Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

Eski Irak Başbakanı İyad Allavi, Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı. (son bölüm)

TT

Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

İyad Allavi'nin okul arkadaşı olan ve 1959 yılında Irak lideri Abdulkerim Kasım'a düzenlenen suikast girişimine adının karışması nedeniyle uzun bir süre uzak kaldığı Bağdat Tıp Fakültesi'ne daha sonra geri dönen Abdulkerim eş-Şeyhli, 1964 yılında bir gün üniversiteye cılız bir gençle birlikte geldi. Şeyhli, bu cılız genci Allavi ile tanıştırdı. Gencin adı Saddam Hüseyin’di. Genç Saddam, daha sonra da benzer ziyaretlerde bulunacak ve Allavi'ye birçok kez “İkiz kardeşim nerede?” diye soracaktı. Saddam, bu ziyaretlerden birinde yine Allavi’ye Şeyhli’nin nerede olduğunu sorduğunda Allavi ona, Şeyhli’nin derste olduğunu ve ders bittikten sonra geleceğini söyledi. Birlikte birer kahve içmeyi ve biraz laflamayı öneren Allavi, daha sonra Şeyhli’nin kendilerine katılabileceğini ekledi. Üç genç arasında bir dostluk oluştu. Böylece görüşmeye başladılar. 1964 yılında hapishane arkadaşlığı da yapacaklardı. Fakat Saddam daha sonra Baas Partisi’nin ve ülkenin tartışmasız tek efendisi olduğunda, kader çizgileri değişecekti.

scdfvg
Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi, Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’in sorularını yanıtladı. (Şarku’l Avsat)

Allavi,1978 yılında ‘Saddam'ın baltasıyla’ ölümün eşiğine gelmesinin ardından rakibinin vasıflarını ve avantajlarını kabul etmek zorunda kaldı. Şarku’l Avsat için gerçekleştirdiğim röportajda 1960’lı yıllarda Saddam ile tanıştığı ilk dönemlerde onun nasıl biri olduğunu sorduğum Allavi şu yanıtı verdi:

“İlk tanıştığımızda partide önemli bir rolü yoktu. Ama yüce gönüllü ve güçlü iradeye sahip bir adamdı. Baas Partisi’nin neferlerinden biri olarak görülüyordu. Partinin ideolojisine bağlıydı.”

Allavi, Saddam'ın iktidarının düşmesinden sonra başbakanlığını yaptığı hükümetin Saddam hakkında soruşturmalar yürüttüğünü ve cumhurbaşkanlığı uçağı da dahil olmak üzere adına kayıtlı tek bir mülk dahi bulamadıklarını’ itiraf etmekte zorluk çekmedi. Irak'ta yaşanan felaketlerden ve trajedilerden tıp fakültesinde tanıştığı genç adamı sorumlu tutsa da Baas Partisi’nde yükselmesine yardımcı niteliklere sahip olduğunu da inkar etmiyor. Allavi’ye göre iktidar Saddam Hüseyin’i, ortağı ve hesap vereceği biri olmayan  zorbaya dönüştürdü.

Saddam'ın zalimliği

Allavi'ye Saddam'ın zalimliğini sorduğum. Bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Saddam'ınki gibi bir zalimliğe hiç tanık olmadım. Burada son derece önemli bir olayı anlatabilirim. Baasçılar arasında Baas Partisi'nin Suriye kanadında çalışmış olan ve Irak’a iltica eden Hüseyin Hazbar adında Karadalı bir kişi vardı. Bir grup Baasçıyla birlikte bir restoranın bahçesinde akşam yemeği yiyorduk. Saddam ve Sadun Şakir neşeli bir halde ve gülerek yanımıza geldiler. Onlara bu kadar neşeli olmalarının nedenini sordum. Asma köprüde Hüseyin Hazbar'la karşılaştıklarını ve onu tabancalarının dipçiğiyle dövdüklerini, ardından adını bilmedikleri bir hastaneye götürdüklerini söylediler. İçimiz rahat etmedi. Bir grup oluşturarak hastaneye gittik ve adamı muayene ettik. Hal hatır sorduk. Böylece partiyi, bir zulüm ve bir nevi ihanet olan bu eylemden temize çıkardık. Adama beş kişinin saldırdığını öğrenmiştim. Tek başına köprüden geçerken etrafını sarıp onu dövmüşler.

vsfgeth
Irak Başkan Yardımcısı Saddam Hüseyin, 1978 yılında Irak'ın kuzeyindeki Musul kenti yakınlarında yapılan Nevruz kutlamaları sırasında Araplar ve Kürtlerden oluşan bir kalabalığa hitap ederken. (Getty Images)

Baas Partisi’nin Ekim 1969’da iktidara gelmesinden sonra Saddam’la yaşanan başka bir olayı daha hatırlıyorum. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdulkerim eş-Şeyhli beni arayıp ertesi gün yani cuma günü işim olup olmadığını sordu. Ben de kimseye söz vermediğimi söyledim. Beni evinde bir kahve içmeye davet etti. Ardından Dışişleri Bakanlığı'na gidip, imzalaması gereken bazı evraklar olduğunu söyledi. Sonra da birkaç sülün avlayan Saddam'la öğle yemeği yemek için av kulübüne gidecektik. Ertesi gün Şeyhli’nin evine gittim. Kahve içtik, partinin meselelerini ve son durum hakkında konuştuk. Kendisinin bir uçta, partinin ise başka bir uçta olduğunu söyledi. Ben de kendisine partiden uzak durmaması gerektiğini, çünkü gerçek nüfuzunun parti içinde olduğunu, Dışişleri Bakanlığı'ndaki işlerle meşgul olması için özel girişimler olduğunu söyledim.

Benimle aynı fikirdeydi. Evin garaj yoluna çıkıp onun makam aracına bindik. Arabayı o kullanıyor, ben de yan koltukta oturuyordum. Bahçe kapısına geldiğimizde içinde korumaların olduğu bir araba bizi takip etmeye başladı. Otuz metre ilerlemiştik ki sokağın ortasında ağlayan bir kadın bizi durdurdu. Arabadan indik. Kadın İngilizdi. Bakana, bir Iraklı Hıristiyan mühendisle evli ve iki çocukları olduğunu, gizli polisin onu evinde dövdükten sonra tutuklayıp götürdüğünü, kendisinin nerede olduğunu bilmediğini söyledi. Kadın, kocasının siyasetle uğraşmadığını ve İngiltere'deki Manchester Üniversitesi'nden doktorası olduğunu da belirtti.

Bakan, kadından telefon numarasını istedi. Numarayı görevlilerden biri kaydetti. Ardından bakanlığa gittik. Emniyet müdürüyle şahısla hakkında görüştük. Bakan, ‘Kendisinden (mühendisten) özür dilediler ve bir yazı verdiler, resmi araçla evine gönderdiler. Hemen eşiyle görüşmesi gerek’ dedi. Sonra bakanlıktan ayrılıp av kulübüne gittik, Saddam bizi bekliyordu.

gtrhy
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in 1981 yılına ait bir fotoğrafı. (Getty Images)

Şeyhli’nin yanında renkli fotoğraflar çektiğini ve anında baskı yaptığını söylediği bir fotoğraf makinesi vardı. Saddam, onu nereden aldığını sordu. Bakan da New York'tan aldığını söyledi. Saddam, ‘Doktorla benim fotoğrafımızı çek’ dedi. Saddam’a ‘Tutuklandığımız ve ailelerimizin yiyecek ve temiz kıyafet vermek için bizi aradıkları zamanı hatırlıyor musunuz?’ diye sordum. O da ‘Elbette, evinizdeki lezzetli yemekleri de hatırlıyorum. Sofranızda üzüm pekmezi de vardı’ diye karşılık verdi. Sonra ‘Ey Ebu Uday; bir zamanlar ailemiz bize (cezaevinde) yemek verirken beyaz bir darbe yaptık. Çünkü hükümetten memnun değildik’ dedim. O da başıyla beni tasdikledi. Ona İngiliz kadının hikayesini anlattım ve bunun nasıl olabildiğini sordum. Saddam bana baktı ve ‘Doktor, o zaman düşmanları nasıl korkutacağız?’ dedi. Bunun üzerine ‘Ey kardeşim Ebu Uday, bu adam düşman değil. Sen masum bir insanı, çocuklarını, iş arkadaşlarını ve İngiltere'ye ailesini ziyarete gittiğinde kaçınılmaz olarak bunları anlatacak olan yabancı uyruklu karısını korkuttun. Oradakilere kocasının başına gelenleri anlatacaktır. Bu, Irak'ın itibarı açısından iyi bir şey değil’ dedim. Saddam uzun süre bana baktı ve ‘Kardeşim Dr. İyad, bu kadar yumuşak bir kalple devrim ilerleyemez’ dedi. Ben de ‘Kardeşim Ebu Uday, 1963 yılında kanlı yöntemi denedik ama başarılı olamadı’ dedim.”

Sürprizlerle dolu bir ziyafet sofrası

Allavi, eski Dışişleri Bakanı Abdulkerim eş-Şeyhli’nin hikayesini ve Saddam rejiminin ondan nasıl kurtulduğunu ise şöyle anlattı:

Şeyhli'nin Dışişleri Bakanlığı'ndaki görevinden alınışının hikayesi de anlatılmaya değer. Şeyhli bir kıza evlenme teklif ediyor ve nişanlanıyorlar. Saddam da Şeyhli ve nişanlısını yemeğe çağırıyor. Yemeğe İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Salih Mehdi Amaş ve eşi de davetli. Yemek sırasında Bağdat Radyosu’ndan Şeyhli ve Amaş'ın görevden alındığı haberi geçiliyor. Şeyhli beni arayıp ‘Haberi duydun mu?’ diye sordu. ‘Hangi haber?’ dedim. Bana nişanlısını eve götürürken şoförünün ‘Haberi duydunuz mu?’ diye sorduğunu, ‘Ne haberi?’ dediğinde ‘Sizi, partideki ve hükümetteki görevlerinizden aldılar’ dediğini söyledi.

Şeyhli, Abdulkerim Kasım'a yönelik suikast girişiminde Saddam'ın yanındaydı. Saddam suikast girişimi sırasında şarapnel parçasıyla yaralanmıştı. Mısır'a kaçtılar. Orada birlikte kardeş gibi uyum içinde bir süre yaşadılar. Şeyhli tam bir Arap milliyetçisiydi, Baas Partisi’nde üstlendiği roller vardı ve üst düzey görevlere sahipti. Şeyhli daha sonra ev hapsine alındı. Faturalarını ödenmediği gerekçesiyle kasıtlı olarak evinin elektriği kesildi. 1980 yılında elektrik idaresine gittiğinde karısının gözü önünde vurularak öldürüldü. Ne yazık ki yurtdışındayken Irak'a dönmemesi gerektiği tavsiyemi dinlememişti.”

Allavi’nin Baas Partisi’yle olan yolculuğu

Allavi'ye Baas Partisi’yle yolculuğunun nasıl başladığını sorduğumda şunları anlattı:

Baas Partisi’nden Vemid Ömer Nazmi abim Sabah'ın bir arkadaşıydı. Ne zaman yanımıza gelse bana Baas Partisi’nden bahsederdi. 14 Temmuz 1958 darbesinden iki ay sonra Baas Partisi’ne sempati duymamda büyük rol oynadı. Bundan ailemin haberi yoktu. Komünizme karşı olduklarını düşündüğüm bazı arkadaşlarımla yakınlaştım, bazılarının Baas Partisi'nden olduğuna dair şüphelerim vardı. Ömer Nazmi, bana Baas Partisi’ne üye olduğunu söyledi. Partiden bahseden broşürler ve kitaplar verdi. Daha 13 yaşındaydım, 14’üme yaklaşıyordum. Baasçılara katılmaya karar verdim ama ailemden korkuyordum. O zamanlar komünizme karşı çıkmak için Baas Partisi'ne katılmam gerektiğine inanıyordum ve katıldım. Buna ailemden kimsenin haberi olmadan karar verdim.

vgth
Saddam'ın memleketi Tikrit çekilen 1960 tarihli bir fotoğrafı. (Getty Images)

Abdülkerim Kasım'ın, Nazım Tabakçalı, Rıfat el-Hac Seri ve yol arkadaşları başta olmak üzere bir grup şerefli adamı idam ederek şehit ettiği güç gösterisinde, Azamiye’de başlayan ve benim de katıldığım gösterilerin organizatörü Rafi Taka ve diğer kardeşlerle tanıştım. Coşkuluyduk, gösterilere katılan diğer eylemcilerle birlikte Bağdat sokaklarında sürüklenerek öldürülen Nuri es-Said'e olanlara atıfta bulunarak, ‘Ey Bağdat, devrimci ol, devrimci ol ve Kasım’ı bırak, Nuri'yi takip et’ sloganları atmaya başladım. Daha sonra hükümet karşıtı broşürler dağıtırken askeri inzibat tarafından tutuklandım. Çok genç olduğumdan on gün sonra serbest bırakıldım. Mahkemede hakim bana ‘Ailenin yanına git’ dedi. Çok üzgündüm çünkü sabırsızlıkla zaferler kazanmayı bekliyordum. Daha sonra öğrencilerin düzenlediği oturma eylemlerine ve protestolarına katıldım. Bunlardan bazılarında da tutuklandım.”

Tankın üstünde

Baas Partisi, 8 Şubat 1963 yılında Hazım Cevad liderliğindeki Irak’ta iktidarı ele geçirdiğinde, Allavi, aralarında önemli isimlerin de olduğu ‘First Class Hapishane’de tutukluydu. Bu isimler arasında Ali Salih es-Sadi, Ahmed Hasan el-Bekir, Salih Mehdi Ammaş ve Hasan en-Nakib bulunuyordu. Mahkumlar hapishane yakınlarında alışılmışın dışında bir hareketlilik hissettiler. Bağdat'ta bir askeri hareketlilik olduğunu duymuşlardı ama hareketliliğin kim tarafından başlatıldığını, komünistler mi yoksa Baasçılar mı olduklarını bilmiyorlardı. Gardiyanların tutumları aniden değişti. Mahkumlara iyi davranmaya başladılar. Öğlen saat 12.00 sularında üç tank cezaevini bastı. Bunlardan birinden makineli tüfekli bir polis memuru çıkıp kapıların açılmasını, cezaevi müdürünün tutuklanmasını ve tutukluların serbest bırakılmasını emretti. Askeri darbenin arkasında Baas Partisi’nin olduğu anlaşıldı.”

Allavi daha sonra yaşananları şöyle anlattı:

Mutlu bir şekilde yola çıktık. Tankların üzerine çıktık. Bindiğim tank, daha sonra arkadaşım olan subay Enver Abdulkadir el-Hadisi tarafından kullanılıyordu. Sanırım benimle aynı tankta (Irak’ın Saddam rejimi sonrası başbakanlarından) Adil Abdulmehdi de vardı.

hyj6uı
Saddam Hüseyin, 1983 yılında Bağdat’taki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlediği basın toplantısında. (Getty Images)

O gün Abdulkerim Kasım'ın saklandığı Savunma Bakanlığı'nın bombalanmasına katılan pilot Munzir el-Vendavi’nin adı öne çıkacak, ertesi gün Kasım, tıpkı Saddam Hüseyin'in daha sonra ipin boynuna geçirilmesinden önce yaptığı gibi, kendisini idam etmek isteyenlerin gözlerini bağlamasını reddederek radyo binasında idam edilecek, Bağdat o günlerde şiddetli çatışmalara sahne olacaktı.

Allavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

Komünist Parti o gün destekçilerini devrime karşı durmaya çağırıyordu. Bunun üzerine Abdulgani er-Ravi liderliğindeki ordu, komünistler karşısında sağlam durulması çağrısında bulunduğu bir bildiri yayınladı. İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Salih es-Sadi, Ravi'nin etkisiyle 1963 devrimine karşı çıkan komünistlerin yok edilmesi çağrısında bulunan bir bildiri yayınladı. Ne yazık ki komünistlerle dokuz ay boyunca arkasında birkaç askerin olduğu kanlı ve korkunç çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalara Vendavi komutasındaki Cumhuriyet Muhafızları’nın uygulamaları eşlik ediyordu.

Açıkçası önemli olan Baas Partisi’nin bir düşünce, bir ideoloji ve bir duruş olarak 1963 yılında bitmiş olmasıydı. Baas Partisi’nden ayrılmaya karar vermiştik ama o yıldan sonra yaşananlar ve partiye geri dönmemizin nedeni Abdusselam Arif döneminde, yani gençliğimizde maruz kaldığımız zulüm, tutuklanmalar ve baskılardı. Hükümeti devirecek bir askeri darbeye hazırlanmak için parti çalışmalarına dönme kararı aldık.

Saddam ile hapishane arkadaşlığı

Baas Partisi, 1964 yılı sonbaharında Abdusselam Arif'in partiyi uzaklaştırdığı iktidarı geri almak için bir darbe girişimi başlatmaya karar verdi. Bu amaçla Hanin Birimi adı verilen bir birim oluşturuldu. Birimin başına Saddam Hüseyin, Abdulkerim eş-Şeyhli ve Muhammed Fadıl getirildi. Darbe hazırlıkları eylül ayı başlarında ortaya çıktı. Ekim ayı sonlarına kadar tutuklamalar ve soruşturmalar devam etti. Yetkililer büyük bir tutuklama kampanyası başlattı. O dönemde tutuklananlar arasında benimle birlikte Saddam, Şeyhli, Salah Ömer el-Ali, İmad Şebib ve Hamid Cevad vardı.

hyjuı
Hasan el-Amiri, Abdulkerim eş-Şeyhli ve Saddam Hüseyin’in 1964 yılında hapisteyken çekilen fotoğrafı.

Saddam ve Şeyhli, Sadun bölgesindeki bir eczaneye girerek hapishaneden kaçtılar. Genellikle mahkemeden hapishaneye gizlice dönüyorlardı, ancak o gün ilaç almaları gerektiğini öne sürdüler. Birkaç gardiyanla birlikte eczaneye girip eczanenin diğer kapısından kaçtılar. Kendilerini bir araba bekliyordu ve binip gittiler. Dönemin Irak Başbakanı Abdurrahman el-Bazzaz, onlar ve diğerleri hakkında af çıkarana kadar partinin gizli mekanlarında saklandılar. Bu da partinin yeniden diriltilmesi ve iyileştirilmesi sürecinin hızlanmasına yardımcı oldu. Irak'ta rejimi darbeyle değiştirmenin yolları ve olasılıkları hakkındaki ilk fikir ortaya böyle atıldı ve konuşulmaya başlandı.

Tıp fakültesinden 1970 yazında mezun oldum ve 1971 yılının ekim ayında Irak'tan ayrılarak Lübnan'da yaşamaya başladım. Partinin önde gelen isimlerini değiştirerek ve partiyi yeniden eski konumuna döndürerek partinin gittiği bazı yolları değiştirmek için başkalarıyla anlaşmaya kararlıydım. Partiden ayrılmamın pek çok nedeni vardı. Bunların başında parti içi ve parti dışı özgürlüklerin yok olması geliyordu. Olup bitene ikna olmamam ve egemen kararın tek adam tarafından verilmesi yönündeki prosedürleri reddetmem nedeniyle bana ve başkalarına karşı yapılan tacizler de bu nedenlerden biriydi. Bu durum, başta Saddam Hüseyin el-Tikriti olmak üzere partinin bazı önemli isimleriyle aramda ciddi gerilimlere neden oldu.

Saddam sinirlenince

Bu yabancılaşma, Şeyhli ve Amaş’ın görevden alınması ve Samir Necim'in parti başkanlığından istifasının kabul edilmesinin ardından Saddam'la aramda geçen telefon görüşmesinde açıkça ortaya çıktı. Saddam’la bir telefon görüşmesi yaptım. O zamanlar tıp fakültesindeydim. Gergin bir görüşmeydi. Şeyhli’nin aleyhinde konuşmamı istedi. Şeyhli, Amaş ve Samir Necim'in partiden ihraç edilmesinin ardından parti tüzüğünün askıya alınmasına ve bunun sonucunda yaşanan gerginliğe itiraz ettim. Bütün bu siyasi gerilim, partideki bazı yakın olduğum isimleri bana uzman doktor olmak için yurtdışına gitmemi tavsiye etmeye itti. Ben de önce Lübnan'a, oradan da Londra'ya gittim.”

Allavi'ye gitmesini tavsiye edenler arasında, özellikle Kamu Güvenliği Direktörlüğü görevini üstlendiği sırada yaptıklarıyla ‘Zalimler Kulübü’ olarak bilinen grubun önde gelen üyelerinden biri olan Nazım Kezar adlı arkadaşı da vardı. Kezar, 1973 yılında Ahmed Hasan el-Bekir ile Saddam Hüseyin'e partinin temel yaklaşımından saptıkları gerekçesiyle suikast yapmayı planladı. Ancak Ahmed Hasan el-Bekir’in uçağı geç indi. Bunun üzerine komplocular suikast planının ortaya çıktığını düşündüler. Kazar, İran sınırına doğru kaçtı, ancak Irak ordusu peşine düşmüştü. Yakalanan Kezar, derhal infaz edildi.

Allavi, bundan sonra yaşananları şöyle aktardı:

Kezar, derhal başının arkasından ateş edilerek infaz edildi. Yakalanmış olmasına rağmen mahkemeye çıkarılmadı. O şimdiye kadar tanıştığım en cesur adam. Korku nedir bilmezdi. Baas Partisi’nin öğrenci ofisinde birlikte çalışmıştık. Cesaret doluydu ve partinin hedeflerine sıkı sıkıya bağlıydı. En az Saddam kadar katıydı. Sert, güçlü ve adil biriydi. Dürüstlüğünden şüphe edilmezdi. Bir gün bana kız kardeşinin zor bir doğuma hazırlandığını ve onu hastaneye götürecek parasının olmadığını söyledi. Kendisi Kamu Güvenliği Müdürü, bense bir tıp öğrencisiydim. Ona, ‘Yeterince paran yok mu? diye sordum. O da bana ‘Yemin ederim hiç yok’ dedi. Üniversitede hocamız Prof. Kemal es-Samarrai’nin Samarrai Hastanesi adında özel bir kliniği vardı. Onu aradım ve kendisine durumu anlattım. Bana ‘Parası olmaması mümkün mü?’ diye sordu. Ben de ‘Vallahi parası yok. O dürüst bir insan ve kendisine ait olmayan paraya el uzatmaz’ dedim. Prof. Sammarai, Kezar’ın kız kardeşinin doğumunu hastanesinde yaptırdı ve hiç para almadı. Saddam ve Kezar'ın Irak'ın görüp görebileceği en şiddet yanlısı iki adam olduğu söylenebilirdi ama ikisini de parayla işi olmadı.”

rgtyh
Abdulkerim eş-Şeyhli.

Allavi, Kezar’ın Kasr’ul-Nihaye'deki korkunç işkencelerdeki rolüyle ilgili anlatılan hikayeleri sorduğum da şunları söyledi:

(Bu anlatılanlar) Nazım Kezar'ın itibarını korkunç bir şekilde zedeledi. Kezar’a komünistlere yapılan işkencelere bizzat katıldığına dair anlatılanları sordum ama doğru dürüst bir yanıt alamadım. Komünist Parti Siyasi Büro üyeleri Aziz Muhammed, Amir Abdullah ve Fahri Kerim'e de sordum. Onun için şahsen işkencelere katıldığına dair hiçbir şey söylemediler. Elbette Nazım da Saddam gibi tıpkı şiddet yanlısı biri olmasıyla tanınıyordu.

İyad Allavi, 16 Temmuz 1968 akşamı, annesini bitkin ve üzgün bir halde görünce Lübnan'dan Irak'a döndü. O gece, ertesi gün darbe yapılacağını öğrenince darbecilerin arasına katıldı. Takvimler 17 Temmuz 1968’i gösterdiğinde Cumhurbaşkanı Abdusselam Arif, Cumhuriyet Muhafızları Komutanı Abdurrahman ed-Davud ve Askeri İstihbarat Başkanı Abdurrezzak Naif'in kendisini devirmek için Baas Partisi’yle anlaştıklarının teyit edilmesinin ardından kaderine boyun eğdi.

Saddam, 1963 yılında Baas Partisi’nin aldığı yenilgiden ders çıkarmış, orduya güvenmeme ve parti içinde gruplaşmaya izin vermeme kararı almıştı. Partinin ve ordunun kontrol altına alınmasını beklerken, Ahmed Hasan el-Bekir'in himayesine girmeyi tercih etti. Kendisine itiraz edenlerden, muhaliflerden ve iktidara ortak olduğunu iddia eden herkesten başarıyla kurtuldu. Bir gün Allavi'nin evini ziyaret eden Saddam, ona Irak'ın Beyrut Büyükelçiliği görevini teklif etti. Fakat Allavi tıp alanında uzmanlığını tamamlamak istediğini belirtip özür dileyerek teklifi geri çevirdi.

Allavi Lübnan'a, oradan da İngiltere'ye gitti. Baas Partisi’yle ilişkilerini 1975 yılında tamamen kesen Allavi, parti yönetiminin değişmesi için çalışmayı seçti. Allavi, 1978'de uğradığı suikast girişiminden sağ kurtuldu. Saddam rejiminin 2003 yılında düşmesinden ve Bağdat'a dönmesinden sonra, El Kaide tarafından düzenlenen bombalı saldırı da dahil olmak üzere kendisini hedef alan başka suikast girişimlerinden de kurtulmayı başardı.

Son söz

Röportajın sonunda Allavi'ye Saddam'ın Baas Partisi içinde yükselmeyi ve partinin kontrolünü ele geçirmeyi başarmasının sebebinin ne olduğunu sordum. Bunun başlıca iki sebebi olduğunu söyledi. Bunlardan ilkinin çok cesur, ikincisinin ise Ahmed Hasan el-Bekir'in onun yanında durması olduğunu belirtti. Allavi’ye göre Ahmed Hasan el-Bekir, Saddam'ın Baas Partisi’nin sivil tarafındaki müttefiki olduğuna inanıyordu ama Saddam partinin kontrolünü tamamen ele geçirdiğinde, Bekir'in karşısında yer aldı.

Allavi, şöyle devam etti

Herkesi erkenden uyardık ama olan oldu. Saddam, Baas Partisi'nin iktidara gelmesinden iki ay sonra aile fertlerini ve Tikritlileri iktidar kadrolarına yerleştirmeye başladı.

Allavi’nin hikayesi o kadar önemli, öyle uzun ve öyle çetrefilli ki, bir avuç sayfaya sığmıyor. Özellikle Zulüm Kulübü’nün en önde gelen isimleriyle doğrudan ilişkiler kurmuş olduğundan anlattıklarıyla karanlıkta kalan birçok noktaya ışık tuttu.



Muhammed Mehdi Şemseddin: Şiilerin kendilerine özgü bir çıkar sistemi kurup bunu İran’a bağlamasında bir fayda yok

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanının arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanının arşivinden)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: Şiilerin kendilerine özgü bir çıkar sistemi kurup bunu İran’a bağlamasında bir fayda yok

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanının arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanının arşivinden)

Şarku’l Avsat, bugün, Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin üçüncü ve son bölümünü yayımlıyor. Şemseddin bu söyleşide, Şiilerin yaşadıkları ülkelerde bütünleşmesi gerektiğini savunuyor; kendilerine özgü bir çıkar düzeni oluşturmanın ve bunu İran’a bağlamanın tehlikelerine dikkat çekiyor.

Merhum Şeyh’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin’in, söz konusu söyleşi metnini “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlaması planlanıyor. Şarku’l Avsat, Lübnanlı Şii din adamının vefatının 25. yıl dönümüne denk gelen 10 Ocak Cumartesi vesilesiyle metinden geniş alıntılar yayımlıyor.

Şemseddin ve “ateş topu”

Şemseddin’e, Şiilerin bir kesiminin kendisinden uzaklaşmasının siyasi ve fikrî tutumlarıyla bağlantılı olup olmadığı soruldu. Şemseddin şu yanıtı verdi:

“Eğer uzaklaşma bazı siyasi veya fikrî tutumlar nedeniyle olduysa, evet oldu; ama bu benden kaynaklanmadı… Benden uzaklaşanlar yanıltmanın kurbanı oldu. Benim itici fikirlerim ya da itici siyasi tutumlarım yok. Bugün sizinle üzerinde uzlaştığımız şey, geçmişte de savunduğum şeydi. Bir dönem Hizbullah’ın şeyhiydim; öyleyse neden değiştiler? Onlara hitap eden bendim, teorilerini ben kuruyordum. Ne oldu da bu noktaya gelindi?”

Bir katılımcının “Artık ‘ateş topu’ yok mu?” sorusu üzerine Şemseddin şöyle konuştu:

“Bu ‘ateş topu’ ifadesini ben kullandım ve sorumluluğunu ben üstlendim. 1982 işgali sırasında Tahran’daydım ve derhal Lübnan’a dönmeye karar verdim. Sayın Hamaney benden birkaç gün Tahran’da kalmamı rica etti. ‘Ne yapacağım, haber mi dinleyeceğim?’ dedim. Şam’a geldim. Abdülhalim Haddam da tam işgal altındaki Lübnan’a dönmeme şaşırdı. Vadide, yanmış Suriye askerlerinin kokusu hâlâ hissediliyordu. Önce Şiyah’ta babam Şeyh Abdülkerim’in evine gittim, sonra kuşatma altındaki Beyrut’un içine geçtim. O gün şunu söyledim: Şiiler Beyrut’tan çıkmayacak; onurlarını Sünniler ve Filistinlilerle birlikte kuşatma altında kalarak koruyacaklar. Bu ateş topunun dünyevî ve uhrevî sorumluluğunu ben taşıdım; ondan hiçbir ganimet yemedim. Bana ‘Bu haramdır, kendini tehlikeye atmaktır’ diyenler bugün direnişin sultanları ve ateş topunun sahipleri oldular. İran’a da Hizbullah’a da bu tavırda bereket vermesin!”

“Şiiler için tehlike dışarıdan değil, içeriden gelir”

Şemseddin, Şiiler arasında birlik çağrısının önemini vurgulayarak, kendisinin hem Emel Hareketi hem de Hizbullah arasında uzlaşının en güçlü savunucularından biri olduğunu söyledi. Ancak Şiilerin “tehlike altında olduğu” söylemine katılmadığını da ekledi:

“Şiiler tehlikede değil. Eğer bir tehlike varsa, bu başkalarından değil, Şiilerin kendi içlerinden gelir. Şiilerin yalnızca kendi içine kapanması ve başkalarına karşı blok oluşturması son derece tehlikelidir.”

jcsdfgt
Hizbullah destekçileri, örgütün merhum lideri Hasan Nasrallah’ın 19 Ağustos 2022’de Lübnan’ın doğusundaki Canta köyünde yaptığı konuşmayı dinlerken

(AFP)

Şemseddin, direnişin yalnızca Şiilere indirgenmesinin de yanlış olduğunu belirterek, bunun tarihsel ve siyasal nedenlerle ortaya çıktığını, ancak kalıcı ve sağlıklı olmadığını ifade etti.

Kana şehitleri ve İran’ın özellikle anılmaması

1996’daki Nisan saldırıları sırasında Kana’da hayatını kaybedenlerin cenazesinde İran’ı ve direnişi anmamasıyla ilgili eleştirilere de değinen Şemseddin, tutumunun bilinçli olduğunu vurguladı: “Eğer Kana tekrar yaşansaydı, yine İran’dan söz etmezdim. Bu İran’ı inkâr ettiğim için değil, Lübnan Şiilerini korumak için. İsrail, direnişi ‘İran’ın Arapça konuşan bir kolu’ gibi göstermeye çalıştı ve bu söylem dünyaya yayıldı. Eğer o konuşmada İran’ı öne çıkarsaydım, İsrail’in iddialarını doğrulamış olurdum.”

cfvgthy
Birleşmiş Milletler’e bağlı bir görevli, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Kana’da bombaladığı bir binanın enkazı önünde

(Getty)

Şemseddin, kendisini “Şiilerin sorumlu lideri” olarak gördüğünü ve Şiilerin İran’ın bir uzantısı gibi algılanmasına izin vermek istemediğini söyledi.

“İran, Şiilerin siyasi ya da dinî mercii değildir”

İran’ın “Şii devleti” olarak tanımlanmasına karşı çıkan Şemseddin, şu değerlendirmeyi yaptı:

“İran’ın Şii Cumhuriyeti olduğu söyleminde ne İran’ın ne de Şiilerin menfaati vardır. İran bölgedeki bir İslam devletidir; Allah onu güçlü kılsın. Ancak İran, Şiilerin ne siyasi ne de dinî merciidir. Şiiler ile İran arasında tek bir çıkar sistemi olduğunu varsaymak, Şiilerin bölgesel ölçekte gizli bir çıkar ağı kurmasını gerektirir ki ben bunu kabul etmiyorum.”

cdfrgthy
Birleşmiş Milletler’e bağlı bir görevli, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki Kana’da bombaladığı bir binanın enkazı önünde (Getty)

Şemseddin, Şiilerin çıkarlarının, yaşadıkları ülkelerin genel çıkarlarıyla iç içe olması gerektiğini vurguladı ve İran’a bağlılık temelinde bir siyasal gölgenin Lübnan’daki Şiilere zarar vereceğini ifade etti.

“Şiiler İran’ın takipçisi olmasın”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde bütünleşmesini savunurken, bunun mezhepsel erime anlamına gelmediğini belirtti:

“Ben siyasi ve toplumsal bütünleşmeden söz ediyorum, mezhepsel erimeden değil. Şii, fıkhını ve inancını korur; ama siyasette ve toplumda gerçek bir yurttaş olur.”

cvfgthy
İmam Musa Sadr’ın basın toplantısından bir kare; ortada Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer alıyor (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Devlet mallarının çalınmasının ya da yasaların ihlal edilmesinin haram olduğunu açıkça dile getiren Şemseddin, modern devletin meşru bir mülkiyet ve düzen yapısına sahip olduğunu savundu.

“Gelecek, sahici yurttaşlıkta”

Şemseddin, konuşmasının sonunda Şiilerin gücünün, ayrı bir cemaat ya da İran’a bağlı bir yapı olmaktan değil, İslam dünyası ve kendi toplumlarıyla bütünleşmekten geçtiğini vurguladı:

“Şiilerin gücü, İslam’ın bütününde yer almalarıdır; İran’a bağlı bir cemaat haline gelmeleri değil. İran güçlü olsun isterim; ama bizim aramızda hastalıklı bir ilişki olmasını istemem.”

Bu yaklaşım, Şemseddin’in düşüncesinde Şiiliğin geleceğinin mezhepsel kapanmada değil, şeffaf yurttaşlık, ortak çıkar ve siyasal bütünleşme çizgisinde şekillendiğini ortaya koyuyor.

DÜNYA Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)

Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şarku’l Avsat gazetesi, bugünden itibaren Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında Hizbullah…

Şarku’l Avsat (Londra)


Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi: Husilerle mücadeleye odaklanmak için silahları devlete sınırlandırmak

Alimi, Riyad'da İngiltere’nin Yemen Büyükelçisi Abdu Şerif ile bir araya geldi (SABA)
Alimi, Riyad'da İngiltere’nin Yemen Büyükelçisi Abdu Şerif ile bir araya geldi (SABA)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi: Husilerle mücadeleye odaklanmak için silahları devlete sınırlandırmak

Alimi, Riyad'da İngiltere’nin Yemen Büyükelçisi Abdu Şerif ile bir araya geldi (SABA)
Alimi, Riyad'da İngiltere’nin Yemen Büyükelçisi Abdu Şerif ile bir araya geldi (SABA)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün yaptığı açıklamada, ülkesinin devlet kurumlarını yeniden kurma ve silahlı darbeleri sona erdirme konusunda belirleyici bir aşamaya girdiğini söyledi. Alimi, Hadramut ve Mahra vilayetlerindeki askeri kampların devri, silahların devlete teslim edilmesi ve devlet kurumlarının çalışmalarını yeniden başlatmasının önünü açan temel bir adım olduğunu vurguladı.

Riyad'da İngiltere’nin Yemen Büyükelçisi Abdu Şerif ile yaptığı görüşmede Alimi, Yüksek Askeri Komite'nin kurulmasının, iç cepheyi korumak ve devletin İran destekli Husilerin darbesiyle barışçıl veya zorla mücadeleye odaklanmasını sürdürmek amacıyla tüm askeri ve güvenlik güçlerini ve oluşumlarını Savunma ve İçişleri bakanlıklarının çatısı altında yeniden bir araya getireceğini de sözlerine ekledi.

Resmi basında yer alan haberlere göre görüşmede, Londra ile ikili ilişkiler, yerel gelişmeler, durumu normalleştirmek için yapılan çabalar, kurtarılan illerdeki toparlanmayı yeniden sağlamak ve meşru kurumların güvenlik ve istikrarı sağlama ve barışı inşa etme kapasitesini güçlendirmek için alınacak önlemler ele alındı. Ayrıca, Yemen'de umut verici bir ortaklık döneminin başlangıcında, uluslararası toplumun bu süreci desteklemeye devam etmesinden beklenen role de değinildi.

xcdfvgh
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (resmi medya)

Yemen resmi haber ajansı SABA, Alimi'nin İngiltere’nin Yemen'in birliğini, anayasal meşruiyetini, barış çabalarını ve Yemen halkının acılarını hafifletmek için hayati öneme sahip insani müdahaleleri desteklemede oynadığı olumlu rolü övdüğünü bildirdi. Alimi, Yemen devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması, terörle mücadele, bölgesel istikrar ve uluslararası deniz güvenliği çabalarını destekleme konusunda Londra ile ortaklığın önemini vurguladı. Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile koordineli olarak durumu normalleştirmek için alınan başkanlık önlemlerine atıfta bulunan Alimi, sivilleri ve devletin yasal statüsünü korumak için alınan son egemenlik kararları da dahil tüm kararların iktidarın devrinin ilanı ve Başkanlık Konseyi'nin çalışmalarını düzenleyen kurallara uygun olarak alındığını söyledi.

Askeri kampların devri

Yemen resmi basını, Alimi'nin İngiltere’nin Yemen Büyükelçisi Şerif’e Hadramut ve Mahra vilayetlerindeki askeri kampların başarılı bir şekilde devredildiğini ve geçici başkent Aden ile kurtarılan diğer vilayetlerdeki koşulların normalleşmeye devam ettiğini garanti ettiğini bildirdi. Bu sürecin ‘silahların yeniden devletin kontrolüne geçmesini sağlayacağını ve tüm kurumların içinden normal faaliyetlerine devam etmesinin önünü açacağını’ söyleyen Alimi, “Bu başarı, insani durumun iyileştirilmesine, yardım akışının kolaylaştırılmasına ve uluslararası toplumla güvenin güçlendirilmesine katkıda bulunacak” diye ekledi. Başkanlık Konseyi Başkanı, askeri kampların başarılı bir şekilde devredilmesinin, askeri ve güvenlikle ilgili karar alma süreçlerinin açık kurumsal temeller üzerinde yeniden birleştirilmesi yolunda atılmış temel bir adım olduğunu vurguladı.

hyjukı
Feshedilen GGK’nın Aden'deki genel merkezi önünde toplanan askerler (Reuters)

Alimi, Yüksek Askeri Komite'nin kurulduğunun duyurulmasını, tüm askeri ve güvenlik güçlerini ve oluşumlarını birleştirecek ve bunları Savunma ve İçişleri bakanlıklarının çatısı altında yeniden düzenleyecek kapsamlı bir profesyonel çerçeve olarak nitelendirdi.

Ayrıca, bu komitenin kurulmasının Yemen devletinin ulusal önceliklerinden sapmadığının açık bir mesajı olduğunu ifade eden Alimi, askeri kampların devrinin iç cepheyi korumak ve devlet kurumlarını yeniden kurmak ve İran rejiminin desteklediği Husi darbesini barış ya da savaş yoluyla sona erdirmek için verilen mücadeleye odaklanmak için önemli bir düzeltici önlem olduğunu vurguladı.

Sorumlu karar

İngiliz Büyükelçi ile yaptığı görüşmede, Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) feshinin duyurulmasına değinen Alimi, “Bu, kritik bir anda alınan cesur ve sorumlu bir karardı. Durumun hassasiyetinin ve gerçek tehdit karşısında iç cepheyi zayıflatacak iç çatışmalara sürüklenme tehlikesinin farkında olunduğunu gösteriyordu” dedi.

Alimi, bu kararın sonuçlarıyla sorumlu bir şekilde, intikam ruhuyla değil, devlet zihniyetiyle başa çıkılması ve dışlanmaya ve marjinalleşmeye yol açan geçmiş hataların tekrarlanmasının veya siyasi hayatı militarize etmek için haklı nedenlerin istismar edilmesinin önlenmesi gerektiğinin altını çizdi. Başkanlık Konseyi Başkanı, önümüzdeki aşamada, devlet ve meşru kurumları ile hukukun üstünlüğü çerçevesinde, sivil ve askeri tüm ulusal enerjilerin kullanılması gerektiğini vurguladı.

gthyu
Alimi, feshedilen GGK’nın kontrolündeki askeri kampların yeniden kurulduğunu açıkladı (Reuters)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, Suudi Arabistan'ın çeşitli alanlarda sağladığı cömert ekonomik destek, insani yardım ve kalkınma müdahalelerinin bir uzantısı olarak, gerilimin azaltılmasında ve güneydeki diyaloğun desteklenmesinde oynadığı önemli rolü bir kez daha övdü.

Ayrıca, önümüzdeki aşamadaki önceliklere de değinen Alimi, bunların başında, hükümet ve devlet kurumlarının yeniden faaliyete geçmesi, temel hizmetlerin iyileştirilmesi, yargının bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, yatırım için güvenli bir ortam yaratılması ve yeniden inşanın yer aldığını ifade etti.

Devletin istikrar yolunda ilerlemeye devam edeceğini ve meşru kurumların güvenliği sağlama ve barışı inşa etme kapasitesini güçlendireceğini vurgulayan Alimi, İngiltere ve uluslararası topluma, ülkedeki siyasi süreci engellemeye yönelik her türlü girişimi caydırmak da dahil olmak üzere, bu yolu desteklemeye devam etmeleri çağrısında bulundu.


Suriye Cumhurbaşkanı Şara: Suriye ve Mısır arasındaki stratejik çıkarlar ‘büyük ölçüde’ uyumlu

Şam'da düzenlenen Suriye-Mısır Ekonomi Forumu’ndan bir kare (FEDCOC)
Şam'da düzenlenen Suriye-Mısır Ekonomi Forumu’ndan bir kare (FEDCOC)
TT

Suriye Cumhurbaşkanı Şara: Suriye ve Mısır arasındaki stratejik çıkarlar ‘büyük ölçüde’ uyumlu

Şam'da düzenlenen Suriye-Mısır Ekonomi Forumu’ndan bir kare (FEDCOC)
Şam'da düzenlenen Suriye-Mısır Ekonomi Forumu’ndan bir kare (FEDCOC)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Şam'da Mısır Ticaret Odaları Federasyonu (FEDCOC) heyetiyle yaptığı görüşmede, ülkesinin yatırım ve yeniden inşa aşamasına girmeye hazır olduğunu teyit etti.

Görüşmenin başında Şara, şunları söyledi:

“Savaş sırasında Suriyeli mültecilere sıcak bir şekilde karşılayan Mısır halkına derin şükranlarımı sunmak istiyorum. Mısırlı kardeşlerimizin doğası gereği bu hiç de şaşırtıcı değil.”

Mısır'ın Suriyelilerin kendilerini en çok evlerinde hissettikleri yerlerden biri olduğunu, çünkü orada kendi halkları arasında olduklarını belirten Şara, Suriye ve Mısır arasında stratejik çıkarların önemli ölçüde örtüştüğünü vurguladı ve bu durumun ekonomik, siyasi ve güvenlik konularının ele alınmasında karşılıklı güveni gerektirdiğini söyledi.

Suriye'nin, özellikle yaptırımların kaldırılmasının ardından yatırım fırsatları da dahil olmak üzere çok sayıda kapının açılmasını sağlayan aşamadan geçtiğini açıklayan Şara, Mısırlı şirketlerin Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunan ilk şirketler arasında olması gerektiğini belirtti.

Son on yılda, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin liderliğinde Mısır'ın, özellikle altyapı, enerji ve diğer sektörlerde ekonomik büyüme ve gelişme sürecinden geçtiğini ve bu sürecin bundan sonra da devam edeceğini kaydeden Şara, Irak pazarı ile yakın bir bağlantı olduğunu ve sanayi ve tarımsal üretimde bununla ilgilenilmesi gerektiğini vurguladı. Suriye, Mısır ve Irak'ın entegrasyonu sağlamak için ortak bir gıda sepetine ihtiyaç duyduğunu ve bunu geliştirmeleri gerektiğini belirten Suriye Cumhurbaşkanı, Körfez ve Mısır'daki tarımsal fazlalığın, Suriye'deki üretimi desteklemek için sermayeye dönüştürülebileceğini ifade etti.

Suriye'nin başkenti Şam dün, Mısır ve Suriye’den yetkililer ve iş dünyası liderlerinin katılımıyla ilk ‘Suriye-Mısır Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yaptı. Gözlemciler, bu adımın iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerdeki ‘çıkmaza son vermeye’ yardımcı olabileceğini düşünüyor. Suriye Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu'na göre Suriye-Mısır Ekonomi Forumu ‘ticaret ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve iki ülke arasında ortak projeler kurmayı’ amaçlıyor. Federasyon tarafından dün yapılan açıklamada, forumun Kahire ve Şam arasında yatırım fırsatlarını tartışmak ve ticari ortaklıklar geliştirmek için resmi bir platform sağladığı belirtildi.

Suriye-Mısır Ekonomi Forumu, Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşmesinden ve Ahmed eş-Şara'nın cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesinden bu yana iki ülke arasında düzenlenen en önemli etkinlik oldu. Forum, Mısır ve Suriye hükümetlerinin geçtiğimiz hafta enerji alanında iki mutabakat zaptı imzalamasının ardından düzenleniyor. İlk mutabakat zaptı, ‘Mısır altyapısını, doğalgaz tankerleri veya doğalgaz boru hatları gibi, elektrik üretimi amacıyla kullanarak Suriye'ye Mısır gazı tedarikinde iş birliği yapılmasını’, ikincisi ise ‘Suriye’nin petrol ürünleri ihtiyacının karşılanmasını’ öngörüyor.

u78ıo9
Şam'da düzenlenen Suriye-Mısır Ekonomi Forumu'ndan bir kare (FEDCOC)

Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın göreve gelmesinden bu yana Mısır'ın Suriye ile siyasi işbirliği ihtiyatlı bir seyir izliyor. İki ülke yetkilileri arasındaki görüşmeler resmi uluslararası etkinliklerle sınırlı kalırken, Mısır Suriye toplumunun tüm bileşenlerini kapsayan kapsamlı bir siyasi sürecin başlatılması çağrısında bulunuyor.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, Suriye’deki gelişmelere ilişkin ülkesinin kararlı bir tutum sergilediğini ve Suriye devletini destekleme, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu birçok kez dile getirdi.

Yakınlaşma penceresi

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Yusuf eş-Şarkavi’ye göre ekonomik iş birliğinin derinleştirilmesi, Mısır-Suriye ilişkilerinin tüm alanlarda ilerlemesine ve ‘siyasi çıkmazın aşılmasına’ katkıda bulunacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şarkavi, ‘forumun iki ülke arasındaki yakınlaşmayı ve siyasi anlayışı desteklemek için bir pencere olduğunu’ belirterek iki ülke arasında iş birliğini genişletmek için birçok fırsat olduğunu, bunların başında da yeniden inşa sürecinde Mısır'ın uzmanlığının paylaşılması geldiğini ekledi.  Mısır’da ikamet eden Suriyeli yatırımcılar tarafından, ekonomik iş birliğini derinleştirmek için güvenilir ortak yatırımlar gerçekleştiriliyor.

Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Nidal eş-Şa’ar, forumda yaptığı konuşmada, Suriye ve Mısır arasındaki ekonomik iş birliğini ‘iki ülke arasındaki üretim ve tüketim kalıpları, insan kaynaklarının niteliği ve her iki ülkede sanayi, tarım ve hizmetlerin oynadığı merkezi rol açısından benzerlikler göz önüne alındığında doğal bir tamamlayıcı’ olarak değerlendirdi. Bu ekonomik iş birliğinin, mal alışverişiyle sınırlı olmadığının altını çizen Suriyeli Bakan, ‘ iki ülke arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesinin, başarı ve sürdürülebilirlik şansını artıran ortak projelere dayandığını’ söyledi.

Öte yandan Mısır heyeti başkanı ve FEDCOC Başkanı Ahmed el-Vekil, Kahire'nin Şam'a ‘elektrik, yollar, limanlar ve sanitasyon dahil olmak üzere altyapıyı iyileştirmek, dördüncü nesil yeni şehirler, sanayi bölgeleri ve lojistik merkezleri kurmak ve fabrikaları modernize etmek ve rehabilite etmek için acil planlarda deneyimini aktarmak’ amacıyla tüm uzmanlığını ve kapasitesini sunacağını söyledi.

Mısır'ın Irak ve Libya'nın yeniden inşasına katılımını örnek gösteren Vekil’e göre Mısır ve Suriye, ticaret odalarının ve özel sektörden üyelerinin aktif rolüyle iki ülke arasındaki ‘ekonomik birliği yeniden tesis etmeye’ çalışıyor. Hedefin ‘iç ticareti ve ortak yatırımları geliştirmek ve istihdam olanakları yaratmak’ olduğunu belirten Vekil, siyasi iradenin halkın iradesiyle uyumlu olduğuna inandığını belirtirken, iş adamları, sermaye, mal ve hizmetler için hareket özgürlüğünün sağlanmasının hızlandırılması ve her iki ülkede Suriyeli ve Mısırlı şirketlere tercihli muamele gösterilmesi çağrısında bulundu.

İş birliği beklentileri

FEDCOC Gıda Departmanı üyesi Hazım el-Menufi'ye göre forum iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini teşvik etmek için gerçek bir fırsat sunuyor. Forumun amacının, her iki ülkedeki kamu ve özel sektör arasında ortaklıklar geliştirmek olduğunu belirten Menufi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, forumun Kahire ve Şam arasındaki ticaret ve yatırım ortaklığını derinleştirmeye katkıda bulunduğunu ve Suriye'nin yeniden inşasında, özellikle sanayi, altyapı ve hizmetler alanlarında Mısır'ın uzmanlığından yararlanıldığını ekledi.

cdfgthyu
Sisi, geçtiğimiz mart ayında Kahire'de düzenlenen Arap Zirvesi sırasında Şara ile yaptığı görüşmede (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Forumun ‘Mısırlı ve Suriyeli iş adamları arasında elektrik, petrol ve gaz, tarım, ulaştırma ve lojistik alanlarını kapsayan ticari ve stratejik ortaklıklar kurulması’ gibi olumlu yönleri olduğunu düşünen Menufi, “Akdeniz Odalar Birliği ve Afrika Odalar Birliği aracılığıyla çabaların birleştirilmesiyle uluslararası ve Avrupa’daki kurumlarla iş birliği için daha geniş perspektiflerin ortaya koyulması, her iki ülkenin bölgesel pazarlardaki rolünü güçlendiriyor” ifadelerini kullandı. Mısır ticaret, finans ve iş odalarından 26 önde gelen ismin yer aldığı Mısır heyeti, enerji, ulaştırma, lojistik, altyapı, tarım ve atıl durumdaki fabrikaların rehabilitasyonu alanlarında iş birliğini görüşecek. Ayrıca, Suriye'nin yeniden inşasına destek olmak, Mısır'ın acil altyapı planlarındaki deneyimini aktarmak ve 22 yeni dördüncü nesil şehir, sanayi şehri ve lojistik merkezi kurulması da ele alınacak konular arasında. FEDCOC’a göre sekiz bin kilometre otoyol, köprü, tünel ve limanın inşası da gündemde.

Mısır Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Nurhan eş-Şeyh'e göre siyasi çıkmaza rağmen Kahire ve Şam arasında ticari ve ekonomik açılım arzusu var. Şarku’l Avsat’a konuşan Şeyh, “İki taraf arasında ekonomik alanı siyasi iş birliğinden ayırma konusunda anlaşma var. Mısır-Suriye iş birliğinin yolunda çıkarlar ön plana çıkıyor. Mısır'ın Suriye'ye yönelik siyasi açıklığında ihtiyatlılık söz konusu. İki taraf arasında iletişim kanalları kurulu, ancak tam açıklık, Suriye'deki siyasi haritanın tamamlanması ve iç durumun istikrara kavuşmasına bağlı” değerlendirmesinde bulundu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2025 martında Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Olağanüstü Zirvesi sırasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya gelmiş, Dışişleri Bakanı Abdulati ise geçtiğimiz eylül ayında New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantıları sırasında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile görüşmüştü.

Mısır'da yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli yaşıyor. Bunların arasında 15 binden fazlası Mısır Ticaret Odası üyesi ve yatırımları yaklaşık 1 milyar doları buluyor. FEDCOC Başkanı Vekil, ‘ikili ilişkiler aşamasını aşarak, yabancı pazarları fethetmek ve iki ülkenin karşılaştırmalı avantajlarını ve ayırt edici konumlarını mevcut serbest ticaret alanlarına ortak ihracat için kullanmak üzere derhal ortak çalışmalara başlanması gerektiğini’ vurguladı.

Suriye Ticaret ve Sanayi Odaları Başkanı Alaa Ömer el-Ali, forumun oturum aralarında Mısır heyetini kabul etti. Suriye Ticaret ve Sanayi Odaları tarafından yapılan açıklamaya göre Başkan Ali, forumun ‘Suriye ve Mısır iş dünyaları arasında ekonomik ve ticari işbirliğini güçlendirme ve ortaklıklar için yeni ufuklar açma’ açısından önemini vurguladı.