Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

Eski Irak Başbakanı İyad Allavi, Şarku'l Avsat'a Baas Partisi ile olan yolculuğunu, Saddam’ı ve işgal sonrası Irak’ı anlattı. (son bölüm)

TT

Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

Allavi: Saddam cesur bir gençti, iktidar onu ortağı ve hesap vereceği biri olmayan bir zorbaya dönüştürdü

İyad Allavi'nin okul arkadaşı olan ve 1959 yılında Irak lideri Abdulkerim Kasım'a düzenlenen suikast girişimine adının karışması nedeniyle uzun bir süre uzak kaldığı Bağdat Tıp Fakültesi'ne daha sonra geri dönen Abdulkerim eş-Şeyhli, 1964 yılında bir gün üniversiteye cılız bir gençle birlikte geldi. Şeyhli, bu cılız genci Allavi ile tanıştırdı. Gencin adı Saddam Hüseyin’di. Genç Saddam, daha sonra da benzer ziyaretlerde bulunacak ve Allavi'ye birçok kez “İkiz kardeşim nerede?” diye soracaktı. Saddam, bu ziyaretlerden birinde yine Allavi’ye Şeyhli’nin nerede olduğunu sorduğunda Allavi ona, Şeyhli’nin derste olduğunu ve ders bittikten sonra geleceğini söyledi. Birlikte birer kahve içmeyi ve biraz laflamayı öneren Allavi, daha sonra Şeyhli’nin kendilerine katılabileceğini ekledi. Üç genç arasında bir dostluk oluştu. Böylece görüşmeye başladılar. 1964 yılında hapishane arkadaşlığı da yapacaklardı. Fakat Saddam daha sonra Baas Partisi’nin ve ülkenin tartışmasız tek efendisi olduğunda, kader çizgileri değişecekti.

scdfvg
Irak’ın eski Başbakanı İyad Allavi, Şarku’l Avsat Genel Yayın Yönetmeni Gassan Şerbil’in sorularını yanıtladı. (Şarku’l Avsat)

Allavi,1978 yılında ‘Saddam'ın baltasıyla’ ölümün eşiğine gelmesinin ardından rakibinin vasıflarını ve avantajlarını kabul etmek zorunda kaldı. Şarku’l Avsat için gerçekleştirdiğim röportajda 1960’lı yıllarda Saddam ile tanıştığı ilk dönemlerde onun nasıl biri olduğunu sorduğum Allavi şu yanıtı verdi:

“İlk tanıştığımızda partide önemli bir rolü yoktu. Ama yüce gönüllü ve güçlü iradeye sahip bir adamdı. Baas Partisi’nin neferlerinden biri olarak görülüyordu. Partinin ideolojisine bağlıydı.”

Allavi, Saddam'ın iktidarının düşmesinden sonra başbakanlığını yaptığı hükümetin Saddam hakkında soruşturmalar yürüttüğünü ve cumhurbaşkanlığı uçağı da dahil olmak üzere adına kayıtlı tek bir mülk dahi bulamadıklarını’ itiraf etmekte zorluk çekmedi. Irak'ta yaşanan felaketlerden ve trajedilerden tıp fakültesinde tanıştığı genç adamı sorumlu tutsa da Baas Partisi’nde yükselmesine yardımcı niteliklere sahip olduğunu da inkar etmiyor. Allavi’ye göre iktidar Saddam Hüseyin’i, ortağı ve hesap vereceği biri olmayan  zorbaya dönüştürdü.

Saddam'ın zalimliği

Allavi'ye Saddam'ın zalimliğini sorduğum. Bundan sonrasını onun ağzından dinleyelim:

Saddam'ınki gibi bir zalimliğe hiç tanık olmadım. Burada son derece önemli bir olayı anlatabilirim. Baasçılar arasında Baas Partisi'nin Suriye kanadında çalışmış olan ve Irak’a iltica eden Hüseyin Hazbar adında Karadalı bir kişi vardı. Bir grup Baasçıyla birlikte bir restoranın bahçesinde akşam yemeği yiyorduk. Saddam ve Sadun Şakir neşeli bir halde ve gülerek yanımıza geldiler. Onlara bu kadar neşeli olmalarının nedenini sordum. Asma köprüde Hüseyin Hazbar'la karşılaştıklarını ve onu tabancalarının dipçiğiyle dövdüklerini, ardından adını bilmedikleri bir hastaneye götürdüklerini söylediler. İçimiz rahat etmedi. Bir grup oluşturarak hastaneye gittik ve adamı muayene ettik. Hal hatır sorduk. Böylece partiyi, bir zulüm ve bir nevi ihanet olan bu eylemden temize çıkardık. Adama beş kişinin saldırdığını öğrenmiştim. Tek başına köprüden geçerken etrafını sarıp onu dövmüşler.

vsfgeth
Irak Başkan Yardımcısı Saddam Hüseyin, 1978 yılında Irak'ın kuzeyindeki Musul kenti yakınlarında yapılan Nevruz kutlamaları sırasında Araplar ve Kürtlerden oluşan bir kalabalığa hitap ederken. (Getty Images)

Baas Partisi’nin Ekim 1969’da iktidara gelmesinden sonra Saddam’la yaşanan başka bir olayı daha hatırlıyorum. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdulkerim eş-Şeyhli beni arayıp ertesi gün yani cuma günü işim olup olmadığını sordu. Ben de kimseye söz vermediğimi söyledim. Beni evinde bir kahve içmeye davet etti. Ardından Dışişleri Bakanlığı'na gidip, imzalaması gereken bazı evraklar olduğunu söyledi. Sonra da birkaç sülün avlayan Saddam'la öğle yemeği yemek için av kulübüne gidecektik. Ertesi gün Şeyhli’nin evine gittim. Kahve içtik, partinin meselelerini ve son durum hakkında konuştuk. Kendisinin bir uçta, partinin ise başka bir uçta olduğunu söyledi. Ben de kendisine partiden uzak durmaması gerektiğini, çünkü gerçek nüfuzunun parti içinde olduğunu, Dışişleri Bakanlığı'ndaki işlerle meşgul olması için özel girişimler olduğunu söyledim.

Benimle aynı fikirdeydi. Evin garaj yoluna çıkıp onun makam aracına bindik. Arabayı o kullanıyor, ben de yan koltukta oturuyordum. Bahçe kapısına geldiğimizde içinde korumaların olduğu bir araba bizi takip etmeye başladı. Otuz metre ilerlemiştik ki sokağın ortasında ağlayan bir kadın bizi durdurdu. Arabadan indik. Kadın İngilizdi. Bakana, bir Iraklı Hıristiyan mühendisle evli ve iki çocukları olduğunu, gizli polisin onu evinde dövdükten sonra tutuklayıp götürdüğünü, kendisinin nerede olduğunu bilmediğini söyledi. Kadın, kocasının siyasetle uğraşmadığını ve İngiltere'deki Manchester Üniversitesi'nden doktorası olduğunu da belirtti.

Bakan, kadından telefon numarasını istedi. Numarayı görevlilerden biri kaydetti. Ardından bakanlığa gittik. Emniyet müdürüyle şahısla hakkında görüştük. Bakan, ‘Kendisinden (mühendisten) özür dilediler ve bir yazı verdiler, resmi araçla evine gönderdiler. Hemen eşiyle görüşmesi gerek’ dedi. Sonra bakanlıktan ayrılıp av kulübüne gittik, Saddam bizi bekliyordu.

gtrhy
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in 1981 yılına ait bir fotoğrafı. (Getty Images)

Şeyhli’nin yanında renkli fotoğraflar çektiğini ve anında baskı yaptığını söylediği bir fotoğraf makinesi vardı. Saddam, onu nereden aldığını sordu. Bakan da New York'tan aldığını söyledi. Saddam, ‘Doktorla benim fotoğrafımızı çek’ dedi. Saddam’a ‘Tutuklandığımız ve ailelerimizin yiyecek ve temiz kıyafet vermek için bizi aradıkları zamanı hatırlıyor musunuz?’ diye sordum. O da ‘Elbette, evinizdeki lezzetli yemekleri de hatırlıyorum. Sofranızda üzüm pekmezi de vardı’ diye karşılık verdi. Sonra ‘Ey Ebu Uday; bir zamanlar ailemiz bize (cezaevinde) yemek verirken beyaz bir darbe yaptık. Çünkü hükümetten memnun değildik’ dedim. O da başıyla beni tasdikledi. Ona İngiliz kadının hikayesini anlattım ve bunun nasıl olabildiğini sordum. Saddam bana baktı ve ‘Doktor, o zaman düşmanları nasıl korkutacağız?’ dedi. Bunun üzerine ‘Ey kardeşim Ebu Uday, bu adam düşman değil. Sen masum bir insanı, çocuklarını, iş arkadaşlarını ve İngiltere'ye ailesini ziyarete gittiğinde kaçınılmaz olarak bunları anlatacak olan yabancı uyruklu karısını korkuttun. Oradakilere kocasının başına gelenleri anlatacaktır. Bu, Irak'ın itibarı açısından iyi bir şey değil’ dedim. Saddam uzun süre bana baktı ve ‘Kardeşim Dr. İyad, bu kadar yumuşak bir kalple devrim ilerleyemez’ dedi. Ben de ‘Kardeşim Ebu Uday, 1963 yılında kanlı yöntemi denedik ama başarılı olamadı’ dedim.”

Sürprizlerle dolu bir ziyafet sofrası

Allavi, eski Dışişleri Bakanı Abdulkerim eş-Şeyhli’nin hikayesini ve Saddam rejiminin ondan nasıl kurtulduğunu ise şöyle anlattı:

Şeyhli'nin Dışişleri Bakanlığı'ndaki görevinden alınışının hikayesi de anlatılmaya değer. Şeyhli bir kıza evlenme teklif ediyor ve nişanlanıyorlar. Saddam da Şeyhli ve nişanlısını yemeğe çağırıyor. Yemeğe İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Salih Mehdi Amaş ve eşi de davetli. Yemek sırasında Bağdat Radyosu’ndan Şeyhli ve Amaş'ın görevden alındığı haberi geçiliyor. Şeyhli beni arayıp ‘Haberi duydun mu?’ diye sordu. ‘Hangi haber?’ dedim. Bana nişanlısını eve götürürken şoförünün ‘Haberi duydunuz mu?’ diye sorduğunu, ‘Ne haberi?’ dediğinde ‘Sizi, partideki ve hükümetteki görevlerinizden aldılar’ dediğini söyledi.

Şeyhli, Abdulkerim Kasım'a yönelik suikast girişiminde Saddam'ın yanındaydı. Saddam suikast girişimi sırasında şarapnel parçasıyla yaralanmıştı. Mısır'a kaçtılar. Orada birlikte kardeş gibi uyum içinde bir süre yaşadılar. Şeyhli tam bir Arap milliyetçisiydi, Baas Partisi’nde üstlendiği roller vardı ve üst düzey görevlere sahipti. Şeyhli daha sonra ev hapsine alındı. Faturalarını ödenmediği gerekçesiyle kasıtlı olarak evinin elektriği kesildi. 1980 yılında elektrik idaresine gittiğinde karısının gözü önünde vurularak öldürüldü. Ne yazık ki yurtdışındayken Irak'a dönmemesi gerektiği tavsiyemi dinlememişti.”

Allavi’nin Baas Partisi’yle olan yolculuğu

Allavi'ye Baas Partisi’yle yolculuğunun nasıl başladığını sorduğumda şunları anlattı:

Baas Partisi’nden Vemid Ömer Nazmi abim Sabah'ın bir arkadaşıydı. Ne zaman yanımıza gelse bana Baas Partisi’nden bahsederdi. 14 Temmuz 1958 darbesinden iki ay sonra Baas Partisi’ne sempati duymamda büyük rol oynadı. Bundan ailemin haberi yoktu. Komünizme karşı olduklarını düşündüğüm bazı arkadaşlarımla yakınlaştım, bazılarının Baas Partisi'nden olduğuna dair şüphelerim vardı. Ömer Nazmi, bana Baas Partisi’ne üye olduğunu söyledi. Partiden bahseden broşürler ve kitaplar verdi. Daha 13 yaşındaydım, 14’üme yaklaşıyordum. Baasçılara katılmaya karar verdim ama ailemden korkuyordum. O zamanlar komünizme karşı çıkmak için Baas Partisi'ne katılmam gerektiğine inanıyordum ve katıldım. Buna ailemden kimsenin haberi olmadan karar verdim.

vgth
Saddam'ın memleketi Tikrit çekilen 1960 tarihli bir fotoğrafı. (Getty Images)

Abdülkerim Kasım'ın, Nazım Tabakçalı, Rıfat el-Hac Seri ve yol arkadaşları başta olmak üzere bir grup şerefli adamı idam ederek şehit ettiği güç gösterisinde, Azamiye’de başlayan ve benim de katıldığım gösterilerin organizatörü Rafi Taka ve diğer kardeşlerle tanıştım. Coşkuluyduk, gösterilere katılan diğer eylemcilerle birlikte Bağdat sokaklarında sürüklenerek öldürülen Nuri es-Said'e olanlara atıfta bulunarak, ‘Ey Bağdat, devrimci ol, devrimci ol ve Kasım’ı bırak, Nuri'yi takip et’ sloganları atmaya başladım. Daha sonra hükümet karşıtı broşürler dağıtırken askeri inzibat tarafından tutuklandım. Çok genç olduğumdan on gün sonra serbest bırakıldım. Mahkemede hakim bana ‘Ailenin yanına git’ dedi. Çok üzgündüm çünkü sabırsızlıkla zaferler kazanmayı bekliyordum. Daha sonra öğrencilerin düzenlediği oturma eylemlerine ve protestolarına katıldım. Bunlardan bazılarında da tutuklandım.”

Tankın üstünde

Baas Partisi, 8 Şubat 1963 yılında Hazım Cevad liderliğindeki Irak’ta iktidarı ele geçirdiğinde, Allavi, aralarında önemli isimlerin de olduğu ‘First Class Hapishane’de tutukluydu. Bu isimler arasında Ali Salih es-Sadi, Ahmed Hasan el-Bekir, Salih Mehdi Ammaş ve Hasan en-Nakib bulunuyordu. Mahkumlar hapishane yakınlarında alışılmışın dışında bir hareketlilik hissettiler. Bağdat'ta bir askeri hareketlilik olduğunu duymuşlardı ama hareketliliğin kim tarafından başlatıldığını, komünistler mi yoksa Baasçılar mı olduklarını bilmiyorlardı. Gardiyanların tutumları aniden değişti. Mahkumlara iyi davranmaya başladılar. Öğlen saat 12.00 sularında üç tank cezaevini bastı. Bunlardan birinden makineli tüfekli bir polis memuru çıkıp kapıların açılmasını, cezaevi müdürünün tutuklanmasını ve tutukluların serbest bırakılmasını emretti. Askeri darbenin arkasında Baas Partisi’nin olduğu anlaşıldı.”

Allavi daha sonra yaşananları şöyle anlattı:

Mutlu bir şekilde yola çıktık. Tankların üzerine çıktık. Bindiğim tank, daha sonra arkadaşım olan subay Enver Abdulkadir el-Hadisi tarafından kullanılıyordu. Sanırım benimle aynı tankta (Irak’ın Saddam rejimi sonrası başbakanlarından) Adil Abdulmehdi de vardı.

hyj6uı
Saddam Hüseyin, 1983 yılında Bağdat’taki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlediği basın toplantısında. (Getty Images)

O gün Abdulkerim Kasım'ın saklandığı Savunma Bakanlığı'nın bombalanmasına katılan pilot Munzir el-Vendavi’nin adı öne çıkacak, ertesi gün Kasım, tıpkı Saddam Hüseyin'in daha sonra ipin boynuna geçirilmesinden önce yaptığı gibi, kendisini idam etmek isteyenlerin gözlerini bağlamasını reddederek radyo binasında idam edilecek, Bağdat o günlerde şiddetli çatışmalara sahne olacaktı.

Allavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

Komünist Parti o gün destekçilerini devrime karşı durmaya çağırıyordu. Bunun üzerine Abdulgani er-Ravi liderliğindeki ordu, komünistler karşısında sağlam durulması çağrısında bulunduğu bir bildiri yayınladı. İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Salih es-Sadi, Ravi'nin etkisiyle 1963 devrimine karşı çıkan komünistlerin yok edilmesi çağrısında bulunan bir bildiri yayınladı. Ne yazık ki komünistlerle dokuz ay boyunca arkasında birkaç askerin olduğu kanlı ve korkunç çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalara Vendavi komutasındaki Cumhuriyet Muhafızları’nın uygulamaları eşlik ediyordu.

Açıkçası önemli olan Baas Partisi’nin bir düşünce, bir ideoloji ve bir duruş olarak 1963 yılında bitmiş olmasıydı. Baas Partisi’nden ayrılmaya karar vermiştik ama o yıldan sonra yaşananlar ve partiye geri dönmemizin nedeni Abdusselam Arif döneminde, yani gençliğimizde maruz kaldığımız zulüm, tutuklanmalar ve baskılardı. Hükümeti devirecek bir askeri darbeye hazırlanmak için parti çalışmalarına dönme kararı aldık.

Saddam ile hapishane arkadaşlığı

Baas Partisi, 1964 yılı sonbaharında Abdusselam Arif'in partiyi uzaklaştırdığı iktidarı geri almak için bir darbe girişimi başlatmaya karar verdi. Bu amaçla Hanin Birimi adı verilen bir birim oluşturuldu. Birimin başına Saddam Hüseyin, Abdulkerim eş-Şeyhli ve Muhammed Fadıl getirildi. Darbe hazırlıkları eylül ayı başlarında ortaya çıktı. Ekim ayı sonlarına kadar tutuklamalar ve soruşturmalar devam etti. Yetkililer büyük bir tutuklama kampanyası başlattı. O dönemde tutuklananlar arasında benimle birlikte Saddam, Şeyhli, Salah Ömer el-Ali, İmad Şebib ve Hamid Cevad vardı.

hyjuı
Hasan el-Amiri, Abdulkerim eş-Şeyhli ve Saddam Hüseyin’in 1964 yılında hapisteyken çekilen fotoğrafı.

Saddam ve Şeyhli, Sadun bölgesindeki bir eczaneye girerek hapishaneden kaçtılar. Genellikle mahkemeden hapishaneye gizlice dönüyorlardı, ancak o gün ilaç almaları gerektiğini öne sürdüler. Birkaç gardiyanla birlikte eczaneye girip eczanenin diğer kapısından kaçtılar. Kendilerini bir araba bekliyordu ve binip gittiler. Dönemin Irak Başbakanı Abdurrahman el-Bazzaz, onlar ve diğerleri hakkında af çıkarana kadar partinin gizli mekanlarında saklandılar. Bu da partinin yeniden diriltilmesi ve iyileştirilmesi sürecinin hızlanmasına yardımcı oldu. Irak'ta rejimi darbeyle değiştirmenin yolları ve olasılıkları hakkındaki ilk fikir ortaya böyle atıldı ve konuşulmaya başlandı.

Tıp fakültesinden 1970 yazında mezun oldum ve 1971 yılının ekim ayında Irak'tan ayrılarak Lübnan'da yaşamaya başladım. Partinin önde gelen isimlerini değiştirerek ve partiyi yeniden eski konumuna döndürerek partinin gittiği bazı yolları değiştirmek için başkalarıyla anlaşmaya kararlıydım. Partiden ayrılmamın pek çok nedeni vardı. Bunların başında parti içi ve parti dışı özgürlüklerin yok olması geliyordu. Olup bitene ikna olmamam ve egemen kararın tek adam tarafından verilmesi yönündeki prosedürleri reddetmem nedeniyle bana ve başkalarına karşı yapılan tacizler de bu nedenlerden biriydi. Bu durum, başta Saddam Hüseyin el-Tikriti olmak üzere partinin bazı önemli isimleriyle aramda ciddi gerilimlere neden oldu.

Saddam sinirlenince

Bu yabancılaşma, Şeyhli ve Amaş’ın görevden alınması ve Samir Necim'in parti başkanlığından istifasının kabul edilmesinin ardından Saddam'la aramda geçen telefon görüşmesinde açıkça ortaya çıktı. Saddam’la bir telefon görüşmesi yaptım. O zamanlar tıp fakültesindeydim. Gergin bir görüşmeydi. Şeyhli’nin aleyhinde konuşmamı istedi. Şeyhli, Amaş ve Samir Necim'in partiden ihraç edilmesinin ardından parti tüzüğünün askıya alınmasına ve bunun sonucunda yaşanan gerginliğe itiraz ettim. Bütün bu siyasi gerilim, partideki bazı yakın olduğum isimleri bana uzman doktor olmak için yurtdışına gitmemi tavsiye etmeye itti. Ben de önce Lübnan'a, oradan da Londra'ya gittim.”

Allavi'ye gitmesini tavsiye edenler arasında, özellikle Kamu Güvenliği Direktörlüğü görevini üstlendiği sırada yaptıklarıyla ‘Zalimler Kulübü’ olarak bilinen grubun önde gelen üyelerinden biri olan Nazım Kezar adlı arkadaşı da vardı. Kezar, 1973 yılında Ahmed Hasan el-Bekir ile Saddam Hüseyin'e partinin temel yaklaşımından saptıkları gerekçesiyle suikast yapmayı planladı. Ancak Ahmed Hasan el-Bekir’in uçağı geç indi. Bunun üzerine komplocular suikast planının ortaya çıktığını düşündüler. Kazar, İran sınırına doğru kaçtı, ancak Irak ordusu peşine düşmüştü. Yakalanan Kezar, derhal infaz edildi.

Allavi, bundan sonra yaşananları şöyle aktardı:

Kezar, derhal başının arkasından ateş edilerek infaz edildi. Yakalanmış olmasına rağmen mahkemeye çıkarılmadı. O şimdiye kadar tanıştığım en cesur adam. Korku nedir bilmezdi. Baas Partisi’nin öğrenci ofisinde birlikte çalışmıştık. Cesaret doluydu ve partinin hedeflerine sıkı sıkıya bağlıydı. En az Saddam kadar katıydı. Sert, güçlü ve adil biriydi. Dürüstlüğünden şüphe edilmezdi. Bir gün bana kız kardeşinin zor bir doğuma hazırlandığını ve onu hastaneye götürecek parasının olmadığını söyledi. Kendisi Kamu Güvenliği Müdürü, bense bir tıp öğrencisiydim. Ona, ‘Yeterince paran yok mu? diye sordum. O da bana ‘Yemin ederim hiç yok’ dedi. Üniversitede hocamız Prof. Kemal es-Samarrai’nin Samarrai Hastanesi adında özel bir kliniği vardı. Onu aradım ve kendisine durumu anlattım. Bana ‘Parası olmaması mümkün mü?’ diye sordu. Ben de ‘Vallahi parası yok. O dürüst bir insan ve kendisine ait olmayan paraya el uzatmaz’ dedim. Prof. Sammarai, Kezar’ın kız kardeşinin doğumunu hastanesinde yaptırdı ve hiç para almadı. Saddam ve Kezar'ın Irak'ın görüp görebileceği en şiddet yanlısı iki adam olduğu söylenebilirdi ama ikisini de parayla işi olmadı.”

rgtyh
Abdulkerim eş-Şeyhli.

Allavi, Kezar’ın Kasr’ul-Nihaye'deki korkunç işkencelerdeki rolüyle ilgili anlatılan hikayeleri sorduğum da şunları söyledi:

(Bu anlatılanlar) Nazım Kezar'ın itibarını korkunç bir şekilde zedeledi. Kezar’a komünistlere yapılan işkencelere bizzat katıldığına dair anlatılanları sordum ama doğru dürüst bir yanıt alamadım. Komünist Parti Siyasi Büro üyeleri Aziz Muhammed, Amir Abdullah ve Fahri Kerim'e de sordum. Onun için şahsen işkencelere katıldığına dair hiçbir şey söylemediler. Elbette Nazım da Saddam gibi tıpkı şiddet yanlısı biri olmasıyla tanınıyordu.

İyad Allavi, 16 Temmuz 1968 akşamı, annesini bitkin ve üzgün bir halde görünce Lübnan'dan Irak'a döndü. O gece, ertesi gün darbe yapılacağını öğrenince darbecilerin arasına katıldı. Takvimler 17 Temmuz 1968’i gösterdiğinde Cumhurbaşkanı Abdusselam Arif, Cumhuriyet Muhafızları Komutanı Abdurrahman ed-Davud ve Askeri İstihbarat Başkanı Abdurrezzak Naif'in kendisini devirmek için Baas Partisi’yle anlaştıklarının teyit edilmesinin ardından kaderine boyun eğdi.

Saddam, 1963 yılında Baas Partisi’nin aldığı yenilgiden ders çıkarmış, orduya güvenmeme ve parti içinde gruplaşmaya izin vermeme kararı almıştı. Partinin ve ordunun kontrol altına alınmasını beklerken, Ahmed Hasan el-Bekir'in himayesine girmeyi tercih etti. Kendisine itiraz edenlerden, muhaliflerden ve iktidara ortak olduğunu iddia eden herkesten başarıyla kurtuldu. Bir gün Allavi'nin evini ziyaret eden Saddam, ona Irak'ın Beyrut Büyükelçiliği görevini teklif etti. Fakat Allavi tıp alanında uzmanlığını tamamlamak istediğini belirtip özür dileyerek teklifi geri çevirdi.

Allavi Lübnan'a, oradan da İngiltere'ye gitti. Baas Partisi’yle ilişkilerini 1975 yılında tamamen kesen Allavi, parti yönetiminin değişmesi için çalışmayı seçti. Allavi, 1978'de uğradığı suikast girişiminden sağ kurtuldu. Saddam rejiminin 2003 yılında düşmesinden ve Bağdat'a dönmesinden sonra, El Kaide tarafından düzenlenen bombalı saldırı da dahil olmak üzere kendisini hedef alan başka suikast girişimlerinden de kurtulmayı başardı.

Son söz

Röportajın sonunda Allavi'ye Saddam'ın Baas Partisi içinde yükselmeyi ve partinin kontrolünü ele geçirmeyi başarmasının sebebinin ne olduğunu sordum. Bunun başlıca iki sebebi olduğunu söyledi. Bunlardan ilkinin çok cesur, ikincisinin ise Ahmed Hasan el-Bekir'in onun yanında durması olduğunu belirtti. Allavi’ye göre Ahmed Hasan el-Bekir, Saddam'ın Baas Partisi’nin sivil tarafındaki müttefiki olduğuna inanıyordu ama Saddam partinin kontrolünü tamamen ele geçirdiğinde, Bekir'in karşısında yer aldı.

Allavi, şöyle devam etti

Herkesi erkenden uyardık ama olan oldu. Saddam, Baas Partisi'nin iktidara gelmesinden iki ay sonra aile fertlerini ve Tikritlileri iktidar kadrolarına yerleştirmeye başladı.

Allavi’nin hikayesi o kadar önemli, öyle uzun ve öyle çetrefilli ki, bir avuç sayfaya sığmıyor. Özellikle Zulüm Kulübü’nün en önde gelen isimleriyle doğrudan ilişkiler kurmuş olduğundan anlattıklarıyla karanlıkta kalan birçok noktaya ışık tuttu.



Netanyahu'nun savaş sonrası planına yanıt olarak Blinken: Gazze'nin her türlü yeni işgalini reddediyoruz

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
TT

Netanyahu'nun savaş sonrası planına yanıt olarak Blinken: Gazze'nin her türlü yeni işgalini reddediyoruz

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken dün (Cuma) yaptığı açıklamada ABD'nin savaşın bitiminden sonra Gazze Şeridi'nde herhangi bir ‘yeni işgali’ reddettiğini yineledi. Blinken’ın açıklamaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki güvenlik kontrolünün devamına dikkat çeken, Hamas'a karşı savaş sonrası bir plan duyurmasına yanıt olarak geldi.

Blinken, Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te düzenlediği basın toplantısında sorulan bir soruya yanıt olarak şu cevabı verdi:

“Planı görmedim, bu yüzden yanıt vermekten kaçınıyorum. Ancak Gazze'de yeni bir İsrail işgali olmamalı ve Gazze toprakları daraltılmamalı. Gazze Şeridi'nin geleceği için bu iki husus, ‘iki temel ilkeyi’ oluşturuyor.”

Blinken ayrıca Gazze'nin “teröre platform olmaması gerektiğini” vurguladı.

Bölgedeki birçok ülkenin Gazze'de savaş sonrası döneme ilişkin bir plan üzerinde birlikte çalıştığına dikkati çeken Blinken, geçtiğimiz günlerde Brezilya'daki G20 Zirvesi ve Münih Güvenlik Konferansı oturum aralarında Arap yetkililerle konuyu görüştü.

Perşembe günü işgal altındaki Batı Şeria'daki bir Yahudi yerleşiminin yakınında meydana gelen ve üç Filistinlinin kalabalık bir otoyolda arabalara ateş açarak bir İsrailliyi öldürdüğü ve sekizini yaraladığı saldırıyla ilgili bir soruya yanıt olarak Blinken, Washington'un İsrail'in ‘güvenlik, meşru müdafaa ve terörle mücadele’ hakkına verdiği desteği yineledi.

Blinken ayrıca Cumhuriyetçi ve Demokrat ABD yönetimlerinin, yeni yerleşimlerin kalıcı barışa ulaşma konusunda ters etki yaptığı ve uluslararası hukuka aykırı olduğu yönündeki uzun süredir devam eden tutumunu da yineledi.

Blinken, “Yönetimimiz yerleşimlerin genişletilmesine kararlılıkla karşı çıkmaya devam ediyor. Bizim görüşümüze göre bu, İsrail'in güvenliğini güçlendirmez, yalnızca zayıflatır” ifadelerini kullandı.

İsrail medyası, Netanyahu'nun Savaş Kabinesi’ne Gazze için savaş sonrası bir plan sunduğunu, İsrail'in, yenilenen operasyonları önlemek ve gelecekteki tehditleri engellemek amacıyla tüm Gazze Şeridi’nde zaman sınırlaması olmaksızın hareket özgürlüğünü sürdüreceğini vurguladığını aktardı.

Netanyahu'nun planı, Gazze Şeridi'nde İsrail yerleşimlerine komşu alanda bir güvenlik bölgesi kurma niyetini ortaya koyuyordu. Söz konusu bölge ihtiyaç duyulduğu sürece yerinde kalacak ve İsrail, Gazze Şeridi'ndeki örgütlerin yeniden silahlanmasını önlemek için Gazze ile Mısır arasındaki sınırı kapatmayı sürdürecek.

Uzun vadede plan, ‘Filistinlilerle kalıcı bir çözüme ilişkin uluslararası emirleri’ reddediyor ve böyle bir anlaşmaya yalnızca iki taraf arasında önkoşulsuz doğrudan müzakerelerle ulaşılabileceğini vurguluyor.


Sudan'da çatışmanın tarafları ‘savaş suçu’ ithamlarıyla karşı karşıya

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
TT

Sudan'da çatışmanın tarafları ‘savaş suçu’ ithamlarıyla karşı karşıya

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği dün (Cuma), Sudan'daki savaşın her iki tarafının da hastaneler, pazarlar ve hatta yerinden edilmiş insanların yaşadığı kamplar gibi sivil bölgelere ayrım gözetmeyen saldırılar da dahil olmak üzere ‘savaş suçu’ anlamına gelebilecek ihlaller gerçekleştirdiğini bildirdi.

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 10 aydır süren çatışmayı sona erdirme çabaları şu ana kadar başarısız oldu. 12 binden fazla insan öldürüldü ve altı milyondan fazla kişi ya yerinden edildi ya da mülteci olarak evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu da Sudan'ı dünyadaki en fazla yerinden edilmiş insanın var olduğu ülke yapıyor.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, rapora ek olarak yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Bu ihlallerin bir kısmı savaş suçu teşkil ediyor. Dolayısıyla silahlar susturulmalı ve siviller derhal korunmalıdır.

BM raporu, bir olayda, Darfur eyaletinin Zalingei kentindeki kamplarının HDK tarafından 14-17 Eylül tarihleri ​​arasında bombalanması sonucu onlarca yerinden edilmiş kişinin öldürüldüğünü belirtti. Diğer yandan 22 Ağustos'ta ordunun köprü altına sığınan sivillere attığı top atışlarında çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 26 sivil hayatını kaybetti.

BM raporu, Nisan'dan Aralık ayına kadar olan dönemi kapsıyor ve 300'den fazla mağdur ve tanıkla yapılan görüşmelere dayanıyor.


Mısır'ın 1973 savaşına ilişkin belgeleri, İsrail'in sivillere karşı işlediği suçları ortaya koyuyor

Yom Kippur Savaşı (AA)
Yom Kippur Savaşı (AA)
TT

Mısır'ın 1973 savaşına ilişkin belgeleri, İsrail'in sivillere karşı işlediği suçları ortaya koyuyor

Yom Kippur Savaşı (AA)
Yom Kippur Savaşı (AA)

Mısır'ın 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı yürüttüğü Yom Kippur Savaşı'yla ilgili yayımladığı belgeler, İsrail ordusunun sivillere yönelik suçlar işlediğini ortaya koyuyor.

Mısır Savunma Bakanlığı, 17 Şubat’ta yayımladığı belgelerle Mısır ve Suriye'nin 50 yıl önce İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı'na dair gizli askeri bilgler üzerindeki perdeyi araladı.

Söz konusu gizli belgelerin, Mısır'ın 1973 yılında işgalden kurtardığı Sina Yarımadası konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında son haftalarda yaşanan gerilimden sonra yayımlanması dikkati çekti.

İsrail'in 2006 yılından beri abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten beri devam eden saldırıları ve bölge halkını Mısır sınırına doğru göçe zorlaması, Kahire ve Tel Aviv arasındaki Sina Yarımadası gerilimini tırmandırdı.

Mısır’ın yayınladığı belgelerin içerisinde İsrail'in sivillere yönelik işlediği suçları belgeleyen 200’den fazla askeri yetkililerin el yazısı anılar, raporlar, haritalar ve "güvenlik planı" başlıklı bir stratejik aldatma bulunuyor.

- Belgeler, 1973 savaşında yaşananları zihinlerde canlandırıyor

AA muhabiri, bahsi geçen 50 yıllık askeri belgelerdeki gizliliğinin kaldırılmasında etkili olan olayları derledi.

Mısır Savunma Bakanlığı, söz konusu belgeleri 17 Şubat’ta "Ekim 1973 Savaşının Belgeleri, Savaşın Sırları" başlığıyla internet sitesinde ilk defa yayımladı.

Ekim 2023’te Yom Kippur Savaşı'nın 50. yıldönümünü kutlayan Kahire yönetimi, belgeleri yayımlama sebebine ilişkin açıklama yapmadı.

Nasır Yüksek Askeri Akademisi Danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde, Mısır'ın El-Yevm Es-Sabi isimli yerel gazetesine yaptığı açıklamada belgelerin bölgenin çok değişken olan bir dönemde yayımlanmasının önemine işaret etti.

Yayımlanan belgelerin 1973'teki savaşta yaşananları zihinlerde yeniden canlandırdığına dikkati çeken Umde, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu belgeler, yaşananları hem bizim hem de başkalarının zihinlerinde yeniden canlandırmış oluyor. Bizler de dünyaya, o günlerdeki zor şartlara rağmen istediğimiz başarıyı elde ettiğimizi ve bugünlerde sahip olduğumuz imkanlarla istediğimizi elde edebileceğimizi hatırlatmış oluyoruz."

- İsrail'in Refah'a saldırı planı Mısır'ı endişelendiriyor

ABD medyasının birkaç gün önce Mısırlı kaynaklara dayandırdığı haberlerde, Kahire yönetiminin 1979 yılında İsrail ile yapılan barış anlaşmasını askıya alma ihtimalinin bulunduğuna işaret edilmişti.

Haberlerde, İsrail'in ordusunun 7 Ekim'de Gazze Şeridi’ne başlattığı ve bugüne kadar yaklaşık 30 bin sivilin öldürüldüğü saldırıların ardından Mısır sınırında yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine karadan işgal için saldırıya geçmesi halinde Kahire'nin barış anlaşmasını yeniden gözden geçirebileceği belirtildi.

Nitekim İsrail ordusunun Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde yüz binlerce Filistinlinin Mısır'ın Sina Yarımadası'na zorla göç etmesi kaçınılmaz olacak. Mısır ise bunu, milli güvenlik tehdidi ve Filistin davasını tümüyle tasfiye etme adımı olarak görüyor.

Yayımlanan belgeler, Mısır'ın Sina Yarımadası'nı İsrail'den geri almasıyla sonuçlanan savaşa ilişkin harita, raporlar ve askeri yazışmalardaki bazı detayları ilk kez gün yüzüne çıkardı.

Mısır Savunma Bakanlığı, belgeleri "Haziran 1967 Savaşı", "Askeri Stratejik Planlama", "Operasyon İdaresi/Savaşın Ateşkes Sürecine Kadar Olan Aşamaları", "Boşluğu Doldurma Planlaması", "Çatışmaları Bitirerek İsrail Güçlerini Geri Çekme", "1973 Savaşındaki Askeri Enformasyon", "Bölgesel ve Uluslararası Heyetler-Örgütler" ve "Savaşla İlgili Komutanların Anıları" şeklinde 8 farklı madde halinde yayımladı.

- İsrail, saldırılarıyla BMGK'nin ateşkes kararını ihlal etti

"Çatışmaları Bitirerek İsrail Güçlerini Geri Çekme" başlığı altındaki maddede, 1973'teki Yom Kippur Savaşı'nın 16. gününde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 338 sayılı kararı çıkardığı aktarıldı.

Tüm askeri faaliyetlerin 22 Ekim 1973 tarihi itibariyle durmasını gerektiren BMGK'nin söz konusu kararı, Mısır tarafından kabul gördü ancak her zaman olduğu gibi İsrail tarafından ihlal edilmişti.

İsrail'in ihlalleri, BMGK'nin 28 Ekim'den itibaren İsrail'in de bağlı kalacağı yeni bir kararı 24 Ekim'de çıkarmasına sebep oldu.

Mısır belgeleri, İsrail'in BMGK'den çıkan ikinci karardan sonra ateşkese bağlı kalmak zorunda kaldığını ve daha sonra uluslararası güçlerin gözlemci olarak görevlendirilmesiyle esir takasının başladığını içeriyor.

Aynı maddede, "Önemli Raporlar" başlığı altında, İsrail'in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik saldırılarına ilişkin bir rapora atıfta bulunan 1 Aralık 1973 tarih ve 538/20051 sayılı belge yer alıyor.

Mısır Savunma Bakanlığı, "Gizli" başlığı altında 13 belge yayımladı; bunlardan biri "İsrail'in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik uluslararası anlaşma hükümlerinin ihlali niteliğindeki saldırılarına ilişkin açıklama" başlığını taşıyor.

Belgede, 6 Ekim-6 Kasım 1973 tarihleri ​​arasında "düşmanın" Mısır'ın aralarında, Buheyra, Kefr eş-Şeyh, Dimyat ve Kalyubiyya (kuzey), İsmailiyye, Süveyş ve Port Said'in yer aldığı çeşitli kentlerine yönelik gerçekleştirdiği ihlaller bulunuyor.

Belgelere göre bu ihlaller çok sayıda vatandaşın ölümüne ve yaralanmasına, onlarca evin yıkılmasına, kamu yollarının hasar görmesine, iletişim ağının zarar görmesine ve yangınların çıkmasına neden oldu.

Belgelerde ayrıca "düşman" hareketlerine ilişkin düzinelerce harita ve askeri rapor, "Bar Lev Hattı" (1967 Altı Gün Savaşı'nın ardından İsrail tarafından Süveyş Kanalı'nın doğusunda inşa edilen savunma hattı) olarak bilinen ünlü toprak setin geçilmesi ve yok edilmesine ilişkin telsiz telefon iletişimleri ve liderler arasındaki konuşmalar da yer alıyor.

- Mısırlı askeri yetkilinin raporu

Eski Mısır Savaş Bakanı ve Devlet Başkanı Askeri Danışmanı Mareşal Muhammed Abdulgani El Cemsi'nin gizli bir oturumda Mısır Milli Güvenlik Komitesi'ne verdiği brifingi özetleyen rapor da yayımlanan belgeler arasında yer alıyor.

Cemsi, 24 sayfadan oluşan raporda, Mısır'ın aslında 28 Eylül 1968'te İsrail'e karşı yıpratma savaşı başlattığını ve bunun 7 Ağustos 1970'te sona erdiğini belirterek, düşman saflarına en büyük zayiat vermekle paralel olarak savaş hazırlığının yapıldığını dikkati çekiyor.

Savaşta en belirgin faktörün Mısır askerleri ve onların sahip olduğu manevi güç olduğuna işaret eden Cemsi, "Bu savaşta en büyük sürpriz ise Mısırlı askerlerin yeterliliği ve fedakarlığa olan hazırlığıydı." ifadelerini kullanıyor.

-Yom Kippur Savaşı

Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı, İsrail ile Arap ülkelerinin bugüne kadar karşı karşıya geldiği son muharebe olmuştu.

Yahudilerin en kutsal günü Yom Kippur’da (Kefaret günü) başlaması sebebiyle savaşa bu isim verilmişti.

Savaşın amacı İsrail'den 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri ve Sina Yarımadası'nı geri almaktı. Ancak İsrail'in Suriye'ye oranla daha gelişmiş tanklara sahip olması ve Mısır'ın savaşın ikinci haftasındaki yanlış hamleleri sebebiyle Kahire ile Şam amaçladıkları sonuçlara büyük ölçüde ulaşamamıştı.

ABD'nin ara buluculuğunda Mısır ile İsrail arasında 18 Ocak 1974'te İsrail askerlerinin Süveyş Kanalı'nın batısı ve Sina’dan da belli bir ölçüde geri çekilmesini sağlayan bir anlaşma imzalanmıştı.

Tel Aviv ile Şam arasında da 5 Haziran 1974'te Kuvvetlerin Çekilme Anlaşması imzalandı. İsrail bu anlaşmayla savaş sırasında işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmeyi kabul ederken, 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri'nde kalmaya devam etmişti.


Gıyabi yargılanan eski Tunus Cumhurbaşkanı Merzuki'ye 8 yıl hapis cezası

AA
AA
TT

Gıyabi yargılanan eski Tunus Cumhurbaşkanı Merzuki'ye 8 yıl hapis cezası

AA
AA

 Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki'nin, sosyal medyada yaptığı açıklamalar nedeniyle gıyabında yargılandığı davada 8 yıl hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi.

Tunus İlk Derece Mahkemesi sözcüsü Muhammed Zeytune, Tunus'un ulusal radyosu Mosaique FM'e açıklamalarda bulundu.

Zeytune, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaların ardından Cumhuriyet Savcılığı tarafından Merzuki hakkında "devletin yapısını değiştirmeye yönelik saldırı planlamak, halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek" suçlamasıyla açılan davanın sonuçlandığını ifade etti.

Zeytune, Tunus İlk Derece Mahkemesi Ceza Dairesinin, Merzuki hakkında 8 yıl hapis cezası verdiğini kaydetti.

Sözcü, Merzuki'nin söz konusu açıklamaları hangi sosyal medya platformunda ve ne zaman yaptığına ilişkin bilgi vermedi.

Merzuki'den söz konusu cezaya ilişkin henüz açıklama gelmedi.

Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki'ye, 22 Aralık 2021'de de "devletin dış güvenliğine saldırmak" suçlamasıyla gıyabında yargılandığı davada 4 yıl hapis cezası verilmişti.


El-Mada Başkanı’nın hedef alınması Irak'ta suikast sorununu yeniden hatırlattı

Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
TT

El-Mada Başkanı’nın hedef alınması Irak'ta suikast sorununu yeniden hatırlattı

Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı

Irak’ın önde gelen yayıncısı ve siyasetçisi Fahri Kerim, perşembe akşamı silahlı kişilerin yolunu kesip aracına 11 el ateş açmasıyla gerçekleştirdiği suikast girişiminden kurtuldu. Güvenlik kaynakları ise Bağdat’ta suikastların arttığını açıkladı.

Kerim, 1990’lı yılların başında kurduğu el-Mada kuruluşunun sponsorluğunda şehirde düzenlenen Irak Uluslararası Kitap Fuarı’nın etkinliklerine katıldıktan sonra Bağdat’ın el-Kadisiyye mahallesindeki evine doğru yola çıktı. Sergiden çıktıktan bir saat sonra suikast girişimine maruz kaldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre perşembe akşamı saat 21.00’da, içerisinde Fahri Kerim’in bulunduğu Land Cruiser marka aracı bir Pickup aracı durdurdu. Ardından silahlı kişiler, 11 el ateş etti. Ancak Kerim’i öldürmeyi veya yaralamayı başaramadılar. Kerim’e yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kerim’in sürücünün yanındaki koltukta oturduğunu söyledi. Kaynağa göre silahlı kişiler, araçlarından inip sağa sola ateş ederken, bir başka kişi de araçtan inip Kerim’in aracına yaklaştı. Kerim’i öldürmek üzereydi, ancak o sırada şans eseri bir hükümet konvoyu geçti ve saldırganlar geri çekilip kaçmak zorunda kaldı.

El-Mada kuruluşu, yaptığı basın açıklamasında ‘suçlular ve onların arkasındakiler hakkında hızlı bir soruşturma başlatılması ve cezalarını almaları için adalete teslim edilmeleri’ çağrısında bulundu.

Son birkaç günde suikast olaylarında göreceli bir artış görüldü. Güvenlik kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada hedef alınanlardan bazılarının hükümet yetkilileri, politikacılar veya onların akrabaları olduğunu söyledi.


Barış çabaları Kahire'den Paris'e taşındı

Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
TT

Barış çabaları Kahire'den Paris'e taşındı

Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ‘Hamas'tan Sonraki Gün – İlkeler’ başlıklı kısa ama yaratıcı bir belge hazırladı. Bu belgenin içeriği, Gazze Şeridi'ni yeniden işgal etme ve başta ABD Başkanı Joe Biden olmak üzere müttefiklerin ve ortakların önünü kesmek için ‘iki halk, üç varlık’ yaratma arayışı olarak özetlenebilir. Zira İsrail aşırı sağı Filistin devletini siyasi dolaşımdan çıkardığı sürece ‘iki devletli çözümü’ savaş sonrası hesaplarına dahil etmiyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin güneyini bombalayarak insani durumu perişan hale getirdi. Bu nedenle durumu sakinleştirecek, Refah kentine yönelik kara saldırısı ihtimalini erteleyecek ya da ortadan kaldıracak bir ateşkese ulaşma çabaları devam ediyor. Mısır, insani soykırım ve Filistinlilerin yerlerinden edilme tehlikesini taşıyan bu durumun bölgesel ve uluslararası düzeyde gerginliğe işaret ettiği konusunda defalarca uyarıda bulundu. Bu, ayrıca Mısır’ın ulusal güvenliği üzerindeki baskıyı da artırıyor.

Netanyahu söz konusu planını Mısır, Katar, ABD ve İsrail'in katılımıyla Kahire'de birkaç gün süren toplantıların ardından Paris'teki toplantıların başlama arifesinde sundu. Netanyahu, Gazze'de sükûnetin sağlanması, İsrailli esirlerin ve Filistinli mahkûmların serbest bırakılması ve Gazze Şeridi'ndeki insani durumun desteklenmesi amacıyla böyle bir plan ortaya koydu.

Fransa'nın başkentinde bir aydan kısa süre içinde türünün ikincisi olan Paris toplantılarına İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Başkanı David Barnea ve İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Başkanı Ronen Bar katılıyor.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre İsrailli bir yetkili, ‘iyimser olmak için nedenler’ olduğunu, ancak müzakerelerin ‘zor’ olmasını beklediğini söyledi. El-Kahire el-İhbariyye televizyon kanalı da Mısırlı kaynaklara dayandırdığı haberinde, Paris'te ‘olumlu bir atmosfer’ olduğunu bildirdi.


İsrail ile çatışan Hizbullah bir mensubunun daha öldürüldüğünü duyurdu

AA
AA
TT

İsrail ile çatışan Hizbullah bir mensubunun daha öldürüldüğünü duyurdu

AA
AA

Hizbullah, Lübnan'ın güneyinde İsrail ordusu ile çıkan çatışmalarda 1 mensubunun daha öldürüldüğünü açıkladı.

Hizbullah, İsrail ile sınırda yaşanan çatışmalardaki kayıpları hakkında açıklama yaptı.

Açıklamada, Hizbullah'ın Muhammed Abdul Resul Alaviye adlı mensubunun öldürüldüğü ifade edildi.

Hizbullah yaptığı başka bir açıklamada, İsrail'in sınırdaki askeri mevzileri ve yerleşim birimlerine 5 defa saldırı gerçekleştirildiğini duyurdu.

Açıklamada, Malikiye, Radar ve Ruveysat el-Alem mevzilerinin füze ve uygun silahlarla, Kiryat Şmona yerleşim biriminin de iki kamikaze insansız hava aracı ile hedef alındığı kaydedildi.

İsrail'in sonik patlama ve hava saldırıları

Lübnan basınında yer alan haberlere göre İsrail'e ait savaş uçakları Lübnan'ın güneyi ve kıyı kentleri üzerinde alçak irtifada sortiler yapıp, ses duvarını aşarak sonik patlamalara neden oldu.

Ayrıca İsrail'in yine Lübnan'ın güneyinde yer alan Cebel Balat ve Ramya beldelerine en az 2 defa hava saldırısı düzenlediği aktarıldı.

İsrail ordusu ile 8 Ekim 2023’ten beri yaşanan çatışmalarda öldürülen Hizbullah mensubu sayısı 212’ye yükseldi.

Çatışmalarda ayrıca, 43 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas, 12 İslami Cihad Hareketi mensubu, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri öldü.


Lübnan’da pul krizi

Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
TT

Lübnan’da pul krizi

Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)

Lübnanlıların çektikleri sıkıntılara bir yenisi daha eklendi. Pul krizi resmi dairelerde işlemlerin durmasına ve resmi belgelerin tamamlanamamasına sebep oluyor. Özellikle de yurt dışında eğitim gören öğrenciler ve gurbetçiler durumdan mustaripken, evlilik ya da yurt dışında doğan çocuklarla ilgili evraklarda sıkıntılar yaşanıyor.

Pullar karaborsaya düştü. Bir miktar pula sahip olanlar, insanları zor durumda bırakıyor ve bunları resmi fiyatının 20 katının üzerinde satıyor.

Kriz bu pullara son derece ihtiyaç duyan yeminli tercümanları da etkiledi. Adını vermek istemeyen tercümanlardan biri “Bir işlemi tamamlamak, bunu tercüme ettirmek ve Adalet ve Dışişleri bakanlıkları ile notere tasdik ettirmek zorunda kalan vatandaşlar, karaborsadan pul satın alıyor” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan tercüman “Normalde 10 ila 15 ABD doları arasında maliyeti olan bir işlemin maliyeti artık minimum 80 dolar” dedi.

Bu krizin çözülmesi için çaba harcanırken, Şarku’l Avsat’a konuşan milletvekili İbrahim Kenan, Başbakan Necib Mikati ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek ya yeni pul basılması ya da çalışmaların askıya alınmasını istendi. Kenan, Mikati’den bu konuyu Bakanlar Kurulu’nun ilk oturumunda gündeme getirme sözü aldı.


Mısır Başbakanı: BAE, iki ay içinde Mısır'a 35 milyar dolarlık doğrudan yatırım yapacak

Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
TT

Mısır Başbakanı: BAE, iki ay içinde Mısır'a 35 milyar dolarlık doğrudan yatırım yapacak

Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli dün (Cuma), on yıllardır en kötü ekonomik krizlerinden birini yaşayan Mısır'a BAE’nin iki ay içinde "35 milyar dolarlık doğrudan yatırım" yapacağını duyurdu.

AFP'nin haberine göre Medbuli bu kaynağın, dış borcu 165 milyar dolara ulaşan Mısır'ın yaşadığı ciddi döviz krizinin çözümüne ve doların serbest piyasada resmi değerinin neredeyse iki katına yaklaşan fiyat sorununun kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını söyledi.

Mısır dün, Emirliklerle yatırım ortaklığı çerçevesinde kuzey kıyısındaki Ra’sü’l-Hikme şehrini geliştirmek için bir sözleşme imzaladı. Başbakan Medbuli’nin basın toplantısında "ülke tarihindeki en büyük doğrudan yabancı yatırım anlaşması" olarak tanımladığı anlaşmanın "Mısır yatırım yasaları çerçevesinde gerçekleşeceğini" ifade etti.

Mısır Başbakanı, Mısır'ın "proje kârının yüzde 35'ini" alacağını ve ülke için parasal istikrar sağlayacağını ve enflasyonun düşürülmesine katkıda bulunacağını umduğu Ra’sü’l-Hikme şehir projesinin "bir varlık satışı değil, bir ortaklık" olduğunu vurguladı.

Medbuli, proje yatırımlarının ilki bir hafta içinde 15 milyarlık ve ikincisi 20 milyarlık olmak üzere iki aşamaya ayrılacağını belirterek, "BAE'nin mevduatındaki 11 milyar doların kullanılacağını ve bu tutardan düşüleceğini, devletin dış borcunu azaltarak Merkez Bankası'na döviz sorununun çözümünde kullanılmak üzere likidite sağlayacağını" açıkladı.


Libya petrolü yeniden ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi

Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
TT

Libya petrolü yeniden ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi

Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)

Libya Petrol Tesislerini Koruma Muhafızlarının haklarını ve mali alacaklarını korumak için ‘güneybatı bölgelerinde petrol ve doğal gaz taşıyan tüm sahaların ve hatların kapatıldığını’ duyurmasının ardından Libya petrolü bir kez daha ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi. Muhafızlar yaptıkları açıklamada, Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) taleplerini karşılaması için 48 saatlik süre verdiklerini, ancak bir karşılık göremediklerini belirttiler. UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’nin, alacaklarının kendilerine verilmesine ilişkin talimatlarının hala askıda olduğunu vurguladılar.

Muhafızlar dün (Cuma), ‘devletin malına zarar vermeden birden fazla barışçıl gösteride dile getirdikleri meşru taleplerine cevap vermesi gereken yetkililerin kayıtsız tavrına’ ilişkin şikayetlerini dile getirmek üzere güney Libya’daki Kuzey Hamada sahasının önünde toplandı.

Bu arada Libya Savcılığı, Batı Libya’daki Zliten şehrinde bir kamyonun içinde kaçak olarak bulunan büyük miktarda zehirli metil bromür tüplerinin ele geçirilmesi süreciyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütüyor.

‘Kanserojen’ etkisi olan yasaklı gaz, son beş ayda ikinci, son bir yılda ise üçüncü kez ele geçirilen gaz oldu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre resmi makamlar, karadan veya denizden bu gazın ülkeye nasıl girdiği konusunda herhangi bir açıklamada bulunmadı.