsrail arasında süren şiddetli savaşın 39. gününde, ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmaması halinde ‘İran’ı taş devrine geri döndüreceği’ tehdidini savurmasından bu yana dünya 12 saat boyunca nefesini tuttu. Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanmasıyla eş zamanlı olarak iki haftalık ateşkes öngören bir anlaşmaya vardıklarını açıkladı.

Pakistan'ın arabuluculuğunda sağlanan anlaşma, Başkan Trump ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından karşılıklı açıklamalarla onaylandı. Her ikisi de iki haftalık ateşkes süresince Washington'ın ortaya koyduğu on beş madde ile Tahran'ın sunduğu on şartı temel alan nihai bir anlaşma için müzakerelere başlanacağına dikkat çekti.

Taraflar, İran'ın sivil ve askeri altyapısının büyük bir bölümünü tahrip eden, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyen ve Başkan Trump'ın iç politikadaki popülaritesinin azalmasına neden olan savaşı sürdürmekten kaçınmak için Pakistan'ın arabuluculuğunu kabul ettiler. İran'ın tüm bölgelere yağdırdığı füzeler nedeniyle yeraltı sığınaklarında uzun süren günlük sıkıntılar, İsrail'de halkın hoşnutsuzluğunu körükledi.

Beyaz Saray, anlaşmayı askeri bir zaferin doruk noktası olarak nitelendirmekten geri durmazken, İran’da kutlamalar İran ordusunun zaferi olarak başladı ve İsrail, Lübnan cephesindeki taahhütlerini yerine getireceği tehdidiyle birlikte, isteksizce de olsa anlaşmayı onayladığını açıkladı. Anlaşmaya göre Başkan Yardımcısı J.D. Vance liderliğindeki ABD heyeti ile Abbas Arakçi liderliğindeki İran heyeti arasında müzakereler, cuma gününden itibaren altı haftayı geçmeyecek bir süre boyunca İslamabad'da devam edecek. Trump ise iki hafta içinde nihai bir anlaşmaya varılmasını bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti. Trump, iyimserliğiyle Ortadoğu’nun, ABD’nin şu anda yaşadığı altın çağ gibi bir altın çağa gireceğini müjdeledi. Trump ayrıca bölgede birçok olumlu gelişme yaşanacağını ve ‘büyük paralar kazanılacağını’ sözlerine ilave etti.

İran, bu anlaşmayı, İranlıların Washington’ın ortaya koyduğu on beş maddeyi reddetmesinin ardından Trump’ın müzakere şartı olarak kabul ettiği on talebini karşıladığını öne sürdü.

Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi'ne göre on maddelik listede, ABD'nin saldırıları durdurma taahhüdünü, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devam etmesi, İran'ın nükleer programı için gerekli uranyum zenginleştirme çalışmalarının kabul görmesi, tüm önemli yaptırımların kaldırılması, İran devletiyle iş yapan yabancı kuruluşlara yönelik tüm kısıtlamaların sona erdirilmesi, İran aleyhindeki tüm Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının iptal edilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Tahran aleyhindeki tüm kararlarının kaldırılması, savaşın İran'a verdiği zararın tazmin edilmesi, bölgedeki ABD savaş güçlerinin çekilmesi ve İsrail ile Hizbullah arasındaki Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkes ilan edilmesi maddelerini içeriyor.

Beyaz Saray, ayrıntıları hâlâ belirsizliğini koruyan anlaşmayı, Başkan Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine yeniden açılmasını sağlama konusundaki başarısını yansıttığını belirtti. Ancak Tahran’ın geçiş yapan gemilere uyguladığı geçiş ücretleri ve geçişin İran Silahlı Kuvvetleri ile koordineli olarak gerçekleştirilmesi şartına değinmedi.

Ancak Netanyahu'nun, İran'a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya alma yönündeki Trump'ın kararını desteklediğini açıklaması ve anlaşmanın Lübnan cephesini kapsamadığını iddia etmesi, İsrail Başbakanı'nın gözlemcilerin ‘içeride dondurulmuş dosyalarını açılmasını engelleyen bir perde’ olarak kullandığı savaş tozunu ortadan kaldıracak herhangi bir anlaşmayı sabote etmeye çalışmak olarak nitelendirdikleri bir girişim için bir açık kapı oluşturabilir.

Ancak İran'ın, özellikle Tahran'ın çatışmada cephelerin birliğini ısrarla vurguladığı ve bölgedeki müttefiklerini yüzüstü bırakmış gibi görünmeye hazır olmadığı göz önüne alındığında, Lübnan cephesinin ABD ile yapılacak anlaşmadan ayrılmasını kabul etmesi beklenmiyor. Bununla birlikte Netanyahu, sonunda Washington'ın seçtiği yoldan başka bir çıkış yolu bulamaz.

Kırılgan ateşkes

Müzakerelerin, Başkan Trump’ın İran’a savaş açmanın başlıca nedeni olarak her zaman gösterdiği İran’ın nükleer ve füze programlarının geleceği konusunda ciddi engellerle karşılaşması bekleniyor. Bunun yanında Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş düzenlemeleri, bölgedeki ABD müttefiklerine yönelik güvenlik garantileri, İsrail'in askeri maceralarının daha fazla engellenmesi, İran'a uygulanan yaptırımlar ve Washington'da dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması da gündemde.

Trump, Vietnam, Afganistan ve Irak'taki gibi bir çatışma bataklığına saplanma korkusuyla bu savaşı bir an önce bitirme isteğini dile getirdi ve imajı, kendisini sosyal medya sayfalarında alay konusu haline getiren tekrarlanan tehditler dizisiyle sarsıldıktan sonra, zafer iddiasıyla birlikte gelen şiddetli tepkileri göze almayı tercih etti. Bunların sonuncusu, İran medeniyetini yok edip onu Taş Devri'ne geri döndürme tehdidiydi. Bu tehdit, Cumhuriyetçi Parti'nin kendi saflarında bile büyük öfkeye yol açtı.

Trump, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asim Munir ile yaptığı görüşme ve İran'a karşı sergilediği yıkıcı güç kullanımından vazgeçme talepleri üzerine, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı güvenli deniz trafiği için tam ve derhal açma taahhüdüne dayanarak, saldırıları iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini yazdı.

Trump, ateşkesin karşılıklı olacağını ve bunu kabul etmesinin nedeninin, ABD'nin askeri hedeflerinin tamamını zaten gerçekleştirip aşmış olması ve her iki tarafın da uzun vadeli barış konusunda nihai bir anlaşmaya varmak için büyük bir yol katetmiş olması olduğunu açıkladı. Arakçi ise İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına konuşarak, ülkesinin ‘savunma’ operasyonlarını iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini ve İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik kısıtlamaları dikkate alarak Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanabileceğini açıkladı.

Cumhuriyetçi Parti içinden gelen eleştiriler

Trump, partisinin liderinin izlediği politikalar konusunda genellikle sergilediği mutlak sessizliğe rağmen, İran medeniyetini yok etme tehditleri nedeniyle bazı parti üyelerinden eleştirilere maruz kalmıştı. Teksaslı Cumhuriyetçi Temsilci Nathaniel Moran, İran’ın ‘taş devrine geri gönderilmesi’ tehdidini reddettiğini açıkladı. Moran, çünkü bunun ‘ABD'nin tarihi boyunca gözetmiş olduğu ilkelerle’ çeliştiğini belirtti. Alaska Senatörü Lisa Murkowski ise, ‘bu bir müzakere baskı aracı olsa bile bir medeniyeti yok etme’ tehdidinde bulunulmasına karşı olduğunu vurguladı.

Bu söylemin, Amerikan ulusunun kuruluşundan bu yana tüm dünyada savunduğu ve temsil ettiği değerlere bir hakaret olduğunu düşünen Lisa Murkowski, bunun, ABD'nin özgürlük feneri rolünü zayıflattığını ve Amerikalıları hem dış hem de iç tehlikelere maruz bıraktığını belirtti.

Kaliforniya Temcilsi Kevin Kelly ise ABD Kongresi'ni savaş üzerindeki denetim rolünü yerine getirmeye çağırdı ve ABD'nin medeniyetleri yok etmediğini ve bununla tehdit etmemesi gerektiğini vurguladı. Demokratlar da bu tehdidi kınadı ve Trump'ı görevden almak amacıyla yargılanması yönünde çağrılarda bulundular. Özellikle aşırı solcu ilerici kesimden birçok Demokrat milletvekili, Trump’ın ‘yetkilerini ve görevlerini yerine getiremez’ durumda olması halinde başkan yardımcısı ve kabine üyelerinin çoğunluğunun başkanı geçici olarak görevden almasını öngören ABD Anayasası'nın 25. maddesinin uygulanmasını talep etti. Ancak 25. madde uyarınca başkanın görevden alınması için, yönetimindeki üyelerin çoğunluğunun yanı sıra Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinin üçte ikisinin onayı gerekiyor. Bu da, her ne kadar az bir farkla da olsa, Cumhuriyetçilerin her iki mecliste de çoğunluğu elinde bulundurmasından dolayı imkansızlaşıyor.

rgrtg
Tel Aviv'de, ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Donald Trump'a teşekkür eden bir reklam panosu, 12 Mart 2026 (AFP)

Öyle görünüyor ki bu eleştiriler, Trump’ın bu ateşkesi kabul etmesi için büyük bir baskı unsuru oluşturdu. Bunun yanında enerji ve nakliye fiyatlarındaki artış, tedarik zincirlerinin aksaklığı ve yarı iletken ve gübre endüstrisi için gerekli olan helyum ihracatının etkilenmesi, birçok gıda ürününün fiyatlarının yükselmesine, enflasyon oranlarının artmasına ve hisse senedi piyasalarında dalgalanmaya neden oldu.

Geçici ateşkesin duyurulması genel olarak her iki parti tarafından da memnuniyetle karşılandı. Demokratlar, Trump yönetiminin bu ‘yasadışı’ savaşı başlatmasından dolayı hesap vermesi gerektiği çağrısını yinelerken, bazı Cumhuriyetçiler nihai bir anlaşmaya varılabileceğinden şüphelerini dile getirdi. İran ile savaşın şahinlerinden sayılan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, diplomasiyi tercih ettiğini ancak ateşkes haberlerinden endişe duyduğunu belirterek, olası herhangi bir anlaşmayı titizlikle inceleyeceğine söz verdi.

Graham, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, ‘Tahran'ın ABD/İsrail-İran savaşının patlak vermesinin ardından Hürmüz Boğazı'na saldırarak deniz seyrüseferini engellediğinin unutulmaması, dünyaya yönelik bu saldırgan eylemi için ödüllendirilmemesi ve uranyum zenginleştirmeye geri dönmesine izin verilmemesi gerektiğinin’ altını çizdi.

edrfvfe
İran'ın başkenti Tahran'ın mahallelerinin bombalanmasının ardından yükselen dumanlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Aşırı sağcı Laura Loomer gibi savaşı destekleyen Cumhuriyetçi kanattan bazı aktivistler, ateşkesin başarısız olacağını ve savaşın yeniden başlayacağını öngördü. Loomer, ABD’nin bu durumdan ‘hiçbir kazanç elde edemediğini, buna karşın teröristlerin İran'da kutlama yaptığını’ öne sürdü.

Demokrat Senatör Chris Murphy ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesine izin vermenin ‘Tahran için tarihi bir zafer’ olacağı konusunda uyarıda bulunarak, buna izin verilmesini ‘şaşırtıcı bir başarısızlık’ olarak nitelendirdi.

ABD-İran müzakerelerinin başarısı, Washington'un çok yönlü baskılar arasında hassas bir denge kurabilmesine bağlı olmaya devam ediyor; Bir yandan, yönetim, yaptığı fedakarlıkların boyutunu yansıtan somut diplomatik kazanımlar elde etmek zorunda, diğer yandan ise yaptırım sisteminin gözden geçirilmesi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı'nın yönetimi için yeni düzenlemeler gibi İran'ın talepleriyle karşı karşıya.

Bunun yanı sıra savaş İran'ın füze ve nükleer programlarıyla ilgili ilan edilen hedeflerin gerçekleştirilmesiyle sonuçlanmadı. Bu da ABD Kongresi'ndeki müttefiklerinin itirazlarıyla karşı karşıya kalan yönetimin manevra alanını daraltıyor. Kriz, transatlantik ilişkilere de gölge düşürdü ve Washington’ın sürdürülebilir bir çözümü desteklemek için mümkün olan en geniş uluslararası koalisyona ihtiyaç duyduğu bir dönemde Avrupalı ortaklarla sürtüşmelere yol açtı.

Bu bağlamda, İslamabad'ın karşı karşıya olduğu gerçek sınav, tarafların ateşkesini, imaj endişeleri ve iç baskılardan uzak, anlaşmazlıkların özünü ele alan bir müzakere çerçevesine dönüştürebilme yetenekleri olacak.



Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı: Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir

Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
TT

Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı: Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir

Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)

İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaş yönetiminden sorumlu birimi Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Muhammed Cafer Esedi, ABD’nin ‘tam teslimiyet’ olarak nitelendirdiği taleplerini sürdürmesi halinde İran’ın ‘savaşla ilgili bir sorunu olmadığını’ söyledi. Esedi’nin açıklamaları, İran ile ABD arasında savaşı sona erdirmeye yönelik dolaylı temaslar sürerken İran askeri kurumları içindeki sert tutumu yansıttı.

Şarku’l Avsat’ın İran medyasından aktardığına göre Esedi dün sabah yaptığı açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti’nin ‘elindeki tüm kozları henüz ortaya koymadığını’ belirterek, Tahran’ın gerektiğinde devreye sokabileceği çok sayıda seçeneğe sahip olduğunu ifade etti.

Esedi’nin açıklamaları, İran ile ABD arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ve 28 Şubat’ta ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaşı sona erdirmeyi amaçlayan görüşmelerin sürdüğü bir dönemde geldi. Taraflar arasında 7 Nisan’dan bu yana kırılgan bir ateşkes yürürlükte olsa da müzakereler henüz kesin bir sonuç vermedi.

Aynı zamanda İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) saflarında görev yapan Esedi, son savaş sırasında ülkenin savunma sanayisinin zarar gördüğünü kabul etti. Ancak şu anda askeri teçhizat üretimi ve silahlı kuvvetlerin desteklenmesinde kullanılan tesislerin ‘düşmanın gözünden tamamen gizli’ olduğunu söyleyen Esedi, İran’ın savunma üretimi alanındaki durumunun hâlâ ‘kabul edilebilir seviyede’ bulunduğunu kaydetti.

sdfbfr
İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaş yönetiminden sorumlu birimi Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Muhammed Cafer Esedi, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı ile yaptığı röportaj sırasında

Esedi, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçmişte İran’ı ‘taş devrine döndürme’ tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, ülkesinin Amerikan baskılarına boyun eğmeyeceğini söyledi. Esedi, “Elimizde hiçbir şey kalmasa bile taşlarla savaşırız” ifadesini kullandı.

ABD, İsrail ve müttefiklerini ‘yanlış hesaplar yapmamaları’ konusunda uyaran Esedi, Washington’ın İran’dan yalnızca ‘tam teslimiyet’ istediğini, ancak Tahran’ın bunu kabul etmeyeceğini belirtti.

Müzakerelere ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Esedi, ABD ile yürütülen görüşmelerin ‘halkın geçim sorunlarını çözmeyeceğini’ savundu. “Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir” diyen Esedi, Tahran’ın beklemeyi sürdürdüğünü ve ‘savaşla ilgili bir sorunu olmadığını’ ifade etti. Esedi ayrıca, olası bir çatışmaya NATO’nun dâhil olmasının da İran açısından kaygı verici olmadığını söyledi.

Esedi, yetkililerin büyük kentlerde sürdürdüğü seferberlik kampanyalarının devam etmesi çağrısında bulunarak, halkın silahlı kuvvetlerin ‘en önemli dayanağı’ olduğunu vurguladı. İran’ın nükleer silaha ihtiyaç duymadığını öne süren Esedi, ülkesinin ‘en güçlü silahının’ sokak ve meydanlardaki halk desteği olduğunu dile getirdi.

Askeri hazırlığı artırmak

Bu arada DMO Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, ateşkes sürecinde İran’ın askeri ve operasyonel kapasitesinin daha da güçlendiğini belirterek, geçen dönemin savaş hazırlıklarının artırılması, muharebe kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve savaşın yol açtığı zararların telafi edilmesi için değerlendirildiğini söyledi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’nı ziyareti sırasında konuşan Muhibbi, ‘düşmanın’ yeniden askeri seçeneğe başvurmasının, operasyonların niteliği, çatışma coğrafyası ve kullanılacak silahlar açısından farklı bir savaşa yol açacağını ifade etti. Muhibbi, DMO’nun tüm olası senaryolara karşı hazırlık yaptığını vurguladı.

İran Silahlı Kuvvetleri’nin ateşkes öncesine kıyasla daha güçlü bir konumda bulunduğunu savunan Muhibbi, ‘düşmanın’ hedeflerine ulaşmak için hâlâ askeri seçeneğe güvendiğini öne sürerek askeri cephenin en üst düzey hazırlık durumunu koruyacağını kaydetti.

Daha önce DMO’ya bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani de ABD desteğiyle İsrail’in Lübnan ve Gazze’de yürüttüğü operasyonların, ‘direniş ekseni’ olarak adlandırılan ittifakı bölgesel faaliyet alanını genişletmeye yönelteceğini söylemişti.

Resmî İran medyasına göre Kaani, İsrail operasyonlarının sürmesinin “Direniş ekseninin iki cepheden verdiği desteği genişletme, diğer cepheleri daha etkin hâle getirme ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinin durumunu Hürmüz Boğazı’yla eşitleme kararlılığını ortaya koyacağını” ifade etti.

Kaani’nin açıklamaları, İranlı yetkililerin daha önce İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarını yeniden tırmandırması hâlinde deniz yolları üzerindeki baskının Babu’l Mendeb Boğazı’na da taşınabileceği yönündeki uyarılarının ardından geldi.

Hürmüz Boğazı’nın millileştirilmesi çağrıları

Buna karşılık ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), denizde, havada ve karada konuşlu binlerce Amerikan askerinin İran’a uygulanan deniz ablukasını desteklemeyi sürdürdüğünü açıkladı.

CENTCOM dün yayımladığı fotoğraflarda, 31. Deniz Sefer Birliği’ne bağlı Deniz Piyadeleri personelinin Umman Denizi’nde bulunan amfibi hücum gemisi USS Tripoli’de hızlı halatla iniş tatbikatı gerçekleştirdiğini duyurdu. Tatbikatın, ABD’nin bölgedeki askeri konuşlanması kapsamında yapıldığı belirtildi.

CENTCOM, pazartesi günü yaptığı açıklamada ise 1 Haziran itibarıyla ABD güçlerinin 121 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, İran’a yönelik abluka tedbirlerine uyulmasını sağlamak amacıyla beş geminin faaliyetlerini de engellediğini bildirdi.

Tahran yönetimi de Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü vurgulamayı sürdürdü. DMO Deniz Kuvvetleri Halkla İlişkiler Birimi dün yaptığı açıklamada, son 24 saat içinde 24 geminin önceden izin alarak ve DMO Deniz Kuvvetleri ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini, geçişlerin güvenliğinin de İran güçlerince sağlandığını duyurdu.

Açıklamada, boğaz üzerindeki ‘akıllı kontrolün’ etkin şekilde uygulandığı belirtilirken, yabancı güçlerin ‘Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda yerinin olmadığı’ ifade edildi.

İran devlet televizyonu da dünyanın çeşitli ülkelerinden gemi sahipleri ve kaptanların, Fars Körfezi Su Yolu İdaresi’ne ait elektronik platform üzerinden günün 24 saati Hürmüz Boğazı’ndan geçiş izni başvurusunda bulunabileceğini bildirdi. Başvuruların incelendikten sonra geçiş izinlerinin verildiği kaydedildi.

İran İslami Şura Meclisi Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi ise Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki ‘egemenliğini pekiştirmeyi’ hedeflediğini söyledi. Guderzi, mevcut çatışmanın yalnızca boğazın sağladığı doğrudan gelirlerle ilgili olmadığını, aynı zamanda güvenlik ve uluslararası deniz taşımacılığıyla bağlantılı stratejik boyutlar taşıdığını belirtti.

İran devlet haber ajansı ISNA’ya konuşan Guderzi, konunun önemini 1950’li yıllardaki petrolün millileştirilmesi sürecine benzeterek, İran’ın ‘Hürmüz Boğazı’nı millileştirmeyi’ ve ‘potansiyel bir gücü fiili nüfuza dönüştürmeyi’ amaçladığını ifade etti.

Guderzi, dost veya tarafsız ülkelerin gemilerinin, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından belirlenen protokollere uymaları ve Tahran’ın düşmanca olarak değerlendirdiği faaliyetlere karışmamaları şartıyla boğazdan geçebileceğini söyledi. Ancak İran’a karşı kullanılacak silah veya askeri teçhizat taşıyan düşman ülkelere ait gemilere müdahale edileceği uyarısında bulundu.

Hürmüz Boğazı’nın öneminin ‘mali hesapların çok ötesine geçtiğini’ vurgulayan Guderzi, İran’ın rakiplerinin de bu stratejik deniz koridorunun taşıdığı önemin farkında olduğunu dile getirdi.

Irak açıklarında bir gemiye saldırı

Bölgedeki deniz gerilimiyle bağlantılı bir diğer gelişmede, iki Iraklı güvenlik yetkilisi, AFP’ye yaptıkları açıklamada, Panama bayraklı bir yük gemisinin pazartesi günü Irak’ın güneyi açıklarında bir mühimmatın isabet etmesi sonucu ağır hasar aldığını bildirdi.

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) daha önce yaptığı açıklamada, Umm Kasr Limanı’nın 40 deniz mili güneydoğusunda bulunan bir yük gemisinde patlama meydana geldiğini duyurmuştu. Açıklamaya göre gemi daha sonra ikinci kez isabet aldı ve çıkan yangın kontrol altına alındı.

Iraklı bir güvenlik yetkilisi ise geminin Umm Kasr Limanı’ndan ayrılmasının ardından İran topraklarından fırlatılan bir seyir füzesinin hedefi olduğunu öne sürdü. Yetkili, saldırının ardından geminin gövdesinde hasar oluştuğunu ve içeriye su sızmaya başladığını söyledi.

fverb
 Tahran’da bir sokakta Amerikan karşıtı duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Haziran 2026 (Reuters)

Pazartesi gecesi geç saatlerde DMO, deniz kuvvetlerinin, Umman Körfezi’nde İran’a ait Lion Star gemisine yönelik olduğu belirtilen Amerikan saldırısına karşılık olarak, ‘Amerikan-Siyonist düşmana ait’ olduğunu öne sürdüğü MSC Sariska V adlı gemiyi seyir füzesiyle hedef aldığını açıkladı.

İkinci bir Iraklı güvenlik yetkilisi de İsviçre’de kayıtlı ve Panama bayrağı taşıyan konteyner gemisinin bir füzenin isabet etmesi sonucu meydana gelen patlamaya maruz kaldığını, ardından uluslararası sulara doğru çekildiğini doğruladı.

MarineTraffic verilerine göre gemi, pazartesi sabahı Umm Kasr Limanı’ndan ayrılarak Katar’a doğru yola çıkmıştı.

Olay, bölge ülkelerinin savaşın yol açtığı gerilimler ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının gölgesinde deniz ticaretinin sürekliliğini korumaya çalıştığı bir dönemde yaşandı. Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, Körfez bölgesindeki deniz taşımacılığı ve enerji tedarik zincirleri üzerinde ciddi etkiler yaratmayı sürdürüyor.


İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti
TT

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

Körfez bölgesinde çatışmalar bugün yeniden şiddetlenirken, ABD ordusu, İran tarafından Bahreyn, Kuveyt ve bölgedeki diğer noktalara yönelik düzenlenen füze saldırılarının engellendiğini açıkladı. Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik çabaların çıkmaza girdiği bir dönemde yaşandı. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer silah bulundurmamayı kabul ettiğini söyledi.

Trump, bir internet programına (podcast) verdiği röportajda, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in de ABD ile yürütülen müzakerelerde yer aldığını öne sürdü.

ABD ordusu, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Bahreyn’deki ABD Donanması 5. Filosu karargâhı ile bölgedeki ayrı bir hava üssünü vurduğu yönündeki iddialarını yalanladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, “Kuveyt’e fırlatılan iki İran füzesi ya düştü ya da hedeflerine ulaşamadan etkisiz hale getirildi. Bahreyn’e yönelik üç füze ise ABD ve Bahreyn hava savunma sistemleri tarafından imha edildi” denildi. Kuveyt ordusu bugün yaptığı açıklamada, hava savunma sistemlerinin füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen ‘düşmanca’ saldırıları püskürttüğünü duyurdu.

CENTCOM ayrıca, İran tarafından uluslararası sularda yasal şekilde seyreden sivil denizcilere doğru gönderildiğini belirttiği üç saldırı amaçlı İHA’nın da düşürüldüğünü açıkladı. Açıklamada, ABD güçlerinin İran’a bağlı Keşm Adası’nda bulunan bir ‘askeri kara kontrol istasyonunu’ hedef aldığı belirtilirken, olaylarda hiçbir ABD askerinin zarar görmediği kaydedildi.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın yayımladığı açıklamada ise DMO, Keşm Adası’na yönelik saldırıya karşılık olarak ABD’ye ait askeri tesisleri vurduğunu ileri sürdü.


Netanyahu, kuzey İsrail'deki sığınakları güçlendirmek için "büyük bir plan" açıkladı

İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
TT

Netanyahu, kuzey İsrail'deki sığınakları güçlendirmek için "büyük bir plan" açıkladı

İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, dün yaptığı açıklamada, Lübnan sınırı boyunca uzanan ve İran destekli Hizbullah'ın saldırılarından etkilenen kuzey bölgelerindeki yerleşimlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla 13 milyar şekel (yaklaşık 4,5 milyar dolar) kaynak ayrıldığını duyurdu.

Hükümetin planı onaylamasının ardından konuşan Netanyahu, “Hükümet bugün kuzeyin güçlendirilmesine yönelik önemli kararlar aldı. Daha önce sağladığımız 7 milyar şekele ilave olarak bugün 13 milyar şekelden fazla yatırım yapıyoruz. Böylece kuzeydeki yerleşimler için ayrılan toplam kaynak 20 milyar şekele ulaşıyor” dedi.

Netanyahu'nun ofisi tarafından “kapsamlı plan” olarak nitelendirilen paket, üç ayrı aşamadan oluşuyor.

İlk karar kapsamında, otobüs durakları, alışveriş merkezleri ve parklar gibi kamusal alanlara bin 800 yeni sığınak inşa edilmesi öngörülüyor. Ayrıca, halkı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına karşı korumak amacıyla yaklaşık 500 mevcut sığınağın yenilenmesi planlanıyor.

İkincisi, Lübnan sınırına dokuz kilometre mesafede yaşayan vatandaşların evlerinde güvenli odalar inşa etmelerine yönelik mali destek sağlanmasını içeriyor. Üçüncü karar ise altyapı yatırımları ve istihdam olanaklarının artırılması yoluyla bölgeye 100 bin yeni sakin çekmeyi hedefliyor.

Netanyahu, “İnsanlar kuzeye akın edecek. Aynı şeyi güney için de söylemiştim” ifadelerini kullanarak, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısına maruz kalan Gazze sınırındaki bölgelere atıfta bulundu. Başbakan, “Bugün o bölgelerde çok güçlü bir talep var. Büyük bir büyüme ve kalkınma yaşanıyor. Aynısı burada da olacak” dedi.

Öte yandan hükümet, Lübnan sınırındaki bölgeleri ihmal etmekle suçlayan muhalefet partilerinin eleştirileriyle karşı karşıya bulunuyor. Muhalefet liderleri Yair Lapid, Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett, pazartesi akşamı yaptıkları paylaşımlarda, kuzeydeki durumu görüşmek üzere düzenlenen kabine toplantısına hükümetten yalnızca üç bakanın katıldığını belirtti.

Eisenkot, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Kuzeyde yaşayanlar, kendilerini gören ve onlarla ilgilenen bir liderliği hak ediyor” ifadelerini kullandı.