Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri’nin dağıtılmasına ilişkin kararı “tam anlamıyla tarihi” olarak nitelendirdihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5311172-tom-barrack-suriye-demokratik-g%C3%BC%C3%A7leri%E2%80%99nin-da%C4%9F%C4%B1t%C4%B1lmas%C4%B1na-ili%C5%9Fkin-karar%C4%B1-%E2%80%9Ctam
Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri’nin dağıtılmasına ilişkin kararı “tam anlamıyla tarihi” olarak nitelendirdi
Geçen yıl Türkiye’de ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın görüşmesinden, (Arşiv-EPA)
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olan Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) feshedilmesi kararını “kesinlikle tarihi” olarak nitelendirdi.
Barrack, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Başkan Donald Trump’ın ileri görüşlü liderliği, Suriye Demokratik Güçleri’nin devlet kurumlarına düzenli şekilde entegre edilmesinin önünü açtı. Bu adım, geçmişteki bölünmeleri kalıcı bir ortaklığa dönüştürüyor ve Suriyelilere ortak geleceklerini şekillendirme fırsatını yeniden sunuyor” ifadelerini kullandı.
Barrack, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gerçek entegrasyon işte böyle olur: Ne kazanan ne de kaybeden var. Geçmişte karşı karşıya gelen ve farklı görüşler taşıyan taraflar, bugün Suriye devletinin egemenliğini tek ordu, tek hükümet ve tek devlet anlayışıyla güçlendirecek diplomatik bir çözüm oluşturuyor.”
SDG lideri Mazlum Abdi de 25 Ağustos’ta, güçlerinin Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin tamamlanmasının ardından örgütün bağımsız bir askerî güç olarak faaliyetlerine son verdiğini açıkladı.
Bingazi-Ankara Anlaşması: Kahire bunu nasıl görüyor ve Doğu Akdeniz'e yönelik hesapları neler?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5333572-bingazi-ankara-anla%C5%9Fmas%C4%B1-kahire-bunu-nas%C4%B1l-g%C3%B6r%C3%BCyor-ve-do%C4%9Fu-akdenize-y%C3%B6nelik
Bingazi-Ankara Anlaşması: Kahire bunu nasıl görüyor ve Doğu Akdeniz'e yönelik hesapları neler?
Türk araştırma gemisi “Fatih”, Akdeniz kıyısındaki Antalya şehrinden görünüyor (Reuters)
Amr İmam
Atina kendisini ihanete uğramış hissedebilirken, Tel Aviv Ankara ile Doğu Libya'daki Bingazi arasındaki son gelişmeleri kendi çıkarlarına bir tehdit olarak görüyor. Ancak kesin olan şu ki, Ankara Doğu Akdeniz'de nüfuzunu genişletmesinin önünü açan bir zaferi kutluyor.
Gelgelelim, Doğu Libya Temsilciler Meclisi'nin, Batı Libya'daki uluslararası alanda tanınan hükümet ile Türkiye arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki anlaşmasını onaylaması, bir dizi eş zamanlı değişimi ortaya koyuyor. 20 Ekim'de alınan karar, Libya'nın doğusunda yükselen ve bölgeyi kontrol eden Libya Ulusal Ordusu'nun komutan yardımcısı ve doğunun güçlü adamı Halife Hafter'in oğlu Saddam Hafter başta olmak üzere etkili isimlerden oluşan bir çevrenin siyasi emellerine ışık tutuyor.
Son aylarda oğul Hafter, Yunanistan, Türkiye, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve Mısır da dahil olmak üzere birçok tarafla ilişkiler kurdu. Atina ile düzenli temas halinde olan Hafter, Kahire ve Mısır hükümetinin yazlık ikametgahı haline gelen Yeni Alameyn'i birkaç kez ziyaret ederek Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü. Ayrıca, geçen ay Abu Dabi'ye yaptığı açıklanmayan ziyaret sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de görüştüğü bildirildi.
Basında çıkan haberlere göre oğul Hafter, Atina'ya, Doğu Libya'nın Trablus hükümeti ile Türkiye arasında 2019 yılında imzalanan mutabakat zaptını tanımayacağına dair güvence verdi. Ancak karar verme zamanı geldiğinde Türkiye'yi seçti ve Ankara'ya uzun zamandır aradığı jeopolitik zaferi kazandırarak dış politika hedeflerini takip etme kararlılığını yeniden teyit etmesini sağladı.
Mutabakat zaptı, özellikle Mısır, İsrail ve Kıbrıs adası kıyıları açıklarında büyük doğalgaz yataklarının keşfedilmesinden sonra, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz zenginliğinden pay alma konusundaki amansız çabaları bağlamında imzalandı
Bu kararlılık, mutabakat zaptının imzalandığı sırada Doğu Libya'nın Türkiye'yi rakip olarak gören pozisyonu göz önünde bulundurulduğunda daha da büyük önem kazanıyor. Ancak bugün, ittifaklar hızla değişiyor ve bu durum Doğu Akdeniz'deki bölgesel sahneyi yeniden şekillendirme, güç dengesini değiştirme ve uzun zamandır bu denklemde kilit oyuncu olarak kabul edilen Mısır için yeni meydan okumalar dayatma tehdidi oluşturuyor.
Kesin bir ret
Kahire'nin Doğu Libya Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı oylamasına verdiği yanıt hızlı ve kesin oldu; anlaşmayı tamamen reddettiğini açıkladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı, mutabakat zaptının herhangi bir hukuki etkisinin olmadığını ve Mısır için hukuki bir sonuç doğurmadığını vurguladı. Bakanlık, 21 Ekim'de yayınladığı açıklamada, mutabakat zaptının Mısır'ın münhasır ekonomik bölgesini (MEB) ihlal ettiğini ve uluslararası deniz hukukunu ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni, özellikle de hakkaniyet ve adalet ilkelerine uygun olarak MEB ve kıta sahanlığının sınırlandırılmasıyla ilgili hükümlerini ihlal ettiğini açıkladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı açıklamasında şunu da belirtti: “Mısır, uluslararası hukuk kapsamındaki haklarını koruma ve bunlara yönelik her türlü ihlal girişimine karşı koyma hakkını saklı tutmaktadır.”
Mısırlı uzmanlar, Kahire'nin hem şimdi hem de 2019'da imzalandığında mutabakat zaptını reddetmesinin kısmen Mısır ve Türkiye arasındaki siyasi rekabetten kaynaklandığına inanıyor. Ancak, bu meselenin pratik boyutları da var; zira mutabakat zaptı ile tanımlanan münhasır ekonomik bölge, Mısır'ın münhasır ekonomik bölgesiyle kesişiyor ve bu da Kahire'nin Doğu Akdeniz'deki enerji planlarına zarar verebilir. Mısırlı enerji uzmanı Ramazan Ebu el-Ala, mutabakat zaptının, önceki deniz sınır anlaşmalarıyla tanımlanan münhasır ekonomik bölgeyle kesiştiği için Mısır'ın bölgesel çıkarlarına zarar verdiğini belirtti ve ekledi: “Bu anlaşma, Mısır'ın deniz sınırlarına yönelik bir ihlal teşkil ediyor ve Mısır'ın bunları tüm yasal yollarla savunmasını gerektiriyor.”
27 Kasım 2019'da Türkiye Cumhurbaşkanlığı basın ofisi tarafından servis edilen bu fotoğrafta, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sağda), Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayez el-Sarrac (solda) ile İstanbul'daki görüşmeleri sırasında tokalaşıyor (AFP)
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Ebu el-Ala, mutabakat zaptı adımının Türkiye'nin özellikle Mısır, İsrail ve Kıbrıs kıyıları açıklarında büyük doğalgaz yataklarının keşfedilmesinden sonra Doğu Akdeniz'de pay sahibi olma çabaları bağlamında geldiğini açıkladı. Bu çabaların bölgedeki diğer ülkelerin çıkarları ve yasal haklarıyla çeliştiği endişesini dile getiren Ebu el-Ala sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle, Doğu Libya'daki Temsilciler Meclisi tarafından mutabakat zaptının onaylanmasının ona yasal meşruiyet kazandırmadığına ve diğer ülkeler için bağlayıcı hale getirmediğine inanıyorum.” Anlaşmanın ayrıca Türkiye'nin taraf olmadığı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni de ihlal ettiğine dikkat çekti.
Son yıllarda Mısır, görünüşe göre bu sınırlarla ilgili olası anlaşmazlıkları önceden tahmin ettiğinden, Akdeniz'deki komşu ülkelerle deniz sınırlarını belirlemek için adeta zamana karşı yarıştı. 2003 yılında GKRY ile, 2020 yılında da Yunanistan ile deniz sınır anlaşması imzaladı. Aralık 2022'de ise bir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Libya ile batı deniz sınırını tek taraflı olarak belirledi.
Öte yandan, Türkiye, Mısır'ı GKRY ve Yunanistan ile yaptığı deniz sınırlarını belirleme anlaşmalarından vazgeçmeye ikna etmeye çalışıyor ve Ankara ile bir anlaşma yapması halinde ona daha geniş bir kıta sahanlığı alanı teklif ediyor. Bu teklifte Ankara, Mısır'ın Doğu Akdeniz enerji sektöründeki hedeflerini, özellikle de bölgedeki ülkelerden gelen doğal gazın toplanıp işlenerek küresel pazarlara, özellikle de Avrupa pazarlarına yeniden ihraç edildiği bölgesel bir merkez olma hedefini dikkate alıyor.
Farklı yollar
Yakın zamanda onaylanan anlaşma, Ankara'ya Doğu Akdeniz'de geniş bir deniz alanı tanıyor; bu da Mısır ile Avrupa pazarları arasında gelecekteki denizaltı boru hatları döşeme veya elektrik şebekeleri kurma projeleriyle çelişebilir.
Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından 18 Ocak 2025'te servis edilen bu fotoğrafta, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi (sağda), Doğu Libya kampının güçlü ismi Halife Hafter'i Kahire'de kabul ederken görülüyor (AFP)
Mısır'ın 2019 anlaşmasına karşı çıkan pozisyonu büyük ölçüde, Bingazi'nin anlaşmayı tanımayı reddetmesinden güç alıyordu. Doğu Libya'daki Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı onaylaması bu pozisyonu zayıflatacaktır. Aynı zamanda 2011'de Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından Doğu Libya’da güvenlik meselelerinde kilit bir oyuncu olarak öne çıkan ve Kahire ile yakın ilişkisini sürdüren Halife Hafter'in konumu hakkındaki soruları da gündeme getirebilir.
Halife Hafter, Doğu Libya'daki güçlerini oluşturmak için büyük ölçüde Mısır'a güvendiği için Kahire'yi sık sık ziyaret ederdi. Mısır ile yakın ittifakı ve Türkiye ile anlaşmazlığı, Kahire'nin 2020 yılında Libya'nın doğusunun büyük bir bölümünün etrafına “kırmızı çizgi” çekmesi ve ülkenin batısında konuşlanmış Türk destekli güçlerin bu çizgiyi geçmesi durumunda doğrudan askeri müdahale tehdidinde bulunmasıyla doruk noktasına ulaşmıştı.
Ancak Libyalı siyasi analist Muhammed Mteirid, Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi'nin son hamlesinin Mısır'ın izlediği yoldan bir sapma anlamına gelmediğine inanıyor. “Bu, Libya'ya ait egemen bir karardır. Mısır'ın muhalefetine rağmen, anlaşma Mısır'ın egemenliğini ihlal etmiyor” dedi. Doğu Libya ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın yeni olmadığını ve Kahire'nin bu temaslardan haberdar olduğunu belirtti. Ülkenin doğusundaki Libya kurumlarının, Trablus hükümeti ile Türkiye arasında 2019'da imzalanan mutabakat zaptını imzalandığından bu yana kapsamlı bir şekilde incelediğini açıkladı. Mteirid, anlaşmanın Mısır'ın kıta sahanlığını binlerce kilometrekare genişlettiği için Mısır'a fayda sağlayacağını da düşünüyor.
Kahire'deki genel değerlendirmeler, bölgenin zaten tehlikeli bir çıkmaza girdiğini ve eski stratejilere güvenmeye devam etmenin ciddi bir çatışmayı tetikleme riskini taşıdığını gösteriyor
Mteirid, Mısır'ın bu tutumunu, Kahire'nin İsrail ve Kıbrıs ile daha önce imzaladığı, bu ülkelerden çıkarılan doğalgazın Mısır'ın devasa sıvılaştırma tesislerinde işlenmesi ve ardından uluslararası pazarlara ihraç edilmesiyle ilgili anlaşmalara bağladı. Mteirid, Majalla’ya verdiği demeçte, “Sonuçta Mısır ekonomik çıkarlarını savunuyor ve kimse onu bu konuda suçlayamaz” dedi.
Bununla birlikte, Kahire ve Bingazi arasındaki ilişkilerdeki değişim son birkaç yıldır belirginleşti ve bu da özellikle Saddam Hafter'in öncülüğünde yeni nesil karar vericilerin de dahil olduğu Doğu Libya'daki liderliğin yönelimlerinde bir değişikliğe işaret ediyor. Kahire, son yıllarda Libya'nın doğusundan Sudan'a giren ve çoğu Mısır tarafından desteklenen Sudan ordusuna karşı savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) eline geçen silah sevkiyatlarını defalarca protesto etti.
Hassas dengeler
Mısır Dışişleri Bakanlığı, 21 Ekim'de yayınladığı açıklamada, Türkiye ile Trablus hükümeti arasında yedi yıl önce imzalanan mutabakat zaptının Kahire tarafından reddedildiğini yineledi.
O dönemde Kahire ve Ankara arasındaki ilişkilere, iki ülke arasındaki geniş siyasi ve ekonomik anlaşmazlıkları yansıtan derin bir ideolojik ayrılık damga vurmuştu. Günümüzde durum önemli ölçüde değişti; her iki başkent de Körfez, Sudan ve Afrika Boynuzu da dahil olmak üzere bir dizi bölgesel konuda çıkarlarının yakınlaşması sonucunda anlaşmazlıklarının üstesinden gelmek için ciddi adımlar atıyor.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Mısır Petrol Bakanı Tarık el-Molla (aşağıda sağdan ikinci), İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz (aşağıda sağdan birinci) ve ABD Enerji Bakanı Rick Perry, 2019'da Kahire'de düzenlenen Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nda (AFP)
Mısır ve Türkiye, yatırım, ticaret ve savunma ekipmanları üretimi de dahil olmak üzere ikili iş birliği için iddialı bir çerçeve oluşturdu. Bu gelişmeler göz önüne alındığında, Kahire yeni anlaşmayla ilgili hassas bir denge kurma çabasıyla karşı karşıya. Mısırlı karar vericiler iki yönlü bir ikilemle karşı karşıya bulunuyorlar: Mısır, Ankara ile yakın zamanda yeniden kurduğu ilişkilerini tehlikeye atmadan veya Atina ve Lefkoşa'daki stratejik müttefiklerini öfkelendirmeden deniz haklarını nasıl koruyabilir?
Atina ve Lefkoşa'nın Tel Aviv ile yakın bağları, en azından kısmen, Kahire'nin gelecekteki bu ilişkilere olan ilgisini azaltabilir. Ancak Kahire'deki genel değerlendirmeler, bölgenin zaten tehlikeli bir çıkmaza girdiğini ve eski stratejilere güvenmeye devam etmenin ciddi bir çatışmayı tetikleme riskini taşıdığını gösteriyor.
Bu nedenle, Mısır başkentindeki analistler diplomatik yolun önceliklendirilmesi çağrısında bulunuyor. 2019'da Kahire'de doğalgaz üreticisi ve tüketicisi ülkelerden oluşan Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu’nun kuruluşu duyurulduğunda, Mısır, Türkiye'ye dolaylı bir davet gibi görünen bir hamleyle, üye olmayan ülkeleri de katılmaya davet etmişti.
Ankara henüz foruma katılmamış olsa da, analistler mevcut çıkmazın bölgesel rakipleri forumun çatısı altında bir araya getirme fırsatı sunabileceğine inanıyor. Mısır'ın çoğu tarafla iyi diplomatik ilişkileri göz önüne alındığında, Kahire arabuluculuk rolü oynayarak potansiyel bir çatışmayı önlemeye ve tüm taraflar için önemli ekonomik kazanımlara kapı açmaya yardımcı olabilir.
Lübnan Cumhurbaşkanı, Trablus’tan “silahın tek ordunun elinde toplanması” mesajı verdihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5333563-l%C3%BCbnan-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-trablus%E2%80%99tan-%E2%80%9Csilah%C4%B1n-tek-ordunun-elinde-toplanmas%C4%B1%E2%80%9D
Lübnan Cumhurbaşkanı, Trablus’tan “silahın tek ordunun elinde toplanması” mesajı verdi
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Trablus kentine gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, silahların yalnızca ordunun kontrolünde olması ve meşru devlet kurumlarının otoritesinin ülkenin tamamında güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Avn, “Devletin zayıflatılması hiçbir kesime güç kazandırmaz” diyerek Lübnan’ın ancak bütün vatandaşlarının devlet çatısı altında birleşmesiyle ayağa kalkabileceğini ifade etti.
Yargının bağımsızlığının güvence altına alınması ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulunan Avn, kalkınmanın vatandaşların hakkı olduğunu belirtti. Trablus’taki ekonomik tesislerin faaliyete geçirilmesinin istihdam olanakları yaratmak ve kalkınmayı sağlamak için önemli bir başlangıç noktası oluşturduğunu kaydetti.
Avn, bu açıklamaları Lübnan’ın kuzeyindeki Trablus kentine gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yaptı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ziyaret, uzun yıllar sonra bir cumhurbaşkanının kente gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Program kapsamında hükümet binası, güvenlik merkezleri, Adalet Sarayı, Barolar Birliği, Trablus Limanı, Özel Ekonomik Bölge ve Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi ziyaret edildi. Kent yetkilileri ve önde gelen isimleriyle de bir araya gelen Avn, “Yoksunluk, dışlanma ve marjinalleştirilme dönemi geride kaldı” ifadelerini kullandı.
Silahların tek elde toplanması, devletin birliği ve yargı bağımsızlığı
Cumhurbaşkanı Avn milletvekilleri, dinî liderler ve kentin sosyal ve siyasi temsilcilerinin katıldığı Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi’ndeki geniş kapsamlı toplantıda bir konuşma yaptı. Kentin sokakları, cumhurbaşkanını karşılayan ve ulusal birlik mesajlarına destek veren pankart ve sloganlarla donatılmıştı.
Cumhurbaşkanı Avn, Trablus’taki Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi’nde düzenlenen geniş katılımlı toplantıda. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Avn, güçlü ve birleşik bir devletin, “silahların tek bir ordu bünyesinde toplanması ve kalkınmanın yerinden yönetim anlayışıyla yürütülmesi; yani ülkenin her bölgesinde ve her vatandaş için kalkınmanın sağlanması” ilkelerine dayandığını söyledi. Devlet otoritesinin güçlendirilmesi, egemenliğinin korunması ve bağımsız karar alma yeteneğinin güvence altına alınmasının ortak ulusal sorumluluk olduğunu vurgulayan Avn, Anayasa’ya ve yasalara bağlı kalınması, meşru kurumların yetkilerinin esas alınması gerektiğini belirtti.
Geçmiş deneyimlerin “bölünmenin hiç kimseyi korumadığını” gösterdiğini ifade eden Avn, dar çıkarların yerine ulusal çıkarların gözetilmesi çağrısında bulundu. Birliğin uygulamada adaletin sağlanması ve haklarla yükümlülüklerde eşitliğin tesis edilmesi yoluyla güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Devletin herhangi bir grubun veya mezhebin mülkü olmadığını vurgulayan Avn, devletin bütün Lübnanlıların ortak başvuru mercii ve güvencesi olduğunu kaydetti.
Yargı konusunda güvenlik ile adaletin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Avn, yargının siyasi çekişmelerin üzerinde tutulması çağrısı yaptı. “Hâkim bir masumu mahkûm etmemeli, bir suçluyu da beraat ettirmemelidir” dedi. Güvenlik birimlerine de görevlerini vicdani olarak yerine getirme ve baskılara boyun eğmeme çağrısında bulunan Avn, yolsuzluk ve uyuşturucuyla mücadele ile istikrarın güçlendirilmesi yönündeki çalışmalarını takdir etti.
Hukuk herkese uygulanmalı
Avn, ziyaretine hükümet binasından başladı. Burada idari ve güvenlik yetkilileriyle bir toplantı gerçekleştiren cumhurbaşkanı, devletin Trablus’un yanında sürekli olarak durması gerektiğini belirterek, “Güvenlik olmadan kalkınma olmaz” dedi. Vatandaşların işlemlerinin kolaylaştırılması, onurlarının ve haklarının korunması çağrısında bulundu.
Devlet Güvenliği Müdürlüğünü ziyaretinde uyuşturucu ve yolsuzlukla mücadelede taviz verilmemesi ve baskılara boyun eğilmemesi gerektiğini vurgulayan Avn, imkânların sınırlı olmasına rağmen kurumun yürüttüğü çalışmalara övgüde bulundu.
Genel Güvenlik merkezinde idari hizmetlerin geliştirilmesini takdir eden Avn, “Vatandaşa hizmet kutsaldır” ifadesini kullandı. İç Güvenlik Güçleri karargâhında ise istikrarın korunması için görev yapan personelin çalışmalarına dikkat çekerek, “Lübnan halkı bize emanettir” dedi.
Adalet Sarayı’nda güvenlik ve yargı arasındaki ilişkinin önemini yineleyen Avn, hâkimlerin bağımsızlığının güvence altına alınması ve siyasi çekişmelerden uzak tutulması gerektiğini belirtti. Yolsuzlukla mücadelenin adil bir yargı sistemi ve kamu yönetiminin geliştirilmesiyle mümkün olacağını ifade etti.
Trablus Barolar Birliğini de ziyaret eden Avn, hukukun herkes için eşit biçimde uygulanması gerektiğini ve haklarla özgürlüklerin korunmasının ortak bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Liman ve ekonomik bölge: Büyüme ve istihdam fırsatları
Ekonomik başlıklar, Trablus Limanı, Özel Ekonomik Bölge ve Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi ziyaretin öne çıkan durakları oldu.
Avn, Trablus ve Beyrut limanlarının Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) kapsamındaki limanlar ağına katılmasını sağlayan gelişme dolayısıyla yetkilileri tebrik etti. Bu adımın Lübnan’ın ekonomik konumunu güçlendirmek için fırsat sunduğunu belirten Avn, bununla birlikte altyapının geliştirilmesi, yönetişimin iyileştirilmesi ve kurumsal performansın artırılması için somut adımlar atılması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Avn, Trablus’taki Özel Ekonomik Bölge’yi ziyareti sırasında. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Avn, limanın, ekonomik bölgenin, fuar alanının, havalimanının ve demir yolu ağının bütünleşik bir plan çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Böylece mevcut potansiyelin üretken projelere ve özellikle gençler için istihdam olanaklarına dönüştürülebileceğini ifade etti.
Reşid Kerami Uluslararası Fuar Merkezi’nin yeniden faaliyete geçirilmesi için yürütülen çalışmaları takdir eden Avn, “Kalkınma yalnızca vaatlerden ibaret değildir; gerçek yatırımlar, daha verimli kurumlar ve gençler için iş olanakları gerektirir” dedi.
Trablus’un tarihine ve kentin geçmişte maruz kaldığı ihmal ve çatışmalara da değinen Avn, kentin ülkenin kıyısında kalmış bir bölge olmadığını; Lübnan’ın geçmişinde, bugününde ve geleceğinde temel bir ortak olduğunu söyledi. Devlet ile kent sakinleri arasındaki güveni güçlendirecek, onlara daha geniş ekonomik ve sosyal imkânlar sunacak somut adımlar atılması çağrısında bulundu.
Avn, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Lübnan tek bir ekiple, tek bir bölgeyle ya da tek bir mezheple ayağa kalkamaz. Lübnan, vatandaşları devlet projesi etrafında buluştuğunda ayağa kalkar.”
Cumhurbaşkanı, Trablus, kuzey bölgeleri ve Lübnan’ın tamamı için daha iyi bir gelecek oluşturma yönündeki kararlılığını yineledi.
Husilerin Haremeyn’i balistik füzelerle hedef almasına Körfez ve İslam dünyasından kınamahttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5333380-husilerin-haremeyn%E2%80%99i-balistik-f%C3%BCzelerle-hedef-almas%C4%B1na-k%C3%B6rfez-ve
Husilerin Haremeyn’i balistik füzelerle hedef almasına Körfez ve İslam dünyasından kınama
Cumartesi günü kutsal Mekke’deki Vadi el-Muğammas’a, önlenen iki balistik füzenin parçaları düştü (SPA)
Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almasına Körfez ülkeleri ve İslam dünyasından art arda kınama açıklamaları geldi. Açıklamalarda, İslam’ın kutsal mekânlarına yönelik saldırıların bu mekânların dokunulmazlığını ihlal ettiği ve sivillerin güvenliğini tehdit ettiği vurgulanırken, saldırıların durdurulması için uluslararası topluma kararlı tutum alma çağrısı yapıldı.
معالي الأمين العام لمجلس التعاون @jasemalbudaiwi: الاعتداء الحوثي الإرهابي على المملكة تصعيد إجرامي سافر، وتعريض مكة المكرمة لمخاطر هذه الاعتداءات يمثل تجاوزاً بالغ الخطورة واستفزازا لمشاعر المسلمين في أنحاء العالم، ولا يمكن تبريره أو التساهل معه تحت أي ذريعة. https://t.co/SASFgekwld #مجلس_التعاون #المملكة_العربية_السعودية
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Mekke’nin bu saldırıların oluşturduğu risklere maruz bırakılmasının son derece tehlikeli bir eylem olduğunu ve bölgenin güvenliği ile istikrarını tehdit ettiğini belirten el-Budeyvi, Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. El-Budeyvi, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan’ın yanında tek bir saf hâlinde durduğunu ve ülkenin topraklarını korumak, vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı tedbirleri desteklediğini ifade etti.
معالي رئيس الشؤون الدينية: تكرار استهداف مليشيا الحوثي الإرهابية لمكة المكرمة والمدينة المنورة يؤكد إجرامها ونواياها الخبيثة تجاه المسلمين ومقدساتهم. https://t.co/sYs3y8TBvG https://t.co/IZhnksvRx9
— رئاسة الشؤون الدينية بالمسجد الحرام والمسجد النبوي (@PRAGOVSA) October 24, 2026
Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi Din İşleri Başkanı, aynı zamanda Mescid-i Haram İmamı ve Hatibi olan Şeyh Dr. Abdurrahman es-Südeys de Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almaya devam etmesini kınadı. Südeys, saldırıların tekrarlanmasının, Husilerin saldırgan tutumunu ve iki kutsal mescidin dokunulmazlığına ve Müslümanlar nezdindeki konumuna yönelik kayıtsızlığını ortaya koyduğunu belirtti.
Kutsal mekânların, sivillerin ve tesislerin hedef alınmasının dinen haram, insani açıdan ise kınanması gereken bir suç olduğunu vurgulayan Südeys, bu saldırıların uluslararası sözleşmelere ve teamüllere de aykırı olduğunu kaydetti. Südeys ayrıca, Suudi Arabistan’ın iki kutsal mescidi korumak, güvenliklerini sağlamak ve ziyaretçilerin emniyetini temin etmek için yürüttüğü çalışmaları takdir etti.
Dünya İslam Birliği de Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almasını sert bir dille kınadı. Birlik, saldırılar sırasında füzelerin bazı parçalarının ve hava savunma müdahaleleri sonucu oluşan şarapnellerin Mekke bölgesi ile Cidde, Taif ve Rabığ vilayetlerindeki bazı noktalara düştüğünü bildirdi.
Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Şeyh Dr. Muhammed bin Abdülkerim el-İsa, kutsal mekânların hedef alınmasının 2 milyardan fazla Müslümanın duygularını ciddi biçimde provoke ettiğini, dinî değerlere ve insani ilkelere aykırı olduğunu ifade etti. El-İsa, Suudi Arabistan’ın saldırıları caydırmak, kutsal mekânların dokunulmazlığını korumak ve sivillerin hayatını güvence altına almak amacıyla aldığı tedbirlere tam destek verdiklerini yineledi.
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri İsmail Veled eş-Şeyh Ahmed de Husilerin Mekke ve Medine’nin yanı sıra Taif ve Cidde vilayetlerine yönelik saldırılarını kınadı. Saldırıların sürmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunan eş-Şeyh Ahmed, İslam ülkelerine Husileri caydırmak ve bu uygulamalara son vermek amacıyla ortak hareket etme ve kararlı bir tutum sergileme çağrısında bulundu.
الأمين العام يدين اعتداءات ميليشيات الحوثي الإرهابية على مكة المكرمة والمدينة المنورة وانتهاك حرمة أقدس البقاع الإسلامية #منظمة_التعاون_الإسلامي #مكة_المكرمة #المدينة_المنورة #الحرمين_الشريفين https://t.co/ljlcVQfeQL
Eş-Şeyh Ahmed, teşkilatın Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için aldığı tüm tedbirleri desteklediğini belirtti. İslam’ın kutsal mekânlarının dokunulmazlığının ihlal edilmesinin bütün İslam ümmetine yönelik bir saldırı anlamına geldiğini vurgulayan eş-Şeyh Ahmed, sorumluların hesap vermesini sağlamak için uluslararası toplumun acilen harekete geçmesi gerektiğini kaydetti.
Öte yandan, iki balistik füzenin hava savunma sistemleri tarafından engellenmesinin ardından füze parçalarının Mekke bölgesindeki Vadi el-Muğammas’a düştüğü, önleme operasyonları sırasında oluşan şarapnel parçalarının da Cidde, Taif ve Rabığ vilayetlerindeki bazı noktalara isabet ettiği bildirildi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة