Lübnan Dürzileri Suveyda'da olup bitenleri nasıl görüyor?

Cinayet, yıkım ve yerinden edilme vakaları 2011 yılında Beşşar Esad rejiminden beklenenlerin çok daha ötesine geçti

Lübnan'daki Dürziler ile Suriye arasında sağlam ve köklü bir ilişki var (AFP)
Lübnan'daki Dürziler ile Suriye arasında sağlam ve köklü bir ilişki var (AFP)
TT

Lübnan Dürzileri Suveyda'da olup bitenleri nasıl görüyor?

Lübnan'daki Dürziler ile Suriye arasında sağlam ve köklü bir ilişki var (AFP)
Lübnan'daki Dürziler ile Suriye arasında sağlam ve köklü bir ilişki var (AFP)

Sevsan Mehanna 

Dürzilerin nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu Suriye'nin Suveyda ilinde başlayan protesto gösterilerinin nedeninin akaryakıt sübvansiyonlarının kaldırılması kararı ve hayat pahalılığı olduğu iddiaları gerçeği yansıtmıyor.

İlk kez 2020 yılının ocak ayında "Yaşamak İstiyoruz" başlığı altında başlayan protesto gösterilerinde de işler kötüleşiyor.

Bugün sokaklara dökülenler Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın gitmesi için sloganlar atmaya başladılar.

Suriye devriminde de atılan bu sloganın bugünkü tek farkı tarihte hep barıştan yana olmuş ve rejimle çatışmalardan kaçınmış Dürzilerin kalesinden yükseliyor olması.

Öyle ki Dürzilerin Esad rejimine sadık kişiler olduğu bile düşünülüyordu. Bu yüzden Suveyda, savaş sırasında Suriye topraklarının geri kalanının tanık olduğu şiddet ve yıkım sahnelerinden bir nebze uzak kalabildi.

"Eski bir hesap"

Lübnan'daki Dürziler, kendi ülkelerindeki tüm iç krizlerle birlikte Suveyda'da olup bitenleri de temkinli bir şekilde takip ediyorlar.

Lübnanlı Dürzi ailelerin Suriye'deki Dürzilerle ya akrabalık ya da evlilik yoluyla akrabalık bağı mutlaka olduğu biliniyor.

Bu Dürzilerin bir özelliği. Çünkü Dürziler dünyanın her neresinde olursa olsunlar birbirleriyle yerinde iletişimi koparmaz ve birbirlerini desteklerler.

Bundan dolayı Lübnanlı Dürzilerin Suveyda'daki protestolarla ilgili detaylara vakıf olmaları şaşırtıcı bir durum değil.

Maddi olarak destek sağlayamasalar bile orada yaşananlar karşısında diğer Dürzilerle manevi olarak dayanışma içindedirler. 

Lübnanlı siyasi bir kaynağa göre Lübnanlı Dürzi lider Kemal Canbolat'ın Suriye rejimi tarafından öldürüldüğüne emin oldukları için Dürzilerin Suriye rejimiyle 'eski bir hesabı' var.

Dürziler, Suriye'de Dürzi lider Sultan Paşa el-Atraş'ın ölümünden sonra Dürziler için önemli bir yere sahip olan muhalif Onurlu Adamlar Hareketi lideri ve kurucusu Şeyh Vahid el-Balus'un 2015 yılında uğradığı suikastın sorumlusu olarak Suriye rejimi ve Hizbullah'ı suçladılar.

Lübnanlı siyasetçi Velid Canbolat o dönemde Şeyh el-Balus'u 'vatan şehidi' olarak nitelendirmiş ve rejime yöneltilen Balus suikastıyla ilgili suçlamaları doğrulamıştı.

Canbolat, Balus'un 'şehitliğinin' Dürzileri ve Cebel el-Arab'ı onurlandırdığını da söyledi.

Balus'un, Dürzilerin Suriye'nin diğer bölgelerindeki kardeşleriyle karşı karşıya gelmemeleri için Suriye ordusuna katılmalarına izin vermediğini söyleyerek rejime karşı yaptığı suçlamayı savunan Canbolat, suikasttan sonra Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki Dürzi cemaati evinde Şeyh el-Balus için düzenlenen anma töreninde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Bugünün kapsamlı bir ulusal gün, Cebel el-Arab şehitlerini ve şehit Şeyh Vahid el-Balus ve arkadaşlarını anmak için bir vesile olmasını istedik. Kemal Canbolat'tan Sultan Paşa el-Atraş'a bir mesaj olmasını istedik. Dera'nın çocuklarından Hamza el-Hatib'e ve şehit bebek İlan'a kadar istisnasız tüm Suriye halkının şehitlerini anma vesilesi olmasını istedik. Ancak dün ile bugün arasında önemli ve temel bir fark var. Çünkü Şeyh el-Balus suikasta uğradığında Lübnan Dürzileri ve Suveyda, rejimi suçlayanlarla onu savunanlar olarak bölünmüştü. Bugün Lübnan'da ve Suveyda'da rejimi destekleyen sayısı çok az.

Independent Arabia'ya konuşan kaynaklar da şu an rejimi destekleyen bir Dürzi'nin toplumda dışlandıklarını söylediler.

Lübnan'ın bakışı

Canbolat'ın oğlu Teymur Canbolat liderliğindeki İlerici Sosyalist Parti'den (İSP) Independent Arabia'ya konuşan kaynaklar, İSP'nin sadece Suveyda'da değil, Dera, Humus, Halep ve tüm Suriye'de devrimini destekleyen ilkeli bir siyasi konumu olduğunu söylediler.

Ancak İSP, Suriye devrimi sırasında ne sahada ne de başka bir şekilde varlık gösterdi.

Daha ziyade toplumun her kesiminden Suriye halkına, insana yakışır bir yaşam talebi ve hedeflerine ulaşabilmeleri için manevi destek vermekle yetindi.

İSP, geçen ağustos ayında bir bildiri yayımlayarak Suriye'nin tüm bölgelerinde olduğu gibi Suveyda'da da özgürlük, adalet ve onurlu bir yaşam isteyen protesto gösterilerinde tüm mezhepleriyle Suriye halkını desteklediğini bir kez daha yineledi.  

Parti ayrıca, Suriye Devlet Başkanı Esad'ın özel danışmanı Luna eş-Şibil'in Suveydalıları 'paralı askerler' olarak nitelendirdiği açıklamalarını sert bir dille kınadı.

Halkını terk edip öldüren, ülkesini yok eden bir rejimin bu tür söylemlerde bulunmasının şaşırtıcı olmadığı belirtilen bildiride, bunu suçlu bir rejimin doğasının gereği olduğu belirtilerek Suriye halkının ne kadar sürerse sürsün iradesinin galip geleceği vurgulandı.

Independent Arabia'ya konuşan kaynaklardan bazıları, cinayet, yıkım, yerinden etme ve İranlıları bölgede hüseyniyeler (ibadethane) inşa etmek için arazi satın alarak Suveyda'ya yerleştirme girişimlerinin 2011'de Beşşar Esad rejiminden beklenenlerin çok daha ötesine geçtiğini, Onurlu Adamlar Hareketi'nin de buna karşı kurulduğunu ve bunları engellemeye çalıştığını söylediler. 

Gazeteci yazar ve Ali Hamade, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

Lübnan'daki Dürzilerin çoğunluğu Suveyda'da olup bitenleri büyük bir endişeyle takip ediyorlar. Lübnanlı Dürziler ile Suriyeli Dürziler ve hatta tüm dünyadaki Dürziler arasında temel olarak ailevi, sosyal ve dini bağlar son derece güçlüdür. Lübnan'daki Dürzi kamuoyunun çoğu, Lübnan ve Suriye'de yaptıklarından sonra Suriye rejimine şiddetle karşı çıkıyor. Rejime karşı ayaklandıklarında Suveyda halkını destekliyorlar. Rejimi destekleyenler olsa da sayıları çok az. Her zaman aşiretçilik söz konusu.

Bu aynı aşiretten insanlar arasındaki kökleri çok eskiye dayanan bir iş birliği yöntemi olmakla birlikte köylerde ve kırsal alanlarda oldukça yaygındır. Bir işte yardıma ihtiyacı olan bir kişi, köyündeki insanları kendisine yardım etmeye çağırır. Onlar da bir araya gelerek yardım isteyen kişinin ihtiyaçlarının karşılamak için iş birliği yaparlar. Çoğu zaman bazen bu bir evin inşası da olabilir, hiçbir ücret ödenmeden iş tamamlanır.

Dolayısıyla Dürziler, Suveyda'daki Dürzilerin bu çetin sınavda ya da başka güçlüklerde dehşete düşseler de ahlaki, sosyal ve ailevi destek dışında herhangi bir müdahalede bulunmuyorlar. 

Talal Arslan'ın tutumu

1948 işgal altındaki Filistin topraklarındaki Dürzi İletişim Komitesi Başkanı Şeyh Ali el-Muaadi'ni Lübnan'da din adamları ve Dürzi şeyhlerden oluşan bir kalabalık eşliğinde karşılayan Suriye rejimini destekleyen Dürzi Demokrasi Partisi lideri Talal Arslan, burada yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Cebel el-Arab'taki kardeşlerimize sesleniyor ve onlara şunu söylüyorum:

'Kaosa dikkat edin. Kötü niyetli hainlerin mevcut şartlardan yararlanarak bizi şüpheli siyasi projelere sürüklemelerine izin vermeyin!'

Suveyda ve Cebel el-Arab, en kötü sosyal, ekonomik ve geçim sıkıntısı baskısına maruz kaldı.

Akıllı ve bilgece hareket edilmesi gerektiğini söyleyen Arslan, "Şüpheli bölücü projeleri reddediyoruz. Uzun zaman önce, 1921 yılında Cebel el-Arab'daki halkımıza Suriye'nin dört ülkeye bölünmesi teklif edilmişti. Sultan Paşa el-Atraş'ın başlattığı devrimle bölünme gerçekleşmedi ve Paşa'nın o meşhur 'Din Allah'ın, vatan herkesin' sloganı altında Suriye topraklarının birliği ilan edildi" diye konuştu.

Suriyeli yetkililerle ve Cebel el-Arab'taki Dürzi kardeşleriyle neredeyse her gün temas kurduğunu açıkça ifade eden Arslan, "Genel atmosfer, Suriye'nin devlet ve halk olarak maruz kaldığı adaletsizliğin bir sonucu olan geçim sıkıntısını kullanarak ortaya atılan tüm bölücü sloganları reddediyoruz. Suriye'nin tamamında ekonomik sıkıntı yaratan adaletsiz Caesar (Sezar) Yasası sözlerimin en büyük kanıtıdır" dedi.

Lübnan ve Suriye'deki Şeyh el-Akl (Dürzilerin ruhani liderliği) makamları arasındaki iletişim
Suriye'deki Dürzi mezhebinin ruhani lideri Şeyh Hikmet el-Hicri, salı günü Lübnan'daki Dürzi mezhebinin Ruhani lideri Şeyh Sami Ebi el-Muna başkanlığında düzenlenen Dürzi Mezhebi Konseyi'nde okunan yazılı açıklamasında, 'onuru için ayağa kalkan birinin, davasının hedeflerine ulaşmak için yardım kabul etmesinin utanç verici olduğunu' söyledi.

Baskı ve iyi bir yaşam için en temel haklardan mahrum bırakıldıkları için karşı ayaklanan Cebel el- Arap'taki kardeşlerini selamladığını söyleyen Şeyh Hicri, Dürzilerin, atalarının ve şeyhlerinin mirasını ve vatanlarının birliğini korumak adına Arap kimliklerine ve tarihlerine olan bağlılıklarına övgüde bulundu.

Independent Arabia, Şeyh Sami Ebi el-Muna'nın basın danışmanı Amir Zeyneddin'e Lübnan ve Suriye'deki Şeyh el-Akl makamları arasında nasıl bir iletişim olduğunu sordu.

Zeyneddin, soruya Şeyh Muna ve Şeyh Hicri, yoksulluğa, adaletsizliğe ve insana yakışır bir yaşamın olmadığı koşullara karşı başkaldıran Suveydalılarla dayanışma içinde olduklarını göstermek amacıyla arasında iletişim halinde oldukları yanıtını verdi.

Zeyneddin, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ekonomi ve hayat koşulları düzeyinde meşru ve adil haklarını elde etmek adına protesto gösterileri düzenleyen Suveyda halkının yanındayız.

Suvayda halkının, özellikle de 'şehitlerin' büyük fedakarlıklar yaptıklarını vurgulayan Zeyneddin, "Arap kimliklerini korumak için verdikleri mücadeleyi, kimliklerine olan bağlılıklarını ve bu topraklarda nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarını hatırlatıyoruz. Suveyda Dürzileri ne ayrılık ne de özerklik istiyor. Aksine, kendilerine eşit ve adil davranılması, haklarının ve yükümlülüklerinin verilmesi şartıyla Suriye devletine bağlılar" ifadelerini kullandı.

Zeyneddin, Lübnan'daki Dürzi cemaatinin Suveydalıları manevi olarak desteklediğini, maddi destekte bulunamadığını da sözlerine ekledi.

Müdahale Suveyda davasını zayıflatır

Gazeteci yazar Ali Hamade, Kemal Canbolat'ın oğlu Velid Canbolat'ın sadece Lübnan ve Suriye'de değil, tüm dünyadaki Dürziler arasında önemli bir yere sahip olduğunu ve kimsenin onun yerine geçemeyeceğini, ancak Canbolat'ın Suriyeli Dürzileri yalnızca manevi olarak desteleyip başka herhangi bir müdahalede bulunmadığını ve bulunmayacağını değerlendirdi.

Bunun nedeninin, böyle bir müdahalenin Suveyda halkının davasını zayıflatmak olacağını söyleyen Hamade, tıpkı 'Mekke yollarını en iyi Mekke halkı bilir' sözünde olduğu gibi onlar da kendi çıkarlarını, taleplerini ve hoşnutsuzluklarını ifade etme yollarını daha iyi biliyorlar. 

Hamade, "Peki Suveyda'daki protesto hareketi büyürse Lübnanlı Dürziler ayni ya da maddi yardımda bulunur mu?" sorusuna verdiği yanıtta Lübnanlı Dürzilerin fazla bir şey yapamayacağını ve bunun için imkanları olmadığını, Lübnan'ın içinde bulunduğu kötü ekonomik koşullar altında kendi geçimlerini zar zor karşılayabildiklerini söyledi. Hamade, ne Canbolat'ın ne de bir başkasının bunu yapmalarını istemediğini de kaydetti. 

Lübnan'daki Arap Tevhidi Partisi'nin Başkanı Venam Vahap, X (eski adı Twitter) hesabından yaptığı açıklamada, Suveyda halkı, aklın ve şeyhlerin sesine kulak vermesini ve protesto gösterilerinin istismar edilmesi girişimlerine karşı uyanık olmasını istedi. 

Gazeteci yazar Hamade, Suriye rejiminin müttefiklerinin Suveyda'da yaşananlara müdahale edip etmeyeceğiyle ilgili olarak ise şu değerlendirmede bulundu:

Lübnan'da Suriye rejimini destekleyenler ellerinden geldiğince rejimin çıkarlarına müdahale etmeye çalışabilirler. Ancak Cebel el-Arab'ın Dürzilerinin büyük bir kesimi rejimi desteklemiyor ve rejimin kanatları altından çıkmış gibiler. Suriyeli Dürziler aynı zamanda, kendilerini ayrılıkçı değil, Suriyeli olarak görüyorlar.

Beşşar Esad'ın Arap açılımıyla kendisine sunulan ve Suudi Arabistan açılımı sayesinde Arap Birliği (AL) üyeliğine geri dönmesini sağlayan altın fırsatı değerlendiremediğini düşünen Hamade, "Esed, önce Cidde Zirvesi'nde, ardından da Amman Zirvesi'nde kendisine belirlenen gündemi hayata geçirmek için bırakın küçük bir adım atmayı, parmağını bile kıpırdatmadı. Hatta tam ters yöne gitti ve Arap ülkelerinin açılım fırsatını boşa harcadı" şeklinde konuştu.

Independent Arabia - Independent Türkçe



İsim tartışmasının gölgesinde bir kentin tarihi: Ayn el-Arab mı Kobani mi?

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
TT

İsim tartışmasının gölgesinde bir kentin tarihi: Ayn el-Arab mı Kobani mi?

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yaşadığı Haseke’nin kuzeyine, ardından Halep’in kuzeydoğusunda Türkiye sınırına yakın konumdaki Ayn el-Arab (Kobani) bölgesine doğru çekilmesiyle birlikte gözler bu bölgeye çevrildi. Kürt güçlerinin diğer bölgelerinden fiilen izole kalan Ayn el-Arab çevresinde, Suriye ordusunun kentin eteklerine kadar ilerlemesi ve ateşkesin ihlal edildiğine dair karşılıklı suçlamalar gündemde. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin “Kürt bölgeleri kırmızı çizgidir” açıklaması da bu gerilimi daha görünür kıldı.

Kaynaklara göre Ayn el-Arab (Kobani), görece yeni bir yerleşim olup kuruluşu 20. yüzyılın başlarında Osmanlı topraklarında Alman bir şirket tarafından yürütülen Bağdat Demiryolu Projesi ile bağlantılıdır. Proje, Berlin’i Bağdat’a bağlamayı amaçlayan ve İstanbul’dan başlayarak Anadolu, Kuzey Suriye ve Irak üzerinden uzanan bir demiryolu hattını öngörüyordu.

İngiliz arkeolog Leonard Woolley, 20. yüzyılın başlarında bugünkü Ayn el-Arab ve çevresini ziyaret etmiş; bölgeyi, yarı göçebe yarı yerleşik yaşam süren Kürt aşiretlerinin yaşadığı, vadiler arasında dağılmış küçük köylerin bulunduğu bir alan olarak tanımlamıştı. Woolley ayrıca, Fırat Nehri’ne doğru batı kesimlerde bazı Arap aşiretlerinin de yaşadığını aktarmıştı.

Ayn el-Arab (Kobani), Kürtler açısından özel bir öneme sahip. Kent, PKK’nın önemli merkezlerinden biri olarak da görülüyor. PKK’nin kurucusu Abdullah Öcalan’ın 1979’da kenti ziyareti, özellikle 1925’te siyasi nedenlerle Türkiye’den göç etmiş Kürtlerin oluşturduğu aşiret yapısında ciddi toplumsal dönüşümlere yol açtı.

zscdfgrt
SDG destekçilerine ait; SDG bayrağı ile Türkiye’de tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yer aldığı bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Kent, Suriye’de 2011’de başlayan protestoların ardından, 19 Temmuz 2012’de Esad yönetiminin çekildiği ilk bölgelerden biri oldu. Daha sonra PKK’nin Suriye kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) kontrolü ele geçirdi. 2014 başında, DEAŞ’ın  kente bağlı onlarca köyü ele geçirmesi ve binlerce Kürdün Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmasına yol açan saldırıların ardından, bölge “özerk yönetim” ilan edildi. Bu süreçte Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG), DEAŞ’e  karşı direnişiyle öne çıktı.

Ayn el-Arab’ın kuruluşu, Osmanlı döneminde 1912 yılında Bağdat Demiryolu’nun inşasıyla doğrudan ilişkilidir. Demiryolu hattı üzerindeki bir istasyon etrafında gelişen kent, Kürt çoğunluğun yanı sıra Arap, Ermeni ve Türkmen azınlıklara da ev sahipliği yaptı.

Suriye-Türkiye sınırlarının çizilmesiyle bölge ikiye ayrıldı. Suriye tarafındaki kesime, Osmanlı dönemindeki adından esinle “Arap Pınarı” (Ayn el-Arab) adı verildi. Türkiye tarafındaki yerleşim ise idari binaların bulunması nedeniyle “Mürşitpınar” olarak adlandırıldı. Suriye tarafındaki Arap Pınarı, 1915 olayları sırasında Ermeniler için de bir sığınak oldu.

Kentin eski adı olan “Ayn el-Arab”, Osmanlıca “Arab Pınar” ifadesinden geliyor ve bölgeden geçen Arap bedevi çobanların hayvanlarını suladığı su kaynağına atıfta bulunuyor.

“Kobani” adı ise Alman şirketinin adı olan Company/Kompanie kelimesinin yerel telaffuzundan türedi; demiryolu istasyonu ve şirketin geçici merkezinin bulunduğu alan bu adla anılmaya başlandı.

Kent adı, Kürt nüfus ile Suriye devleti arasında uzun yıllar boyunca tartışma konusu oldu. Baas yönetiminin onlarca yıl süren Kürt karşıtı politikaları; Kürt kimliğinin, dilinin ve kültürel unsurlarının yasaklanması ve yüz binlerce Kürdün vatandaşlıktan çıkarılması bu gerilimi daha da derinleştirdi.

fvghyj
SDG mensubu savaşçılar, 23 Ocak 2026’da Ayn el-Arab – Kobani’ye ulaşırken (AFP)

Ayn el-Arab (Kobani), uzun yıllar boyunca ihmal ve hizmet yoksunluğuyla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen bölgede Kürt haklarını savunan siyasi partiler ve hareketler ortaya çıktı. SDG’nin  verilerine göre yaklaşık 440 köyü kapsayan Ayn el-Arab bölgesinde 300 bini aşkın kişi yaşıyor; nüfusun büyük çoğunluğunu Sünni Kürtler oluşturuyor. Bölge, Haseke ve Kamışlı ile birlikte Suriye’nin başlıca Kürt yerleşim alanlarından biri olmayı sürdürüyor.


Kaynaklar: Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kamışlı Havalimanı’ndan çekilmeye başladı

Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
TT

Kaynaklar: Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kamışlı Havalimanı’ndan çekilmeye başladı

Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)

Suriyeli kaynaklar, Rusya’nın Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Kamışlı Havalimanı’ndaki askeri varlığını sonlandırma yönünde adımlar attığını söyledi. Çekilmenin, Şam yönetiminin Kürt güçlerin kontrolündeki bölgelerde yeniden hâkimiyet kurma çabalarıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

Rusya, 2019’dan bu yana Kamışlı Havalimanı’nda sınırlı sayıda asker konuşlandırıyor. Bu varlık, Moskova’nın Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Hmeymim Hava Üssü ve Tartus’taki deniz tesisleriyle kıyaslandığında oldukça sınırlı düzeyde bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Rusya’nın ana askeri varlığını bu iki üsse yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti.

dfrgt
Kamışlı Havalimanı’nda Rus uçakları (Arşiv – X/Twitter)

Şam’a bağlı güçler, Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki geniş alanlarda Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) geri püskürttü. Taraflar arasında yürürlükte olan kırılgan ateşkes, cumartesi günü 15 gün süreyle uzatıldı.

Kaynaklar, Rus birliklerinin geçen hafta Kamışlı Havalimanı’ndan kademeli olarak çekilmeye başladığını belirtti. Hmeymim’de konuşlu Rus hava üssünde görev yapan bir kaynak, askerlerin bir bölümünün Suriye’nin batısına kaydırılacağını, bir kısmının ise Rusya’ya döneceğini söyledi.

Suriye’nin batı kıyısında görev yapan bir güvenlik kaynağı da, Rus askeri araçları ve ağır silahların son iki gün içinde Kamışlı’dan Hmeymim’e nakledildiğini aktardı.

frg
SDG’ye bağlı güçler, Suriye’nin kuzeydoğusunda Haseke bölgesine çekilmeyi tamamladı (Reuters)

Rusya Savunma Bakanlığı konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmadı. Rus gazetesi Kommersant, geçen hafta kimliği açıklanmayan Suriyeli bir kaynağa dayandırdığı haberinde, SDG güçlerin bölgeden tamamen çıkarılmasının ardından Şam yönetiminin Rusya’dan Kamışlı’daki askeri varlığını sonlandırmasını isteyebileceğini, zira bu varlığın artık gerekli görülmediğini yazdı.

Reuters muhabiri, pazartesi günü Kamışlı Havalimanı’nda Rus bayraklarının hâlâ dalgalandığını ve pistte Rus işaretleri taşıyan iki uçağın bulunduğunu bildirdi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanlarından Anton Mardasov, 23 Ocak’ta Meduza’ya yaptığı değerlendirmede, bölgesel rekabetin artması ve Şam yönetiminin SDG  üzerindeki baskısının yoğunlaşmasıyla birlikte Moskova’nın arabulucu rolü üstlenmesinin giderek zorlaştığını, bu nedenle Rus askeri varlığının zaman içinde tamamen sona ermesinin “mantıklı” olduğunu ifade etti.

Son dönemde Kamışlı Havalimanı’ndaki Rus faaliyetlerinin kademeli olarak azaldığına dair haberler artmıştı. Rusya, havalimanını 2019’da kullanmaya başlamış, Suriye’deki yönetim değişikliğinin ardından da buradaki varlığını sürdürmüş, hatta Suriye medyasına göre 2025 yazında askeri mevcudiyetini artırmıştı.

Ancak Suriye televizyonu, ocak ayında uydu görüntülerine dayanarak Rusya’nın Kamışlı’daki bazı askeri teçhizatını, gerekçesi açıklanmaksızın kısmen geri çektiğini bildirmişti. Uzmanlara göre Beşşar Esad’ın iktidardan düşmesinin ardından üs fiilen askeri önemini yitirdi. Moskova’nın da Washington’un da SDG’yi ve bölgedeki petrol sahalarını korumaya yönelik bir politika izlemediği; Kamışlı’nın, Hmeymim ve Tartus’un aksine, başka cepheler için lojistik merkez olarak kullanılmadığı ve öneminin DEAŞ’e karşı yürütülen operasyonlar sırasında zirve yaptığı belirtiliyor.

Rusya, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın yakın müttefiki olmasına rağmen, yaklaşık 14 ay önce göreve gelen Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile ilişkilerini sürdürdü. Şara’nın geçen yıl Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Şam ile Moskova arasında daha önce imzalanan tüm anlaşmalara bağlı kalacağını ilettiği kaydedildi.


Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
TT

Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi

Suriye’de “geçiş dönemi adaleti”nin uygulanmasında bir araç olarak görülen siyasi tasfiye (siyasal yasaklama) talepleri etrafındaki tartışmalar, devrik rejimin önde gelen güvenlik yetkililerinden birinin kızının Şam’daki Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıya katıldığının ortaya çıkmasıyla yeniden alevlendi. Sert eleştirilerin ardından bakanlık, bir “karışıklık” yaşandığını belirterek kamuoyundan özür diledi ve devrik rejimin sembolleriyle bağlantılı herhangi bir kişinin bakanlık binasında bulunmasını kesin olarak reddettiğini açıkladı. Bakanlık, geçiş dönemi adaleti ile sosyal adaletin çalışma anlayışının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıdan sızdırılan fotoğrafta, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’na (WFP) bağlı programlardan birinin yöneticisi sıfatıyla Dima Şevket’in toplantıya katıldığı görüldü. Bu durum, Dima Şevket’in devrik rejimin en önde gelen güvenlik yetkililerinden, eski Savunma Bakan Yardımcısı Asıf Şevket’in ilk evliliğinden olan kızı olması nedeniyle geniş çaplı tepkiye yol açtı. Asıf Şevket, aynı zamanda Esad ailesiyle akrabalık bağı bulunan ve Hafız Esad’ın kızı Bușra Esad ile evli bir isimdi.

sdfgthy
Eski güvenlik yetkilisi ve Beşşar Esad’ın kız kardeşinin eşi olan Asıf Şevket, 2012 yılında Şam’da Kriz Hücresi’ne yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti (Zaman el-Vasl)

Yaklaşık bir hafta süren tartışmaların ardından Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, pazar akşamı yaptığı açıklamada yaşanan “karışıklıktan” dolayı özür diledi. Bakanlık, söz konusu kişinin kimliği hakkında önceden ya da sonradan herhangi bir bilgiye sahip olmadığını, kendisiyle resmi ya da gayriresmi hiçbir temas kurulmadığını ve herhangi bir sıfatla görevlendirilmediğini bildirdi.

Açıklamada, özellikle uluslararası ve BM’ye bağlı kuruluşları temsil eden kişilerin kimlik ve temsil sıfatlarının doğrulanmasının bakanlığın yetki alanına girmediği ifade edildi. Bakanlık ayrıca, uluslararası kuruluşlarla ilişkilerde yeni bir mekanizma benimsendiğini ve devrik rejime mensup olduğu değerlendirilen kişilerin kurumlarına kabul edilmeyeceğine dair resmi bir bildirim gönderildiğini duyurdu. Geçiş dönemi adaleti ve sosyal adaletin, bakanlığın izlediği çizginin temel unsurları olduğu tekrarlandı.

sdfrg
Suriyeli iş insanı Muhammed Hamşo (Arşiv)

Son dönemde, devrik rejimle bağlantılı isimlerin Suriye’de kamusal alanda yeniden görünür hâle gelmesi dikkat çekiyor. Bunlar arasında, Mahir ve Beşşar Esad ile yakın ilişkileriyle bilinen ve uzlaşma süreçlerinden geçen iş insanı Muhammed Hamşo, ya da rejime bağlı milis gruplarından birinin liderliğini yapmış Fadi Sakar gibi isimler yer alıyor. Bu kişilerin ya da çocuklarının kamusal alandaki varlığı, özellikle Esad rejiminin kurbanları ve yakınları açısından ciddi bir provokasyon olarak görülüyor ve geçiş dönemi adaletinin uygulanmasındaki gecikmeler nedeniyle istikrarı tehdit edebilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

sdfrg
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nın açıklaması

Bu bağlamda, “Suriye Diyaloğu” Merkezi tarafından yayımlanan ve beşerî bilimler alanında uzman araştırmacı Nurs el-Abdullah imzasını taşıyan bir çalışmada, “kamusal hayatın korunması amacıyla Suriye’de siyasi tasfiyeyi düzenleyen açık ve net bir yasanın” çıkarılması çağrısı yapıldı.

El-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi tasfiyenin amacının, eski rejime bağlı unsurların belirli bir süre için siyasi süreçten ve kamu yönetiminden uzak tutulması olduğunu, bunun mağdurlar için asgari düzeyde adaletin sağlanmasına katkı sunacağını belirtti. Ancak ağır ihlallerin yargı kararıyla sabit olması hâlinde bunun zaten cezai yaptırımlara konu olacağını, siyasi tasfiyenin daha çok bu kapsama girmeyen kişilerle ilgili olduğunu vurguladı.

Araştırmacı, “cezanın şahsiliği” ilkesinin önemine dikkat çekerek, belirli bir sorumluluk düzeyinde yer almamış ya da halk aleyhine işlenen suçlara destek vermemiş kişilerin tasfiye kapsamına alınmasının intikamcı bir yaklaşıma yol açabileceği uyarısında bulundu. Buna karşın, yolsuzlukların dolaylı failleri de dâhil olmak üzere etkilerinin mutlaka izlenmesi gerektiğini söyledi.

dfrgt
Subay Abdülfettah eş-Şeyh (Facebook hesabı)

El-Abdullah ayrıca, eski rejimle bağlantılı bazı kişilerin uluslararası kuruluşlar aracılığıyla yeniden dolaşıma sokulabileceği uyarısında bulundu. Daha önce yapılan çalışmaların, rejime bağlı aktörlerin bu kuruluşlara baskı ve şantaj uyguladığını ortaya koyduğunu hatırlatan El-Abdullah, ABD Kongresi’nin 2024’te kabul ettiği Esad rejimiyle normalleşmeye karşı yasada bu konuya özel bir maddenin yer aldığını belirtti. Ona göre Suriye hükümeti, net bir yasa çıkarılıncaya kadar takdir yetkisini kullanarak mevcut karmaşayı kısmen giderebilir.

Öte yandan siyasi tasfiyenin uygulanması, Suriye’nin bazı bölgelerinde daha karmaşık ve hassas bir boyut taşıyor. Savunma Bakanlığı’nda görevli subay Abdülfettah eş-Şeyh, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Cezire bölgesinde yürütülen askeri operasyonlara katılan isimlerden biri olarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çalışmış alt düzey unsurların takibata uğramasına karşın, lider kadrolara müsamaha gösterildiği gerekçesiyle istifa ettiğini açıkladı. Şeyh, bu kişilerin orduyla “koordinasyon” içinde olduklarının iddia edildiğini belirtti.

Nurs el-Abdullah’a göre Cezire bölgesinde sosyal yapının belirleyici bir rolü bulunuyor ve SDG’nin kontrolündeki özel durum nedeniyle siyasi tasfiyeden söz etmek, bu yapıların devletle entegrasyonunu öngören 10 Mart ve 18 Ocak tarihli anlaşmalar ışığında ilkesel olarak mümkün görünmüyor.

Araştırmacı, siyasi tasfiyenin diğer geçiş dönemi adaleti mekanizmaları gibi son derece hassas ve karmaşık olduğunu, uygulanma biçiminin siyasal dönüşümün niteliğine ve eski rejimin ağ yapısına bağlı olduğunu ifade etti. Tasfiyenin, siyasi intikam ya da keyfî dışlama aracına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

cdfvghyju
Geçen kasım ayında Suriye’de geçiş dönemi adalet sürecinin etkinleştirilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı’nda düzenlenen istişari toplantı; Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Kurumu Başkanı Abdülbasıt Abdüllatif’in katılımıyla (SANA)

El-Abdullah, tasfiyenin aşırı, rastgele ya da intikamcı şekilde uygulanmasının Irak’taki Baas’tan arındırma sürecine benzer bir tablo yaratabileceği, bunun da derin toplumsal yarılmalara ve ciddi istikrarsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, tasfiyenin hiç uygulanmaması ya da siyasi pazarlıklara kurban edilmesinin de mağdurların yeni kurumlara olan güvenini zayıflatacağını söyledi.

Farklı bir bakış açısıyla konuşan aktivist ve siyasetçi Muhammed Salih ise siyasi yasaklamanın Suriye siyasetinde yeni bir boşluk ve çoraklaşma yaratabileceğini savundu. Salih’e göre esas çözüm, mevcut Suriye yasaları çerçevesinde herkesin yargıya sevk edilmesi ve bir kişinin siyasi faaliyette bulunup bulunamayacağına bağımsız mahkemelerin karar vermesi.

Salih, siyasi tasfiyenin iktidar tarafından uygulanmasının siyasete yönelik en büyük tehdit olduğunu belirterek, nihai kararın halka ait olması gerektiğini ifade etti. Halkın yanlış tercihler yapabileceğini, Almanya örneğinde olduğu gibi Hitler’in iktidara gelmesinin de bunun bir sonucu olduğunu söyleyen Salih, buna rağmen siyasi özgürlüklerin korunmasının, kararın dar bir kadronun eline bırakılmasından çok daha doğru olduğunu dile getirdi.