Başka bir dünya için mücadele edenler: Edebiyattan 5 direniş hikayesi

Tarihin dönüm noktalarında baskı ve zulüme maruz kalanların cesur direniş hikayeleri, herkese ilham veriyor

(Chatgpt / Independent Türkçe)
(Chatgpt / Independent Türkçe)
TT

Başka bir dünya için mücadele edenler: Edebiyattan 5 direniş hikayesi

(Chatgpt / Independent Türkçe)
(Chatgpt / Independent Türkçe)

Tarihin dönüm noktalarında baskıya, adaletsizliğe ve umutsuzluğa karşı duranların hikayeleri edebiyatın en güçlü damarlarından birini oluşturuyor.

Direniş, yalnızca sokaklarda atılan sloganlarda ya da meydanlarda toplanan kalabalıklarda değil; bir yazarın karanlık bir dönemde kaleme aldığı cümlelerde, bir karakterin itirazla attığı ilk adımda da hayat bulabiliyor. Baskının, sansürün, yoksulluğun ya da savaşın kıyısında duran insanlar için yazmak, hem bir tanıklık biçimi hem de bir varoluş meselesine dönüşebiliyor. Edebiyat, bu anlamda yalnızca bir anlatı aracı değil, bazen zamanın ruhuna karşı koyabilmenin ya da başka bir dünyanın mümkün olduğunu hayal etmenin yollarından biri olarak anlam kazanıyor.

Minerva’nın Baykuşu bu hafta, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yurdun dört bir yanına yayılan ve en az 301 kişinin tutuklanmasına yol açan protestolardan ilham alarak tarihteki farklı direniş anlatılarının peşinden gidiyor.

Bu yazıda, dünyanın farklı coğrafyalarından beş yazarın kaleminden çıkan, direnişi konu edinen 5 eseri ele alıyoruz. Her biri, zulme karşı bir duruşun, bireysel ya da toplumsal başkaldırının izlerini taşırken, okuru hem geçmişin acılarına hem de bugünün mücadelelerine ortak ediyor.

İşte dünyaca ünlü yazarların kaleme aldığı 5 direniş anlatısı:

Peter Weiss – Direnmenin Estetiği

1937-1944’teki Nazi karşıtı direnişi ve buna katılan gerçek kişilerin yaşantılarını konu edinen Direnmenin Estetiği, birden fazla türün kesişim noktası niteliğinde. Anti-faşist hareketlerde mücadele edenlerin deneyimlerini tarihsel ve biyografik açıdan ele alan Weiss, kendine özgü üslubuyla bunları “estetikleştirip” kurmaca bir metin oluştururken, ufukta her zaman bir kurtuluş fikrini kerteriz alarak ilerliyor. 

Yer yer gerçeküstücü tekniklere de başvuran yazar, sadece 18'ine kadar yaşadığı Almanya’daki Nazi soykırımlarını değil, tüm Batı kültürünü siyaset ve sanat tarihine göndermelerle okuyarak çok katmanlı bir çalışma yapıyor. 1971-1981’de yazılan ve 10 yıllık bir emeğin ürünü olan üç ciltlik Direnmenin Estetiği, işçi sınıfından öğrencilerin müze ve galerilerde buluşup ettiği sohbetler üzerinden açılarak siyaset ve sanattaki direniş hareketlerini merkezine alıyor. 

sadfrgt
Weiss'ın Direnmenin Estetiği'nden önce 1963'te yayımlanan Marat/Sade oyunu da gözden kaçırılmaması gereken, dikkate değer bir başka çalışma (@literaire20/X)

Berlin’deki Bergama Müzesi’nde başlayan hikayede anlatıcılar, Olimpos tanrılarıyla devler (Gigantlar) arasındaki savaşı ve Bergama’nın kuruluş mitini anlatan Zeus Sunağı önünde sohbet ederler. Sunakta, Grek mitolojisinin ünlü kahramanı Herakles’in olmadığına dikkat çeken arkadaşların gözü, “sebatkar uğraşları ve cesaretiyle canavarları bertaraf edebilecek fani kurtarıcıyı” arar fakat bu figürü “kafalarında yaratmak durumunda kalırlar”. İlerleyen bölümlerde de ortaya çıkacak tarihsel gerçek, okura en baştan sezdirilir: Doğaüstü bir kurtarıcı gelmeyecek, kazanmak isteyen elini taşın altına koyup direnmek zorunda. 

Tapınakların, sarayların, sunakların, tiyatroların ünlü mimarlarının isimleri kuşaktan kuşağa aktarılırken, “mermeri kıran ve koca blokları öküzlerin çektiği arabalara sürükleyen angarya işçilerinin” adlarının unutulup gitmesi de direnişin içsel zorunluluğunu ortaya koyuyor: 

Herakles yeterince silahı ve zırhı olanlara değil, onlara, ezilenlere yardım etmeliydi.

Almancadan çevirenler: Çağlar Tanyeri, Turgay Kurultay, 847 s., 2023, İletişim Yayınları

George Orwell – Selam Olsun Katalonya’ya

1984 ve Hayvan Çiftliği’yle dünya çapında ünlenmeden önce George Orwell, 1936’da 33 yaşındayken tası tarağı toplayıp İspanya’daki iç savaşa katılmaya gider. Pasaport alabilmek için Birleşik Krallık’ta dönemin Bağımsız İşçi Partisi’yle (ILP) iletişime geçer, parti de onu savaş muhabiri olarak ülkeye sokar. Ancak Barselona’ya vardığında ILP’nin Katalonya temsilcisi William McNeil’la iletişime geçer ve ülkeye “asıl gelme sebebinin faşizme karşı savaşmak” olduğunu söyler. 

General Francisco Franco liderliğindeki Milliyetçiler’e karşı verilen mücadele, anti-Stalinist çizgideki Marksist Birleşim İşçi Partisi’nın (POUM) safına katıldıktan sonra cephede yaşadıklarını kaleme aldığı Katalonya’ya Selam, ilk başta ticari açıdan başarısız kalsa da özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde üzerine çokça yazılıp çizilen bir eser oldu. 

csdfgthy
Orwell, distopya türünde ünlü eserlerini vermeden önce İspanya iç savaşında yer almıştı (BBC)

Orwell’ın gerçekçi anlatımına övgüler gelirken, yaşananları taraflı ele aldığına dair de eleştiriler gecikmedi. Kitabının sonlarına doğru da Orwell, böyle bir mücadeleyi tarafsız yazmanın imkansızlığından bahsederek okuru uyarır. Ayrıca katıldığı anti-faşist mücadelede kendisini rahatsız eden yönleri de yazmaktan geri durmaz.

“1930’dan beri Faşistler bütün zaferleri kazanmışlardı, şimdiyse tepelenmelerinin zamanıydı” diyen Orwell, çatışmalarda keskin nişancı tarafından boynundan vurulur ve savaş bitmeden ülkeden ayrılır. Cephede yaşadıkları, faşizm ve totalitarizm karşıtı görüşlerinin pekişmesini sağladığı gibi sonradan kaleme alacağı eserleri de temelden etkiler. 

İngilizceden çeviren: Celal Üster, 272 s., 2021, Can Yayınları

J. M. Coetzee – Demir Çağı

Güney Afrika doğumlu J. M. Coetzee, Demir Çağı’nda kanser hastası beyaz bir akademisyenin gözünden, siyahlara karşı uygulanan apartheid rejiminin korkunçluğunu anlatıyor. 

Doktorlardan yaşama şansı kalmadığını öğrenen klasik edebiyat profesörü, Güney Amerika’dan ABD’ye taşınan kızına göndermek üzere kaleme aldığı mektupta, korunaklı yaşamında ülkesinin içinde bulunduğu karanlık gerçeği nasıl ıskaladığını itiraf eder. 

acdfgtrhy
Coetzee, Demir Çağı'nda kendi has sade üslubuyla apartheidın korkunçluğunu kaleme alıyor (AFP)

Nobel Ödüllü usta yazar, profesörün gözünden siyahların apartheid rejimine direnişini, onların “demirden” iradelerini gösterirken, ülkedeki varlıklı beyazların ikiyüzlü siyasi tutumlarını da açığa çıkarıyor. Coetzee, hayatının sonlarına yaklaşan profesörün hem kendinden hem de ülkesinden duyduğu utancı, kendine has sade cümleleriyle özetler: 

Zaman kahramanlık gerektiriyor; iyi olmak yeterli değil.

Demir Çağı’nda 1980’ler Güney Afrika’sındaki siyasi çalkantıların panoraması, hem özgürlük ve dayanışma vurgusuyla hem de yaşlanma ve ölüm üzerine derinlikli bir sorgulamayla örülüyor. 

İngilizceden çeviren: İlknur Özdemir, 200 s., 2024, Sia Yayınları

Albert Camus – Asturya’da İsyan

20. yüzyıl edebiyatının devlerinden Albert Camus, 22 yaşındayken Cezayir Emek Tiyatrosu’ndaki üç arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Asturya’da İsyan’da, İspanya’nın Asturya bölgesindeki madencilerin 1934’te başlattığı grevin silahlı direnişe evrilişini anlatıyor. 

Oyun boyunca işçilerin eylem planlarını ve devrim düşüncelerini paylaştığı diyaloglar, hükümetin radyodan geçtiği anonslarla sık sık bölünüyor. Metinde büyük puntolarla akışı bölen radyo bültenlerinde, eylemcilerin kiliseleri bombalamasını ve İspanyol Merkez Bankası’na saldırılarını takip ettiğimiz gibi, direniş hareketinin ordu tarafından nasıl kanlı şekilde bastırıldığını da görüyoruz. 

zxcdvfgthy
Asturya'da İsyan, Camus'nün gençlik dönemi eserlerinden (AFP)

Camus ve arkadaşları, Asturya’da İsyan’ı 1935’te kaleme almıştı. Aynı dönemde Nazilerden kaçarak ABD’ye giden Theodor Adorno da 1930’larda kilise ve radyoda vaaz veren faşist demagog Martin Luther Thomas’a yönelik sıradışı bir çözümleme yazar. Demokratik ve çoksesli bir kamusal yapı vaadine rağmen radyonun aslında dinleyiciye hiçbir söz hakkı vermediğine, onu etkisizleştirip uysallaştırdığına dikkat çeker. Aydınlanmanın Diyalektiği’nde de Hitler’in Almanya’nın her yerinde radyolardan yayımlanan konuşmalarına gönderme yaparak, “psikoteknoloji” diye nitelediği radyonun nasıl bir propaganda aracı haline geldiğini analiz eder.

Asturya’da İsyan’a ek olarak Camus’nün direniş mefhumunu hem tarihsel hem de felsefi perspektiflerden incelediği Başkaldıran İnsan da konuyla ilgili kesinlikle okunması gereken eserler arasında. 

Fransızcadan çeviren: Ayberk Erkay, 72 s., 2024, Can Yayınları

Yu Hua – Yaşamak 

Direniş kendini her zaman kitlelerin ayaklanmasıyla veya geniş çaplı protestolarla göstermez. Tarihteki birçok önemli dönemeçte karşılaştığımız insan hikayelerinde, bazen ertesi güne çıkabilme mücadelesinin kendisi bir direnişe dönüşür. 

Çocukluğu, izleri tüm yapıtlarında görülebilecek Kültür Devrimi yıllarında geçen Yu Hua’nın Yaşamak romanı, tam da böyle bir mücadeleyi konu ediniyor. Çin’de iç savaştan başlayarak Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi gibi siyasi ve toplumsal hareketlerin yarattığı köklü dönüşüm, Şu ailesinin yaşadıkları üzerinden anlatılıyor. 

xscdfgthy
Yu Hua'nın eserinden beyazperdeye uyarlanan Yaşamak da romanla aynı kaderi paylaşarak Çin'de yasaklandı (Jaguar Kitap) 

Bu zorlu yıllarda aile üyelerinin her birinin ölümünü gören ve en sonunda yaşlı öküzüyle yapayalnız kalan Fugui’nin yaşam mücadelesi, bireyin güçlüklere göğüs germe iradesini gösterirken, sözkonusu dönemde Çin toplumunun sosyal hayatına da ayna tutuyor. Tüm ülkenin baştan inşa edildiği bu önemli dönemlerin insanlar üzerindeki etkisiyle tarihi ve siyasi çıktıları arasındaki zengin paralellikler, Yaşamak’ı hem bir direniş hikayesine hem de bir edebiyat sosyolojisi eserine dönüştürüyor. 

Yayımlandığında Çin'de yasaklanan roman, Zhang Yimou tarafından 1994'de sinemaya uyarlandı. Yapıtla adı taşıyan eser, Cannes Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödülü'nü kazanırken, başrol oyuncusu Ge You'ya da En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü alan ilk Asyalı aktör olma unvanını getirdi.

Çinceden çeviren: Bahar Kılıç, 210 s., 2019, Jaguar Kitap

Camus, direnen insanın “Hayır” diyerek işe koyulduğunu yazmıştı. Buna başka bir hayata, daha iyi ve adil bir yaşama “Evet” demek de eşlik ediyor. Sabrın tükendiği yerde patlak veren direniş hareketleri, bugünlerde de gördüğümüz gibi haksızlığa uğramış milyonların güçlü itirazına ve radikal değişim talebine dönüşüyor: 

Köle daha önce bir uzlaşma içinde yaşarken, birdenbire ya hep ya hiç’in içine atılır. Bilinç başkaldırmayla doğar.

Independent Türkçe



Hideo Kojima yeni Ridley Scott filmi hakkında tek bir olumlu söz söylemedi

Köpek ve Yıldızlar'da başroldeki Euphoria yıldızı Jacob Elordi'ye Jasper adlı köpek eşlik ediyor (20th Century Studios)
Köpek ve Yıldızlar'da başroldeki Euphoria yıldızı Jacob Elordi'ye Jasper adlı köpek eşlik ediyor (20th Century Studios)
TT

Hideo Kojima yeni Ridley Scott filmi hakkında tek bir olumlu söz söylemedi

Köpek ve Yıldızlar'da başroldeki Euphoria yıldızı Jacob Elordi'ye Jasper adlı köpek eşlik ediyor (20th Century Studios)
Köpek ve Yıldızlar'da başroldeki Euphoria yıldızı Jacob Elordi'ye Jasper adlı köpek eşlik ediyor (20th Century Studios)

Efsanevi video oyunu tasarımcısı Hideo Kojima, Ridley Scott'ın yeni filmi Köpek ve Yıldızlar (The Dog Stars) hakkında X'te bir "inceleme" paylaştı. Ancak Kojima, film hakkında açıkça olumlu ya da olumsuz hiçbir değerlendirme yapmadı.

76 kelimelik "sessizlik"

Kojima, 76 kelimelik paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

Peter Heller'ın Köpek ve Yıldızlar adlı romanı yıllardır kitaplığımda okunmadan duruyordu. Roman bilimkurgudan çok edebi kurguya yakın olduğu için sinemaya giderken Cormac McCarthy'nin Yol'unu (The Road) andıran bir film izleyeceğimi düşünüyordum. Filmin müziklerini Harry Gregson-Williams bestelemişti. Sinemada filme ait bir program kitapçığı da satılmıyordu.

Kojima'nın film yorumlarını yakından takip eden hayranları, değerlendirme yapmaktan kaçındığı bu tür paylaşımları genellikle filmi beğenmediğinin nazik bir işareti olarak yorumluyor.

Kojima bir filmi sevdiğindeyse duygu ve düşüncelerini uzun uzun paylaşıyor. Örneğin Christopher Nolan imzalı Odyssey (The Odyssey) ve gişede büyük başarı yakalayan Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün'ü (Spider-Man: Brand New Day) coşkuyla övmüştü.

Buna karşın eleştirmenlerin yerden yere vurduğu Son Ev (The Last House) hakkındaki "incelemesinde" yalnızca filmin, kendi oyunu Death Stranding'le benzerliklerine değinmişti.

Kısacası hayranları, Kojima'nın bir film hakkında ne kadar ayrıntılı yazdığını o yapıma duyduğu beğeninin gayriresmi bir ölçüsü olarak görüyor.

Gişede de eleştirmenler nezdinde de sınıfta kaldı

Kıyamet sonrası bir dünyada geçen Köpek ve Yıldızlar, insanlığın büyük bölümünü yok eden bir virüsün ardından köpeğiyle birlikte Colorado kırsalında hayatta kalmaya çalışan pilot Hig'in hikayesini anlatıyor. Karakteri Jacob Elordi canlandırıyor.

Oyuncu kadrosunda Josh Brolin, Margaret Qualley ve Guy Pearce gibi yıldızlar yer alsa da film, eleştirmenlerden beklenen olumlu karşılığı bulamadı.

Kojima'nın paylaşımının olumsuz yorumlanması da filmin aldığı tepkiler düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Ridley Scott'ın yıllar sonra bilimkurguya görkemli dönüşü olması beklenen yapım, beklentilerin epey altında kaldı.

Rotten Tomatoes'daki izleyici puanı yüzde 71 seviyesinde seyretse de bu ilgi gişeye yansımadı. 80 milyon dolarlık bütçesine karşın açılış hafta sonunda ABD'de yalnızca 8 milyon dolar kazanan film, gişede ağır bir yenilgi aldı.

Filmin Rotten Tomatoes'daki eleştirmen puanı ise yüzde 39'da kaldı.

Independent Türkçe, GamesRadar, ScreenRant


Matrix yıldızının yeni dizisi beğeni topladı: İkinci sezonu çekin

The Airport Chaplain, hareketli bir uluslararası havalimanında geçen, kuralları esneterek krizleri çözen sıradışı bir papazla yeni müdürü arasındaki güç mücadelesini konu alıyor (Netflix)
The Airport Chaplain, hareketli bir uluslararası havalimanında geçen, kuralları esneterek krizleri çözen sıradışı bir papazla yeni müdürü arasındaki güç mücadelesini konu alıyor (Netflix)
TT

Matrix yıldızının yeni dizisi beğeni topladı: İkinci sezonu çekin

The Airport Chaplain, hareketli bir uluslararası havalimanında geçen, kuralları esneterek krizleri çözen sıradışı bir papazla yeni müdürü arasındaki güç mücadelesini konu alıyor (Netflix)
The Airport Chaplain, hareketli bir uluslararası havalimanında geçen, kuralları esneterek krizleri çözen sıradışı bir papazla yeni müdürü arasındaki güç mücadelesini konu alıyor (Netflix)

Netflix müdavimleri, "tek oturuşta izlemelik" diye nitelenen yeni dizinin ikinci sezonunu şimdiden talep ediyor.

The Airport Chaplain'ın tüm bölümleri kısa süre önce Netflix'te izleyiciyle buluştu. Avustralya yapımı dizi, ülke dışında yalnızca Netflix'te yayımlanıyor ve şimdiden izleyicilerden yoğun ilgi görüyor.

Dizinin resmi özetine göre hikaye, havaalanında din görevlisi ve sorun çözücü olarak çalışan Tobias Wallace'a odaklanıyor. 

Tobias, terminalde her gün yaşanan krizlerle başa çıkmak için sıradışı ama etkili yöntemler kullanıyor. Ancak yeni amiri Mira, onun kurum için bir risk oluşturduğunu düşünüyor. İkili arasındaki güç çatışmasının etkileri kısa sürede bütün havaalanı ve çalışanlarına yayılıyor.

Matrix'teki (The Matrix) Ajan Smith ve Yüzüklerin Efendisi'ndeki (The Lord of the Rings) Elrond gibi büyük bütçeli yapımlarda canlandırdığı karakterlerle tanınan Hugo Weaving, dizide Tobias'a hayat veriyor. 

Weaving'e son olarak HBO'nun sevilen medikal draması The Pitt'te rol alan Shabana Azeez eşlik ediyor. 

The Airport Chaplain, Melbourne'deki çekimleri sırasında yaklaşık 150 kişiye yerel istihdam sağlamasıyla da övgü topladı. Bir eleştirmene göre dizinin yerel kimliği ekranda açıkça hissedilirken, yapım aynı zamanda dünyanın farklı yerlerindeki izleyicilere seslenebilecek evrensel bir anlatı sunuyor.

Eleştirmen, değerlendirmesinde şunları yazdı:

Dizi, hem Avustralya televizyonu açısından büyük bir başarı hem de küresel ölçekte etkileyici bir yapım. Dizinin çıkış noktası kendine özgü biçimde Avustralya'ya ait hissettiriyor ancak hikaye dünyanın herhangi bir yerinde geçebilir. Gerçek olaylardan ve kişilerden esinlenen dizinin incelikli toplumsal yorumunun temelinde güçlü bir mizah ve insanlık duygusu yatıyor.

Aynı eleştirmen, dizinin "izleyiciyi derinden etkileyecek, samimi bir televizyon işi" olduğunu da belirtti. 

Bir başka eleştirmen ise yapımı "bu yıl izlediği en iyi işlerden biri" diye niteledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

Arka planda sürekli hissedilen bir gerilim var. Bu da çalışanların veya hizmet verdikleri insanların başına her an çılgınca bir şey gelebileceğini düşünmenize yol açıyor.

Bir izleyici, The Airport Chaplain'ı "tek oturuşta izlemeye son derece uygun" diye tanımladı. 

Yorumlara göre bölümlerin yalnızca 30 dakika civarında olması da dizinin kolayca peş peşe izlenebilmesini sağlıyor.

Diğer izleyicilerin yorumları da bu değerlendirmeyi destekliyor. 

Dizinin geleceğiyle ilgili pek çok kişinin paylaştığı görüşü dile getiren bir izleyici şunları yazdı:

The Airport Chaplain'ı tek oturuşta bitirdim ve ikinci sezon onayını içtenlikle umuyorum. Son derece insani bir yapım. Lütfen ikinci sezonu çekin!

Bir başka izleyici de sosyal medyada bu yoruma katıldı:

Beklenmedik ölçüde rahat izlenen bir dizi. 4. bölümden itibaren ekrana kilitlendim. Hugo Weaving ve oyuncu kadrosunun tamamı başarılı. Hem düşündüren hem de peş peşe izlenebilecek kaliteli bir drama. İkinci sezonu hemen çekilsin.

Independent Türkçe, OK!, Daily Star


Robert Pattinson'dan Batman itirafı: Çok daha zor

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan 2022 yapımı The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan 2022 yapımı The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
TT

Robert Pattinson'dan Batman itirafı: Çok daha zor

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan 2022 yapımı The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan 2022 yapımı The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)

The Batman 2'nin (The Batman: Part II) çekimlerinden kısa süre önce 40 yaşına giren Robert Pattinson, özellikle dövüş sahnelerinde yaşını hissettiğini söylüyor.

Uzun süredir beklenen devam filminin çekimleri haziranda Londra'da başladı. Pattinson yeniden Kara Şövalye rolüyle kamera karşısına geçerken kadroya Scarlett Johansson ve Sebastian Stan gibi yeni isimler de katıldı.

GQ'ya konuşan Pattinson, "Batman'in devam filmi için yıl sonuna kadar Londra'dayım" dedikten sonra çekimlerle ilgili şunları söyledi:

Çekimler iyi gidiyor. Ancak dövüş sahnelerinde yaşımı kesinlikle hissediyorum. Kendi kendime, 'Tanrım, bu eskisinden belirgin biçimde daha zormuş' diyorum. Yine de çok eğlenceli. Filmin harika olacağını düşünüyorum. Gerçekten çok eğlenceli bir kadromuz var ancak bu süreç tam anlamıyla bir maraton.

Devam filmini yeniden Matt Reeves yönetiyor. Reeves, senaryoyu Mattson Tomlin'le birlikte kaleme aldı. Filmin konusuna ilişkin ayrıntılar ise henüz açıklanmadı.

The Batman 2 için ilk olarak 3 Ekim 2025 tarihi açıklanmıştı. Film daha sonra 2 Ekim 2026'ya, ardından 1 Ekim 2027'ye ertelendi.

Temmuzda filmin bir kez daha ertelendiği ve yeni vizyon tarihinin 18 Şubat 2028 olduğu açıklandı. Böylece iki filmin gösterimi arasında yaklaşık 6 yıllık bir süre olacak.

Kaynaklara göre filmin 2028'e ertelenmesi, yönetmen Reeves'e yapım sonrası süreçte ek zaman tanıyacak.

DC Studios Eş Başkanı ve CEO'su James Gunn, büyük bütçeli filmlerle devam yapımları arasında uzun süreler bulunmasının "son derece yaygın" olduğunu söyleyerek erteleme kararını savunmuştu.

Independent Türkçe, GQ, Variety