Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

Eski Irak Başbakanı İyad Allavi, Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı. (son bölüm)

TT

Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

İyad Allavi'nin okul arkadaşı olan ve 1959 yılında Irak lideri Abdulkerim Kasım'a düzenlenen suikast girişimine adının karışması nedeniyle uzun bir süre uzak kaldığı Bağdat Tıp Fakültesi'ne daha sonra geri dönen Abdulkerim eş-Şeyhli, 1964 yılında bir gün üniversiteye cılız bir gençle birlikte geldi. Şeyhli, bu cılız genci Allavi ile tanıştırdı. Gencin adı Saddam Hüseyin’di. Genç Saddam, daha sonra da benzer ziyaretlerde bulunacak ve Allavi'ye birçok kez “İkiz kardeşim nerede?” diye soracaktı. Saddam, bu ziyaretlerden birinde yine Allavi’ye Şeyhli’nin nerede olduğunu sorduğunda Allavi ona, Şeyhli’nin derste olduğunu ve ders bittikten sonra geleceğini söyledi. Birlikte birer kahve içmeyi ve biraz laflamayı öneren Allavi, daha sonra Şeyhli’nin kendilerine katılabileceğini ekledi. Üç genç arasında bir dostluk oluştu. Böylece görüşmeye başladılar. 1964 yılında hapishane arkadaşlığı da yapacaklardı. Fakat Saddam daha sonra Baas Partisi’nin ve ülkenin tartışmasız tek efendisi olduğunda, kader çizgileri değişecekti.

scdfvg
Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi, Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’in sorularını yanıtladı. (Şarku’l Avsat)

Allavi,1978 yılında ‘Saddam'ın baltasıyla’ ölümün eşiğine gelmesinin ardından rakibinin vasıflarını ve avantajlarını kabul etmek zorunda kaldı. Şarku’l Avsat için gerçekleştirdiğim röportajda 1960’lı yıllarda Saddam ile tanıştığı ilk dönemlerde onun nasıl biri olduğunu sorduğum Allavi şu yanıtı verdi:

“İlk tanıştığımızda partide önemli bir rolü yoktu. Ama yüce gönüllü ve güçlü iradeye sahip bir adamdı. Baas Partisi’nin neferlerinden biri olarak görülüyordu. Partinin ideolojisine bağlıydı.”

Allavi, Saddam'ın iktidarının düşmesinden sonra başbakanlığını yaptığı hükümetin Saddam hakkında soruşturmalar yürüttüğünü ve cumhurbaşkanlığı uçağı da dahil olmak üzere adına kayıtlı tek bir mülk dahi bulamadıklarını’ itiraf etmekte zorluk çekmedi. Irak'ta yaşanan felaketlerden ve trajedilerden tıp fakültesinde tanıştığı genç adamı sorumlu tutsa da Baas Partisi’nde yükselmesine yardımcı niteliklere sahip olduğunu da inkar etmiyor. Allavi’ye göre iktidar Saddam Hüseyin’i, ortağı ve hesap vereceği biri olmayan  zorbaya dönüştürdü.

Saddam'ın zalimliği

Allavi'ye Saddam'ın zalimliğini sorduğum. Bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Saddam'ınki gibi bir zalimliğe hiç tanık olmadım. Burada son derece önemli bir olayı anlatabilirim. Baasçılar arasında Baas Partisi'nin Suriye kanadında çalışmış olan ve Irak’a iltica eden Hüseyin Hazbar adında Karadalı bir kişi vardı. Bir grup Baasçıyla birlikte bir restoranın bahçesinde akşam yemeği yiyorduk. Saddam ve Sadun Şakir neşeli bir halde ve gülerek yanımıza geldiler. Onlara bu kadar neşeli olmalarının nedenini sordum. Asma köprüde Hüseyin Hazbar'la karşılaştıklarını ve onu tabancalarının dipçiğiyle dövdüklerini, ardından adını bilmedikleri bir hastaneye götürdüklerini söylediler. İçimiz rahat etmedi. Bir grup oluşturarak hastaneye gittik ve adamı muayene ettik. Hal hatır sorduk. Böylece partiyi, bir zulüm ve bir nevi ihanet olan bu eylemden temize çıkardık. Adama beş kişinin saldırdığını öğrenmiştim. Tek başına köprüden geçerken etrafını sarıp onu dövmüşler.

vsfgeth
Irak Başkan Yardımcısı Saddam Hüseyin, 1978 yılında Irak'ın kuzeyindeki Musul kenti yakınlarında yapılan Nevruz kutlamaları sırasında Araplar ve Kürtlerden oluşan bir kalabalığa hitap ederken. (Getty Images)

Baas Partisi’nin Ekim 1969’da iktidara gelmesinden sonra Saddam’la yaşanan başka bir olayı daha hatırlıyorum. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdulkerim eş-Şeyhli beni arayıp ertesi gün yani cuma günü işim olup olmadığını sordu. Ben de kimseye söz vermediğimi söyledim. Beni evinde bir kahve içmeye davet etti. Ardından Dışişleri Bakanlığı'na gidip, imzalaması gereken bazı evraklar olduğunu söyledi. Sonra da birkaç sülün avlayan Saddam'la öğle yemeği yemek için av kulübüne gidecektik. Ertesi gün Şeyhli’nin evine gittim. Kahve içtik, partinin meselelerini ve son durum hakkında konuştuk. Kendisinin bir uçta, partinin ise başka bir uçta olduğunu söyledi. Ben de kendisine partiden uzak durmaması gerektiğini, çünkü gerçek nüfuzunun parti içinde olduğunu, Dışişleri Bakanlığı'ndaki işlerle meşgul olması için özel girişimler olduğunu söyledim.

Benimle aynı fikirdeydi. Evin garaj yoluna çıkıp onun makam aracına bindik. Arabayı o kullanıyor, ben de yan koltukta oturuyordum. Bahçe kapısına geldiğimizde içinde korumaların olduğu bir araba bizi takip etmeye başladı. Otuz metre ilerlemiştik ki sokağın ortasında ağlayan bir kadın bizi durdurdu. Arabadan indik. Kadın İngilizdi. Bakana, bir Iraklı Hıristiyan mühendisle evli ve iki çocukları olduğunu, gizli polisin onu evinde dövdükten sonra tutuklayıp götürdüğünü, kendisinin nerede olduğunu bilmediğini söyledi. Kadın, kocasının siyasetle uğraşmadığını ve İngiltere'deki Manchester Üniversitesi'nden doktorası olduğunu da belirtti.

Bakan, kadından telefon numarasını istedi. Numarayı görevlilerden biri kaydetti. Ardından bakanlığa gittik. Emniyet müdürüyle şahısla hakkında görüştük. Bakan, ‘Kendisinden (mühendisten) özür dilediler ve bir yazı verdiler, resmi araçla evine gönderdiler. Hemen eşiyle görüşmesi gerek’ dedi. Sonra bakanlıktan ayrılıp av kulübüne gittik, Saddam bizi bekliyordu.

gtrhy
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in 1981 yılına ait bir fotoğrafı. (Getty Images)

Şeyhli’nin yanında renkli fotoğraflar çektiğini ve anında baskı yaptığını söylediği bir fotoğraf makinesi vardı. Saddam, onu nereden aldığını sordu. Bakan da New York'tan aldığını söyledi. Saddam, ‘Doktorla benim fotoğrafımızı çek’ dedi. Saddam’a ‘Tutuklandığımız ve ailelerimizin yiyecek ve temiz kıyafet vermek için bizi aradıkları zamanı hatırlıyor musunuz?’ diye sordum. O da ‘Elbette, evinizdeki lezzetli yemekleri de hatırlıyorum. Sofranızda üzüm pekmezi de vardı’ diye karşılık verdi. Sonra ‘Ey Ebu Uday; bir zamanlar ailemiz bize (cezaevinde) yemek verirken beyaz bir darbe yaptık. Çünkü hükümetten memnun değildik’ dedim. O da başıyla beni tasdikledi. Ona İngiliz kadının hikayesini anlattım ve bunun nasıl olabildiğini sordum. Saddam bana baktı ve ‘Doktor, o zaman düşmanları nasıl korkutacağız?’ dedi. Bunun üzerine ‘Ey kardeşim Ebu Uday, bu adam düşman değil. Sen masum bir insanı, çocuklarını, iş arkadaşlarını ve İngiltere'ye ailesini ziyarete gittiğinde kaçınılmaz olarak bunları anlatacak olan yabancı uyruklu karısını korkuttun. Oradakilere kocasının başına gelenleri anlatacaktır. Bu, Irak'ın itibarı açısından iyi bir şey değil’ dedim. Saddam uzun süre bana baktı ve ‘Kardeşim Dr. İyad, bu kadar yumuşak bir kalple devrim ilerleyemez’ dedi. Ben de ‘Kardeşim Ebu Uday, 1963 yılında kanlı yöntemi denedik ama başarılı olamadı’ dedim.”

Sürprizlerle dolu bir ziyafet sofrası

Allavi, eski Dışişleri Bakanı Abdulkerim eş-Şeyhli’nin hikayesini ve Saddam rejiminin ondan nasıl kurtulduğunu ise şöyle anlattı:

Şeyhli'nin Dışişleri Bakanlığı'ndaki görevinden alınışının hikayesi de anlatılmaya değer. Şeyhli bir kıza evlenme teklif ediyor ve nişanlanıyorlar. Saddam da Şeyhli ve nişanlısını yemeğe çağırıyor. Yemeğe İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Salih Mehdi Amaş ve eşi de davetli. Yemek sırasında Bağdat Radyosu’ndan Şeyhli ve Amaş'ın görevden alındığı haberi geçiliyor. Şeyhli beni arayıp ‘Haberi duydun mu?’ diye sordu. ‘Hangi haber?’ dedim. Bana nişanlısını eve götürürken şoförünün ‘Haberi duydunuz mu?’ diye sorduğunu, ‘Ne haberi?’ dediğinde ‘Sizi, partideki ve hükümetteki görevlerinizden aldılar’ dediğini söyledi.

Şeyhli, Abdulkerim Kasım'a yönelik suikast girişiminde Saddam'ın yanındaydı. Saddam suikast girişimi sırasında şarapnel parçasıyla yaralanmıştı. Mısır'a kaçtılar. Orada birlikte kardeş gibi uyum içinde bir süre yaşadılar. Şeyhli tam bir Arap milliyetçisiydi, Baas Partisi’nde üstlendiği roller vardı ve üst düzey görevlere sahipti. Şeyhli daha sonra ev hapsine alındı. Faturalarını ödenmediği gerekçesiyle kasıtlı olarak evinin elektriği kesildi. 1980 yılında elektrik idaresine gittiğinde karısının gözü önünde vurularak öldürüldü. Ne yazık ki yurtdışındayken Irak'a dönmemesi gerektiği tavsiyemi dinlememişti.”

Allavi’nin Baas Partisi’yle olan yolculuğu

Allavi'ye Baas Partisi’yle yolculuğunun nasıl başladığını sorduğumda şunları anlattı:

Baas Partisi’nden Vemid Ömer Nazmi abim Sabah'ın bir arkadaşıydı. Ne zaman yanımıza gelse bana Baas Partisi’nden bahsederdi. 14 Temmuz 1958 darbesinden iki ay sonra Baas Partisi’ne sempati duymamda büyük rol oynadı. Bundan ailemin haberi yoktu. Komünizme karşı olduklarını düşündüğüm bazı arkadaşlarımla yakınlaştım, bazılarının Baas Partisi'nden olduğuna dair şüphelerim vardı. Ömer Nazmi, bana Baas Partisi’ne üye olduğunu söyledi. Partiden bahseden broşürler ve kitaplar verdi. Daha 13 yaşındaydım, 14’üme yaklaşıyordum. Baasçılara katılmaya karar verdim ama ailemden korkuyordum. O zamanlar komünizme karşı çıkmak için Baas Partisi'ne katılmam gerektiğine inanıyordum ve katıldım. Buna ailemden kimsenin haberi olmadan karar verdim.

vgth
Saddam'ın memleketi Tikrit çekilen 1960 tarihli bir fotoğrafı. (Getty Images)

Abdülkerim Kasım'ın, Nazım Tabakçalı, Rıfat el-Hac Seri ve yol arkadaşları başta olmak üzere bir grup şerefli adamı idam ederek şehit ettiği güç gösterisinde, Azamiye’de başlayan ve benim de katıldığım gösterilerin organizatörü Rafi Taka ve diğer kardeşlerle tanıştım. Coşkuluyduk, gösterilere katılan diğer eylemcilerle birlikte Bağdat sokaklarında sürüklenerek öldürülen Nuri es-Said'e olanlara atıfta bulunarak, ‘Ey Bağdat, devrimci ol, devrimci ol ve Kasım’ı bırak, Nuri'yi takip et’ sloganları atmaya başladım. Daha sonra hükümet karşıtı broşürler dağıtırken askeri inzibat tarafından tutuklandım. Çok genç olduğumdan on gün sonra serbest bırakıldım. Mahkemede hakim bana ‘Ailenin yanına git’ dedi. Çok üzgündüm çünkü sabırsızlıkla zaferler kazanmayı bekliyordum. Daha sonra öğrencilerin düzenlediği oturma eylemlerine ve protestolarına katıldım. Bunlardan bazılarında da tutuklandım.”

Tankın üstünde

Baas Partisi, 8 Şubat 1963 yılında Hazım Cevad liderliğindeki Irak’ta iktidarı ele geçirdiğinde, Allavi, aralarında önemli isimlerin de olduğu ‘First Class Hapishane’de tutukluydu. Bu isimler arasında Ali Salih es-Sadi, Ahmed Hasan el-Bekir, Salih Mehdi Ammaş ve Hasan en-Nakib bulunuyordu. Mahkumlar hapishane yakınlarında alışılmışın dışında bir hareketlilik hissettiler. Bağdat'ta bir askeri hareketlilik olduğunu duymuşlardı ama hareketliliğin kim tarafından başlatıldığını, komünistler mi yoksa Baasçılar mı olduklarını bilmiyorlardı. Gardiyanların tutumları aniden değişti. Mahkumlara iyi davranmaya başladılar. Öğlen saat 12.00 sularında üç tank cezaevini bastı. Bunlardan birinden makineli tüfekli bir polis memuru çıkıp kapıların açılmasını, cezaevi müdürünün tutuklanmasını ve tutukluların serbest bırakılmasını emretti. Askeri darbenin arkasında Baas Partisi’nin olduğu anlaşıldı.”

Allavi daha sonra yaşananları şöyle anlattı:

Mutlu bir şekilde yola çıktık. Tankların üzerine çıktık. Bindiğim tank, daha sonra arkadaşım olan subay Enver Abdulkadir el-Hadisi tarafından kullanılıyordu. Sanırım benimle aynı tankta (Irak’ın Saddam rejimi sonrası başbakanlarından) Adil Abdulmehdi de vardı.

hyj6uı
Saddam Hüseyin, 1983 yılında Bağdat’taki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlediği basın toplantısında. (Getty Images)

O gün Abdulkerim Kasım'ın saklandığı Savunma Bakanlığı'nın bombalanmasına katılan pilot Munzir el-Vendavi’nin adı öne çıkacak, ertesi gün Kasım, tıpkı Saddam Hüseyin'in daha sonra ipin boynuna geçirilmesinden önce yaptığı gibi, kendisini idam etmek isteyenlerin gözlerini bağlamasını reddederek radyo binasında idam edilecek, Bağdat o günlerde şiddetli çatışmalara sahne olacaktı.

Allavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

Komünist Parti o gün destekçilerini devrime karşı durmaya çağırıyordu. Bunun üzerine Abdulgani er-Ravi liderliğindeki ordu, komünistler karşısında sağlam durulması çağrısında bulunduğu bir bildiri yayınladı. İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Salih es-Sadi, Ravi'nin etkisiyle 1963 devrimine karşı çıkan komünistlerin yok edilmesi çağrısında bulunan bir bildiri yayınladı. Ne yazık ki komünistlerle dokuz ay boyunca arkasında birkaç askerin olduğu kanlı ve korkunç çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalara Vendavi komutasındaki Cumhuriyet Muhafızları’nın uygulamaları eşlik ediyordu.

Açıkçası önemli olan Baas Partisi’nin bir düşünce, bir ideoloji ve bir duruş olarak 1963 yılında bitmiş olmasıydı. Baas Partisi’nden ayrılmaya karar vermiştik ama o yıldan sonra yaşananlar ve partiye geri dönmemizin nedeni Abdusselam Arif döneminde, yani gençliğimizde maruz kaldığımız zulüm, tutuklanmalar ve baskılardı. Hükümeti devirecek bir askeri darbeye hazırlanmak için parti çalışmalarına dönme kararı aldık.

Saddam ile hapishane arkadaşlığı

Baas Partisi, 1964 yılı sonbaharında Abdusselam Arif'in partiyi uzaklaştırdığı iktidarı geri almak için bir darbe girişimi başlatmaya karar verdi. Bu amaçla Hanin Birimi adı verilen bir birim oluşturuldu. Birimin başına Saddam Hüseyin, Abdulkerim eş-Şeyhli ve Muhammed Fadıl getirildi. Darbe hazırlıkları eylül ayı başlarında ortaya çıktı. Ekim ayı sonlarına kadar tutuklamalar ve soruşturmalar devam etti. Yetkililer büyük bir tutuklama kampanyası başlattı. O dönemde tutuklananlar arasında benimle birlikte Saddam, Şeyhli, Salah Ömer el-Ali, İmad Şebib ve Hamid Cevad vardı.

hyjuı
Hasan el-Amiri, Abdulkerim eş-Şeyhli ve Saddam Hüseyin’in 1964 yılında hapisteyken çekilen fotoğrafı.

Saddam ve Şeyhli, Sadun bölgesindeki bir eczaneye girerek hapishaneden kaçtılar. Genellikle mahkemeden hapishaneye gizlice dönüyorlardı, ancak o gün ilaç almaları gerektiğini öne sürdüler. Birkaç gardiyanla birlikte eczaneye girip eczanenin diğer kapısından kaçtılar. Kendilerini bir araba bekliyordu ve binip gittiler. Dönemin Irak Başbakanı Abdurrahman el-Bazzaz, onlar ve diğerleri hakkında af çıkarana kadar partinin gizli mekanlarında saklandılar. Bu da partinin yeniden diriltilmesi ve iyileştirilmesi sürecinin hızlanmasına yardımcı oldu. Irak'ta rejimi darbeyle değiştirmenin yolları ve olasılıkları hakkındaki ilk fikir ortaya böyle atıldı ve konuşulmaya başlandı.

Tıp fakültesinden 1970 yazında mezun oldum ve 1971 yılının ekim ayında Irak'tan ayrılarak Lübnan'da yaşamaya başladım. Partinin önde gelen isimlerini değiştirerek ve partiyi yeniden eski konumuna döndürerek partinin gittiği bazı yolları değiştirmek için başkalarıyla anlaşmaya kararlıydım. Partiden ayrılmamın pek çok nedeni vardı. Bunların başında parti içi ve parti dışı özgürlüklerin yok olması geliyordu. Olup bitene ikna olmamam ve egemen kararın tek adam tarafından verilmesi yönündeki prosedürleri reddetmem nedeniyle bana ve başkalarına karşı yapılan tacizler de bu nedenlerden biriydi. Bu durum, başta Saddam Hüseyin el-Tikriti olmak üzere partinin bazı önemli isimleriyle aramda ciddi gerilimlere neden oldu.

Saddam sinirlenince

Bu yabancılaşma, Şeyhli ve Amaş’ın görevden alınması ve Samir Necim'in parti başkanlığından istifasının kabul edilmesinin ardından Saddam'la aramda geçen telefon görüşmesinde açıkça ortaya çıktı. Saddam’la bir telefon görüşmesi yaptım. O zamanlar tıp fakültesindeydim. Gergin bir görüşmeydi. Şeyhli’nin aleyhinde konuşmamı istedi. Şeyhli, Amaş ve Samir Necim'in partiden ihraç edilmesinin ardından parti tüzüğünün askıya alınmasına ve bunun sonucunda yaşanan gerginliğe itiraz ettim. Bütün bu siyasi gerilim, partideki bazı yakın olduğum isimleri bana uzman doktor olmak için yurtdışına gitmemi tavsiye etmeye itti. Ben de önce Lübnan'a, oradan da Londra'ya gittim.”

Allavi'ye gitmesini tavsiye edenler arasında, özellikle Kamu Güvenliği Direktörlüğü görevini üstlendiği sırada yaptıklarıyla ‘Zalimler Kulübü’ olarak bilinen grubun önde gelen üyelerinden biri olan Nazım Kezar adlı arkadaşı da vardı. Kezar, 1973 yılında Ahmed Hasan el-Bekir ile Saddam Hüseyin'e partinin temel yaklaşımından saptıkları gerekçesiyle suikast yapmayı planladı. Ancak Ahmed Hasan el-Bekir’in uçağı geç indi. Bunun üzerine komplocular suikast planının ortaya çıktığını düşündüler. Kazar, İran sınırına doğru kaçtı, ancak Irak ordusu peşine düşmüştü. Yakalanan Kezar, derhal infaz edildi.

Allavi, bundan sonra yaşananları şöyle aktardı:

Kezar, derhal başının arkasından ateş edilerek infaz edildi. Yakalanmış olmasına rağmen mahkemeye çıkarılmadı. O şimdiye kadar tanıştığım en cesur adam. Korku nedir bilmezdi. Baas Partisi’nin öğrenci ofisinde birlikte çalışmıştık. Cesaret doluydu ve partinin hedeflerine sıkı sıkıya bağlıydı. En az Saddam kadar katıydı. Sert, güçlü ve adil biriydi. Dürüstlüğünden şüphe edilmezdi. Bir gün bana kız kardeşinin zor bir doğuma hazırlandığını ve onu hastaneye götürecek parasının olmadığını söyledi. Kendisi Kamu Güvenliği Müdürü, bense bir tıp öğrencisiydim. Ona, ‘Yeterince paran yok mu? diye sordum. O da bana ‘Yemin ederim hiç yok’ dedi. Üniversitede hocamız Prof. Kemal es-Samarrai’nin Samarrai Hastanesi adında özel bir kliniği vardı. Onu aradım ve kendisine durumu anlattım. Bana ‘Parası olmaması mümkün mü?’ diye sordu. Ben de ‘Vallahi parası yok. O dürüst bir insan ve kendisine ait olmayan paraya el uzatmaz’ dedim. Prof. Sammarai, Kezar’ın kız kardeşinin doğumunu hastanesinde yaptırdı ve hiç para almadı. Saddam ve Kezar'ın Irak'ın görüp görebileceği en şiddet yanlısı iki adam olduğu söylenebilirdi ama ikisini de parayla işi olmadı.”

rgtyh
Abdulkerim eş-Şeyhli.

Allavi, Kezar’ın Kasr’ul-Nihaye'deki korkunç işkencelerdeki rolüyle ilgili anlatılan hikayeleri sorduğum da şunları söyledi:

(Bu anlatılanlar) Nazım Kezar'ın itibarını korkunç bir şekilde zedeledi. Kezar’a komünistlere yapılan işkencelere bizzat katıldığına dair anlatılanları sordum ama doğru dürüst bir yanıt alamadım. Komünist Parti Siyasi Büro üyeleri Aziz Muhammed, Amir Abdullah ve Fahri Kerim'e de sordum. Onun için şahsen işkencelere katıldığına dair hiçbir şey söylemediler. Elbette Nazım da Saddam gibi tıpkı şiddet yanlısı biri olmasıyla tanınıyordu.

İyad Allavi, 16 Temmuz 1968 akşamı, annesini bitkin ve üzgün bir halde görünce Lübnan'dan Irak'a döndü. O gece, ertesi gün darbe yapılacağını öğrenince darbecilerin arasına katıldı. Takvimler 17 Temmuz 1968’i gösterdiğinde Cumhurbaşkanı Abdusselam Arif, Cumhuriyet Muhafızları Komutanı Abdurrahman ed-Davud ve Askeri İstihbarat Başkanı Abdurrezzak Naif'in kendisini devirmek için Baas Partisi’yle anlaştıklarının teyit edilmesinin ardından kaderine boyun eğdi.

Saddam, 1963 yılında Baas Partisi’nin aldığı yenilgiden ders çıkarmış, orduya güvenmeme ve parti içinde gruplaşmaya izin vermeme kararı almıştı. Partinin ve ordunun kontrol altına alınmasını beklerken, Ahmed Hasan el-Bekir'in himayesine girmeyi tercih etti. Kendisine itiraz edenlerden, muhaliflerden ve iktidara ortak olduğunu iddia eden herkesten başarıyla kurtuldu. Bir gün Allavi'nin evini ziyaret eden Saddam, ona Irak'ın Beyrut Büyükelçiliği görevini teklif etti. Fakat Allavi tıp alanında uzmanlığını tamamlamak istediğini belirtip özür dileyerek teklifi geri çevirdi.

Allavi Lübnan'a, oradan da İngiltere'ye gitti. Baas Partisi’yle ilişkilerini 1975 yılında tamamen kesen Allavi, parti yönetiminin değişmesi için çalışmayı seçti. Allavi, 1978'de uğradığı suikast girişiminden sağ kurtuldu. Saddam rejiminin 2003 yılında düşmesinden ve Bağdat'a dönmesinden sonra, El Kaide tarafından düzenlenen bombalı saldırı da dahil olmak üzere kendisini hedef alan başka suikast girişimlerinden de kurtulmayı başardı.

Son söz

Röportajın sonunda Allavi'ye Saddam'ın Baas Partisi içinde yükselmeyi ve partinin kontrolünü ele geçirmeyi başarmasının sebebinin ne olduğunu sordum. Bunun başlıca iki sebebi olduğunu söyledi. Bunlardan ilkinin çok cesur, ikincisinin ise Ahmed Hasan el-Bekir'in onun yanında durması olduğunu belirtti. Allavi’ye göre Ahmed Hasan el-Bekir, Saddam'ın Baas Partisi’nin sivil tarafındaki müttefiki olduğuna inanıyordu ama Saddam partinin kontrolünü tamamen ele geçirdiğinde, Bekir'in karşısında yer aldı.

Allavi, şöyle devam etti

Herkesi erkenden uyardık ama olan oldu. Saddam, Baas Partisi'nin iktidara gelmesinden iki ay sonra aile fertlerini ve Tikritlileri iktidar kadrolarına yerleştirmeye başladı.

Allavi’nin hikayesi o kadar önemli, öyle uzun ve öyle çetrefilli ki, bir avuç sayfaya sığmıyor. Özellikle Zulüm Kulübü’nün en önde gelen isimleriyle doğrudan ilişkiler kurmuş olduğundan anlattıklarıyla karanlıkta kalan birçok noktaya ışık tuttu.



İran, Irak Kürdistan Hükümeti Başbakanı’nın ofisine yönelik iki İHA ile gerçekleştirilen «şüpheli» saldırıyı kınadı

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025'te bölgenin başkenti Erbil'de bir basın toplantısında, (AFP)
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025'te bölgenin başkenti Erbil'de bir basın toplantısında, (AFP)
TT

İran, Irak Kürdistan Hükümeti Başbakanı’nın ofisine yönelik iki İHA ile gerçekleştirilen «şüpheli» saldırıyı kınadı

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025'te bölgenin başkenti Erbil'de bir basın toplantısında, (AFP)
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025'te bölgenin başkenti Erbil'de bir basın toplantısında, (AFP)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, dün gece saatlerinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani’nin ofisi ile Erbil İstihbarat Müdürü’nün konutuna iki İHA ile düzenlenen saldırıyı kınadı. Şarku’l Avsat’ın IRNA’dan aktardığına göre Bekayi, saldırıyı “son derece şüpheli gelişme ve dikkatle ele alınması gereken bir olay” olarak nitelendirdi.

Ajansta yer alan açıklamaya göre Bekayi, saldırıyı kınayarak, olayın kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini belirtti.

Irak Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamsına göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de Iraklı mevkidaşına, saldırının İran topraklarından düzenlendiğine ilişkin “herhangi bir bilgi bulunmadığını” iletti.

Öte yandan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, dün akşam Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı’nın ofisi ile Erbil İstihbarat Müdürü’nün konutuna iki İHA ile düzenlenen saldırının soruşturulması talimatını verdi. Fransız Haber Ajansı AFP’nin haberine göre bu karar, Kürt makamlarının saldırının arkasında İran’ın bulunduğunu öne sürmesinin ardından geldi.

Zeydi’nin Basın Ofisi tarafından yapılan açıklamada, Başbakan’ın “saldırının kaynaklarını ve çıkış noktalarını ortaya çıkarmak, soruşturmanın sonuçlarını en kısa sürede kamuoyuna açıklamak ve saldırının bütün ayrıntıları ile arkasındaki tarafları ortaya çıkarmak üzere bir soruşturma komitesi kurulması” talimatı verdiği belirtildi.


Yemen Savunma Konseyi, Suudi Arabistan Krallığı’nın Yemen halkına sunduğu istikrarlı desteğe yönelik takdirini yineledi

Dr. Reşad Muhammed el-Alimi, Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti (Sabanet)
Dr. Reşad Muhammed el-Alimi, Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti (Sabanet)
TT

Yemen Savunma Konseyi, Suudi Arabistan Krallığı’nın Yemen halkına sunduğu istikrarlı desteğe yönelik takdirini yineledi

Dr. Reşad Muhammed el-Alimi, Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti (Sabanet)
Dr. Reşad Muhammed el-Alimi, Ulusal Savunma Konseyi toplantısına başkanlık etti (Sabanet)

Yemen Ulusal Savunma Konseyi, Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Dr. Reşad el-Alimi başkanlığında bugün gerçekleştirdiği toplantıda, silahlı kuvvetlerin performansından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Konsey, vatandaşların yanı sıra egemenlik ve kritik öneme sahip tesislerin korunmasında ordunun sergilediği yeterlilik, disiplin ve yüksek hazırlık seviyesine övgüde bulundu. Özellikle insansız hava kuvvetlerinin, İran rejimi tarafından desteklenen terörist Husi milislerinin askeri kapasite ve mevzilerine yönelik “nitelikli operasyonları” ile isabetli ve ağır darbelere imza atması takdir edildi.

Konsey ayrıca Suudi Arabistan’ın öncü rolüne ve Yemen halkı ile siyasi yönetimine her düzeyde sağladığı kesintisiz desteğe yönelik takdirini yineledi. Açıklamada, Riyad’ın Yemen ve bölgenin güvenlik ve istikrarının güçlendirilmesindeki lider rolünün yanı sıra tehdit ve terör kaynaklarıyla mücadele, deniz güvenliğinin ve uluslararası deniz yollarının korunması amacıyla bölgesel ve uluslararası koalisyonların yürüttüğü çalışmalara öncülük ettiği belirtildi.

Ulusal Savunma Konseyi, uluslararası toplumun birlik içinde hareket etmesini ve Husilerin tırmanıştan, Yemen’in, bölgenin ve su yollarının güvenliğine yönelik tehditlerden sorumlu tutulmasına ilişkin açık tutumunu da memnuniyetle karşıladı. Konsey, bu tutumların, Husileri caydırmak ve finansman ile silah kaynaklarını kurutmak amacıyla daha etkili tedbirlere dönüştürülmesinin önemini vurguladı.

Konsey, tüm cephe ve operasyon eksenlerinde askeri ve güvenlik hazırlık seviyesinin en üst düzeyde tutulması, erken uyarı sisteminin güçlendirilmesi ve kritik ve egemenlik kapsamındaki tesisler ile sivil yapıların korunma düzeyinin artırılması talimatını verdi.

Ayrıca tehdit kaynaklarına karşı hava ve füze yoluyla yürütülen caydırıcılık operasyonlarının, farklı cephe ve askeri birlikler arasında koordinasyon sağlanarak genişletilmesi emredildi. Bunun yanı sıra milislerin hücreleri ile kaçakçılık, ikmal ve iç destek ağlarının takibi için istihbarat ve güvenlik çalışmalarının yoğunlaştırılması, bu çabaların hızlı ve etkin bir yargı süreciyle desteklenmesi istendi. Böylece devletin askeri, güvenlik ve hukuki araçlarının terör tehditleriyle mücadelede bütünleşik biçimde kullanılması hedefleniyor.


Güney Lübnan yeni bir yerinden edilme dalgasıyla karşı karşıya

 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
TT

Güney Lübnan yeni bir yerinden edilme dalgasıyla karşı karşıya

 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)
 Sayda (Sidon) şehrinde sahil yolunda güneyden gelen araçların neden olduğu trafik sıkışıklığı (AFP)

Güney Lübnan’daki beldelere yeniden göç dalgası yaşanıyor. Cuma akşamından bu yana İsrail’in askeri operasyonlarını yoğunlaştırması, hava saldırıları ve bombardımanların artmasına yol açarken, çok sayıda aile bölgelerini terk etti. Beyrut ve Sayda yönündeki yollarda da yoğun trafik oluştu.

Zavtar el-Garbiyye Belediye Başkanı Abd İzzeddin, özellikle çocuklu ve yaşlıların bulunduğu çok sayıda ailenin çatışmaların daha da büyümesi endişesiyle bölgeden ayrıldığını söyledi.

Gerilimin merkezinde, Lübnan-İsrail müzakerelerinin de en önemli anlaşmazlık noktalarından biri haline gelen Ali et-Tahir tepeleri bulunuyor. Askeri Uzman Hasan Cuni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail’in bölgede “alışılmışın dışında” yöntemlerle operasyonlarını yoğunlaştırdığını belirterek, geleneksel bir kara harekâtına girişmeden altyapıya ulaşabilecek “havalandırma noktaları, geçitler veya girişler” aradığını ifade etti.

Cuni, Ali et-Tahir’in sahada artık bir pazarlık kozu haline geldiği değerlendirmesinde bulundu.