Allavi’den Şarku’l Avsat’a: ABD, İran’la birlikte Irak'ı harabeye çevirdi… Biden yanar döner bir karaktere sahip, yalancı ve ikiyüzlü biri

Allavi, Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı. (3)

TT

Allavi’den Şarku’l Avsat’a: ABD, İran’la birlikte Irak'ı harabeye çevirdi… Biden yanar döner bir karaktere sahip, yalancı ve ikiyüzlü biri

Allavi’den Şarku’l Avsat’a: ABD, İran’la birlikte Irak'ı harabeye çevirdi… Biden yanar döner bir karaktere sahip, yalancı ve ikiyüzlü biri

Arap ülkeleri, ABD’nin Irak’ı işgali karşısında şoke olmuş, endişelenmiş ve işgali desteklemekle suçlanmamak için Irak’ta olan bitenden uzak durmayı seçmişti. İran, Arap ülkelerinin bu yokluğundan yararlanarak Irak'ta Batı yanlısı bir rejimin kurulmasını engellemek için büyük bir süreç başlattı. İşgali kolaylaştırdı ama ABD’nin ‘yeni demokratik Irak’ diye adlandırdığı oluşumu inşa etmek için koz olarak kullandığı istikrarı hızla bozdu. İran, ABD’nin aldığı Irak ordusunun lağvedilmesi, Baas Partisi’nin dağıtılması ve devletin parçalanması gibi tehlikeli kararların ardından Irak'ı sıfırdan yeniden inşa edebileceği yanılsamasından da yararlandı.

Bir keresinde Tahran gezisinden dönen dönemin Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’ye İran'ın ABD’den tam olarak ne istediğini sordum. Talabani, İran’ın Afganistan’dan Lübnan’a kadar tüm konularda ABD ile müzakereye hazır olduğunu düşündüğünü belirterek şunları söyledi:

İran, pastadan pay istediğini söylemese de ABD ile ilişkilerin normalleşmesini, düşmanlığın ve ambargonun sona ermesini ve ABD’de dondurulan fonları üzerindeki blokajın kaldırılmasını istediğini söylüyor. Afganistan'da ABD’ye yardım ettiğini ama ceza-yı sinimmara (iyiliğe karşı ödül vermek yerine, kötülükle cezalandırılmasını ifade eden bir deyim ç.n.) uğradığını düşünüyor. (Dönemin) İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki bir keresinde bana bu evde (Talabani’nin evi), o zamanlar ABD’nin Bağdat büyükelçisi olan Zalmay Halilzad'a atıfla ‘Arkadaşınıza sorun bakalım ABD’liler bizden ne istiyormuş? Irak'ın Saddam'dan kurtarılmasını destekledik, Irak Yönetim Konseyi’ni ve yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesini destekledik. ABD tarafından Irak'ta oluşturulan bu yeni durumu destekledik. ABD’lilerin bizim desteklemediğimiz hiçbir şeyi olmadı. O halde arkadaşınıza sorun bakalım ‘Bizden daha ne istiyorlarmış?’ demişti. Bu sözleri Halilzad'a ilettiğimde bana, ‘Irak'ta istikrarın ve güvenliğin sağlanmasını istiyoruz’ dedi.

xz
2007 yılının mayıs ayında Bağdat’ta, Maliki’nin başkanlığında düzenlenen ABD-İran toplantısı (Getty Images)

Talabani, sözlerini şöyle sürdürdü:

Halilzad ile Muttaki'yi bir araya getirmeye çalıştık ama başaramadık. Başta anlaştılar, ardından (dönemin ABD Dışişleri Bakanı) Condoleezza Rice, ABD Senatosu’na giderek gizlice yapılması gereken görüşmeden bahsetti ama daha sonra İran tarafı vazgeçti. Hasılı İran, mevcut sorunları çözmek ve ABD ile iyi ilişkiler kurmak istiyor.

Talabani, Allavi'den daha pragmatik biriydi. Washington'la ilişkilere sahip olmanın yeterli olmadığını, Tahran'la da arayı iyi tutmak gerektiğinin erkenden farkına varmıştı.

 

İran, 2007 yılında çok önemli bir mesaj verdi. ‘Büyük Şeytan’ ABD’nin işgal ettiği Irak'ta, dönemin İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın uçağı Bağdat Uluslararası Havaalanı’na indi. Onu karşılayan heyetin başında dönemin Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari vardı. ABD, Ahmedinejad'ın Irak’ı ziyaretine itiraz etmedi, aksine bundan memnun oldu. ABD askerlerinin konuşlu olduğu kontrol noktalarına Ahmedinejad’ın konvoyunun geçişine izin vermeleri talimatı verildi. Konvoy, bir kontrol noktasında durduruldu. Ancak kısa sürede ABD askerlerinin sadece fotoğraf çektirmek istediği anlaşıldı. Fakat Iraklı yetkililer, Ahmedinejad'dan arabasından inmemesini talep ettiler.

der
Felluce'de savaşan bir ABD askeri, Kasım 2004 (Getty Images)

Ahmedinejad'ın Irak ziyareti, ABD ordusunun bir gün Irak’tan ayrılacağı, ancak İran'ın Irak'a yakın olan coğrafyası gereği Irak'ta kalacağı mesajını veriyordu. Bu, özellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD askerlerinin postallarıyla çiğnenen Irak topraklarını istikrarsızlaştırmaya başlamasıyla anlaşılmıştı.

Zebari’ye bir gün kayda değer bir tavsiyede bulunuldu. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek Irak Dışişleri Bakanı Zebari’yi kabul etmiş ve görüşmede ABD’lilere de değinmişti. Mübarek, ABD’liler hakkında söylediği ‘Onların dinleri yoktur. Tanrıları yoktur. Güvenmezler. Arkadaşlarını bozuk para gibi harcarlar’ sözleri Zebari’yi şaşırtmıştı. Mısır Cumhurbaşkanı, dönemin Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'i örnek verdi. Ancak Mübarek, ABD’nin kadehinden Müşerref'in içtiğinden daha acı bir zehir içti.

Şarku’l Avsat’a özel çarpıcı açıklamalarda bulunan İyad Allavi, ABD’nin adamı değildi. ABD’nin yeni Irak’ı kendi beğenilerine göre tasarlamaya hakkı olmadığına inanıyordu. ABD’li bazı yetkililerle yaptığı görüşmeler verimsiz geçti. Tahran'la da ortak bir dil oluşturamadı. İran’ın şartlarını ve yaklaşımını kabul etmiyordu.

Irak’ta 7 Mart 2010 tarihinde genel seçimler yapıldı. İyad Allavi liderliğindeki Irakiye Koalisyonu 91 sandalye kazanırken, Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu 89 sandalye kazandı. Irak Anayasası’na göre bu tabloda hükümeti kurma görevinin Allavi'ye verilmesi gerekiyordu. Ancak Maliki, seçimlerden sonra Meclis'te en büyük bloku oluşturmuş ve Irak Federal Yüksek Mahkemesi'ne başvurarak kendi görüşünü tasdik ettirmişti. Bunun üzerine yaklaşık dokuz ay süren ve Maliki lehine sonuçlanan büyük bir siyasi kriz patlak verdi.

Allavi'ye hükümeti kurmasına kimlerin engel olduğunu sordum. Bundan sonrasını onun anlatımına bırakıyorum:

“Yaşadığımız mağduriyetlere rağmen seçimlerden zaferle çıktık.‘Baasçıları devletin eklemlerinden temizleme’ bahanesiyle 500 kişi hakkında işlem yapıldı. Bu kişiler arasında bazı adaylarımız da vardı. Dokuz kişiye suikast düzenlediler. Destekçilerimizin oy vermesini engellemek için tüm bölgeleri kapattılar ama biz onların üç sandalye önündeydik. Aslında olanlar karşısında ben de şaşırmıştım. ABD’nin ve İran’ın tutumunun bu noktaya gelmesini beklemiyordum. ABD ve İran, hükümeti kurmamı engelledi. Bunun için birlikte çalıştılar. O dönemde ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ayda yaklaşık üç kez Bağdat'ı ziyaret ediyordu. Maliki lehine geri çekilmememden endişe ediyordu. Biden bana cumhurbaşkanlığı görevini teklif etti. Ona, halkın bizi hükümeti kurmamız için seçtiğini, bu durumda nasıl olup da sembolik bir makam olan cumhurbaşkanlığını kabul edebileceğimi sordum. Biden, teklifini bir kez daha yineleyerek, ‘Cumhurbaşkanı olmayı kabul edersen seçim kampanyanı yöneteceğim’ dedi. Bunun üzerine ona, ‘Benim seçim kampanyasına ihtiyacım yok. Irak halkı benim için seçim kampanyası yaptı ve başbakan seçildim’ dedim. Biden, Sünni temsilcilere dönüp, ‘Bakan olamayacaksınız’ dedi. Onlar da ‘Biz bakanlık istemiyoruz. Allavi mezhepçi biri olmadığından bizim için onun başbakan olması yeter’ dediler. Biden, Maliki lehine geri çekilmem yönündeki talebini tekrarladı, ben de ona, ‘Vallahi eğer benim başbakan olmama izin vermezseniz, terörizm daha da yayılacak. Mezhepçilik kalplere yerleşecek, rejime ve demokrasiye karşı nefret artacak’ dedim.

adsfve
Allavi ve Maliki’nin 2010 yılında Bağdat'ta bir araya geldikleri görüşmeden bir kare (Getty Images)

O dönemde Maskat'ta ABD ile İran müzakereleri yapılıyordu. Müzakerelerde ABD heyetine Obama dönemi Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Ben Rhodes başkanlık ediyordu. İran tarafı, İyad Allavi'nin başbakan olması halinde İran'ın müzakereleri durduracağını ve Irak'ta sorun çıkaracağını belirterek, ABD tarafını tehdit etti. Ben Rhodes daha sonra ‘The World as It Is’ (Olduğu Gibi Dünya) adlı kitabında bunu yazdı. Kitapta İran’ın ABD’yi nasıl tehdit ettiğini anlattı ve Biden'ı İran'ın baskısıyla seçimleri Allavi'den alıp Maliki'ye vermekle suçladı..

Biden'la en az 20 kez görüşmüşümdür. Onu, Senato Dış İlişkiler Komitesi'nin başında olduğu zamandan beri tanıyorum. Yanar döner bir karaktere sahip, yalancı ve ikiyüzlüdür.”

- Yani ABD’nin Irak'ı harabeye çevirdiğini söylüyorsunuz, doğru mu?

- Evet. ABD, Irak'ı mahvetti.

- Bunu yaparken ortakları var mıydı?

- Evet vardı, İran. Irak ordusunun lağvedilmesinden Haşdi Şabi’nin kurulmasına, silahlı milislere ve terörizme, demokrasinin ölümüne ve siyasi mezhepçiliğin yayılmasına kadar her alanda ortaktılar.

- İran'ı açıktan ziyaret etmediğinizi biliyoruz, fakat hiç gizlice ziyaret ettiniz mi?

- İran'ı hayatım boyunca hiç ziyaret etmedim.

- İran ABD'nin Irak’ı işgal etmesini kolaylaştırdı mı?

- Bunu çok daha kolay hale getirdi. Yönetim Konseyinin kurulmasını kabul etti ve itiraz etmedi.

- İran neden bu kadar karşınızda durdu?

Çünkü ben siyasal İslamcı değilim. Daha sonra Saddam Hüseyin'le aramda olanlar ve beni Baas Partisi’nden tamamen uzaklaştıran; 1975 yılında İran'la Şattu'l-Arab konusunda yaptığı anlaşmada verdiği büyük tavizler meselesi gibi nedenler de var. O yıl müzakereler sırasında Irak Dışişleri Bakanı Şazel Taka ile görüştüm. Bana Saddam'ın müzakereler sırasında İranlılara geri çekilmeleri, yani taviz vermeleri’ mesajı verdiğini söyledi. Bu tutum, Irak'a büyük zarar verdi. İranlılar benim tutumumu biliyorlardı. Daha sonra ben başbakanlığı devraldığımda İran 120 milyar dolar tazminat istedi. Onlara, hangi tazminattan bahsettiklerini sordum. Onlar da ‘Sizden 1982'den 1988'e kadar süren Irak-İran savaşında ateşkesi reddettiğiniz için 200 milyar dolar istiyoruz’ dediler.

‘Ben General Kasım Süleymani’yim’

Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinin ardından Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani Irak sahnesinde önemli bir aktör haline geldi. Rolü, ABD ordusunu ve ABD’nin prestijini tüketmekle kalmayıp başbakanların seçilmesine, hükümetlerin kurulmasına ve yolların belirlenmesine kadar uzanıyordu. Süleymani bu rolü Lübnan'da, Suriye'de, Yemen'de de oynadı.

Allavi, Süleymani ile olan ilişkisi hakkındaki soruma verdiği yanıtta şunları söyledi:

“General Süleymani ile (daha sonra başbakan olan) Adil Abdulmehdi'nin evinde buluştum. Adil beni yemeğe davet etmişti ama yemekte kimlerin olacağını söylememişti. Ziyaretçilerim vardı. Bana, onları da yanımda götürmemi söyleyerek, ‘Benim evim senin evindir’ dedi. Gittik. Yarım saat sonra iki adam geldi. Bunlardan birinin saçları beyaz, diğerinin saçları siyahtı. İlki yanıma yaklaştı ve ‘Ben General Kasım Süleymani’yim’ dedi. Süleymani, görüşme sırasında bana, ‘Biz her zaman size karşı çalıştık’ dedi. Ben de ona, ‘Ve ben de her zaman sana karşıydım’ dedim. Sonra, ‘Neden bize karşı hareket ettiniz? Uluslararası iradeyi hiçe sayarak sizi Şarm eş-Şeyh toplantısına davet ettim. Bütün alanları size açtım. Halkın Mücahidleri Örgütü’nün (HMÖ) faaliyetlerini durdurduk ve ellerindeki ağır silahları aldık. Irak'ın komşularının durumunun iyileştirilmesi temelinde size en güçlü ekonomik heyeti gönderdim. Neden böyle oldu?’ diye sordum. Bana, ‘Bir hata yaptık ve şimdi büyük bir liderin huzurundayım’ dedi. Ben de ona, ‘Ben ne büyük bir liderim ne de bir karpuzum. Irak'ın iç işlerine karışmazsanız işler normale döner’ dedim.

Bir yıl sonra, özellikle 2018 yılındaki seçimlerden sonra, (Süleymani ile birlikte Bağdat Uluslararası Havaalanı yakınlarında öldürülen) Ebu Mehdi el-Mühendis beni telefonla arayarak, ‘Seninle konuşmak isteyen bir arkadaşın var’ dedi. Arkadaşının kim olduğunu sormama fırsat vermeden telefonu bu kişiye verdi. Süleymani’ydi. Bana, ‘Sana gelmek istiyoruz’ dedi. Ramazan ayında olduğumuzu ve iftara davet edildiğimi söyledim. Bana ne zaman döneceğimi sordu, ben de saat birde dedim. Bunun üzerine ‘Saat bir buçukta orada olacağız’ dedi. Tam söyledikleri saatte geldiler. Süleymani, Ebu Mehdi el-Mühendis ve Lübnanlı biri, Muhammed Kevserani adlı bir Hizbullah yetkilisi. Hatırladığım kadarıyla aralarında Milletvekili Kazım eş-Şammari ve Ekram Zengene’nin de bulunduğu dört arkadaşım yanımdaydı. Süleymani,‘Neden Şiileri iftara davet etmiyorsunuz?’ diye sordu. Ben de ona ‘Oruç tutmuyorum ki, onları nasıl iftara davet edeyim? dedim. O da, ‘Sorun değil, onları davet edin, biz de Şii hareketine liderlik etmenize yardımcı olalım’ dedi.

Söyledikleri karşısında şaşırmıştım. Ona şu hikayeyi anlattım: 

‘Seçimlere katılmak isteğimi açıkladığımda bir gün Abdulaziz el-Hekim (Allah rahmet etsin) yanıma gelip kendisini Ayetullah es-Sistani'nin gönderdiğini söyledi ve ‘Neden Şii listesine katılmıyorsunuz?’ diye sordu. Ona ‘Nasıl olacak o iş?’ diye karşılık verdim. Bana ‘(Listenin) üçte biri sizin, üçte biri bizim, üçüncüsü de diğer Şiilerin’ dedi. Ona, ‘Biz senle aynı yolun yolcusu değiliz. Nedir bu? Şii, Sünni ve Hıristiyan mı?’ diye yanıt verdim. Sonra Hekim, bana Sistani’nin iş birliği yaparsak başbakan olmamı garantileyeceklerini söylediğini bildirdi. Bunun üzerine ‘Irak'ta mezhep güdümlü bir hükümetin başına geçmeyi kabul edeceğimi sana kim söyledi? Kabul etmiyorum’ dedim.’

Bunun üzerine Süleymani, ‘Şiilere karşı mısın?’ diye sordu. Ben de ona ‘Hayır, ben bir Şiiyim ama Şiilerin siyasal İslamcı akımına bağlı değilim. Bu tür akımlar bana uzak. Milliyetçi, kavimci ve Arapçı bir partide yetiştim. Bende bunlar yok’ diye cevap verdim. Bunu orada hazır bulunanların önünde söyledim.”

Putin: Neden İran'a gitmiyorsunuz?

Allavi'den kendisine kimlerin İran'ı ziyaret etmesi için tavsiyelerde bulunduğunu sordum. Bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

“2010 yılının temmuz ayında Moskova'yı ziyaret ettim. Ancak herhangi bir resmi statüm yoktu. Devlet Başkanı Vladimir Putin beni Kremlin'de sadece tercümanın katıldığı bir akşam yemeğine davet etti. Yemekte bana neden İran'a gitmediğimi sordu. Ona, ‘Rusya Devlet Başkanı olmak için mesela Finlandiya’ya gider misiniz? diye karşılık verdim. ‘Hayır’ dedi. O halde ‘Neden İran'a gidip onlardan olmamı istiyorsunuz? Ben başbakanlığı da cumhurbaşkanlığını da istemiyorum. Ben Irak halkının ve Arap milletinin hizmetkarıyım ve onlara hizmet etmekten onur duyuyorum. Bu görevler için İran'a ya da başkalarına yalvaracak değilim’ dedim. Bana ‘Onlara kendi danışmanımı göndermemin bir sakıncası var mı?’ diye sordu. Ben de ‘Hayır, onlarla burada, Mısır'da ya da Irak’ta olması şartıyla görüşebilirim ama İran'a gitmem’ dedim.

Putin, bana başbakan olmanın benim hakkım olduğunu söyledi, ancak bu konuda birtakım zorlukların olduğunu da ima etti. (Dönemin ABD Dışişleri Bakanı) Hillary Clinton'ın kendisine benim başbakan olmaya hakkım olduğunu, ancak olmayacağımı söylediğini aktardı.

Clinton’a bunun nedenini sorduğunda Temsilciler Meclisi’nde güven oyu alamayacağımı söylemiş. Bunun üzerine ‘Denesin, eğer başaramazsa cumhurbaşkanı hükümeti kurması için başkasını görevlendirir’ demiş. Ancak İran, başbakan olmamı engellemekte kararlıydı.

syhu
2017 yılında Musul'un batısında DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Haşdi Şabi üyeleri (Getty Images)

Putin iyi, önemli ve bilgili bir insan. Ben Rusya'nın ahlakının ABD’den çok Arap ülkelerine yakın olduğunu düşünürüm. ABD’den daha ciddi ve açık sözlüdür. Doğrudan muhatap alır.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bana, ‘Biz ihmalkar davrandık ve bölgedeki çatışmanın kısmen Sünni-Şii çatışması olduğunu anlamadık. Şiilerin yanında yer almalıyız, çünkü onlar önemli bir derinliği temsil ediyorlar. Irak'tan Suriye'ye, Yemen'e kadar Şiilerin sayısı daha fazla. Bu ülkelerin nüfusunun tamamı ya da çoğunluğu Şii’ dedi. Bu sözler beni şaşırttı. Ona, çatışmanın Sünni-Şii çatışması değil, Arap milletine inanan bir grup ile ona inanmayan grup arasında olduğunu söyledim. Arap milliyetçiliğinin sadece bir slogan değil, var olan bir şey olduğunu vurguladım.

Aslında 2004 yılında başbakan sıfatıyla bir heyetle birlikte Putin'i ziyaret etmiştim. Görüşme kötü başlamıştı. Konuşmasına beni rahatsız edecek şekilde, işgal ve meşruiyet hakkında sert sözler kullanarak başladı. Ben de buna onunkinden daha sert sözlerle karşılık verdim ve ‘Buraya sizin davetiniz üzerine geldik ve bu ziyarette iki amacımız var. Bunlardan birincisi, İran-Irak savaşı sırasında Irak'a fahiş fiyatlarla silah sattığınız için size fazla ödemeyi geri almak amacıyla dava açmak istiyoruz. İkincisi, şirketlerinizin sözleşmelerinin feshedilmesi ya da yeniden müzakere edilmesi için ortak bir komite oluşturmak istiyoruz. Sayın Başkan, bildiğiniz gibi Saddam Hüseyin'e karşı mücadele ettik ve çok fazla zulme uğradık. Eğer Irak’a ABD’liler ve onların tanklarıyla girdiğimizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Salona bir sessizlik hakim oldu. Iraklı bakanlardan biri bana Moskova'dan sınır dışı edilebileceğimizin yazılı olduğu bir kağıt uzattı. Ancak daha sonra görüşmeye olumlu bir hava hakim oldu ve Putin'le aramda bir ilişki gelişti.

29 Eylül 2010 tarihinde Suriye'ye davet edildim. Bir heyetle gittim. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Irak hükümetinin kurulması konusunu görüşmek üzere Tahran'a gideceğini söyleyerek inisiyatif aldı. Irak hükümetinin Şam, Tahran ve Washington tarafından kurulması yönündeki bu garip teklif beni şaşırtmıştı. Toplantıya Suriye tarafında (dönemin) Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara, Dr. Buseyna Şaban ve Esed’in danışmanı Tümgeneral Muhammed Nasif (Ebu Vail) katıldı. Esed, Şara’nın ertesi gün İran'a gideceğini ve dönüşünde bizimle iletişime geçeceğini söyledi.

csdf
Süleymani'nin cenaze töreni sırasında fotoğraflarını taşıyan İranlılar, Ocak 2020 (Getty Images)

Esed, ‘İran'ın Allavi'ye karşı olduğu ve onun hükümeti kurmasına izin vermeyeceği netleşti, ABD yönetiminin ise bu konuda İran'la birlikte hareket ettiği ortaya çıktı. Peki, Irakiye Koalisyonu’nun tutumu ne olacak ve alternatifleri neler?’ diye sordu. Ona meselenin başbakanın kim olduğuyla ilgili değil, izleyeceği yaklaşımla ilgili olduğunu, Irak'ı kotalardan ve siyasi mezhepçilikten çıkarıp tüm kesimlerini kucaklayan bir Irak inşa etmeyi ve Arap ülkeleri arasındaki eski konumuna geri döndürmeyi istediğimizi anlattım. Bana, ‘Sen olmazsan kimin başbakan olmasını önerirsin?’ diye sordu. Ben de bir reform programına ve gerçek bir ortaklığa inanan Adil Abdulmehdi’yi önerdim. Bunun üzerine Esed, ‘Peki ya İran, Maliki'nin başbakan olmasında ısrar eder ve Adil Abdulmehdi'yi istemezse ne olur? diye sordu. Ona, ‘İran'a müzakere yapmak için mi, yoksa İran'ın Irak'a diktelerini dinlemek için mi gidiyorsunuz?’ diye karşılık verdim.

Görüşmenin ardından Muhammed Nasif bizi Şam manzaralı bir restoranda öğle yemeğine davet etti. Bu sırada bana ‘Neden İran'a gitmiyorsunuz? Onlarla sizin için bir düzenleme yapabiliriz’ dedi. Ben de ona, ‘Kardeşim Ebu Vail, eğer bunda ısrar etmeye devam edersen öğle yemeğine katılmayacağım ve bir daha Suriye'ye asla gelmeyeceğim, o yüzden bu konuyu kapat’ dedim.

Suriye ziyaretinden bir ay önce bir konferansa katılmak üzere Kuveyt'e gitmiştim. Orada Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, beni görüşmeye davet etti. Gittim seçimlerden, bölgeden ve Irak'taki son durumdan konuştuk. Sonra ‘Neden İran'a gitmiyorsun?’ diyerek beni şaşırttı. Ona, ‘Ey kardeşim Ebu Nasır, başbakan olmak için İran'a nasıl yalvarabilirim? Onlarla (İranlılar) Kuveyt'te, Mısır'da, Bağdat'ta her yerde buluşmaya hazırım” dedim. Bunu onlara iletmek için bir temsilci göndereceğini söyledi. Nitekim danışmanı, eski Birleşmiş Milletler (BM) Kuveyt Temsilcisi Muhammed Ebu el-Hasan'ı (dönemin) İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'a göndermiş ve mesajını iletmişti. Ebu el-Hasan iki gün sonra geri geldiğinde beni evimde ziyaret etti. İranlı yetkililerin görüşmeye açık olmamı memnuniyetle karşıladığını, ancak görüşmenin İran'da yapılmasını tercih ettiklerini, bunun mümkün olmaması halinde yetkililerin Kuveyt'i ziyaret etmek için uygun bir takvim ayarlayabileceklerini söyledi.

Oysa 2004 yılında başbakan olduğumda komşu ülkelere yaptığım ziyaret turu kapsamında İran'ı ziyaret etme isteğimi söylemiştim. Ziyaret sırasında komşu iki ülke arasında normal ilişkilerin kurulması amacıyla mevcut anlaşmazlıkların masaya yatırılmasını istedim. Cezayir Anlaşması, tazminat ve iç işlere müdahale konusundaki tutumumu bildiklerinden bir protokol ziyareti olmasında ısrar ettiler.”

Bush başkan olmayı hak etmiyor

Allavi'ye ABD eski Başkanı George W. Bush ile görüşmesine ilişkin izlenimlerini sordum. Bana verdiği yanıtta, Bush’ın ABD başkanı olmayı hak etmediğini, net ya da kararlı bir kişi izlenimi vermediğini, Saddam rejiminin yıkılmasından sonra Irak’la ilgili hiçbir politikasının tutmadığını söyledi. Ordunun lağvedilmesi, Baas Partisi’nin dağıtılması ve diğer tüm rastgele uygulamalarının fiyaskoyla sonuçlandığını belirtti. Allavi, bu durumu İngiltere Başbakanı Tony Blair'e anlattığını ve kendisinden Irak meselesi hakkında daha fazla konuşmasını istediğini de sözlerine ekledi.



Netanyahu'nun savaş sonrası planına yanıt olarak Blinken: Gazze'nin her türlü yeni işgalini reddediyoruz

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
TT

Netanyahu'nun savaş sonrası planına yanıt olarak Blinken: Gazze'nin her türlü yeni işgalini reddediyoruz

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken dün (Cuma) yaptığı açıklamada ABD'nin savaşın bitiminden sonra Gazze Şeridi'nde herhangi bir ‘yeni işgali’ reddettiğini yineledi. Blinken’ın açıklamaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki güvenlik kontrolünün devamına dikkat çeken, Hamas'a karşı savaş sonrası bir plan duyurmasına yanıt olarak geldi.

Blinken, Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te düzenlediği basın toplantısında sorulan bir soruya yanıt olarak şu cevabı verdi:

“Planı görmedim, bu yüzden yanıt vermekten kaçınıyorum. Ancak Gazze'de yeni bir İsrail işgali olmamalı ve Gazze toprakları daraltılmamalı. Gazze Şeridi'nin geleceği için bu iki husus, ‘iki temel ilkeyi’ oluşturuyor.”

Blinken ayrıca Gazze'nin “teröre platform olmaması gerektiğini” vurguladı.

Bölgedeki birçok ülkenin Gazze'de savaş sonrası döneme ilişkin bir plan üzerinde birlikte çalıştığına dikkati çeken Blinken, geçtiğimiz günlerde Brezilya'daki G20 Zirvesi ve Münih Güvenlik Konferansı oturum aralarında Arap yetkililerle konuyu görüştü.

Perşembe günü işgal altındaki Batı Şeria'daki bir Yahudi yerleşiminin yakınında meydana gelen ve üç Filistinlinin kalabalık bir otoyolda arabalara ateş açarak bir İsrailliyi öldürdüğü ve sekizini yaraladığı saldırıyla ilgili bir soruya yanıt olarak Blinken, Washington'un İsrail'in ‘güvenlik, meşru müdafaa ve terörle mücadele’ hakkına verdiği desteği yineledi.

Blinken ayrıca Cumhuriyetçi ve Demokrat ABD yönetimlerinin, yeni yerleşimlerin kalıcı barışa ulaşma konusunda ters etki yaptığı ve uluslararası hukuka aykırı olduğu yönündeki uzun süredir devam eden tutumunu da yineledi.

Blinken, “Yönetimimiz yerleşimlerin genişletilmesine kararlılıkla karşı çıkmaya devam ediyor. Bizim görüşümüze göre bu, İsrail'in güvenliğini güçlendirmez, yalnızca zayıflatır” ifadelerini kullandı.

İsrail medyası, Netanyahu'nun Savaş Kabinesi’ne Gazze için savaş sonrası bir plan sunduğunu, İsrail'in, yenilenen operasyonları önlemek ve gelecekteki tehditleri engellemek amacıyla tüm Gazze Şeridi’nde zaman sınırlaması olmaksızın hareket özgürlüğünü sürdüreceğini vurguladığını aktardı.

Netanyahu'nun planı, Gazze Şeridi'nde İsrail yerleşimlerine komşu alanda bir güvenlik bölgesi kurma niyetini ortaya koyuyordu. Söz konusu bölge ihtiyaç duyulduğu sürece yerinde kalacak ve İsrail, Gazze Şeridi'ndeki örgütlerin yeniden silahlanmasını önlemek için Gazze ile Mısır arasındaki sınırı kapatmayı sürdürecek.

Uzun vadede plan, ‘Filistinlilerle kalıcı bir çözüme ilişkin uluslararası emirleri’ reddediyor ve böyle bir anlaşmaya yalnızca iki taraf arasında önkoşulsuz doğrudan müzakerelerle ulaşılabileceğini vurguluyor.


Sudan'da çatışmanın tarafları ‘savaş suçu’ ithamlarıyla karşı karşıya

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
TT

Sudan'da çatışmanın tarafları ‘savaş suçu’ ithamlarıyla karşı karşıya

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği dün (Cuma), Sudan'daki savaşın her iki tarafının da hastaneler, pazarlar ve hatta yerinden edilmiş insanların yaşadığı kamplar gibi sivil bölgelere ayrım gözetmeyen saldırılar da dahil olmak üzere ‘savaş suçu’ anlamına gelebilecek ihlaller gerçekleştirdiğini bildirdi.

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 10 aydır süren çatışmayı sona erdirme çabaları şu ana kadar başarısız oldu. 12 binden fazla insan öldürüldü ve altı milyondan fazla kişi ya yerinden edildi ya da mülteci olarak evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu da Sudan'ı dünyadaki en fazla yerinden edilmiş insanın var olduğu ülke yapıyor.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, rapora ek olarak yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Bu ihlallerin bir kısmı savaş suçu teşkil ediyor. Dolayısıyla silahlar susturulmalı ve siviller derhal korunmalıdır.

BM raporu, bir olayda, Darfur eyaletinin Zalingei kentindeki kamplarının HDK tarafından 14-17 Eylül tarihleri ​​arasında bombalanması sonucu onlarca yerinden edilmiş kişinin öldürüldüğünü belirtti. Diğer yandan 22 Ağustos'ta ordunun köprü altına sığınan sivillere attığı top atışlarında çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 26 sivil hayatını kaybetti.

BM raporu, Nisan'dan Aralık ayına kadar olan dönemi kapsıyor ve 300'den fazla mağdur ve tanıkla yapılan görüşmelere dayanıyor.


Mısır'ın 1973 savaşına ilişkin belgeleri, İsrail'in sivillere karşı işlediği suçları ortaya koyuyor

Yom Kippur Savaşı (AA)
Yom Kippur Savaşı (AA)
TT

Mısır'ın 1973 savaşına ilişkin belgeleri, İsrail'in sivillere karşı işlediği suçları ortaya koyuyor

Yom Kippur Savaşı (AA)
Yom Kippur Savaşı (AA)

Mısır'ın 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı yürüttüğü Yom Kippur Savaşı'yla ilgili yayımladığı belgeler, İsrail ordusunun sivillere yönelik suçlar işlediğini ortaya koyuyor.

Mısır Savunma Bakanlığı, 17 Şubat’ta yayımladığı belgelerle Mısır ve Suriye'nin 50 yıl önce İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı'na dair gizli askeri bilgler üzerindeki perdeyi araladı.

Söz konusu gizli belgelerin, Mısır'ın 1973 yılında işgalden kurtardığı Sina Yarımadası konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında son haftalarda yaşanan gerilimden sonra yayımlanması dikkati çekti.

İsrail'in 2006 yılından beri abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten beri devam eden saldırıları ve bölge halkını Mısır sınırına doğru göçe zorlaması, Kahire ve Tel Aviv arasındaki Sina Yarımadası gerilimini tırmandırdı.

Mısır’ın yayınladığı belgelerin içerisinde İsrail'in sivillere yönelik işlediği suçları belgeleyen 200’den fazla askeri yetkililerin el yazısı anılar, raporlar, haritalar ve "güvenlik planı" başlıklı bir stratejik aldatma bulunuyor.

- Belgeler, 1973 savaşında yaşananları zihinlerde canlandırıyor

AA muhabiri, bahsi geçen 50 yıllık askeri belgelerdeki gizliliğinin kaldırılmasında etkili olan olayları derledi.

Mısır Savunma Bakanlığı, söz konusu belgeleri 17 Şubat’ta "Ekim 1973 Savaşının Belgeleri, Savaşın Sırları" başlığıyla internet sitesinde ilk defa yayımladı.

Ekim 2023’te Yom Kippur Savaşı'nın 50. yıldönümünü kutlayan Kahire yönetimi, belgeleri yayımlama sebebine ilişkin açıklama yapmadı.

Nasır Yüksek Askeri Akademisi Danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde, Mısır'ın El-Yevm Es-Sabi isimli yerel gazetesine yaptığı açıklamada belgelerin bölgenin çok değişken olan bir dönemde yayımlanmasının önemine işaret etti.

Yayımlanan belgelerin 1973'teki savaşta yaşananları zihinlerde yeniden canlandırdığına dikkati çeken Umde, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu belgeler, yaşananları hem bizim hem de başkalarının zihinlerinde yeniden canlandırmış oluyor. Bizler de dünyaya, o günlerdeki zor şartlara rağmen istediğimiz başarıyı elde ettiğimizi ve bugünlerde sahip olduğumuz imkanlarla istediğimizi elde edebileceğimizi hatırlatmış oluyoruz."

- İsrail'in Refah'a saldırı planı Mısır'ı endişelendiriyor

ABD medyasının birkaç gün önce Mısırlı kaynaklara dayandırdığı haberlerde, Kahire yönetiminin 1979 yılında İsrail ile yapılan barış anlaşmasını askıya alma ihtimalinin bulunduğuna işaret edilmişti.

Haberlerde, İsrail'in ordusunun 7 Ekim'de Gazze Şeridi’ne başlattığı ve bugüne kadar yaklaşık 30 bin sivilin öldürüldüğü saldırıların ardından Mısır sınırında yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine karadan işgal için saldırıya geçmesi halinde Kahire'nin barış anlaşmasını yeniden gözden geçirebileceği belirtildi.

Nitekim İsrail ordusunun Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde yüz binlerce Filistinlinin Mısır'ın Sina Yarımadası'na zorla göç etmesi kaçınılmaz olacak. Mısır ise bunu, milli güvenlik tehdidi ve Filistin davasını tümüyle tasfiye etme adımı olarak görüyor.

Yayımlanan belgeler, Mısır'ın Sina Yarımadası'nı İsrail'den geri almasıyla sonuçlanan savaşa ilişkin harita, raporlar ve askeri yazışmalardaki bazı detayları ilk kez gün yüzüne çıkardı.

Mısır Savunma Bakanlığı, belgeleri "Haziran 1967 Savaşı", "Askeri Stratejik Planlama", "Operasyon İdaresi/Savaşın Ateşkes Sürecine Kadar Olan Aşamaları", "Boşluğu Doldurma Planlaması", "Çatışmaları Bitirerek İsrail Güçlerini Geri Çekme", "1973 Savaşındaki Askeri Enformasyon", "Bölgesel ve Uluslararası Heyetler-Örgütler" ve "Savaşla İlgili Komutanların Anıları" şeklinde 8 farklı madde halinde yayımladı.

- İsrail, saldırılarıyla BMGK'nin ateşkes kararını ihlal etti

"Çatışmaları Bitirerek İsrail Güçlerini Geri Çekme" başlığı altındaki maddede, 1973'teki Yom Kippur Savaşı'nın 16. gününde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 338 sayılı kararı çıkardığı aktarıldı.

Tüm askeri faaliyetlerin 22 Ekim 1973 tarihi itibariyle durmasını gerektiren BMGK'nin söz konusu kararı, Mısır tarafından kabul gördü ancak her zaman olduğu gibi İsrail tarafından ihlal edilmişti.

İsrail'in ihlalleri, BMGK'nin 28 Ekim'den itibaren İsrail'in de bağlı kalacağı yeni bir kararı 24 Ekim'de çıkarmasına sebep oldu.

Mısır belgeleri, İsrail'in BMGK'den çıkan ikinci karardan sonra ateşkese bağlı kalmak zorunda kaldığını ve daha sonra uluslararası güçlerin gözlemci olarak görevlendirilmesiyle esir takasının başladığını içeriyor.

Aynı maddede, "Önemli Raporlar" başlığı altında, İsrail'in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik saldırılarına ilişkin bir rapora atıfta bulunan 1 Aralık 1973 tarih ve 538/20051 sayılı belge yer alıyor.

Mısır Savunma Bakanlığı, "Gizli" başlığı altında 13 belge yayımladı; bunlardan biri "İsrail'in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik uluslararası anlaşma hükümlerinin ihlali niteliğindeki saldırılarına ilişkin açıklama" başlığını taşıyor.

Belgede, 6 Ekim-6 Kasım 1973 tarihleri ​​arasında "düşmanın" Mısır'ın aralarında, Buheyra, Kefr eş-Şeyh, Dimyat ve Kalyubiyya (kuzey), İsmailiyye, Süveyş ve Port Said'in yer aldığı çeşitli kentlerine yönelik gerçekleştirdiği ihlaller bulunuyor.

Belgelere göre bu ihlaller çok sayıda vatandaşın ölümüne ve yaralanmasına, onlarca evin yıkılmasına, kamu yollarının hasar görmesine, iletişim ağının zarar görmesine ve yangınların çıkmasına neden oldu.

Belgelerde ayrıca "düşman" hareketlerine ilişkin düzinelerce harita ve askeri rapor, "Bar Lev Hattı" (1967 Altı Gün Savaşı'nın ardından İsrail tarafından Süveyş Kanalı'nın doğusunda inşa edilen savunma hattı) olarak bilinen ünlü toprak setin geçilmesi ve yok edilmesine ilişkin telsiz telefon iletişimleri ve liderler arasındaki konuşmalar da yer alıyor.

- Mısırlı askeri yetkilinin raporu

Eski Mısır Savaş Bakanı ve Devlet Başkanı Askeri Danışmanı Mareşal Muhammed Abdulgani El Cemsi'nin gizli bir oturumda Mısır Milli Güvenlik Komitesi'ne verdiği brifingi özetleyen rapor da yayımlanan belgeler arasında yer alıyor.

Cemsi, 24 sayfadan oluşan raporda, Mısır'ın aslında 28 Eylül 1968'te İsrail'e karşı yıpratma savaşı başlattığını ve bunun 7 Ağustos 1970'te sona erdiğini belirterek, düşman saflarına en büyük zayiat vermekle paralel olarak savaş hazırlığının yapıldığını dikkati çekiyor.

Savaşta en belirgin faktörün Mısır askerleri ve onların sahip olduğu manevi güç olduğuna işaret eden Cemsi, "Bu savaşta en büyük sürpriz ise Mısırlı askerlerin yeterliliği ve fedakarlığa olan hazırlığıydı." ifadelerini kullanıyor.

-Yom Kippur Savaşı

Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı, İsrail ile Arap ülkelerinin bugüne kadar karşı karşıya geldiği son muharebe olmuştu.

Yahudilerin en kutsal günü Yom Kippur’da (Kefaret günü) başlaması sebebiyle savaşa bu isim verilmişti.

Savaşın amacı İsrail'den 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri ve Sina Yarımadası'nı geri almaktı. Ancak İsrail'in Suriye'ye oranla daha gelişmiş tanklara sahip olması ve Mısır'ın savaşın ikinci haftasındaki yanlış hamleleri sebebiyle Kahire ile Şam amaçladıkları sonuçlara büyük ölçüde ulaşamamıştı.

ABD'nin ara buluculuğunda Mısır ile İsrail arasında 18 Ocak 1974'te İsrail askerlerinin Süveyş Kanalı'nın batısı ve Sina’dan da belli bir ölçüde geri çekilmesini sağlayan bir anlaşma imzalanmıştı.

Tel Aviv ile Şam arasında da 5 Haziran 1974'te Kuvvetlerin Çekilme Anlaşması imzalandı. İsrail bu anlaşmayla savaş sırasında işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmeyi kabul ederken, 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri'nde kalmaya devam etmişti.


Gıyabi yargılanan eski Tunus Cumhurbaşkanı Merzuki'ye 8 yıl hapis cezası

AA
AA
TT

Gıyabi yargılanan eski Tunus Cumhurbaşkanı Merzuki'ye 8 yıl hapis cezası

AA
AA

 Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki'nin, sosyal medyada yaptığı açıklamalar nedeniyle gıyabında yargılandığı davada 8 yıl hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi.

Tunus İlk Derece Mahkemesi sözcüsü Muhammed Zeytune, Tunus'un ulusal radyosu Mosaique FM'e açıklamalarda bulundu.

Zeytune, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaların ardından Cumhuriyet Savcılığı tarafından Merzuki hakkında "devletin yapısını değiştirmeye yönelik saldırı planlamak, halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek" suçlamasıyla açılan davanın sonuçlandığını ifade etti.

Zeytune, Tunus İlk Derece Mahkemesi Ceza Dairesinin, Merzuki hakkında 8 yıl hapis cezası verdiğini kaydetti.

Sözcü, Merzuki'nin söz konusu açıklamaları hangi sosyal medya platformunda ve ne zaman yaptığına ilişkin bilgi vermedi.

Merzuki'den söz konusu cezaya ilişkin henüz açıklama gelmedi.

Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki'ye, 22 Aralık 2021'de de "devletin dış güvenliğine saldırmak" suçlamasıyla gıyabında yargılandığı davada 4 yıl hapis cezası verilmişti.


El-Mada Başkanı’nın hedef alınması Irak'ta suikast sorununu yeniden hatırlattı

Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
TT

El-Mada Başkanı’nın hedef alınması Irak'ta suikast sorununu yeniden hatırlattı

Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı

Irak’ın önde gelen yayıncısı ve siyasetçisi Fahri Kerim, perşembe akşamı silahlı kişilerin yolunu kesip aracına 11 el ateş açmasıyla gerçekleştirdiği suikast girişiminden kurtuldu. Güvenlik kaynakları ise Bağdat’ta suikastların arttığını açıkladı.

Kerim, 1990’lı yılların başında kurduğu el-Mada kuruluşunun sponsorluğunda şehirde düzenlenen Irak Uluslararası Kitap Fuarı’nın etkinliklerine katıldıktan sonra Bağdat’ın el-Kadisiyye mahallesindeki evine doğru yola çıktı. Sergiden çıktıktan bir saat sonra suikast girişimine maruz kaldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre perşembe akşamı saat 21.00’da, içerisinde Fahri Kerim’in bulunduğu Land Cruiser marka aracı bir Pickup aracı durdurdu. Ardından silahlı kişiler, 11 el ateş etti. Ancak Kerim’i öldürmeyi veya yaralamayı başaramadılar. Kerim’e yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kerim’in sürücünün yanındaki koltukta oturduğunu söyledi. Kaynağa göre silahlı kişiler, araçlarından inip sağa sola ateş ederken, bir başka kişi de araçtan inip Kerim’in aracına yaklaştı. Kerim’i öldürmek üzereydi, ancak o sırada şans eseri bir hükümet konvoyu geçti ve saldırganlar geri çekilip kaçmak zorunda kaldı.

El-Mada kuruluşu, yaptığı basın açıklamasında ‘suçlular ve onların arkasındakiler hakkında hızlı bir soruşturma başlatılması ve cezalarını almaları için adalete teslim edilmeleri’ çağrısında bulundu.

Son birkaç günde suikast olaylarında göreceli bir artış görüldü. Güvenlik kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada hedef alınanlardan bazılarının hükümet yetkilileri, politikacılar veya onların akrabaları olduğunu söyledi.


Barış çabaları Kahire'den Paris'e taşındı

Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
TT

Barış çabaları Kahire'den Paris'e taşındı

Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ‘Hamas'tan Sonraki Gün – İlkeler’ başlıklı kısa ama yaratıcı bir belge hazırladı. Bu belgenin içeriği, Gazze Şeridi'ni yeniden işgal etme ve başta ABD Başkanı Joe Biden olmak üzere müttefiklerin ve ortakların önünü kesmek için ‘iki halk, üç varlık’ yaratma arayışı olarak özetlenebilir. Zira İsrail aşırı sağı Filistin devletini siyasi dolaşımdan çıkardığı sürece ‘iki devletli çözümü’ savaş sonrası hesaplarına dahil etmiyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin güneyini bombalayarak insani durumu perişan hale getirdi. Bu nedenle durumu sakinleştirecek, Refah kentine yönelik kara saldırısı ihtimalini erteleyecek ya da ortadan kaldıracak bir ateşkese ulaşma çabaları devam ediyor. Mısır, insani soykırım ve Filistinlilerin yerlerinden edilme tehlikesini taşıyan bu durumun bölgesel ve uluslararası düzeyde gerginliğe işaret ettiği konusunda defalarca uyarıda bulundu. Bu, ayrıca Mısır’ın ulusal güvenliği üzerindeki baskıyı da artırıyor.

Netanyahu söz konusu planını Mısır, Katar, ABD ve İsrail'in katılımıyla Kahire'de birkaç gün süren toplantıların ardından Paris'teki toplantıların başlama arifesinde sundu. Netanyahu, Gazze'de sükûnetin sağlanması, İsrailli esirlerin ve Filistinli mahkûmların serbest bırakılması ve Gazze Şeridi'ndeki insani durumun desteklenmesi amacıyla böyle bir plan ortaya koydu.

Fransa'nın başkentinde bir aydan kısa süre içinde türünün ikincisi olan Paris toplantılarına İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Başkanı David Barnea ve İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Başkanı Ronen Bar katılıyor.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre İsrailli bir yetkili, ‘iyimser olmak için nedenler’ olduğunu, ancak müzakerelerin ‘zor’ olmasını beklediğini söyledi. El-Kahire el-İhbariyye televizyon kanalı da Mısırlı kaynaklara dayandırdığı haberinde, Paris'te ‘olumlu bir atmosfer’ olduğunu bildirdi.


İsrail ile çatışan Hizbullah bir mensubunun daha öldürüldüğünü duyurdu

AA
AA
TT

İsrail ile çatışan Hizbullah bir mensubunun daha öldürüldüğünü duyurdu

AA
AA

Hizbullah, Lübnan'ın güneyinde İsrail ordusu ile çıkan çatışmalarda 1 mensubunun daha öldürüldüğünü açıkladı.

Hizbullah, İsrail ile sınırda yaşanan çatışmalardaki kayıpları hakkında açıklama yaptı.

Açıklamada, Hizbullah'ın Muhammed Abdul Resul Alaviye adlı mensubunun öldürüldüğü ifade edildi.

Hizbullah yaptığı başka bir açıklamada, İsrail'in sınırdaki askeri mevzileri ve yerleşim birimlerine 5 defa saldırı gerçekleştirildiğini duyurdu.

Açıklamada, Malikiye, Radar ve Ruveysat el-Alem mevzilerinin füze ve uygun silahlarla, Kiryat Şmona yerleşim biriminin de iki kamikaze insansız hava aracı ile hedef alındığı kaydedildi.

İsrail'in sonik patlama ve hava saldırıları

Lübnan basınında yer alan haberlere göre İsrail'e ait savaş uçakları Lübnan'ın güneyi ve kıyı kentleri üzerinde alçak irtifada sortiler yapıp, ses duvarını aşarak sonik patlamalara neden oldu.

Ayrıca İsrail'in yine Lübnan'ın güneyinde yer alan Cebel Balat ve Ramya beldelerine en az 2 defa hava saldırısı düzenlediği aktarıldı.

İsrail ordusu ile 8 Ekim 2023’ten beri yaşanan çatışmalarda öldürülen Hizbullah mensubu sayısı 212’ye yükseldi.

Çatışmalarda ayrıca, 43 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas, 12 İslami Cihad Hareketi mensubu, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri öldü.


Lübnan’da pul krizi

Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
TT

Lübnan’da pul krizi

Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)

Lübnanlıların çektikleri sıkıntılara bir yenisi daha eklendi. Pul krizi resmi dairelerde işlemlerin durmasına ve resmi belgelerin tamamlanamamasına sebep oluyor. Özellikle de yurt dışında eğitim gören öğrenciler ve gurbetçiler durumdan mustaripken, evlilik ya da yurt dışında doğan çocuklarla ilgili evraklarda sıkıntılar yaşanıyor.

Pullar karaborsaya düştü. Bir miktar pula sahip olanlar, insanları zor durumda bırakıyor ve bunları resmi fiyatının 20 katının üzerinde satıyor.

Kriz bu pullara son derece ihtiyaç duyan yeminli tercümanları da etkiledi. Adını vermek istemeyen tercümanlardan biri “Bir işlemi tamamlamak, bunu tercüme ettirmek ve Adalet ve Dışişleri bakanlıkları ile notere tasdik ettirmek zorunda kalan vatandaşlar, karaborsadan pul satın alıyor” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan tercüman “Normalde 10 ila 15 ABD doları arasında maliyeti olan bir işlemin maliyeti artık minimum 80 dolar” dedi.

Bu krizin çözülmesi için çaba harcanırken, Şarku’l Avsat’a konuşan milletvekili İbrahim Kenan, Başbakan Necib Mikati ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek ya yeni pul basılması ya da çalışmaların askıya alınmasını istendi. Kenan, Mikati’den bu konuyu Bakanlar Kurulu’nun ilk oturumunda gündeme getirme sözü aldı.


Mısır Başbakanı: BAE, iki ay içinde Mısır'a 35 milyar dolarlık doğrudan yatırım yapacak

Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
TT

Mısır Başbakanı: BAE, iki ay içinde Mısır'a 35 milyar dolarlık doğrudan yatırım yapacak

Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli dün (Cuma), on yıllardır en kötü ekonomik krizlerinden birini yaşayan Mısır'a BAE’nin iki ay içinde "35 milyar dolarlık doğrudan yatırım" yapacağını duyurdu.

AFP'nin haberine göre Medbuli bu kaynağın, dış borcu 165 milyar dolara ulaşan Mısır'ın yaşadığı ciddi döviz krizinin çözümüne ve doların serbest piyasada resmi değerinin neredeyse iki katına yaklaşan fiyat sorununun kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını söyledi.

Mısır dün, Emirliklerle yatırım ortaklığı çerçevesinde kuzey kıyısındaki Ra’sü’l-Hikme şehrini geliştirmek için bir sözleşme imzaladı. Başbakan Medbuli’nin basın toplantısında "ülke tarihindeki en büyük doğrudan yabancı yatırım anlaşması" olarak tanımladığı anlaşmanın "Mısır yatırım yasaları çerçevesinde gerçekleşeceğini" ifade etti.

Mısır Başbakanı, Mısır'ın "proje kârının yüzde 35'ini" alacağını ve ülke için parasal istikrar sağlayacağını ve enflasyonun düşürülmesine katkıda bulunacağını umduğu Ra’sü’l-Hikme şehir projesinin "bir varlık satışı değil, bir ortaklık" olduğunu vurguladı.

Medbuli, proje yatırımlarının ilki bir hafta içinde 15 milyarlık ve ikincisi 20 milyarlık olmak üzere iki aşamaya ayrılacağını belirterek, "BAE'nin mevduatındaki 11 milyar doların kullanılacağını ve bu tutardan düşüleceğini, devletin dış borcunu azaltarak Merkez Bankası'na döviz sorununun çözümünde kullanılmak üzere likidite sağlayacağını" açıkladı.


Libya petrolü yeniden ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi

Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
TT

Libya petrolü yeniden ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi

Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)

Libya Petrol Tesislerini Koruma Muhafızlarının haklarını ve mali alacaklarını korumak için ‘güneybatı bölgelerinde petrol ve doğal gaz taşıyan tüm sahaların ve hatların kapatıldığını’ duyurmasının ardından Libya petrolü bir kez daha ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi. Muhafızlar yaptıkları açıklamada, Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) taleplerini karşılaması için 48 saatlik süre verdiklerini, ancak bir karşılık göremediklerini belirttiler. UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’nin, alacaklarının kendilerine verilmesine ilişkin talimatlarının hala askıda olduğunu vurguladılar.

Muhafızlar dün (Cuma), ‘devletin malına zarar vermeden birden fazla barışçıl gösteride dile getirdikleri meşru taleplerine cevap vermesi gereken yetkililerin kayıtsız tavrına’ ilişkin şikayetlerini dile getirmek üzere güney Libya’daki Kuzey Hamada sahasının önünde toplandı.

Bu arada Libya Savcılığı, Batı Libya’daki Zliten şehrinde bir kamyonun içinde kaçak olarak bulunan büyük miktarda zehirli metil bromür tüplerinin ele geçirilmesi süreciyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütüyor.

‘Kanserojen’ etkisi olan yasaklı gaz, son beş ayda ikinci, son bir yılda ise üçüncü kez ele geçirilen gaz oldu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre resmi makamlar, karadan veya denizden bu gazın ülkeye nasıl girdiği konusunda herhangi bir açıklamada bulunmadı.