Suriye güvenlik kurumlarının terörle mücadele dosyasındaki çalışma yönteminde bir ‘dönüşüm’ olarak değerlendirilen gelişmede, Suriye İçişleri Bakanlığı son üç ay içinde DEAŞ’a bağlı 7 hücrenin çökertildiğini ve örgüt mensubu 235 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Şam’daki kaynaklar, söz konusu yüksek rakamlar ile farklı bölgelerde faaliyet gösteren hücrelerin ortaya çıkarılmasının, güvenlik birimlerinin bilgi toplama ve analizine dayalı stratejik bir çalışma modeline geçtiğine işaret ettiğini belirtti. Bu gelişme, örgütün de yöntem değişikliğine giderek geleneksel örgütsel yapılanma ve doğrudan eleman kazanımı yerine ideolojik propaganda yoluyla radikalleştirme ve basit araçlarla bireysel saldırılar gerçekleştirilmesini teşvik etme stratejisine yöneldiği bir dönemde meydana geldi.
Suriye İçişleri Bakanlığı, resmi hesaplarından yayımladığı açıklamada, Genel İstihbarat Teşkilatı ile koordinasyon içinde DEAŞ’a bağlı 7 hücrenin çökertildiğini ve 235 örgüt mensubunun gözaltına alındığını duyurdu. Açıklamada, operasyonların Hama, Halep, Deyrizor, Humus ve Şam vilayetlerinde gerçekleştirildiği belirtildi.
Bakanlık, gözaltına alınanlardan 198’inin Suriye vatandaşı, 37’sinin ise yabancı uyruklu olduğunu kaydetti. Operasyonlarda ayrıca 120 adet silahın yanı sıra, patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ve elektronik cihazların ele geçirildiği bildirildi.
Suriye’de DEAŞ mensubu olarak tutuklananların uyrukları (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre operasyon, bölgenin güvenliği ve istikrarını tehdit eden faaliyetlerle bağlantılı kişilerin hareketlerinin titizlikle izlenmesi ve kapsamlı istihbarat takibi sonucunda gerçekleştirildi.
Bakanlık, istihbarat birimleriyle koordinasyon içinde, güvenlik ve istikrarı tehdit edebilecek her türlü faaliyeti takip etmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, hukuk kurallarının uygulanması ve toplumsal barışın korunması konusundaki kararlılığını yineledi.
Gözaltına alınan kişi sayısının yüksekliği, Suriye’nin terörle mücadele alanında önemli adımlar attığına işaret ediyor. Aşırılık yanlısı örgütler üzerine çalışan araştırmacı Arabi Arabi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bunun son bir yılda örgütün birinci ve ikinci kademe liderlerinden çok sayıda ismin yakalanması ve ‘örgütün küresel ağının önemli bir bölümünün çökertilmesinin’ ardından geldiğini söyledi. Arabi, bu gelişmelerin etkisinin, Suriye ile DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) arasındaki iş birliğinde ve ayrıca kamuoyuna açıklanmayan diğer alanlardaki iş birliklerinde görüldüğünü ifade etti.
Arabi’ye göre bu durum, ABD’nin Suriye devletinin terörle mücadele alanındaki adımlarına daha fazla güven duymasını sağlayacak. Arabi’nin değerlendirmesine göre örgütün Suriye’deki mevcut durumu zayıf; zira örgüt artık bir yıl önceki gibi sahada etkin varlık gösteremiyor. Ancak örgüt, bireysel saldırılar, internet üzerinden eleman kazanımı ve medya faaliyetleri yoluyla varlığını sürdürmeye çalışıyor.
ABD-Suriye ilişkilerinde olumlu bir adım olarak değerlendirilen bir gelişmeyle ABD Dışişleri Bakanlığı, Suriye’yi terörle mücadelede iş birliği yapmayan ülkeler listesinden çıkardı.
DEAŞ hücresinin üyelerinden biri Şam kırsalındaki Deraya’da tutuklandı. (Arşiv – SANA)
Bu gelişme, Suriye güvenlik kurumlarının terörle mücadele dosyasında olaylar meydana geldikten sonra müdahale etme yaklaşımından, hücreleri, iletişim ağlarını ve finansman kaynaklarını takip etmeye dayalı ‘daha organize bir istihbarat çalışmasına’ geçmeyi başarmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Güvenlik ve askeri işler araştırmacısı Nevar Şaban, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bunun ‘yalnızca örgüte bağlı ağların dağıtılması veya herhangi bir eylem gerçekleştirmeden önce mensuplarının yakalanmasının ötesine geçen stratejik bir dönüşüm’ anlamına geldiğini söyledi. Şaban, bu tür operasyonların önemli bir başarı olduğunu belirtmekle birlikte, asıl önemli unsurun ‘bilgi toplama ve analizine dayalı sistematik çözümleme faaliyetleri’ olduğunu ifade etti.
Şaban’a göre, birbirinden uzak vilayetlerde faaliyet gösteren hücrelerin ortaya çıkarılması ve çok sayıda Suriyeli ile yabancı örgüt mensubunun gözaltına alınması, güvenlik birimlerinin artık bilgi toplama ve birbirinden bağımsız çalışan gruplar arasında bağlantı kurma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Ancak operasyonların başarısının yalnızca gözaltı sayılarıyla ölçülemeyeceğini vurgulayan Şaban, asıl ölçütün ‘hazırlık aşamasındaki saldırıları engelleyebilmek, örgüt liderlerine ulaşabilmek ve eleman kazanım ağlarını ortaya çıkarabilmek’ olduğunu kaydetti.
Suriye içinde DEAŞ’ın bölgelere göre dağınık hücrelerinin dağılımını gösteren infografik. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Öte yandan İçişleri Bakanlığı’nın açıklaması, DEAŞ’ın artık yalnızca Suriye çölü veya ülkenin doğu bölgeleriyle sınırlı olmadığını, bunun yerine sivil yerleşim alanlarında gizli bir varlık oluşturmaya çalıştığını ortaya koydu. Açıklamaya göre örgüt, çöl bölgelerindeki hareket serbestisinden, silahların yaygınlığından ve geçiş dönemlerine eşlik eden güvenlik boşluklarından yararlanmayı hedefliyor. Ancak örgüt, 2014-2017 yılları arasında sahip olduğu geniş alanları kontrol etme ve kurumsal yapılar oluşturma kapasitesini büyük ölçüde kaybetmiş durumda.
Şaban, sözde hilafet devletinin kısa vadede yeniden ortaya çıkmasına yönelik bir tehdidin bulunmadığını, ancak örgütün hâlâ ciddi bir güvenlik riski oluşturduğunu belirtti. Şaban’a göre DEAŞ, faaliyetlerini yürütmek için toprak kontrolüne ihtiyaç duymayan küçük ve gizli hücrelerden oluşan bir ağ yapısı üzerinden yeniden güç kazanma potansiyelini koruyor. Araştırmacı, birbirleriyle doğrudan bağlantısı bulunmayan küçük hücrelerle mücadele etmenin son derece zor olduğuna dikkat çekerek, bu yapıların çoğu zaman koordinasyonsuz hareket ettiğini ve önceden öngörülmesi güç hedeflere ani saldırılar düzenlediğini, bunun da izlenmelerini ve etkisiz hâle getirilmelerini zorlaştırdığını ifade etti.
Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Terörle Mücadele Dairesi de son üç ay içinde kapsamlı bir inceleme kampanyası yürüttü. Çalışmalar kapsamında veri taraması yapılarak 11 bin 979 dosya analiz edildi, ayrıca sahte kimliklerle faaliyet gösteren uyuyan hücrelerin tespit edilmesi amacıyla 5 bin 243 kişisel belge güvenlik soruşturmasından geçirildi. Kampanya sonucunda güvenlik suçları nedeniyle aranan yüzlerce kişi gözaltına alınırken, geçmişte çeşitli suçlara karıştığı belirtilen bazı şahıslar da yakalandı.
Suriye’nin Rakka kentinde bir anne, kaçırılan oğlunun haberlerini takip ediyor. (Arşiv – Şarku’l Avsat)
Şaban’a göre dijital platformlar, örgütün ‘etki altına alınabilecek kişileri tespit etme ve onlarla ilk teması kurma’ stratejisinin temel unsurlarından biri haline gelmiş durumda. Örgüt, bazı durumlarda kişileri basit araçlarla bireysel saldırılar gerçekleştirmeye teşvik etmekle yetiniyor. Araştırmacı, bunun örgütün yayın organı olarak bilinen en-Nebe dergisindeki propaganda söyleminde açık şekilde gözlemlenebildiğini belirtti.
Şaban’a göre örgüt, artık doğrudan DEAŞ’a bağlılık gösterecek üyeler kazanmaya değil, ‘ideolojik ve fikrî kazanıma’ odaklanıyor. Bu nedenle örgütle mücadelenin yalnızca baskınlar ve gözaltı operasyonlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Şaban, istihbarat faaliyetleri, finansman ağlarının takibi, dijital iletişim kanallarının izlenmesi ve yerel güvenlik birimlerinin eğitilmesini içeren çok yönlü bir yaklaşımın gerekli olduğunu söyledi. Şaban ayrıca, DEAŞ propagandasına karşı dil ve söylem düzeyinde mücadele yürütecek özel bir operasyon merkezinin oluşturulmasının önemine dikkat çekti. Ancak ona göre en kritik unsur, örgütün eleman kazanımında istismar ettiği sosyal ve ekonomik koşulların ortadan kaldırılması ve bu sorunların kalıcı şekilde ele alınması.
Türk istihbaratının yayınladığı bir fotoğrafta, geçtiğimiz mayıs ayında Suriye’de yakalanıp Türkiye’ye getirilen DEAŞ üyesi Ömer Deniz Dündar görülüyor.
Suriye’nin Kasım 2025’te DMUK’a katılmasının ardından Suriye güvenlik birimleri, komşu ülkelerle, özellikle de Ürdün ve Türkiye ile koordinasyon içinde örgüte yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdı. Bu süreç, DEAŞ’ın faaliyetlerinde yeni bir aşamaya geçerek yalnızca Suriye çölünü değil, şehirleri ve kritik merkezleri de hedef almaya başlamasıyla eş zamanlı yürütüldü.











