İsrail basınında F-35 alarmı: Türkiye nüfuzunu artırıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5293941-i%CC%87srail-bas%C4%B1n%C4%B1nda-f-35-alarm%C4%B1-t%C3%BCrkiye-n%C3%BCfuzunu-art%C4%B1r%C4%B1yor
İsrail basınında F-35 alarmı: Türkiye nüfuzunu artırıyor
Trump, NATO Zirvesi'ndeki açıklamalarında Erdoğan'dan yine övgüyle bahsetti (AP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın, Ankara'daki NATO Zirvesi'nde Türkiye'ye F-35 satışını değerlendirdiklerini söylemesi, İsrail'i endişelendirdi.
Trump, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında dün yaptığı açıklamada "F-35 konusunu ele alacağız. Bir karar vereceğiz" dedi. Ayrıca "CAATSA yaptırımları kalkacak, bunun vakti geldi" ifadelerini kullandı.
Amerika'nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) ABD'nin İran, Kuzey Kore ve Rusya'yla savunma veya enerji alanlarında önemli ölçüde iş yapan kişi ve kurumlara cezai yaptırımlar uygulanmasını öngören federal yasası.
ABD Kongresi'nin 2020'de açıkladığı kararda, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 satın alarak CAATSA'nın 231'inci maddesini ihlal ettiği bildirilmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD'den 5 uçak için söz aldıklarını belirterek, "Sayın Trump'ın bu konuda bize ayrıca sözü var" dedi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise CNN'e verdiği röportajda Türkiye'ye F-35 savaş jetlerinin satışının "Ortadoğu'daki güç dengesini bozacağını" savundu. Türkiye'nin, ABD için "örnek müttefik" olmadığını ileri süren İsrail lideri, Ankara'nın F-35 programına yeniden dahil edilmesini önlemek amacıyla NATO Zirvesi'nden önce Trump'la birkaç kez görüştüğünü de itiraf etti.
Times of Israel'in analizinde hem NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapması hem de Trump'tan F-35'lerle ilgili destek alması sayesinde Türkiye'nin nüfuzunu artırdığı, İsrail'in ise tam tersi istikamette ilerlediği yazıldı.
Özellikle 7 Ekim 2023'te patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail ve Türkiye arasındaki gerginliğin iyice tırmandığı hatırlatılan yazıda, Trump'ın ilk döneminde olduğu gibi şimdi de Ankara'yı "çalkantılı Ortadoğu'da güvenilir bir ortak olarak gördüğü" vurgulanıyor.
Tel Aviv merkezli düşünce kuruluşu Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden Gallia Lindenstrauss, "Erdoğan'ın sonuç getirebilen bir lider olma özelliği ön plana çıkarılıyor" diyor.
Suriye'de Beşar Esad rejiminin devrilmesine verdiği katkı ve Hamas'la müzakerelerde yaptığı arabuluculuğun ardından Türkiye'nin İran savaşını da nüfuzunu artırmak için kullandığı yorumu yapılıyor.
Trump savaştan çıkış yolu aradığında Türkiye'nin Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır'la arabuluculuk rolü üstlendiği belirtiliyor.
ABD Başkanı, Ankara'daki zirvede Türkiye'nin İran savaşına katılmamasından övgüyle bahsederek Ankara'nın süreçte "birçok geleneksel müttefike göre çok daha yardımcı olduğunu" ifade etti.
Diğer yandan ABD ve İsrail medyası, Trump'la NATO Zirvesi için Ankara'ya gelen ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in çarşamba günü İsrail'e gideceğini aktarıyor. Ziyaretin, ABD ve İran arasında karşılıklı saldırıların düzenlendiği ve F-35 meselesinin tekrar gündeme geldiği bir dönemde yapılacak olması dikkat çekti.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilere yönelik saldırılarına misilleme olarak boğaz yakınlarındaki 80'den fazla askeri hedefin vurulduğunu duyurmuştu. İran Devrim Muhafızları da buna yanıt olarak Bahreyn ve Kuveyt'teki 85 askeri tesisi, füze ve drone'larla hedef aldı.
Independent Türkçe, Times of Israel, Jerusalem Post, CNN
Hamaney sonrası İran... Mücteba, savaş ve krizlerle yıpranmış bir rejimi yönetmede başarılı olabilecek mi?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5294032-hamaney-sonras%C4%B1-i%CC%87ran-m%C3%BCcteba-sava%C5%9F-ve-krizlerle-y%C4%B1pranm%C4%B1%C5%9F-bir-rejimi-y%C3%B6netmede
Hamaney sonrası İran... Mücteba, savaş ve krizlerle yıpranmış bir rejimi yönetmede başarılı olabilecek mi?
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesiyle birlikte ülke, 1979’daki kuruluşundan bu yana en kritik dönemlerinden birine giriyor. Yaklaşık kırk yıl boyunca devletin tüm kilit mekanizmalarını kontrol eden Hamaney, arkasında savaşın etkileri, ekonomik baskılar ve iç siyasi ayrışmaların iç içe geçtiği, benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya olan bir yönetim bıraktı. Gözler ise uzun yıllardır iktidar çevrelerinde adı anılmasına rağmen kamuoyundan uzak bir profil çizen oğlu ve halefi Mücteba Hamaney’e çevrildi.
Bu liderlik değişimi, rejimin geleceği, askeri ve dini kurumların nüfuzunun sınırları ile yeni yönetimin onlarca yılın en karmaşık dönemi olarak nitelendirilen süreçte devletin bütünlüğünü koruyup koruyamayacağına ilişkin temel soruları da beraberinde getiriyor.
37 yıl süren bir dönemin sonu
Hamaney, 2024 yılının sonlarında yaptığı bir konuşmada ideal yaşamın, insanın eğitimini tamamlaması, seksenli ya da doksanlı yaşlarına kadar yaşaması ve ardından ‘şehitlik mertebesine ulaşması’ olduğunu söylemişti.
Aradan bir yıldan biraz fazla bir süre geçtikten sonra 86 yaşındaki Hamaney de bu sonla karşılaştı. Hamaney, geçtiğimiz şubat ayında ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaşının başlamasıyla birlikte hayatını kaybetti. Destekçileri, bu ölümü onun devrimci mücadelesinin zirve noktası olarak değerlendirdi.
Hamaney, perşembe günü doğduğu şehir olan Meşhed’de toprağa verilecek. Günler süren cenaze törenlerinin son halkasını oluşturacak defin töreni, yalnızca bir cenazenin tamamlanmasını değil, aynı zamanda yaklaşık 37 yıl boyunca İran siyasetinin en etkili ismi olarak ülkenin politikalarına yön veren ve rejimin bütünlüğünü koruyan bir dönemin sona erişini de simgeliyor.
Hamaney, liderliği boyunca Şii dini kurumlarından İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) kadar devletin temel yapılarını yeniden şekillendirdi. Bölgedeki silahlı gruplara verilen desteği artıran Hamaney, ülke içinde yaşanan protesto dalgalarına karşı da geniş çaplı baskı politikaları yürüttü. Bu nedenle görev süresinin son yıllarında halkın artan öfkesinin başlıca hedeflerinden biri haline geldi.
Mücteba Hamaney... Çalkantılı bir dönemde gizemli bir halef
Hamaney’in oğlu ve halefi Mücteba Hamaney, savaşın yıprattığı ve derin ekonomik sorunlarla karşı karşıya bulunan bir ülkenin yönetimini devralıyor.
Ancak iktidar kendisine geçmesine rağmen yönetim tarzının nasıl şekilleneceği henüz netlik kazanmış değil. Mart ayında göreve getirilmesinden bu yana kamuoyu önünde görülmeyen Mücteba Hamaney’in ülkeyi nasıl yöneteceğine ilişkin görüşleri hakkında da sınırlı bilgi bulunuyor.
Analistler ve yetkililer, babasının sahip olduğu siyasi mirastan ve onlarca yıllık yönetim tecrübesinden yoksun olması nedeniyle yeni dönemde özellikle DMO başta olmak üzere etkili kurumların daha fazla rol üstleneceğini öngörüyor. Buna karşın Mücteba Hamaney’in, ülkenin kaderini belirleyen kritik kararlarda son sözü söylemeye devam etmesi bekleniyor.
Bununla birlikte, söz konusu yönetim modelinin rejimin devamlılığını sağlamaya yeterli olup olmayacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor.
Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, konuya yakın kaynaklardan biri, ülkenin karşı karşıya bulunduğu iç ve dış sorunların karmaşıklığı nedeniyle rejimin artık Ali Hamaney’in dahi çözemeyeceği bir noktaya ulaştığını belirtti. Aynı kaynak, Mücteba Hamaney’in ise en etkili kurumların desteğiyle yeni bir sayfa açabilecek bir konumda bulunduğunu ifade etti.
Askeri kurumların artan etkisi
DMO, yeni komutanı Ahmed Vahidi liderliğinde güvenlik dosyaları, dış politika ve ekonominin geniş kesimleri üzerindeki nüfuzunu artırmayı sürdürüyor. Son savaş sürecinde de örgütün devlet içindeki etkisi daha da güçlendi.
Mücteba Hamaney’in ayrıca, kriz dönemlerinde destekçileri seferber eden dini kurumların yanı sıra ekonomik çıkar ağlarına ve son dönemde etkileri zayıflamış olsa da Hizbullah gibi bölgesel vekil güçlere dayanması bekleniyor.
İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir adam (AP)
İranlı analist Said Leylaz, Ali Hamaney döneminde oluşturulan kurumsal ve siyasi ağların savaş sırasında devletin ayakta kalmasına katkı sağladığını belirtti. Leylaz, Mücteba Hamaney’in stratejik kararlarda son sözü söyleyeceğini, ancak yeni dönemde kurumların karar alma süreçlerinde babasının dönemine kıyasla daha etkin bir rol üstleneceğini ifade etti.
İktidar devrinden önce iç krizler yaşanır
İran’da savaş başlamadan önce de rejim, yıllardır süren yaptırımlar, uluslararası izolasyon ve ekonomik durgunluğun yol açtığı derinleşen bir krizle karşı karşıyaydı.
Bu kriz, ocak ayında rejim karşıtı kitlesel gösterilerle zirveye ulaştı. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu binlerce kişi hayatını kaybetti. Bu gelişme, Hamaney’in ölümünden önceki aylarda iktidarın meşruiyetinin daha da aşınmasına neden oldu.
İran yönetimi, altı gün süren cenaze törenlerini siyasi bir mesaja dönüştürmeye özen gösterdi. Hamaney’in naaşının İran’dan Irak’a götürülüp ardından Meşhed’e getirilmesiyle devam eden törenler, Tahran’ın dış baskılara meydan okuduğunu göstermeyi amaçladı. Yetkililer, törenlere katılan kalabalıkları ise rejimin yalnızca savaştan sağ çıkmadığının, aynı zamanda hâlâ güçlü bir toplumsal destek tabanına sahip olduğunun kanıtı olarak sundu.
Cenaze töreni, yeni yönetimin aylar süren sessizliğin ardından kamuoyu önüne çıkması için de önemli bir fırsat oldu.
Savaş sırasında selefinin hayatını kaybetmesinin ardından DMO Komutanlığı görevine getirilen Ahmed Vahidi, çatışmaların sona ermesinden bu yana ilk kez kamuoyu karşısına çıktı. Savaş sürecinde konumunu güçlendiren Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve çok sayıda üst düzey yetkiliyle birlikte törene katıldı.
Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da geçmişte rejimle yaşadığı anlaşmazlıklara ve akıbetine ilişkin aylardır süren spekülasyonlara rağmen cenazede yer aldı. Ahmedinejad’ın yaşadığı mahallenin bombardımana uğraması ve olayda bazı korumalarının hayatını kaybetmesi, son dönemde hakkındaki iddiaları daha da artırmıştı.
Mücteba’nın yokluğu soru işaretleri uyandırıyor
Buna karşılık Mücteba Hamaney, cenaze törenlerinin hiçbirine katılmadı. Dini liderlik görevini devralmasından bu yana kamuoyuna hitaben ne görüntülü ne de sesli herhangi bir mesaj yayımladı.
Göreve gelmeden önce de kamuoyu önünde nadiren görülen Mücteba Hamaney’in bu sessizliğini sürdürmesi, İranlılar arasında geniş yankı uyandırdı. Zira kamuoyu, düzenli olarak halkın karşısına çıkan ve sık sık yaptığı konuşmalarla yönetimin en önemli iletişim araçlarından birini kullanan Ali Hamaney’e alışkındı.
Rejim içindeki yetkililer ve siyasetçilerin yanı sıra bazı yabancı diplomatlar ise Mücteba Hamaney’in kamuoyundan uzak kalmasını güvenlik gerekçeleriyle açıklıyor ve devlet işlerini yönetmeyi sürdürdüğünü belirtiyor.
Bu kaynaklara göre Mücteba Hamaney, babasının yanı sıra eşi, kız kardeşi, eniştesi ve 14 aylık yeğeninin hayatını kaybettiği hava saldırılarında yaralandı ancak daha sonra sağlığına kavuştu. Söz konusu aile fertlerinin tamamının Meşhed’de toprağa verilmesi planlanıyor.
İlk siyasi sınav
Mücteba Hamaney’in aldığı ilk önemli karar, temkinli bir yönetim anlayışını benimsemesi oldu.
Hamaney, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a, İran’ın en önemli stratejik kozlarından biri haline gelen Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin mutabakat zaptını imzalama ve savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılması amacıyla ABD ile müzakereleri başlatma yetkisi verdi. Ancak anlaşmanın siyasi sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmaya özen gösterdi.
Yazılı açıklamasında anlaşmaya ‘ilke olarak’ karşı olduğunu belirten Mücteba Hamaney, buna rağmen Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin onay vermesi üzerine sürecin ilerlemesine izin verdiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı’nın başkanlık ettiği konseyde ülkenin üst düzey askeri komutanları da yer alıyor.
Hamaney ayrıca, anlaşmanın sağlayacağı ekonomik kazanımların, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da dahil olmak üzere, Pezeşkiyan’ın sorumluluğunda olduğunu vurguladı.
Bu adımlar, Mücteba Hamaney’in, babasının izlediği güç merkezleri ile rejim içindeki rakip siyasi gruplar arasında denge kurma politikasını sürdürmeye çalıştığı şeklinde değerlendiriliyor.
Bu çerçevede Hamaney, başta Muhammed Bakır Kalibaf olmak üzere pragmatik kanada daha geniş hareket alanı tanıdı. Söz konusu kanat, ABD ile bir anlaşmaya varılmasının yaptırımların hafifletilmesi ve ekonomik baskının azaltılması için tek gerçekçi seçenek olduğunu savunuyor.
Haberde görüşlerine yer verilen rejime yakın bir kaynak, “Kalibaf artık yeni liderin sağ kolu konumunda. Ülkenin kalkınmasının en büyük öncelik olduğunun farkında ve pragmatik bir çizgi izleyeceğini gösterecek” değerlendirmesinde bulundu.
Bununla birlikte bu yaklaşım, rejimin muhafazakâr tabanında güçlü bir muhalefetle karşı karşıya bulunuyor. Muhafazakâr çevreler, Washington ile yeniden müzakere masasına oturulmasının, rejimin üzerine inşa edildiği ideolojik ilkeler ve Ali Hamaney’in siyasi mirasıyla doğrudan çeliştiğini savunuyor.
Bekayi: Avrupa sorumluluk üstlenmelihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5293998-bekayi-avrupa-sorumluluk-%C3%BCstlenmeli
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Avrupa ülkelerinin İran'a karşı yürütülen savaşa katılımına ilişkin açıklamalarına tepki göstererek, "Avrupa sorumluluk üstlenmeli" dedi.
Şarku’l Avsat’ın, Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Bekayi bugün (Perşembe) sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Rutte'nin açıklamalarını değerlendirdi.
Bekayi paylaşımında, "Mark Rutte'nin Avrupa ülkelerinin İran'a yönelik askeri saldırıya katıldığını defalarca kabul etmesi, Avrupa'nın bu saldırgan savaşta tarafsız olmadığını bir kez daha teyit etmektedir" ifadelerini kullandı.
Avrupa toprakları, askeri üsleri ve altyapısının ABD-İsrail ortak askeri operasyonuna tahsis edildiğini belirten Bekayi, "Topraklarını, üslerini ve altyapısını ABD-İsrail saldırganlığına açan taraflar, bu iş birliğinin ve sonuçlarının sorumluluğundan kaçamaz. ABD'nin zorbalığını ve saldırgan savaşını desteklemekle övünmek, güç ve özgüven göstergesi olmaktan ziyade; efendisinin kibirli bakışını dalkavuklukla değiştirebileceğine inanan bir zihniyetin yansımasıdır" ifadelerini kullandı.
ABD'den İran'da 90 noktaya hava saldırısı... Tahran'dan uyarı, Trump'tan anlaşma mesajıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5293996-abdden-i%CC%87randa-90-noktaya-hava-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1-tahrandan-uyar%C4%B1-trumptan-anla%C5%9Fma-mesaj%C4%B1
ABD'den İran'da 90 noktaya hava saldırısı... Tahran'dan uyarı, Trump'tan anlaşma mesajı
Washington ile Tahran arasında eşi benzeri görülmemiş askeri gerilim, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) bugün (Perşembe) sabah saatlerinde İran'ın iç kesimlerine yönelik yeni bir hava saldırısı dalgasını tamamladığını duyurmasının ardından bölgeyi kapsamlı bir çatışmanın eşiğine getirdi.
İran devlet medyası ve Sağlık Bakanlığı'na göre ABD hava saldırılarında en az 14 kişi hayatını kaybetti, 78 kişi yaralandı. Saldırıların ardından yetkililer, Tahran-Meşhed demir yolu hattındaki seferleri durdurdu.
İran ise buna hızlı bir karşılık vererek Devrim Muhafızları aracılığıyla Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD askeri üslerini hedef aldığını açıkladı. Bahreyn ve Kuveyt yönetimleri ise hava sahalarına giren füzelerin ve diğer mühimmatın etkisiz hale getirildiğini bildirdi.
CENTCOM, X platformundan yaptığı açıklamada ABD güçlerinin İran'da yaklaşık 90 askeri hedefi vurduğunu duyurdu. Hedefler arasında hava savunma sistemleri, kıyı gözetleme unsurları, füze ve insansız hava aracı depoları, deniz kuvvetlerine ait askeri kapasite ile İran kıyıları boyunca bulunan askeri lojistik altyapı yer aldı.
Washington, son saldırı dalgasının amacının "İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere ve masum sivil denizcilere yönelik saldırı kapasitesini daha da zayıflatmak" olduğunu belirtti. Açıklamada, operasyonların önceki gece gerçekleştirilen başarılı hava saldırılarının devamı niteliğinde olduğu ifade edildi.
Sahadaki çatışmalar sürerken diplomatik cephede de dikkat çekici gelişmeler yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın yönetimiyle temasa geçerek bir "anlaşma" yapma isteğini ilettiğini açıkladı.
Trump'ın bu açıklamalarıyla eş zamanlı olarak İran Devrim Muhafızları, saldırıların tekrarlanması halinde bölgedeki diğer ABD üslerinin de hedef alınacağı uyarısında bulundu. Açıklamada, askeri karşılığın genişletilebileceği belirtilirken, bölgenin karşılıklı caydırıcılık ile gerilimi arka kapı diplomasisi yoluyla kontrol altına alma çabaları arasında kritik bir dönemece girdiği vurgulandı.
İsrail Güney Lübnan'da saldırılar düzenledi
İsrail ordusu, bugün (Perşembe) sabahın erken saatlerinde ve dün gece Güney Lübnan'daki Hıyam beldesinde saldırılar gerçekleştirdi. Ordu ayrıca gece saatlerinde Tayyibe beldesini hedef alan bir başka saldırı düzenledi.
Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın aktardığına göre İsrail ordusu gece ve sabah saatlerinde Hıyam beldesi içinde art arda saldırılar gerçekleştirdi. Patlamaların sesi Güney Lübnan'ın birçok bölgesinde duyuldu.
Ayrıca İsrail güçleri, Tayyibe beldesinde de saldırılar düzenlerken, eş zamanlı olarak Deyr Seryan beldesinin çevresi topçu ateşiyle hedef alındı.
Fransa Dışişleri Bakanı: ABD saldırılarının nedeni İran'ın taahhütlerini ihlal etmesi
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada ABD'nin İran'a yönelik son saldırılarının, Tahran'ın taahhütlerini ihlal etmesinin sonucu olduğunu söyledi.
Fransız TF1 kanalına konuşan Barrot, saldırıların meşruiyetine ilişkin bir soruya verdiği yanıtta, "İran, Umman açıklarında seyreden gemileri hedef alarak hem Washington ile son imzaladığı mutabakat zaptındaki yükümlülüklerini hem de uluslararası hukuku ihlal etti" ifadelerini kullandı.
Barrot, İran'ın geçen ay ABD ile varılan anlaşmayı ihlal ettiğini belirterek, "Bu tür girişimlerin derhal sona ermesi gerekiyor ki kritik müzakereler mümkün olan en iyi şartlarda yeniden başlayabilsin" dedi.
Katar Dışişleri Bakanlığı
Katar Başbakanı, İran Dışişleri Bakanı ile telefonda görüştü.
Görüşmede Washington ile Tahran arasında yaşanan son askeri gerilim ele alındı.
Katar Başbakanı, İran Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmede Hürmüz Boğazı'nda gemilere yönelik saldırıları kınadı.
Katar Başbakanı, tüm tarafların diplomatik diyaloga bağlı kalmasının önemini vurguladı.
Katar Başbakanı, mutabakat zaptı kapsamında üzerinde uzlaşılan hususların uygulanması gerektiğini ifade etti.
Katar'ın gerilimin kontrol altına alınması ve kapsamlı bir anlaşmaya varılması amacıyla yürütülen tüm diplomatik girişimleri desteklemeyi sürdüreceğini yineledi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة