Müziğiyle yaraları sarıp travmaları iyileştiren grup: Oi Va Voi

Oi Va Voi'la Türkiye turnesi öncesinde, yeni albümün ortaya çıkış sürecini, 6 Şubat depremlerinin acısıyla doğan şarkılarını ve ülkemizle bağını konuştuk.

"Her sanatçının isteği aynıdır" diyen Oi Va Voi üyeleri, "Yaptığımız işin yıllar sonra da hâlâ bir anlam taşımasını, insanlara dokunmasını ve ebedi kalmasını umut ederiz" diyor (Oi Va Voi)
"Her sanatçının isteği aynıdır" diyen Oi Va Voi üyeleri, "Yaptığımız işin yıllar sonra da hâlâ bir anlam taşımasını, insanlara dokunmasını ve ebedi kalmasını umut ederiz" diyor (Oi Va Voi)
TT

Müziğiyle yaraları sarıp travmaları iyileştiren grup: Oi Va Voi

"Her sanatçının isteği aynıdır" diyen Oi Va Voi üyeleri, "Yaptığımız işin yıllar sonra da hâlâ bir anlam taşımasını, insanlara dokunmasını ve ebedi kalmasını umut ederiz" diyor (Oi Va Voi)
"Her sanatçının isteği aynıdır" diyen Oi Va Voi üyeleri, "Yaptığımız işin yıllar sonra da hâlâ bir anlam taşımasını, insanlara dokunmasını ve ebedi kalmasını umut ederiz" diyor (Oi Va Voi)

2000'de Londra'da kurulan Oi Va Voi, dünya müziğiyle çağdaş tınıları buluşturan, türler arasında gezinen ve kendine has müzikal kimliğini yıllar içinde ustalıkla inşa eden çeyrek asırlık bir grup. Farklı coğrafyaların zengin müzikal ve kültürel mirasından beslenen grup, dans ritimleriyle indie rock, alt-folk ve Londra kulüplerinin elektronik ses dünyasını bir araya getirerek her daim ebedi ve özgün işlere imza atıyor.

Grubun ismi kadim bir deyimden geliyor: "Oi Va Voi!" yani "Aman Tanrım!" Bu unvan, onların sürprizlerle dolu, içten ve sahici müziğini de çok iyi tarif ediyor. Oi Va Voi, bugüne dek Avrupa'nın dört bir yanında tıklım tıklım salonlarda konserler verdi, büyük festivallerin başrolünde sahne aldı ve kendine sadık, geniş bir dinleyici kitlesi oluşturdu.

Müziklerinde tür kaygısından uzak, insani ve sosyal değerleri önceleyen grup, son albümleri The Water's Edge'le yine güçlü bir duygu dünyasına davet ediyor dinleyicisini. Albüm, acının içinden geçen iyimserliği, geçmişin yüklerini suya bırakıp yeniden başlama umudunu taşıyor. Adını geçmişin yüklerinden arınıp yeni başlangıçlara yönelme fikrinden alan bu albüm, aynı zamanda grubun kendi plak şirketi Parallel Skies'dan çıkan ilk çalışma olma özelliğini taşıyor.

Hasret 4 duraklı Türkiye turnesiyle bitiyor

Oi Va Voi, bu albümle hem kültürel mirasını selamlıyor hem de 21. yüzyılın sesleriyle yeni hikayeler anlatıyor. Ve bunu yaparken, geçmişin melodileriyle bugünün ritimlerini, insan hikayeleriyle evrensel duyguları ustalıkla harmanlamayı sürdürüyor.

Oi Va Voi, The Water's Edge'in 2 Mayıs'ta yani bugün yayımlanmasının hemen ardından Türkiye turnesine çıkacak. Grup 7 Mayıs'ta Ankara, 8 Mayıs'ta Eskişehir, 9 Mayıs'ta İstanbul ve son olarak 10 Mayıs gecesi İzmir'de dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Son kavuşmamızın üzerinden epey zaman geçmişti. Davulcu Josh Breslaw, buraya kendilerini geri getiren şeyin dinleyicilerin ta kendisi olduğunu söylüyor. "Müziğimizi çalıp dinleyen insanlar oldukça biz de oralara gidiyoruz" diyen Breslaw ekliyor:

Türkiye bizim için özel ve kendimizi şanslı hissettiğimiz bir yer çünkü burada müziğimiz sahipleniliyor. Klarnet ve keman gibi enstrümanlarla şarkıların dramatik yapısı Türkiye'de bir karşılık buluyor.

"Türkiye'de o kadar çok anımız var ki"

Grubun Türkiye'yle ilgili hafızalara yer eden çok fazla hatırası var. "Eski Babylon'da 4 gece üst üste çaldığımız zamanlar vardı, resmen İstanbul'da yaşıyorduk" diyen Breslaw, o dönemi uzaklara dalarak hatırlarken yüzünde bir gülümseme beliriyor. Gözlerine bakınca o günlere gittiğinden emin oluyorsunuz.

O kadar çok anımız var ki... İzmir'de deniz kenarında harika festivallerde sahne aldık. Ankara'da bize Boksör lakaplı çok özel biri eşlik etmişti.

Tabii ki Türkiye'ye her gelişlerinde bir-iki kilo alarak dönüyorlar: 

Ve şunu da söylemeliyiz ki Türkiye'de gittiğimiz her yerde yemekler inanılmaz!

Peki yaklaşan konserlerde sadık Oi Va Voi hayranlarını neler bekliyor? Yeni albümlerinin 2 Mayıs'ta, tam turne öncesinde çıktığını hatırlatan vokalist Steve Levi-Kallin, "Dolayısıyla ağırlıklı olarak oradan parçalar çalacağız" diyor. Grubun unutulmaz klarnet ezgilerine de imza atan Levi-Kallin, "Ama kimse evine en sevdiği Oi Va Voi şarkılarını dinlemeden dönmeyecek" diye garanti veriyor: 

Elbette eski favorileri de unutmuyoruz.

"Deprem görüntülerini izlediğimizde çok sarsıldık"

Gülbaba Records etiketiyle bugün dinleyicileriyle buluşan The Water's Edge'de, grubun 6 Şubat depremlerinden etkilenerek yazdığı Sad Dance de var. Bu şarkının duygusal sürecini anlatırken Levi-Kallin, "Türkiye, her zaman kalbimize yakın bir yer olmuştur" diyor. 

Haberleri alıp görüntüleri izlediğimizde çok sarsıldık. Türkiye'ye karşı böyle bir yakınlığımız varken, yaşananlara en iyi müzikle yanıt verebileceğimizi hissettik.

Parçanın yaratım aşamasından bahseden vokalist şöyle diyor: 

Şarkı çok doğal bir şekilde gelişti. Önce hipnotik bir keman partisiyle başladık, ardından parçayı yavaş yavaş ve özenle inşa ettik. Her zamankinden daha fazla boşluk bırakarak, müziğin nefes almasına izin verdik. Sanırım bu şarkının biraz nefes alması gerekiyordu.

Oi Va Voi, hep Türkiye'yi hem de Suriye'yi vuran trajediden o kadar etkilenmiş ki depremin hemen ertesi günü stüdyoya girmiş. "Böyle bir anda müzik yaparken, travma yaşayan bir halka, koca bir millete seslendiğinizin farkına varıyorsunuz" diyor Josh Breslaw:

O yüzden şarkıyı çok fazla doldurmadan, büyük fırça darbeleriyle anlatmanız gerekiyor. Dinleyenlerin üstüne bir dalga gibi gelsin, onları biraz olsun yatıştırsın istedik.

"Geçmişin yüklerini bırakıp, hayata umutla bakabilme düşüncesi"

The Water's Edge, ayrışmaya karşı durup dayanışmayı savunan insani bir mesaj taşıyor. Bu temanın nasıl ortaya çıktığını ve albüme nasıl yansıdığını tüm içtenliğiyle anlatıyor Steve Levi-Kallin:

İnsanların hayatlarında, geçmişin ağırlığını geride bırakıp yeni bir başlangıç yapma ihtiyacı duyduğu anlar olur. Bu geçmişi bırakıp ilerleme hali, albümdeki Dance Again'in sözlerinde de var. Geçmişin yüklerini bırakıp, hayata umutla bakabilme düşüncesi.  

sfgthy
Oi Va Voi, Türkiye'deki hayranlarına "Geri geliyoruz ve birlikte yine harika anılar biriktirmek istiyoruz" diyor (Oi Va Voi)

Albüm, Avrupa'daki sosyo-politik atmosferden de etkilenmiş. Değişen dünya, Oi Va Voi'un müziğini ister istemez şekillendirmiş. "Albümün yarısına gelmiştik ki 7 Ekim olayları yaşandı" diyor Levi-Kallin ve ekliyor:

Savaşın etkisi, sadece Ortadoğu'daki değil, tüm dünyadaki topluluklara yayıldı. Biz de buna, Dance Again'i yazarak yanıt verdik. Sosyal medyada kaybolan sesimizi, müzikle yeniden bulduk ve duygularımızı bu yolla ifade edebildik.

"Müzik, siyasetin ulaşamadığı yerlere dokunur"

Oi Va Voi, politik bir albüm yapmak istemese de bir dayanışma mesajı vermek istediğini söylüyor. Çünkü gruba göre müzik, kriz anlarında insanları bir araya getirme gücüne sahip. Levi-Kallin, "Müzik, siyasetin ulaşamadığı yerlere dokunur" diyerek ekliyor: 

İnsanlar siyaset için şarkı söyleyip dans edemez ama müzik hissettirir, bağ kurdurur. Hele ki canlı müzikte bu daha güçlü. Dinleyici sizin siyasi bir amacınız olmadığını bilirse, o müziğe daha güvenle bağlanır.

Oi Va Voi, 20 yılı aşkın süredir Doğu Avrupa ve Ortadoğu ezgilerini modern müzikle harmanlıyor. Grup, kurulduğu ilk yıllardan beri aynı derdi taşıyor: Kendi seçtikleri müzikal paletle kişisel hikayeleri anlatmak. Levi-Kallin, "Artık daha deneyimliyiz" diyerek ekliyor: 

Fikirlerimizi daha uzun sürede, daha fazla açıdan değerlendiriyoruz. Eskiden bir fikri hızla işlerdik. Şimdiyse hikayesi, ritmi, atmosferi, kültürü ve duygusu derken her parçanın yerini bulması için daha çok uğraşıyoruz.

Grubun çok sevilen ve içinde Refugee, Yesterday's Mistakes, Ladino Song gibi hit parçalarını barındıran 2003 çıkışlı albümü Laughter Through Tears, duygusal derinliği ve müzikal harmanıyla tanınıyor. Dumanı üstünde yeni albüm The Water's Edge için onun manevi devamı demek mümkün. Levi-Kallin, "Kesinlikle öyle" diyor ve Josh Breslaw ona katılıyor: 

İki albüm de köklerimizden besleniyor ve geçmişle geleceğe aynı anda bakmanın nasıl bir his olduğunu anlatıyor. Geleneksel melodilerle, modern sesleri ve prodüksiyonu harmanlıyoruz.

Grup, geleneksel etkilere sadık kalırken, yeni sesleri keşfetmekten de korkmuyor. Bu dengeyi nasıl kurduklarına gelince... "İşte işimizin en önemli kısmı bu!" diyor Breslaw:

Biz her parçayı titizlikle, bütün unsurlar birbirine yakışana kadar harmanlıyoruz. Çok fazla "Hayır" deyip, doğru "Evet"i bulana kadar bekliyoruz.

fvdgbhtyj
Oi Va Voi, farklı kültürleri harmanlayan bir grup olarak, sosyal ve insani meseleleri ele alma sorumluluğu hissettiklerini söyleyerek "Bazen geçmişteki bir hikaye, bugünü anlamamıza ya da yarını daha iyi görmemize yardımcı oluyor" ifadesini kullanıyor (Oi Va Voi)

Oi Va Voi'un müziği, sürekli taze ve yenilikçi kalırken, kültürel ögeleri harmanlamaktan vazgeçmiyor. Onların sound'u her döneme, her coğrafyaya, her yaşa ve her tarza hitap ediyor.

"Klarnet, keman, trompet gibi akustik enstrümanlarla elektronik sesleri, davul, bas ve gitarı bir araya getirmemiz..." diyor Levi-Kallin:

İşin sırrı burada. Üzerine toplumsal duyarlılığı olan ve insani duyguları işleyen sözleri eklediğinizde ortaya, zamanı olmayan bir bütün çıkıyor.

"Büyük travmalar yaşansa da bir gün yeniden dans edeceğiz"

Son olarak Oi Va Voi'un, hayranlarına vermek istediği bir mesaj olup olmadığını sorduğumda, tıpkı grubun pek çok şarkısı gibi tüylerimi diken diken eden bir yanıtla karşılaşıyorum.

Vokalist Levi-Kallin, "Yeni albümdeki 5. parçamız Dance Again'de bu var" diyor: 

Ne olursa olsun, büyük travmalar yaşansa da bir gün yeniden dans edeceğiz.

Türkiye Turnesi Takvimi

7 Mayıs 2025, Ankara
Mekan: 6:45 Kaybedenler Kulübü
Kapı Açılışı: 20:00
Konser Başlangıcı: 22:00
Biletler: Biletix

8 Mayıs 2025, Eskişehir
Mekan: F Stop Salon Eskişehir
Kapı Açılışı: 21.00
Konser Başlangıcı: 22.00
Biletler: Gişe

9 Mayıs 2025, İstanbul
Mekan: Babylon
Kapı Açılışı: 21.00
Konser Başlangıcı: 22.00
Biletler: Tükendi​

10 Mayıs 2025, İzmir
Kapı Açılışı: 20.00
Konser Başlangıcı: 21.30
Mekan: ​SoldOut Performance Hall
Biletler: Biletix 



Büyük umutlarla dönmüştü: Yeni Spartaküs dizisi iptal edildi

Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
TT

Büyük umutlarla dönmüştü: Yeni Spartaküs dizisi iptal edildi

Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)
Lübnan asıllı aktör Nick Tarabay (ortada), Uzay Yolu: Bilinmeze Doğru (Star Trek Into Darkness) ve Pasifik Savaşı: İsyan'da (Pacific Rim: Uprising) da rol almıştı (Starz)

Steven S. Knight imzalı ve Spartaküs (Spartacus) evrenine dönüşü temsil eden Spartacus: House of Ashur, Starz tarafından ilk sezonunun ardından iptal edildi. 

Dizinin yapımcısı Lionsgate Television'ın, projeyi başka platformlara taşımak için görüşmelere başladığı öğrenildi.

Beklentileri karşılayamadı

2010'da yayımlanan efsanevi Spartaküs'ün başarısını ve kitlesini yakalamakta zorlanan yapım, Starz'ın yeni yayın stratejisinin dışında kaldı.

Kaynaklara göre Starz, bundan sonra ağırlıklı olarak kadın izleyicilere ve ekranda daha az temsil edilen gruplara seslenen içeriklere odaklanacak. Spartacus: House of Ashur'ın daha çok erkek izleyiciye seslenmesi, kanalın bu yeni stratejisiyle örtüşmedi.

Ashur'ın alternatif hikayesi

House of Ashur, "Ya Ashur ölmeseydi ve Romalılar, ihanetini ödüllendirip ona bir zamanlar kölesi olduğu gladyatör okulunu verseydi ne olurdu?" sorusuna yanıt arıyordu. 

Alternatif bir zaman çizelgesinde geçen dizide Ashur, artık bir köle değil, bir zamanlar kendisini ezen sistemin başına geçmişti. Ancak acımasız gladyatörleri yönetmek, Roma siyasetinin vahşi dünyasında hayatta kalmaktan çok daha kolaydı zira burada ihanet günah değil, geçer akçeydi.

Ashur'ın, erkek egemen dünyada kendini kanıtlamaya çalışan güçlü kadın gladyatör Achillia'yla işbirliği yaparak kurduğu yeni düzen, Roma elitlerini şoke eden bir gösteriye dönüşüyordu.

Dizinin başrolünde yer alan Nick E. Tarabay'a Tenika Davis, Graham McTavish, Claudia Black ve Ivana Baquero gibi isimler eşlik ediyordu. 
Ayrıca serinin tanıdık yüzlerinden Lucy Lawless, ilk bölümde konuk olarak yer alarak bu alternatif zaman çizelgesinin kurulmasına yardımcı olmuştu. 

Projenin başka bir platformda yoluna devam edip edemeyeceği ise merak konusu.

Spartacus: House of Ashur, Türkiye'de Amazon Prime Video üzerinden izlenebiliyor.

Independent Türkçe, Deadline, TV Line


95 puanlı yeni Netflix dizisi büyüledi: Yaşlılar için Stranger Things

73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
TT

95 puanlı yeni Netflix dizisi büyüledi: Yaşlılar için Stranger Things

73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)
73 yaşındaki Emmy adayı Alfred Molina (solda), The Boroughs'da eşi Lilly'nin yasını tutan Sam Cooper karakterini canlandırıyor (Netflix)

Stranger Things'in finalinin ardından oluşan boşluğu doldurmaya aday yeni dizi nihayet geldi. Fenomen bilimkurgunun yaratıcıları Duffer Kardeşler'in yapımcılığını üstlendiği, Jeffrey Addiss ve Will Matthews imzalı yeni dizi The Boroughs, Netflix'te izleyiciyle buluştu. 

Eleştirmenler tarafından şimdiden "yaşlılar için Stranger Things" benzetmesiyle anılan dizi, Rotten Tomatoes'da yüzde 95 gibi yüksek bir beğeni oranı yakaladı. Böylece The Boroughs, Duffer Kardeşler'in Stranger Things'in ilk sezonundan beri ulaştığı en iyi eleştirel başarıya imza attı.

New Mexico çölündeki lüks ve huzurlu bir emeklilik topluluğunda geçen dizi, sakin bir yaşam süren sıradışı karakterleri merkezine alıyor. Ancak bu huzurlu yaşam, mahalleye yaklaşan karanlık ve doğaüstü bir tehdidin ortaya çıkmasıyla altüst oluyor. 

Karşı karşıya oldukları canavarı durdurmak için bir araya gelen bu "uyumsuz ekip", hem geçmişteki travmalarıyla hem de geleceklerine kasteden bu gizemli güçle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bilimkurgu ve korku unsurlarını buluşturan dizinin en güçlü yönü şüphesiz usta oyunculardan kurulu kadrosu. Alfred Molina, Geena Davis, Alfre Woodard, Bill Pullman, Denis O'Hare ve Jena Malone gibi isimlerin yer aldığı dizi, Hollywood'un yaşlı karakterleri genellikle "sevimli" ya da "huysuz" kalıplarına hapsetme alışkanlığının aksine, bu karakterleri daha derinlikli ve samimi bir yerden ele alıyor.

Time dergisinden Judy Berman, yapımın bu karakterleri klişelerden arındırıp insanileştirme başarısını özellikle vurguluyor.

Eleştirmenler, dizinin Stranger Things'le arasındaki "DNA benzerliğine" dikkat çekse de The Boroughs'un kendi ayakları üzerinde duran özgün bir yapım olduğunu belirtiyor. 

Ron Howard'ın 1985 yapımı klasiği Cocoon'la Stephen King ve Steven Spielberg dokunuşlarını anımsatan dizi için yapılan yorumlar son derece olumlu.

Guardian'dan Lucy Mangan, 4 yıldızlı eleştirisinde diziyle ilgili şu yorumu yapıyor: 

En iyi fantastik hikayeler gibi The Boroughs da canavarlar ve ektoplazmalar üzerinden insanlığın evrensel korkularına sesleniyor.

Variety yazarı Aramide Tinubu ise incelemesinde şu ifadeleri kullanıyor: 

Yürek burkan, eğlenceli ve son derece büyüleyici bir macera. Yaşamın sonbaharındaki kayıpları, acıları ve zamanın sınavını inceleyen bir yapım.

Empire'dan David Opie de "Stranger Things'in ruhani bir devamcısı olmanın ötesinde, The Boroughs kendi kuralları içinde başarılı olan özgün bir bilimkurgu" diye yazıyor.

The Boroughs, 8 bölümlük ilk sezonuyla Netflix'te yayında.

Independent Türkçe, MovieWeb, GamesRadar, Variety, Guardian, Time, Empire


Cannes'ın 20 dakika alkışlanan gözdesi için Netflix devrede

La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
TT

Cannes'ın 20 dakika alkışlanan gözdesi için Netflix devrede

La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)
La Bola Negra'da Guitarricadelafuente adıyla bilinen 28 yaşındaki İspanyol şarkıcı Álvaro Lafuente Calvo da rol alıyor (Cannes Film Festival)

Cannes Film Festivali'nde büyük ses getiren ve En İyi Yönetmen ödülünü kazanan İspanyol yapımı La Bola Negra (The Black Ball), festivalin ses getiren filmlerinden birine dönüştü.

Birlikte Los Javis diye tanınan Javier Ambrossi ve Javier Calvo'nun imzalarını taşıyan filmi, festival izleyicisi dünya prömiyerinde 20 dakika boyunca ayakta alkışladı.

La Bola Negra'nin başrollerinde Penélope Cruz, Glenn Close, Lorenzo Zurzolo ve Julio Torres gibi isimler yer alıyor.

İspanyol şair ve oyun yazarı Federico García Lorca'nın yarım kalmış bir metninden esinlenen film; 1932, 1937 ve 2017'de yaşayan üç farklı erkeğin hikayesini Lorca'nın son metinleri üzerinden birbirine bağlıyor.

Hollywood Reporter eleştirmeni Richard Lawson, yönetmenlerin "çağdaş pop estetiği ve klasik sinemayı harmanlayan göz kamaştırıcı vizyonunu" övgüyle karşıladı.

Netflix kapmak üzere

Prömiyerin ardından Neon, A24 ve Mubi gibi büyük dağıtımcıların ABD hakları için kıyasıya rekabete girdiği filmin, Netflix'e satılması konusunda sona yaklaşıldığı bildiriliyor. 

İspanyol yapımcı şirket Movistar Plus, görüşmelerin devam ettiğini belirtse de Netflix cephesi henüz resmi bir açıklama yapmadı. Filmin İspanya dağıtımını Elastica, Fransa dağıtımını ise Le Pacte üstlenecek.

Bu süreç, Jordan Firstman imzalı Club Kid'in 17 milyon dolara A24'e satılmasının ardından festivalin bu yılki ikinci büyük satın alma yarışına dönüşmüş durumda.

Netflix, daha önce Jacques Audiard'ın Emilia Pérez'i ve Alfonso Cuarón'un Oscar ödüllü Roma'sı gibi İspanyolca yapımlarla ödül sezonunda önemli başarılar elde etmişti.

La Bola Negra'nın Netflix'e dahil edilmesi, platformun küresel ödül sezonu stratejisi açısından önemli bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Senaryosu Ambrossi, Calvo ve oyun yazarı Alberto Conejero tarafından kaleme alınan film, teknik başarısı ve vizyoner anlatımıyla yönetmenlikte yeni bir zirveyi Cannes'da gösterdi.

Altın Palmiye sahibini buldu

Öte yandan bu yıl jüri başkanlığını Güney Koreli yönetmen Park Chan-wook'un üstlendiği festivalin büyük ödülü Altın Palmiye, Fjord adlı filmiyle Rumen yönetmen Cristian Mungiu'ya gitti.

Rus sinemacı Andrei Zviaguintsev, Minotaure'la Büyük Ödül'e layık görülürken, En İyi Senaryo ödülünü Notre Salut'yla Emmanuel Marre kazandı.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, Deadline