Susuzluk ve açlık dünya nüfusunu tehdit ediyor

Şarku’l Avsat kötü yönetim, israf ve iklim değişikliğinden kaynaklanan küresel su krizine ışık tutuyor

TT

Susuzluk ve açlık dünya nüfusunu tehdit ediyor

İspanya’nın Barselona kentinin kuzeyinde kuraklıktan etkilenen topraklarda hayatta kalmaya direnen bir bitki (AP)
İspanya’nın Barselona kentinin kuzeyinde kuraklıktan etkilenen topraklarda hayatta kalmaya direnen bir bitki (AP)

Sahra Altı Afrika ve Ortadoğu ülkeleri şiddetli kuraklığa maruz kalırken, İtalya, İspanya ve Belçika gibi Avrupa ülkeleri de yüksek su riski altına bulunuyor. İklim değişikliğinin yanı sıra, nüfus artışı ve kaynakların kullanıldığı yoğun ekonomik kalkınma gibi su arzı talebinin atması nedeniyle durumun daha da kötüleşmesi bekleniyor. 2050 yılına kadar yaklaşık 6 milyar insanın temiz su kıtlığından etkilenmesi öngörülüyor.

Dünya Kaynakları Enstitüsü tarafından yakın zamanda yayınlanan su kıtlığı riskleri değerlendirme raporu, birçok ülke üzerinde ağır bir yük oluşturan görülmemiş su krizini yansıtıyor. Yeni veriler, dünya nüfusunun dörtte birine ev sahipliği yapan 25 ülkenin şu anda yıllık olarak çok yüksek su stresine maruz kaldığını gösteriyor. Dünya nüfusunun yarısı yılda en az bir ay su sıkıntısı çekerken, 2050 yılında nüfusun yaklaşık yüzde 60’ının bu sıkıntıyı yaşaması öngörülüyor. 

Sınırlı kaynaklar göz önüne alındığında, nüfus artışının ve hızlı ekonomik kalkınmanın, daha fazla israf ve daha az yönetişimle birlikte daha fazla su tüketimine yol açmasının yanı sıra, iklim değişikliği ve kuraklık genişledikçe tüm insan nüfusu benzeri görülmemiş bir su krizinden muzdarip olması bekleniyor.

Su kıtlığı, insan tüketiminin mevcut kaynaklara oranı olarak ifade edilen, su kaynaklarındaki niceliksel veya niteliksel bir eksiklik olarak tanımlanıyor. Son 10 yılda küresel su kullanımı nüfus artışının iki katı oranında arttı. Bugün dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisi yılda en az bir kez şiddetli su kıtlığı yaşıyor. 2,3 milyar insan su sıkıntısı çeken ülkelerde yaşıyor ve dünya nüfusunun yüzde 26'sını temsil eden 2 milyar insan, güvenli bir şekilde yönetilen içme suyu hizmetlerine erişimden yoksun kalıyor.

Arap krizi

Arap ülkeleri tatlı su ihtiyacını karşılamada ciddi bir krizle yüzleşiyor. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, ortalama Arap vatandaşının tatlı su payı yaklaşık yüzde 50 azaldı. Yüzyılın başında yıllık bin metreküp iken bugün 500 metreküpün altına düştü. Bu, tüm Arap ülkelerinin, Birleşmiş Milletler’in yılda bin metreküp yenilenebilir yüzey ve yeraltı suyu olarak belirlediği kişi başına düşen tatlı su açısından su yoksulluğu eşiğinin altına düştüğü anlamına geliyor. Genel oranın ciddiyetine rağmen, Arap ülkelerinin bireysel rakamları şok edici gerçekleri ortaya koyuyor. Zira bu ülkelerin çoğunda yenilenebilir tatlı su kaynakları bundan çok daha az bir oranda bulunuyor.

hyj6
İspanya’nın Barselona kentinin kuzeyinde kuraklıktan etkilenen topraklarda hayatta kalmaya direnen bir bitki (AP)

Bu yıl yayınlanan son raporunda, Arap Çevre ve Kalkınma Forumu (AFD) sınırlı yenilenebilir kaynaklar ve mevcut kaynakların aşırı kullanımı nedeniyle Arap dünyasının su sıkıntısına karşı en savunmasız bölgeler arasında yer aldığına dikkat çekiyor. Bu durum, 18 Arap ülkesini su kıtlığı kategorisine dahil ederken, 14 Arap ülkesi de dünyanın en fazla su kıtlığı çeken ülkeleri arasında yer almasına neden oluyor. AFD daha önce 2008'de Arap ortamının geleceğine ilişkin raporunda ve 2010’da ‘Su: Azalan Bir Kaynağın Sürdürülebilir Yönetimi’ raporunda bu duruma ilişkin uyarıda bulunmuştu. Ancak iklim değişikliğinin hızlanan etkileri sonucunda gerçekler beklenenden daha kötü hale geldi, söz konusu durum istikrarlı nüfus artışı, paylaşılan veya sınır ötesi su kaynaklarına bağımlılık, zayıf su yönetimi ve kötü yönetim gibi zorlukları daha da artırdı. Arap öncelikleri arasında atık suyun arıtılması ve yeniden kullanılması yer alıyor, çünkü günümüzde arıtma oranı yüzde 60’ı geçmiyor, bunun sadece yarısı yeniden kullanılıyor, geri kalanı israf ediliyor.

Yaklaşan küresel su krizinin farkında olarak, Birleşmiş Milletler (BM) geçen Mart ayında New York’ta bir su konferansı düzenledi. Bu, BM tarihinde konuyla ilgili ikinci konferans oldu. İlk konferans 1977’de yapıldı ve 118 ülke 1990 yılına kadar kapsamlı su ve sanitasyon hizmetleri sağlama ihtiyacı üzerinde anlaşmaya vardı. Ancak bu hedef hâlâ çok uzakta kalıyor.

Daha da kötüsü, sorun artık yalnızca iki milyar insanın temiz suya yeterli erişime sahip olmaması değil, aynı zamanda iklim değişikliği ve arazi bozulması nedeniyle tüm küresel hidrolojik döngünün bozulması oldu. Örneğin Brezilya Amazon ormanlarında ağaçların kaybı atmosfere giren su buharı miktarını önemli ölçüde azaltarak bölgedeki yağış miktarını azalttı. Kongo Nehri Havzası’ndaki ormansızlaşma, Nijerya’yı ve Batı Afrika’daki diğer ülkeleri bir zamanlar güvenilir yağışlı mevsimlerden mahrum bıraktı. Dünyanın her yerinde benzer şeyler yaşanıyor, ormanlar yok ediliyor ve daha önce sağlıklı olan ekosistemler çöküyor.

Su israfının azaltılması

Tarımın, en fazla su tüketen ve tatlı su kıtlığına ilişkin en büyük katkıyı sağlayan sektör olarak su kaynaklarından yaklaşık yüzde 70 pay alırken, sanayi sektörünün ve evsel kullanımların ise sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 8’ini tükettiği biliniyor. Dünya Su Ekonomisi Komisyonu’nun yakın tarihli bir raporu, her yıl tarıma ve suya giden 700 milyar dolardan fazla devlet sübvansiyonunun genellikle aşırı su tüketimine katkıda bulunduğunu, çünkü bunların çoğunlukla talebi yönetmek ve verimliliği artırmaktan ziyade üretimi artırmaya yönelik olduğunu gösteriyor.

Küresel ticaret, nemli ülkelerde susuz kalan mahsullerin, daha kuru ülkelerde ise kuraklığa dayanıklı mahsullerin yetiştirilmesine ve daha sonra bunların ihraç edilmesine yardımcı oluyor. Ancak bu ticaret tüm taraflar için bir kazan-kazan denklemini temsil etmiyor. Cleaner Production dergisi tarafından bu yılın başlarında yayınlanan bir araştırma, uluslararası ticaretin yüksek ve orta gelirli ülkelerde 2,2 milyar insan için su kıtlığını azalttığı, düşük gelirli ülkelerde 2,1 milyar insan için su kıtlığını daha da kötüleştirdiği sonucuna varıyor.

Akıllı sulama

Akıllı sulama, uygun bitkilendirmelerin seçilmesi ve akıllı sulama sistemleri gibi su tasarrufuna yönelik uygulamaların benimsenmesinin yanı sıra, sulama amaçlarına uygun su elde etmek için atık suyun arıtılmasıyla başarılabilir. Bu çağda sistemin internet üzerinden çalışması ve hassas tarım çözümlerinin kullanımı iklim değişikliğinin azaltılmasına ve su ayak izinin azaltılmasına katkıda bulunabilir.

Yeni tarım uygulamaları ne olursa olsun, gelecek nesillerin gerekli suya erişimini sağlarken, gıda, lif, besin maddeleri ve diğer hayati malzemeleri üretmek, ihtiyaçlarını sorumlu ve eşitlikçi bir şekilde karşılamak için tarımsal gıda üretiminin kalitesi ve güvenliğinin yanı sıra toprak kalitesinin korunmasına da dikkat edilmesi gerekiyor. Bu bağlamda toprak sağlığını iyileştiren, sürdürülebilir beslenmeyi sağlayan ve gıda israfını azaltan yenileyici tarım, su kıtlığı riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir.

xs
Lago do Piranha koruma alanında düşük su seviyeleri nedeniyle ölen balıkların arasında teknesiyle ilerleyen bir Brezilyalı (AFP)

Sanayi sektörünün, kaynak tüketimini azaltmak amacıyla soğutma suyunun ve üretim hatlarının korunması, arıtılması ve yeniden kullanılması için su geri dönüşümü alanında daha fazla yeniliğe ihtiyacı var. Kentsel alanlarda yağmur suyunun ve atık suyun ayrı ayrı toplanmasına yönelik yeni altyapının kurulması ve kaynağında arıtılan ‘gri suyun’ içme dışında amaçlarla kullanılması yoluyla su israfının azaltılması ve arıtılmasına yönelik kaynak ve enerji tüketiminin azaltılması da gerekiyor.

zxc
New Mexico ve Teksas sakinleri, ABD’nin güneybatı bölgesinde meydana gelen kuraklıklardan endişe duyuyor (Getty - AFP)

Bu verimlilik kazanımları, iklim yönetimi ve çevre güvenliğini sağlama yoluyla su kaynaklarının kullanılabilirliği sağlanmadığı sürece tamamlanamayacak bir çözümün parçası olmaya devam ediyor. İklim değişikliği, yağış düzenlerini değiştirdiği ve aşırı hava olaylarının sıklığını ve yoğunluğunu arttırdığı, şiddetli kuraklık ve sellere neden olduğu için günümüzün en büyük küresel endişelerinden biri olduğu açıkça görülüyor. Bu koşullar suyun mevcudiyetini ve kalitesini etkiliyor ve ekosistemlerin insan ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli miktarda su sağlama yeteneğini azaltıyor.

Kuraklık sorunları

Eylül ayının başlarında yayınlanan bilimsel dergiler, küresel iklim değişikliğini her yerde büyüyen su krizleriyle ilişkilendirdi. Buzulların erimesinin küresel bir sonucu olarak deniz seviyesindeki yükselme, tuzlu suyun ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki kıyı sulak alanlarına sızmasına ve doğal tatlı su ekosistemlerine zarar vermesine neden oldu. Ekvador kıyılarındaki iklim bozulmasının bir sonucu olarak, ABD’nin güneybatısındaki uzun vadeli kuraklık riski arttı.

Mısır

Mısır, su ve gıda güvenliğini tehdit eden artan zorluklarla yüzleşiyor. Mevcut kaynakların kıtlığıyla başlıyor ve Etiyopya’daki Nahda Barajı’nın Nil Nehri su kaynağı açısından yol açabileceği tehlikeyle bitmiyor.

xscdf
Mısır’da kişi başına düşen su payı yılda 500 metreküpü geçmiyor (AFP)

Washington’daki Mısır Büyükelçiliği Çöl Araştırma Merkezi ve Tarım Ofisi eski başkanı Dr. İsmail Abdulcelil, su kıtlığının kalkınma hedeflerinin yüzleştiği en önemli zorlukları temsil ettiğini söylüyor. Mısır, kişi başına düşen su payının yılda 500 metreküpü aşmaması nedeniyle su yoksulluk sınırının altına düşüyor ve 2050 yılına kadar 300 metreküpün altına düşmesi öngörülüyor. Bu öngörü, iklim değişikliğinin durumu daha da kötüleştirecek etkilerini hesaba katmadan, yalnızca yılda yaklaşık yüzde 2 olan mevcut nüfus artış hızına dayanıyor. Tarım sektörü Mısır’ın su payının yaklaşık yüzde 73’ünü tüketirken, içme suyu, sanayi, denizcilik ve diğer faaliyetlere yönelik sektörler, yaklaşık yüzde 27’sini tüketiyor. Tarım sektörünün ulusal ürüne kattığı mütevazı değere sahip ve yüzde 11,3 oranını aşmıyor. Mevcut su limitinin aşılmaması için özellikle Tarım ve Sulama Bakanlıkları arasında mutabakata varılan alanlara bağlı kalınması açısından tarım politikalarının değiştirilmesi gerekiyor. Örneğin pirinç çiftçileri şu anda Sulama Bakanlığı’nın alanları kısıtlama ve ekonomik açıdan daha uygun çeşitleri teşvik etme planına uymak yerine ihlaller için ceza ödemeyi tercih ediyor. Bu yıl buğdayda da aynı durumun yaşanması bekleniyor.

Abdulcelil değişimin tuzdan arındırma ve yeraltı suyu gibi yeni su kaynaklarının araştırılmasının yanı sıra, israfı azaltmayı, verimliliği artırmayı, kullanımı rasyonelleştirmeyi ve geleneksel ve geleneksel olmayan su kaynaklarından maksimum faydayı maksimuma çıkarmayı amaçlayan yeni ve etkili politikaların benimsenmesiyle başladığına inanıyor. Deniz suyunun tuzdan arındırılması kıyı şehirlerine hizmet vermekle sınırlı olması gerektiğini, acı yeraltı suyunun ise tuzdan arındırılması ve kaynaklara daha yakın olan alanlarda kullanılması gerektiğini belirtti. Deniz suyunun tuzdan arındırılmasından elde edilen su kaynaklarının 2020’de günde 1,3 milyon metreküpten 2050’de günde 20 milyon metreküpe çıkması beklenirken, derin yeraltı suyunun yaklaşık 2,5 milyar metreküp, sığ yeraltı suyunun ise yaklaşık 6,91 milyar metreküp olacağı tahmin ediliyor. Yağmur suyu ve taşkınlar yılda 1,30 milyar metreküpe ulaşabiliyor. Geleneksel olmayan su kaynakları, evsel ve endüstriyel kullanımlardan kaynaklanan atık sulardan da tasarruf edilebilir. 2020 yılında mevcut atık su miktarının yaklaşık 12 milyar metreküp olduğu tahmin edilirken, 2050 yılında 16 milyar metreküpe ulaşacağı tahmin ediliyor.  Atık su artan nüfusla birlikte artan bir kaynaktır ve ağaç ormanlarının sulanmasında kullanılabilir. Bütün bunlar Nil'in 55,50 milyar metreküplük su payına ek olarak geliyor. Söz konusu çözümler aşılamaz değildir ancak zorluklarla iyi düşünülmüş kararlarla yüzleşmeyi ve bunları hızlı bir şekilde uygulamaya koymayı gerektiriyor.

vf
26 Eylül 2019’da Etiyopya’nın Benishangul Bölgesi, Cobavareda’daki Nil Nehri üzerinde Büyük Etiyopya Nahda Barajı’nın inşaat çalışmalarına devam edilirken (Reuters)

Afganistan-İran sınırında su savaşı

Şarku’l Avsat’ın Science dergisinden aktardığına göre dergi İran-Afgan sınırında su nedeniyle artan gerilime dikkat çekti. İran, Taliban liderlerini Afganistan’dan İran’a akan Helmend Nehri’nin sularının paylaşılmasına ilişkin anlaşmayı ihlal etmekle suçluyor. Mayıs ayı sonlarında nehir kenarındaki çatışmalar en az iki İranlı sınır muhafızının ve bir Taliban savaşçısının ölümüyle sonuçlandı.

İki ülke arasında 1872, 1898, 1902 ve 1935 yıllarında yaşanan çatışmalar şiddetli kuraklık dönemlerine denk geliyor. Yağışlardaki değişiklikler, nüfus artışı ve tarımın genişlemesiyle birlikte ısınma, Helmend Eyaletindeki su kaynakları üzerinde artan bir baskı oluşturdu. Uydu verileri, Afganistan yüzölçümünün yaklaşık yüzde 40’ını kapsayan Helmend Nehri Havzası’nda yeraltı suyu seviyelerinin 2003 ile 2021 yılları arasında 2,6 metre azaldığını gösteriyor.

rbth
Helmend Nehri’nin İran’a ulaşan su miktarı son 20 yılda yarıdan fazla azaldı (Twitter)

Araştırmacılar, Helmend Nehri’nin İran’a ulaşan su miktarının son 20 yılda yarıdan fazla azaldığını tahmin ediyor. Bu kısmen Afganistan’da yeni barajların inşası ve sulamanın genişletilmesinden kaynaklanıyor. Helmend Nehri de dahil olmak üzere ülkedeki tüm büyük nehirlerin doğduğu Hindukuş dağları başta olmak üzere Afganistan dağlarındaki kar kalınlığı da önemli ölçüde azaldı.

Bu faktörler, iki ülkenin Helmend Nehri sularındaki paylarını belirleyen 1974 anlaşmasıyla ilgili uzun süredir devam eden gerilimleri daha da artırdı. İran bu yıl vaat edilen kotanın yalnızca yüzde 4’ünü aldığını iddia ederken, Taliban nehrin akışındaki azalmanın sorumlusu olarak kuraklığı suçladı. Bu yerel su çatışması, bazı Afgan çiftçilerin, bu mahsuldeki yasağa rağmen daha kârlı ve kuraklığa dayanıklı olduğu düşünülen haşhaş yetiştirmeye başvurmasıyla küresel bir etkiye neden olabilir.

Sulak alan ekosistemlerinin yok olması

National Geographic, Kuzey Karolina’daki Black River Koruma Alanı’ndaki tatlı su bataklıklarına yönelik tehditleri açıkladı. Bu bölgedeki sulak alanlar, Rocky Dağları’nın doğusunda bilinen en eski ağaçları, özellikle de bazıları iki bin yıldan daha eski olan bataklık selvi ağaçlarını içeriyor.

Bataklık selvi ağaçları, en kötü doğa koşullarına dayanma konusunda dünyadaki en dayanıklı ağaçlar arasında yer almasına rağmen, sayıları Delaware’den Teksas’a kadar kıyı boyunca önemli bir şekilde azalıyor ve geride beyaz, odunsu gövdeleri kalıyor. 20. yüzyılın ilk üçte birinde bataklık selvi ağaçları, sayılarının yaklaşık yüzde 90’ını yok eden kapsamlı ağaç kesme işlemlerine maruz kaldı. İnsan faaliyetleri ve iklim değişikliği, özellikle de kasırgalar ve tuzlu suyun tatlı bataklık suyuna karışmasına neden olan deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle şu anda bunlardan yalnızca binde biri kaldı.

Araştırmacılar, Körfez Kıyısı ve Atlantik Kıyı Ovası’nın 1996-2016 yılları arasında 2 bin kilometrekareden fazla ormanlık kıyı alanını kaybettiğini, kaybolan ormanların tuzlu bataklıklara ve göletlere dönüştüğünü belirtiyor. National Geographic, Kuzey Karolina bataklıklarının 120 yıl önce ‘Kuzey Amerika’nın Amazon’u’ unvanını taşıdığını hatırlatıyor. Zira 160 bin kilometrekareyi aşan alanıyla, yani Tunus’un neredeyse tamamına yakın bir alanda göletler, tatlı su havzaları ve çeşitli doğal sistemleri bünyesinde barındırdığını belirtiyor.

Batı Amerika’da kuraklık

New Scientist, mevcut iklim modellerine uymayan ‘soğuk dil’ olgusuna kısa bir genel bakış sundu. Soğuk Dil, Pasifik Okyanusu’nun Ekvador kıyısından batıya doğru binlerce kilometre boyunca uzanan bir alanıdır. İklim değişikliğinin bir sonucu olarak ısınan tüm okyanusların sularının aksine, buranının sıcaklığı 30 yıldır azalıyor.

Soğuk dil, bilim adamlarının gelecekteki yönünü kesin olarak bilmediği bir iklim gizemi olmaya devam ediyor. Bu olgu, atmosferin artan sera gazı emisyonlarına karşı duyarlılığının değiştirilmesinde önemli bir rol oynayabilir. Kaliforniya’nın kalıcı kuraklıkla karşı karşıya kalıp kalmayacağını ya da Avustralya’nın daha ölümcül orman yangınlarıyla karşı karşıya kalıp kalmayacağını belirleyebilir. Bu durum Hindistan’daki muson rüzgarlarının şiddetini ve Afrika Boynuzu’nda kıtlık olasılığını etkileyebilir.

İklim modeli tahminlerinin aksine Batı Amerika, 20 yıldır göllerin çekilmesine neden olan ve su kaynaklarını tehdit eden şiddetli bir kuraklığın acısını çekiyor. Araştırmacılar bu kuruluğu ‘soğuk dil’ olgusuna bağlıyor. Bu olgu devam ederse kuraklığın güneybatı Amerika’da norm haline geleceği konusunda uyarı yapılıyor.



Cillian Murphy'nin oğlu, babasına benzerliğiyle gündem oldu

Fotoğraf: HBO
Fotoğraf: HBO
TT

Cillian Murphy'nin oğlu, babasına benzerliğiyle gündem oldu

Fotoğraf: HBO
Fotoğraf: HBO

Cillian Murphy'nin oğlu, ünlü babasına olan çarpıcı benzerliğiyle sosyal medyadakileri dönüp bir daha bakmaya yöneltti.

19 yaşındaki Aran Murphy, yeni HBO komedi dizisi Youth'un cuma günü Londra'da düzenlenen özel gösteriminde ilk kez tek başına kırmızı halıya çıktı. Aran, flört dünyasının iniş çıkışları, aile hayatı ve yaşlanan ebeveynlerinin bakımıyla uğraşan 50 yaşındaki boşanmış bir kadını konu alan dizide, Sharon Horgan'ın canlandırdığı karakterin genç oğlunu oynuyor.

Aran'ın fotoğrafları ve röportaj videoları sosyal medyada dolaşmaya başladığında, görenlerin aklına aynı şey gelmiş gibiydi.

Aran'ın kırmızı halıdaki fotoğrafını X'te paylaşan bir kişi, "Adını söylemeye gerek yok, babasının kim olduğunu hepiniz biliyorsunuz" diye yazdı.

İnsanların dikkatini çeken sadece Aran'ın dış görünüşü değildi. İzleyiciler ayrıca onun konuşma tarzı ve duruşuyla da Oscar ödüllü babasına şaşırtıcı derecede benzediğini belirtti.

X'teki popüler bir gönderide, "Sesi, yüz ifadesi, her şeyi tıpkı babası gibi. Cillian Murphy resmen 'kopyala-yapıştır' yapmış" ifadeleri yer aldı.

İskoç sunucu Jodie McCallum, Aran'la yaptığı kırmızı halı röportajını TikTok'ta paylaştı ve bu video şimdiden 4 milyondan fazla izlendi.

Yorumlarda bir kişi, "Armut düşmemiş bile" diyerek espri yaptı.

Bir başkası ise, "Hayatımda birinin soyunu bu kadar hızlı anladığım başka bir an olmamıştı" diye ekledi.

Röportaj sırasında Aran, Y Kuşağı'nın "utanç verici" olup olmadığı sorulduğunda gayet kayıtsız bir yanıt verdi.

Basitçe, "Bizim nesil de en az onlar kadar 'utanç verici' şeyler yapıyor. Bu yüzden dürüst olmak gerekirse Y Kuşağı'nın yaptıklarından dolayı çok da rahatsızlık duyduğumu söyleyemem" diye cevap verdi.

McCallum'un gönderisine yorum yapan bir başkası, "Onlarınki İrlanda'daki en sakin ev olmalı" dedi. Cillian, röportajlarda rahat olmasıyla tanınıyor. Bu tavır, filmlerinin tanıtımı sözkonusu olduğunda bazen ilgisizliğe varan bir rahatlık olarak yorumlanıyor.

Christopher Nolan'ın Oscar ödüllü Oppenheimer filmi için çıktığı büyük çaplı basın turu sırasında Murphy, Hollywood'un basın turu sistemini "bozuk bir model" diye nitelemişti.

GQ'ya, "Sistem şöyle işliyor: Herkes çok sıkılmış durumda" demişti.

İnsanlar bana hep 'Çekinceleri var' ya da 'Röportaj yapması zor biri' derdi. Aslında hiç de öyle değil! İş ve sanat hakkında konuşmayı çok severim. Asıl zorlandığım, gereksiz bulduğum ve yapmak istediklerim açısından da pek bir faydası olmadığını düşündüğüm kısım şu: 'Bana kendinden bahset…'

Cillian'ın Aran'ın yanı sıra, 2004'ten beri evli olduğu eşi Yvonne McGuinness'ten Malachy adında 20 yaşında bir oğlu daha var.

Murphy, 2023'te Rolling Stone UK'e verdiği röportajda oğullarından "gerçekten iyi çocuklar" diye bahsetmiş ve "Birlikte çok gülüyoruz" demişti.

"'Baba'yla Film Gecesi' gibi bir adetimiz yok ama bazı filmlerimi seviyorlar. Hepsinin gerçekten çok yoğun filmler olduğunu söylüyorlar" diye ekledi.

Aran'ın izleyici karşısına çıkacağı bir sonraki yapım, Sienna Miller ve Dominic West'le birlikte rol aldığı, HBO'nun 1 Ekim'de yayımlanacak boşanma draması War.

Independent Türkçe


Yapay zekayla özgeçmiş hazırlamak ne kadar verimli?

Yalnızca yapay zekayla hazırlanan özgeçmişler en düşük performansı göstererek ilk aşamada yüzde 10 oranında olumlu yanıt aldı (Unsplash)
Yalnızca yapay zekayla hazırlanan özgeçmişler en düşük performansı göstererek ilk aşamada yüzde 10 oranında olumlu yanıt aldı (Unsplash)
TT

Yapay zekayla özgeçmiş hazırlamak ne kadar verimli?

Yalnızca yapay zekayla hazırlanan özgeçmişler en düşük performansı göstererek ilk aşamada yüzde 10 oranında olumlu yanıt aldı (Unsplash)
Yalnızca yapay zekayla hazırlanan özgeçmişler en düşük performansı göstererek ilk aşamada yüzde 10 oranında olumlu yanıt aldı (Unsplash)

İş arayanlar, iş başvurularında yapay zekayı giderek daha fazla kullanıyor ancak yeni bir araştırmaya göre başvurularınızın hazırlanmasını yapay zekaya bırakmak, yeni bir pozisyona girmenizi engelleyebilir.

Özellikle birden fazla kuruluşa başvuran adaylar formları doldurmak, ön yazıları kaleme almak ve ilk aşamadaki soruları yanıtlamak için yapay zeka kullanabiliyor.

Ancak yeni bir deney, bunun zamanınızın en iyi kullanımı olmayabileceğini ve hatta gerçekten istediğiniz bir rolü kaçırmanıza yol açabileceğini öne sürüyor.

İş kaynakları sitesi Kickresume, bir dizi satış ve pazarlama pozisyonu için en iyi ve en kötü performans gösteren başvuruları belirlemek amacıyla bir test yaparak yapay zekanın yazdığı özgeçmişleri, tamamen insanlar tarafından hazırlananlarla karşılaştırdı.

İnsanların yazdığı özgeçmişler en başarılı sonuçları vererek 200 başvurunun neredeyse üçte birinde (yüzde 31) olumlu yanıt aldı.

Öte yandan yalnızca yapay zekayla hazırlanan özgeçmişler en kötü performansı gösterdi ve sadece 10'da biri (yüzde 10) olumlu bir ilk yanıt aldı.

Ancak insanların, yapay zekayla yazılan özgeçmişleri sonradan kişiselleştirmesi durumunda kayda değer bir artış (yüzde 18) görüldü.

Kickresume CEO'su Peter Duris "En etkili özgeçmişi bir insan yazmış olsa da yapay zekayla yazılan özgeçmişinizi iş tanımına uyacak şekilde biraz düzenlemek, performansını önemli ölçüde artırabilir. Testimizde, yapay zekayla hazırlanıp üzerinde düzenleme yapılan başvuruların yanıt alma oranı neredeyse iki kat arttı" diyor.

İlandaki ifadeleri özgeçmişinize dahil etmek, işe alım uzmanlarıyla yöneticilerine bu pozisyon için gerçekten uygun olduğunuzu gösterir ve özgeçmişinizin aday takip sistemi tarafından sorunsuz bir şekilde okunmasını sağlar.

Araştırma, iş ararken tekrar tekrar başvuru yapmaktan bunalmış ve otomatik yazılan toplu başvuruların daha iyi bir yöntem olup olmadığını merak eden kişiler için ufuk açıcı bir değerlendirme sunuyor.

Ön yazı gibi bir şey üzerine ek bir çalışma yapılmadı ve tek sektöre yönelik başvurular, farklı istihdam alanlarında aynı sonuçları vermeyebilir.

Ancak yine de çalışma, işe alım uzmanlarının ve işverenlerin adaylar arasında farklılık görmek istediğini ve iş arayanların, güçlü yanlarını ve kişiliklerini kendileri için özgeçmiş yazan bir yapay zeka modelinden her zaman daha iyi bileceğini hatırlatıyor.

Duris sözlerini, "Bu deneyi gerçekleştirmek gerçekten ilginçti ve umarız bu, insanları iş aramayı sürdürmeye ve kendi özgeçmişleriyle denemeler yapmaya teşvik eder" diye tamamladı.

Independent Türkçe


Barlar ve restoranlar zayıflama iğnelerinden şikayetçi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Barlar ve restoranlar zayıflama iğnelerinden şikayetçi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Yeni bir rapora göre bar ve restoranlar, zayıflama ilaçlarının kullanımındaki büyük artış nedeniyle müşterilerinin azaldığını düşünüyor.

İskoçya Lisanslı Ticaret Birliği (SLTA), 300 pub, bar, restoran ve otel üzerinde yaptığı araştırmada, işletmelerin 6'da birinin (yüzde 16) bu ilaçlar yüzünden daha az müşteri ağırladığını düşündüğünü tespit etti.

İşletmelerin yüzde 22'si ise müşterilerinin artık daha "seçici" davrandığını belirtti.

GLP-1 reseptör agonistleri diye de bilinen zayıflama iğnelerini Birleşik Krallık'ta (BK) yaklaşık 1,6 milyon yetişkin kullanıyor. Bu iğneler kan şekeri, iştah ve sindirimi düzenleyen doğal bir hormonu taklit ederek etki gösteriyor.

İşletmeler, iştahı azaltan ve sindirimi yavaşlatan bu ilaçların müşteri alışkanlıklarını değiştirdiğini ifade ediyor.

SLTA Genel Müdürü Colin Wilkinson şunları söyledi:

Dünya Kupası satışlarda kısa süreli bir artış sağladı ancak genel ekonomik görünüm hâlâ sıkıntılı. Üyelerimiz, küresel olayların ekonomik belirsizliği uzatması nedeniyle tüketici güveninin düşük seyrettiğini bildiriyor. Ayrıca yeni bir eğilim de ortaya çıktı. Katılımcıların yüzde 16'sı, kilo verme ilaçları olgusu nedeniyle işletmelerine yapılan ziyaretlerin azaldığını belirtiyor.

SLTA'nın sektör hakkındaki yaz dönemi piyasa raporunda, GLP-1 ilaçlarının konaklama ve ağırlama sektörünün karşı karşıya olduğu çeşitli zorluklardan biri olduğu belirtildi. Raporda, artan maliyetler ve ziyaretçilerin harcanabilir gelirlerinin azalması da diğer zorluklar arasında gösterildi.

FIFA Dünya Kupası ve Glasgow İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları'nın ardından gerçekleştirilen araştırmada, işletmelerin yüzde 58'i iş hacimlerinin düştüğünü belirtti. Oysa üçte ikisi Dünya Kupası sayesinde artış yaşandığını ifade etmişti.

Yakın zamanda Glasgow'da düzenlenen İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları da "pub ve barlardaki satışlara herhangi bir katkı sağlamadı".

Araştırma, işletmelerin yüzde 71'inin başa baş noktasına ulaşmayı veya kâr etmeyi beklediğini ortaya koydu. Bu oran kış aylarındaki araştırmada yüzde 63 seviyesindeydi.

Wilkinson, İskoçya'daki işletmelerin, BK'nin diğer bölgelerine kıyasla daha yüksek ticari mülk vergileri ve enerji maliyetleri gibi "kendilerine özgü zorluklarla" karşı karşıya olduğunu açıkladı.

Wilkinson şunları söyledi:

İskoçya'daki kendimize özgü zorluklardan biri daha yüksek maliyet yapısı. Zira buradaki konaklama ve ağırlama işletmeleri, BK'nin geri kalanındaki benzer işletmelere kıyasla daha yüksek ticari mülk vergileri ve enerji maliyetleriyle karşı karşıya. İşletme kârlılığı önemli bir endişe kaynağı olmayı sürdürüyor. Bu nedenle İskoç Parlamentosu'ndaki tüm tarafları, işletme vergisi oranlarında yapılacak erken bir reformu; Westminster Parlamentosu'ndaki tarafları ise ruhsatlı konaklama ve ağırlama sektörü için KDV indirimini ekonomik stratejilerinin tam merkezine almaya çağırıyoruz. Her iki hükümet de yakın zamanda ekonomiyi büyütmenin temel önceliklerinden biri olduğunu yineledi. İşte şimdi harekete geçme zamanı. Artık konuşmayı bırakıp icraat yapmalılar.

Wilkinson, BK hükümetine İrlanda örneğini izleyerek ülke genelindeki konaklama ve ağırlama işletmeleri için KDV'yi düşürme çağrısında bulundu.

Wilkinson ayrıca, Westminster hükümetinin konaklama ve ağırlama işletmeleri için KDV oranını yüzde 10'a indirdiğini görmek istediğini belirtti.

Hazine'den bir sözcü şunları söyledi:

Maliye Bakanı mali kurallara uyma taahhüdüne bağlı kalarak ailelere ve işletmelere bir nebze olsun nefes aldırmaya, Britanya'da istihdamı desteklemeye ve ülkenin her bölgesinde büyümeyi teşvik etmeye yönelik önceliklerine tamamen odaklanmış durumdadır. Her zaman olduğu gibi vergiye ilişkin kararlar; söylentiler, spekülasyonlar veya öneriler hakkında rutin yorumlar yapmak yerine, Maliye Bakanı'nın mali düzenlemeler veya bütçe açıklamaları sırasında ortaya koyacağı hususlardır.

Independent Türkçe