Başka bir dünya için mücadele edenler: Edebiyattan 5 direniş hikayesi

Tarihin dönüm noktalarında baskı ve zulüme maruz kalanların cesur direniş hikayeleri, herkese ilham veriyor

(Chatgpt / Independent Türkçe)
(Chatgpt / Independent Türkçe)
TT

Başka bir dünya için mücadele edenler: Edebiyattan 5 direniş hikayesi

(Chatgpt / Independent Türkçe)
(Chatgpt / Independent Türkçe)

Tarihin dönüm noktalarında baskıya, adaletsizliğe ve umutsuzluğa karşı duranların hikayeleri edebiyatın en güçlü damarlarından birini oluşturuyor.

Direniş, yalnızca sokaklarda atılan sloganlarda ya da meydanlarda toplanan kalabalıklarda değil; bir yazarın karanlık bir dönemde kaleme aldığı cümlelerde, bir karakterin itirazla attığı ilk adımda da hayat bulabiliyor. Baskının, sansürün, yoksulluğun ya da savaşın kıyısında duran insanlar için yazmak, hem bir tanıklık biçimi hem de bir varoluş meselesine dönüşebiliyor. Edebiyat, bu anlamda yalnızca bir anlatı aracı değil, bazen zamanın ruhuna karşı koyabilmenin ya da başka bir dünyanın mümkün olduğunu hayal etmenin yollarından biri olarak anlam kazanıyor.

Minerva’nın Baykuşu bu hafta, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yurdun dört bir yanına yayılan ve en az 301 kişinin tutuklanmasına yol açan protestolardan ilham alarak tarihteki farklı direniş anlatılarının peşinden gidiyor.

Bu yazıda, dünyanın farklı coğrafyalarından beş yazarın kaleminden çıkan, direnişi konu edinen 5 eseri ele alıyoruz. Her biri, zulme karşı bir duruşun, bireysel ya da toplumsal başkaldırının izlerini taşırken, okuru hem geçmişin acılarına hem de bugünün mücadelelerine ortak ediyor.

İşte dünyaca ünlü yazarların kaleme aldığı 5 direniş anlatısı:

Peter Weiss – Direnmenin Estetiği

1937-1944’teki Nazi karşıtı direnişi ve buna katılan gerçek kişilerin yaşantılarını konu edinen Direnmenin Estetiği, birden fazla türün kesişim noktası niteliğinde. Anti-faşist hareketlerde mücadele edenlerin deneyimlerini tarihsel ve biyografik açıdan ele alan Weiss, kendine özgü üslubuyla bunları “estetikleştirip” kurmaca bir metin oluştururken, ufukta her zaman bir kurtuluş fikrini kerteriz alarak ilerliyor. 

Yer yer gerçeküstücü tekniklere de başvuran yazar, sadece 18'ine kadar yaşadığı Almanya’daki Nazi soykırımlarını değil, tüm Batı kültürünü siyaset ve sanat tarihine göndermelerle okuyarak çok katmanlı bir çalışma yapıyor. 1971-1981’de yazılan ve 10 yıllık bir emeğin ürünü olan üç ciltlik Direnmenin Estetiği, işçi sınıfından öğrencilerin müze ve galerilerde buluşup ettiği sohbetler üzerinden açılarak siyaset ve sanattaki direniş hareketlerini merkezine alıyor. 

sadfrgt
Weiss'ın Direnmenin Estetiği'nden önce 1963'te yayımlanan Marat/Sade oyunu da gözden kaçırılmaması gereken, dikkate değer bir başka çalışma (@literaire20/X)

Berlin’deki Bergama Müzesi’nde başlayan hikayede anlatıcılar, Olimpos tanrılarıyla devler (Gigantlar) arasındaki savaşı ve Bergama’nın kuruluş mitini anlatan Zeus Sunağı önünde sohbet ederler. Sunakta, Grek mitolojisinin ünlü kahramanı Herakles’in olmadığına dikkat çeken arkadaşların gözü, “sebatkar uğraşları ve cesaretiyle canavarları bertaraf edebilecek fani kurtarıcıyı” arar fakat bu figürü “kafalarında yaratmak durumunda kalırlar”. İlerleyen bölümlerde de ortaya çıkacak tarihsel gerçek, okura en baştan sezdirilir: Doğaüstü bir kurtarıcı gelmeyecek, kazanmak isteyen elini taşın altına koyup direnmek zorunda. 

Tapınakların, sarayların, sunakların, tiyatroların ünlü mimarlarının isimleri kuşaktan kuşağa aktarılırken, “mermeri kıran ve koca blokları öküzlerin çektiği arabalara sürükleyen angarya işçilerinin” adlarının unutulup gitmesi de direnişin içsel zorunluluğunu ortaya koyuyor: 

Herakles yeterince silahı ve zırhı olanlara değil, onlara, ezilenlere yardım etmeliydi.

Almancadan çevirenler: Çağlar Tanyeri, Turgay Kurultay, 847 s., 2023, İletişim Yayınları

George Orwell – Selam Olsun Katalonya’ya

1984 ve Hayvan Çiftliği’yle dünya çapında ünlenmeden önce George Orwell, 1936’da 33 yaşındayken tası tarağı toplayıp İspanya’daki iç savaşa katılmaya gider. Pasaport alabilmek için Birleşik Krallık’ta dönemin Bağımsız İşçi Partisi’yle (ILP) iletişime geçer, parti de onu savaş muhabiri olarak ülkeye sokar. Ancak Barselona’ya vardığında ILP’nin Katalonya temsilcisi William McNeil’la iletişime geçer ve ülkeye “asıl gelme sebebinin faşizme karşı savaşmak” olduğunu söyler. 

General Francisco Franco liderliğindeki Milliyetçiler’e karşı verilen mücadele, anti-Stalinist çizgideki Marksist Birleşim İşçi Partisi’nın (POUM) safına katıldıktan sonra cephede yaşadıklarını kaleme aldığı Katalonya’ya Selam, ilk başta ticari açıdan başarısız kalsa da özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde üzerine çokça yazılıp çizilen bir eser oldu. 

csdfgthy
Orwell, distopya türünde ünlü eserlerini vermeden önce İspanya iç savaşında yer almıştı (BBC)

Orwell’ın gerçekçi anlatımına övgüler gelirken, yaşananları taraflı ele aldığına dair de eleştiriler gecikmedi. Kitabının sonlarına doğru da Orwell, böyle bir mücadeleyi tarafsız yazmanın imkansızlığından bahsederek okuru uyarır. Ayrıca katıldığı anti-faşist mücadelede kendisini rahatsız eden yönleri de yazmaktan geri durmaz.

“1930’dan beri Faşistler bütün zaferleri kazanmışlardı, şimdiyse tepelenmelerinin zamanıydı” diyen Orwell, çatışmalarda keskin nişancı tarafından boynundan vurulur ve savaş bitmeden ülkeden ayrılır. Cephede yaşadıkları, faşizm ve totalitarizm karşıtı görüşlerinin pekişmesini sağladığı gibi sonradan kaleme alacağı eserleri de temelden etkiler. 

İngilizceden çeviren: Celal Üster, 272 s., 2021, Can Yayınları

J. M. Coetzee – Demir Çağı

Güney Afrika doğumlu J. M. Coetzee, Demir Çağı’nda kanser hastası beyaz bir akademisyenin gözünden, siyahlara karşı uygulanan apartheid rejiminin korkunçluğunu anlatıyor. 

Doktorlardan yaşama şansı kalmadığını öğrenen klasik edebiyat profesörü, Güney Amerika’dan ABD’ye taşınan kızına göndermek üzere kaleme aldığı mektupta, korunaklı yaşamında ülkesinin içinde bulunduğu karanlık gerçeği nasıl ıskaladığını itiraf eder. 

acdfgtrhy
Coetzee, Demir Çağı'nda kendi has sade üslubuyla apartheidın korkunçluğunu kaleme alıyor (AFP)

Nobel Ödüllü usta yazar, profesörün gözünden siyahların apartheid rejimine direnişini, onların “demirden” iradelerini gösterirken, ülkedeki varlıklı beyazların ikiyüzlü siyasi tutumlarını da açığa çıkarıyor. Coetzee, hayatının sonlarına yaklaşan profesörün hem kendinden hem de ülkesinden duyduğu utancı, kendine has sade cümleleriyle özetler: 

Zaman kahramanlık gerektiriyor; iyi olmak yeterli değil.

Demir Çağı’nda 1980’ler Güney Afrika’sındaki siyasi çalkantıların panoraması, hem özgürlük ve dayanışma vurgusuyla hem de yaşlanma ve ölüm üzerine derinlikli bir sorgulamayla örülüyor. 

İngilizceden çeviren: İlknur Özdemir, 200 s., 2024, Sia Yayınları

Albert Camus – Asturya’da İsyan

20. yüzyıl edebiyatının devlerinden Albert Camus, 22 yaşındayken Cezayir Emek Tiyatrosu’ndaki üç arkadaşıyla birlikte kaleme aldığı Asturya’da İsyan’da, İspanya’nın Asturya bölgesindeki madencilerin 1934’te başlattığı grevin silahlı direnişe evrilişini anlatıyor. 

Oyun boyunca işçilerin eylem planlarını ve devrim düşüncelerini paylaştığı diyaloglar, hükümetin radyodan geçtiği anonslarla sık sık bölünüyor. Metinde büyük puntolarla akışı bölen radyo bültenlerinde, eylemcilerin kiliseleri bombalamasını ve İspanyol Merkez Bankası’na saldırılarını takip ettiğimiz gibi, direniş hareketinin ordu tarafından nasıl kanlı şekilde bastırıldığını da görüyoruz. 

zxcdvfgthy
Asturya'da İsyan, Camus'nün gençlik dönemi eserlerinden (AFP)

Camus ve arkadaşları, Asturya’da İsyan’ı 1935’te kaleme almıştı. Aynı dönemde Nazilerden kaçarak ABD’ye giden Theodor Adorno da 1930’larda kilise ve radyoda vaaz veren faşist demagog Martin Luther Thomas’a yönelik sıradışı bir çözümleme yazar. Demokratik ve çoksesli bir kamusal yapı vaadine rağmen radyonun aslında dinleyiciye hiçbir söz hakkı vermediğine, onu etkisizleştirip uysallaştırdığına dikkat çeker. Aydınlanmanın Diyalektiği’nde de Hitler’in Almanya’nın her yerinde radyolardan yayımlanan konuşmalarına gönderme yaparak, “psikoteknoloji” diye nitelediği radyonun nasıl bir propaganda aracı haline geldiğini analiz eder.

Asturya’da İsyan’a ek olarak Camus’nün direniş mefhumunu hem tarihsel hem de felsefi perspektiflerden incelediği Başkaldıran İnsan da konuyla ilgili kesinlikle okunması gereken eserler arasında. 

Fransızcadan çeviren: Ayberk Erkay, 72 s., 2024, Can Yayınları

Yu Hua – Yaşamak 

Direniş kendini her zaman kitlelerin ayaklanmasıyla veya geniş çaplı protestolarla göstermez. Tarihteki birçok önemli dönemeçte karşılaştığımız insan hikayelerinde, bazen ertesi güne çıkabilme mücadelesinin kendisi bir direnişe dönüşür. 

Çocukluğu, izleri tüm yapıtlarında görülebilecek Kültür Devrimi yıllarında geçen Yu Hua’nın Yaşamak romanı, tam da böyle bir mücadeleyi konu ediniyor. Çin’de iç savaştan başlayarak Büyük İleri Atılım ve Kültür Devrimi gibi siyasi ve toplumsal hareketlerin yarattığı köklü dönüşüm, Şu ailesinin yaşadıkları üzerinden anlatılıyor. 

xscdfgthy
Yu Hua'nın eserinden beyazperdeye uyarlanan Yaşamak da romanla aynı kaderi paylaşarak Çin'de yasaklandı (Jaguar Kitap) 

Bu zorlu yıllarda aile üyelerinin her birinin ölümünü gören ve en sonunda yaşlı öküzüyle yapayalnız kalan Fugui’nin yaşam mücadelesi, bireyin güçlüklere göğüs germe iradesini gösterirken, sözkonusu dönemde Çin toplumunun sosyal hayatına da ayna tutuyor. Tüm ülkenin baştan inşa edildiği bu önemli dönemlerin insanlar üzerindeki etkisiyle tarihi ve siyasi çıktıları arasındaki zengin paralellikler, Yaşamak’ı hem bir direniş hikayesine hem de bir edebiyat sosyolojisi eserine dönüştürüyor. 

Yayımlandığında Çin'de yasaklanan roman, Zhang Yimou tarafından 1994'de sinemaya uyarlandı. Yapıtla adı taşıyan eser, Cannes Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödülü'nü kazanırken, başrol oyuncusu Ge You'ya da En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü alan ilk Asyalı aktör olma unvanını getirdi.

Çinceden çeviren: Bahar Kılıç, 210 s., 2019, Jaguar Kitap

Camus, direnen insanın “Hayır” diyerek işe koyulduğunu yazmıştı. Buna başka bir hayata, daha iyi ve adil bir yaşama “Evet” demek de eşlik ediyor. Sabrın tükendiği yerde patlak veren direniş hareketleri, bugünlerde de gördüğümüz gibi haksızlığa uğramış milyonların güçlü itirazına ve radikal değişim talebine dönüşüyor: 

Köle daha önce bir uzlaşma içinde yaşarken, birdenbire ya hep ya hiç’in içine atılır. Bilinç başkaldırmayla doğar.

Independent Türkçe



Converse reklamına Ku Klux Klan tepkisi: Delirmediniz

Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
TT

Converse reklamına Ku Klux Klan tepkisi: Delirmediniz

Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)
Converse, spor ayakkabı reklamındaki imgelerin KKK ve linç olaylarını çağrıştırdığının internette eleştirilmesi üzerine özür dileyerek reklamı yayından kaldırdı (Converse)

Converse, bir spor ayakkabı reklamındaki imgelerin Ku Klux Klan ve linç olaylarına benzediği gerekçesiyle içeriği eleştirenlerin internette verdiği tepkilerin ardından özür dileyerek reklamı geri çekti.

Converse'in Chuck 70 X spor ayakkabısı için düzenlediği küresel kampanyada yer alan reklamda Aespa grubunun K-pop yıldızı Karina, yıldız şeklindeki bir spot ışığının altında dururken elinde bir çift yüksek bilekli siyah Converse ayakkabı tutuyordu. Uzun beyaz bir etek giyen Karina'nın silüeti, ışıklandırma nedeniyle birçok sosyal medya kullanıcısına göre KKK kukuletasına benzerken, asılı duran spor ayakkabıları da linç edilmiş bir kişiyi andırıyordu.

Chuck 70 X, 27 Ağustos'ta dünya çapında piyasaya sürülmüş, tartışmalı görsel de önceki haftalarda Converse'in sosyal medya hesaplarında paylaşılmıştı. Ancak sosyal medya kullanıcılarının reklamın kırpılmamış bir versiyonunu internette dolaşıma sokmasıyla tepkiler şiddetlendi; kullanıcılar, sivri uçlu kukuleta ve asılmış ceset benzerliğinin bu versiyonda daha da belirginleştiğini söylüyor.

Nike'a bağlı Converse, The Independent'a yaptığı açıklamada şunları kaydetti: 

Özür dileriz. Bu görselin neden derin bir rahatsızlık yarattığını anlıyoruz ve hatalı davrandığımızın farkındayız. Görseli kanallarımızdan kaldırdık ve yayımlandığı her yerden kaldırmaya çalışıyoruz. Böyle bir şey yaşanmamalıydı ve bundan sonra daha özenli davranacağız.

Yine de hem hayranlar hem de kamuoyunda tanınan isimler reklamla ilgili görüşlerini paylaşmaya devam etti.

X'te bir hayran, "Hayır, delirmediniz. Evet, Converse reklamı ırkçı. Evet, Klan kıyafetine benziyor. Evet, linç sahnesine benziyor. Ve hayır, 'Bu sadece bir ayakkabı reklamı' demek mazeret değil" diye yazdı.

Şikago'da yaşayan fotoğrafçı Stephanie Schwartz da Threads'te kampanyayı eleştirerek şöyle yazdı: 

Gölge, ışık ve kompozisyon. Bütün fotoğrafçılar size, bu reklamı yapan kişinin ne yaptığını TAM OLARAK bildiğini söyleyebilir.

Oyuncu Yvette Nicole Brown da Threads'te kampanyaya tepki göstererek "Bu bir linç, değil mi?" ifadelerini kullandı.

Tartışmalar, ağaçtaki ayakkabılara yer veren ayrı bir Converse kampanyasını da yeniden gündeme getirdi. Kopenhag merkezli yaşam tarzı markası Palmes'la işbirliği içinde hazırlanan görselde, merdivende duran bir kişi ve ağaç dalından sarkan bir çift spor ayakkabı yer alıyordu. Adweek'e göre görselin 14 Eylül'de yayımlandığı bildiriliyor.

Sosyal medya kullanıcıları, bu görseli Karina reklamıyla birlikte paylaşarak iki kampanyanın bir araya gelmesinin sözkonusu imgelere ilişkin endişeleri artırdığını belirtiyor.

Bir Threads kullanıcısı, ikinci görselin sembolizmi daha da pekiştirdiğini söylerken, bir diğeri ise ikisini yan yana paylaşarak şöyle yazdı: 

Bir reklamı gördüğümüzde aklımıza hemen Billie Holiday'in Strange Fruit şarkısının gelmesi için HİÇBİR NEDEN YOK.

Independent Türkçe


Yeni Bond kitaplarının yazarından favori 007 adayına veto

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Yeni Bond kitaplarının yazarından favori 007 adayına veto

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Slow Horses'ın yıldızı Jack Lowden, 007 rolü için bahisçilerin mevcut favorisi. Ancak Bond kitaplarının yeni yazarı, onun öldürme yetkisine sahip doğru isim olduğuna pek ikna olmuş değil.

En son James Bond kitabını kaleme alan Charlie Higson, kurgusal Britanyalı casus rolünü Daniel Craig'den devralma yarışında öne çıkan son isimler hakkındaki görüşlerini paylaşarak hiçbirini martini içen casus rolünde hayal edemediğini açıkladı.

Halihazırda Bond rolünü oynama ihtimali en yüksek aktör İskoç yıldız Jack Lowden olsa da Masters of the Air'dan Callum Turner ve Uğultulu Tepeler'in (Wuthering Heights) yıldızı Jacob Elordi'nin de adaylar arasında yer aldığı söyleniyor.

Higson verdiği yeni röportajda, Lowden'ın Bond'u canlandırmak için gereken özellikleri taşıdığından "emin olmadığını" söyledi. "Onu seviyorum ama tıpkı Tom Hiddleston'ın adaylar arasında olduğu zamanki gibi bir durum sözkonusu; ikna edici bir yakın dövüşçü değil" dedi.

The Times'a konuşan yazar, "Daniel Craig'in birinin canına okuduğuna inanabiliyorsunuz" ifadelerini kullandı. 

Bond'u canlandıran oyuncuda da buna inanabilmemiz gerekiyor.

Yazar ayrıca Elordi'nin bu role "fazla uzun" kaçacağını düşündüğünü, Turner'ın ise "alışılmadık bir görünüşe" sahip olduğunu ve bunun "kötü bir şey olmadığını" belirtti.

Higson, ne yazık ki oyuncu seçimi süreciyle ilgili içeriden herhangi bir bilgi veremedi. Sözlerine, "Çok daha genç bir Bond mu seçecekler?" diye devam etti.

Tanınmış bir ismi mi seçecekler, yoksa daha önce adını duymadığımız birini mi? İlginç olacak. Çok heyecan verici.

BBC Two'nun The Fast Show programının eski yazarı ve oyuncusu Higson, en çok Genç Bond (Young Bond) kitap serisini yazmasıyla tanınıyor. Ian Fleming'in ilk romanlarından doğan bu yan seri, Eton Koleji'nde okuyan ergen James Bond'u konu alıyor.

Higson bu seride 5 kitap yazdıktan sonra 1964'te Fleming'in ölümünden bu yana yetişkin Bond romanlarını kaleme alan 8. yazar oldu. Higson'ın On His Majesty's Secret Service'i 2023'te yayımlanırken, son romanı King Zero ise bu ay okuyucuyla buluşacak.

Ian Fleming Publications, Fleming'in ölümünden sonra Kingsley Amis, John Gardner, Raymond Benson, Sebastian Faulks, Jeffery Deaver, William Boyd, Anthony Horowitz ve Higson tarafından yazılan 29 Bond romanı yayımladı.

26. Bond filminin senaristi Steven Knight önceki haftalarda, yapımcıların bir sonraki Bond'u kimin oynayacağına karar verdiğini ve casusu kimin canlandıracağını artık bildiği için senaryo üzerinde çalışmanın "biraz daha kolaylaştığını" açıklamıştı.

Bu açıklama, Lowden'ın Slow Horses'taki rol arkadaşı Gary Oldman'ın, yapımcıların kararını çoktan verdiğini iddia ederek çıkmasını istediği bir isme "şans dilediğini" söylemesinden kısa süre sonra gelmişti.

Daniel Craig'in son Bond filmi Ölmek için Zaman Yok (No Time to Die), 2021'de vizyona girdiğinden beri serinin hayranları, Dune: Çöl Gezegeni'yle (Dune) bilinen Denis Villeneuve'nin yöneteceği bir sonraki filmde onun yerini kimin alacağını öğrenmek için sabırsızlanıyor. Bu, seriyi geçen yıl ortak sahibi Barbara Broccoli'den devralan, Amazon'a ait MGM şirketinin yaratıcı kontrolü altındaki ilk film olacak.

Yapımcı Amy Pascal, sıradaki Bond'la ilgili haberlerin muhtemelen "yıl sonuna kadar" açıklanacağını geçen ay söylemişti.

Pascal, "Gerçekten çok titiz davranıyoruz. Barbara Broccoli'yle stüdyo tarafında çalışmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Daniel Craig'in yerini doldurmak hiç de kolay değil" demişti.

Independent Türkçe


Glee geri mi dönüyor? Ortak yaratıcısından dikkat çeken açıklama

Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
TT

Glee geri mi dönüyor? Ortak yaratıcısından dikkat çeken açıklama

Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)
Ian Brennan,Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin galasında The Independent'a konuştu (AP)

Glee'nin yeniden başlatılması gerçekten gündemde olabilir mi?

Fox dizisinin ortak yaratıcısı Ryan Murphy ve yıldızı Lea Michele'in son aylarda dizinin yeniden başlatılma ihimalinden bahsetmesi, bunun gerçekten gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair çok sayıda spekülasyona yol açtı.

Yakın zamanda düzenlenen New York Moda Haftası etkinliğinde E! News'a konuşan Michele, "Glee'yi çok sevdiğini" ve dizinin "kalbinde çok özel bir yeri olduğunu" söyleyerek "Ryan'ın peşinden her yere giderim" diye eklemişti.

Murphy'nin uzun süredir birlikte çalıştığı, Glee'nin ortak yaratıcısı Ian Brennan da konuyla ilgili düşüncelerini paylaştı. İkilinin birlikte yaptığı yeni Netflix dizisi Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nin (Monster: The Lizzie Borden Story) galasında The Independent'a konuşan Brennan, yeniden birleşme olasılığından bahsetti.

"Şunu söyleyeyim: Glee'yi yeniden başlatma projesinde ikisine de katılırım. Söyleyebileceğim tek şey bu" diyen Brennan, "Buraları takip edin" diye ekledi.

Brennan, Murphy ve Brad Falchuk, lise korosu New Directions'ın yaşadığı sıkıntıları ve zorlukları konu alan popüler müzikal dizinin ortak yaratıcısıydı. 2009'dan 2015'e kadar Fox'ta yayımlanan dizi, 6 Emmy Ödülü ve 4 Altın Küre kazandı.

Glee'de Michele'le birlikte Matthew Morrison, Jane Lynch, Chris Colfer, Dianna Agron, Kevin McHale ve Amber Riley'nin yanı sıra hayatını kaybeden oyuncular Cory Monteith, Mark Salling ve Naya Rivera da rol alıyordu.

Dizi kusursuz değildi; çekimler sırasında ve sonrasında, Michele'in diğer oyuncuları zorbaladığı yönündeki suçlamalar da dahil çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştı. Michele, davranışları nedeniyle kamuoyuna bir özür açıklaması yayımlamıştı.

Dizi ve bıraktığı mirasın yanı sıra yeniden başlatılma ihtimali hakkında temmuzda People'a konuşan Murphy şunları söylemişti: 

Bu ilginç bir dizi çünkü yeniden popülerleşti. Şimdi pek çok genç izliyor. Ben de 'Belki de o diziye geri dönmeliyiz' diyorum.

cvfgbhyj
Lea Michele, Glee'de Rachel Berry karakterini canlandırdı (Fox)

Murphy sözlerini "O diziye duyduğum nostalji ve sevgi o kadar büyük ki, 'Belki de insanlar bir şekilde o dizinin yeni bir versiyonunu görmek isterler' diye düşünüyorum. Evet, o diziyi seviyorum; neye dönüştüğünü ve pek çok insan için ifade ettiği şeyi de seviyorum" diye sürdürmüştü.

Glee'de Falchuk'la ilk kez işbirliği yaptıktan sonra Murphy ve Brennan, Scream Queens, The Politician ve son olarak da Canavar serisinde yakından çalışmaya devam etti.

Bu serinin 4. dizisi Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi perşembe günü Netflix'te gösterime girdi.

Ella Beatty, Billie Lourd, Charlie Hunnam, Rebecca Hall ve Vicky Krieps'in rol aldığı dizi, 1800'lerin sonlarında babasını ve üvey annesini öldürmekten yargılanan ve sonra beraat eden cinayet zanlısı Lizzie Borden'ın gerçek hikayesinden uyarlandı.

Independent Türkçe