1973 Arap-İsrail Savaşı: Savaşa yalnızca silahlar karar vermez

O dönemki gazetelerde en çok yer alan üç isim Enver Sedat, Hafız Esad ve Golda Meir oldu

1973 Arap-İsrail Savaşı'nda, Mısır kuvvetlerinin Süveyş Kanalı'nın doğu yakasını geçtiği an (AFP)
1973 Arap-İsrail Savaşı'nda, Mısır kuvvetlerinin Süveyş Kanalı'nın doğu yakasını geçtiği an (AFP)
TT

1973 Arap-İsrail Savaşı: Savaşa yalnızca silahlar karar vermez

1973 Arap-İsrail Savaşı'nda, Mısır kuvvetlerinin Süveyş Kanalı'nın doğu yakasını geçtiği an (AFP)
1973 Arap-İsrail Savaşı'nda, Mısır kuvvetlerinin Süveyş Kanalı'nın doğu yakasını geçtiği an (AFP)

İnci Mecdi 

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD ordusunda çeşitli liderlik görevlerinde bulunan, Avrupa ve Akdeniz'deki savaş alanlarında birçok zafere imza atan General George Smith Patton, silahlara kıyasla insan unsurunun öneminden bahsederken "Savaşlar silahlarla yapılır ama insanlarla kazanılır" demişti.

Patton'un İkinci Dünya Savaşı'na katılmış bir asker olarak düşüncesi sadece bir felsefe değil, aynı zamanda birçok askeri zafere dönüşmüş bir gerçeklik.

Bunlardan en önemlisi 1973 Arap-İsrail Savaşı ya da Suriye'deki adıyla Ekim Savaşı veyahut İsrail terminolojisindeki Yom Kippur Savaşı'dır.

6 Ekim'de 50'nci yılını dolduran Ekim Savaşı, kendi aralarında stratejik ve askeri planlar üzerinde yarışan bir grup siyasetçi ve askeri personel tarafından yönetildi.

1973 yılındaki gazetelerde en çok yer alan üç isim dönemin Mısır, Suriye ve İsrail liderleri Muhammed Enver Sedat, Hafız Esad ve Golda Meir'di.

Stratejik bir planlamacı: Enver Sedat

Deneyimli Amerikalı gazeteci Thomas Lippman, 'Enver Sedat ve 1973 Arap-İsrail Savaşı Dünyayı Nasıl Değiştirdi?' adlı kitabında, Ekim Savaşı'ndan Ortadoğu'daki en etkili olaylardan biri olarak bahsediyor.

Lippman Sedat'ı "Arap dünyasında farklı disiplinler ve zamanlar boyunca stratejiler geliştirebilen nadir bir kişi" olarak tanımlıyor.

Mısır, Cemal Abdunnasır öldüğünde, 1967 Arap-İsrail Savaşı'nın (Altı Gün Savaşı) feci sonucu ve zayıf ekonomik planlama nedeniyle ezilen mağlup bir ülkeydi.

Lippman, Sedat'ın Devlet Başkanlığı'nı devraldığında önceliklerini hızla belirlediğini, bunların iktidarını güçlendirmek ve Mısır ile İsrail arasındaki savaş durumunu sona erdirmek olduğunu söylüyor.

Ancak Tel Aviv "tüm kartları elinde tutarken" barış sağlanamayacaktı.

Sedat 1967'de kaybettiği toprakları yeni bir saldırıyla geri almak istiyordu ama İsrail'e saldırmaya niyeti yoktu.

Lippman, Mısır'ın bu savaşta ağır askeri kayıplar verdiğini, ancak bu savaşın İsrail'in yenilmezlik imajını parçalamayı başaran Mısırlılar için siyasi bir zafer olduğunu söylüyor.

Aynı zamanda bu savaş İsraillileri ve Amerikalıları Sedat'ı ciddiye almaya ve onu müzakere masasına davet etmeye zorladı.

Bu da 1979 yılında Mısır ile İsrail arasında imzalanan barış anlaşmasının yolunu açtı.

Washington'daki Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden (CSIS) John Alterman, Sedat'ın ordu komutanlarıyla birlikte 6 Ekim'de Bar Lev Hattı'nı aşmayı planlarken cesur bir adım attığını söylüyor.

Zira Sedat, su pompaları kullanarak Süveyş Kanalı'nın doğu yakasında bulunan, daha önce zapt edilemez olduğu düşünülen, 30 ila 60 fit yüksekliğindeki kum bariyerini havaya uçurmayı başardı.

Alterman'a göre, savaş birkaç hafta devam ettikten sonra Mısır kuvvetlerinin performansı daha düşük olmasına rağmen, 25 yıldır Mısır'ın düşmanı olan bir ülkeye karşı elde edilen geçici başarı bile Sedat'ın yerel anlamda güçlenmesine izin verdi.

Sedat, İsrail ile yapılan barış anlaşması sonucunda uluslararası statü kazanırken, bölgesel saldırıların da hedefi oldu. Bu durum pek çok Arap'ı kızdırdı.

Öyle ki Suriyeli şair ve diplomat Nizar Kabbani bu meseleyi birden fazla şiirinde hicvetti.

Bunların arasında, Kahire'den ayrılıp Londra'da hayatına devam etme sebebi olan 'el-Yevmiyyât'us Sırriyye li-Behiyyeti'l Mısriyye' adlı şiir de yer alıyor.

İsrail'le barış yapma kararı, Mısır'ın Arap ülkelerinden kısmen izole edilmesine yol açtı.

Sedat'ın destek oranları bölge genelinde düştü ve liberal ekonomik reformların bir sonucu olarak ülke içinde halk arasında hoşnutsuzluk oluştu.

Hafız Esad'ın intikam arzusu

Dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Mısırlı ortağının aldığı kadar uluslararası hayranlık ve övgü alamadı.

Bunun nedeni Sedat'ın o dönemde diğer Arap liderler olmadan elde ettiği barış ortamıydı.

Ancak Sina'da yaşananların aksine Suriye güçlerinin İsrail işgali altında kalan Golan Tepeleri'ni geri alamaması da ülke içerisindeki hayal kırıklığını artırdı.

Esad başlangıçta kısmen, ülkesinin 1967'deki yenilgisinin intikamını almak için İsrail'le savaş istiyordu.

Ancak tarihçilere göre Esad başlangıçta İsrail'i yok etmeye çalışırken, Sedat onu Sina ve Golan Tepeleri'ni geri kazanmak, mülteci sorununu çözmek ve Filistin'i tanımak gibi sınırlı hedefleri kabul etmeye ikna etti.

İngiliz yazar Simon Dunstan'ın 'Yom Kippur Savaşı... 1973 Arap-İsrail Savaşı' adlı kitabına göre Sedat, bu hedeflerin İsrail'in hayati çıkarlarına yönelik bir tehdit oluşturmadığını söyledi ve küresel bir tepkiye yol açmayacağı değerlendirmesinde bulundu.

New York Times'a göre Esad, bölgesel siyasette ağır bir miras yaratmaya ve Suriye'yi yeniden Araplar arasında bir güce dönüştürmeye çalışıyordu.

Merhum Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır'ın çağrıştırdığı Arap milliyetçiliğine inanıyordu ve kendi neslinin çoğu gibi o da, Arap birliğinin sesi olarak Abdunnasır'ın rolünü miras almaya çalışıyordu.

ABD, Araplar ve İsrail arasında kapsamlı bir barış anlaşması inşa etmeye çalışırken, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Arap başkentleri ile İsrail arasında mekik gezileri yaptı, ta ki Suriye cumhurbaşkanı tarafından umutları kırılan birçok Amerikalı yetkiliden ilki olana kadar.

Zira barış konferansına ilişkin uzun müzakerelerin sonunda Şam'ın konferansa katılmaya niyetinin olmadığı ortaya çıktı.

Ancak Esad, görüşmelerin Mısır'ın ayrı bir barışa ulaşmasının önünü açması nedeniyle ABD'lilerin üstün olduğunu düşünüyordu.

Ancak o dönemde Golan Tepeleri'yle ilgili müzakere edilen ateşkes devam etti ve ardından gelen huzursuzluğa rağmen Suriye sınırı İsrail'in en sakin sınırı haline geldi.

Amerikalılar ve İsrailliler Sedat'ın düşünce tarzına her zaman hayran kalmışlardır (AFP)
Amerikalılar ve İsrailliler Sedat'ın düşünce tarzına her zaman hayran kalmışlardır (AFP)

Demir "büyükanne"

İsrail tarafında ise "büyükannenin" ortaya çıkışı (İsrail basını, Golda Meir 1969 yılında Başbakanlık görevini üstlendiğinde bu tanımlamayı kullandı) onun liderliği üzerinde derin bir etki yarattı.

Kiev'de, açlıktan ve Yahudilere karşı şiddetli zulümden mustarip fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Meir, dünyada başbakanlık makamına oturan ilk kadınlardan biri oldu ve İsrail'in çalkantılı ilk on yıllarına liderlik etti.

Sovyetlerin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher'ı "Demir Leydi" olarak tanımlamasından yıllar önce Meir, İsrail'i savunmak için savaş açma isteği nedeniyle aynı unvanı kazanmıştı.

ABD Başkanı Richard Nixon'un Eylül 1969'da Beyaz Saray'da Meir'i kabulü sırasında söylediğine göre İsrail'in kurucusu ve ilk başbakanı David Ben-Gurion, ondan (Meir) kısaca "hükümetteki en iyi adam" olarak bahsetmişti.

Ekim 1973'teki Mısır-Suriye saldırısından kaynaklanan ağır erken kayıplar, İsrail üzerinde ateşkes ilan etmesi için yoğun siyasi baskıya yol açtı.

Meir bunun yerine, ülkesinin müzakere pozisyonunu iyileştirmek için agresif adımlar attı ve 25 Ekim'de Birleşmiş Milletler (BM) tarafından onaylanan bir ateşkes anlaşmasına varmadan önce Amerikan askeri takviye kuvvetleri gelene kadar savaşı sürdürdü.

Golda Meir, İsrailliler arasında 'Demir Leydi' ününün tadını çıkarmaya devam etti (AFP)

İsrailli tarihçiler Meir'in savaştaki liderliğini kararlı ve güçlü olarak görerek ona "Demir Leydi" lakabını vermişlerdi.

Ancak savaş, aylar sonra istifasına yol açtı. İsrailliler, özellikle savaşla ilgili feci istihbarat başarısızlığının ardından yaklaşık 2 bin 700 İsrail askerinin ölümünden onu sorumlu tuttu.

Sonraki seçimleri İsrail İşçi Partisi kazanmasına rağmen Meir yeni bir hükümet kuramadı ve iktidarın dizginlerini İzak Rabin'e devretti.

Profesyonel ordu ve birleşik komuta

Elbette askeri liderlik, planlamada ana aktör olmaya devam ediyor.

Bu savaşta Mısır ordusu, liderlik ve planlama konusunda en yetenekli bir grup seçkin askeri personeli elinde tutuyordu.

ABD Silahlı Kuvvetler ve Toplum Dergisi'nin 1987 yılında yayımladığı '1973 Savaşında Mısır Yüksek Komutanlığı' başlıklı araştırma makalesine göre, 1967 yenilgisinin ardından askeri reformlar, üst düzey liderlikte yapısal ve kişisel değişikliklere yol açtı.

Bu değişiklikler, Nasırcı rejimin Yıpratma Savaşı (1967-1970) sırasında kurduğu yeniden örgütlenme sürecinin etkili bir ürünü olduğunu 1973 Arap-İsrail Savaşı'nda kanıtladı.

Sonuç olarak Mısırlılar, savaşın ilk aşaması için açık askeri hedeflere dayalı, birleşik bir komuta altında profesyonel bir ordu oluşturabildiler.

Mareşal Ahmed İsmail ismi, savaş sırasında Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla ön plana çıkarken, aynı zamanda özellikle öne çıkan iki isim daha vardı.

Bu isimlerden ilki Genelkurmay Başkanı ve Ekim Savaşı planının yazarı Korgeneral Saadeddin eş-Şazeli, diğeri ise savaş sırasında Üçüncü Saha Ordusu Araç Komutanı Tümgeneral Baki Zeki Yusuf'tu.

Yusuf, Bar Lev Hattı'nın önündeki toprak setin su pompalarıyla kaldırılması fikrini ortaya atan kişiydi. Bu sebeple kendisine "Ekim Aslanı" lakabı verildi.

Aralık 1973'te eş-Şazeli'nin görevden alınmasının ardından yerine, Ekim Savaşı'na hazırlık amaçlı bir çalışmayı denetleyen Mareşal Muhammed Abdulgani el-Cemsi geçti.

Tümgeneral Fuad Aziz Gali, İkinci Saha Ordusu Komutanlığı'na atanmadan önce 18'inci Piyade Tümeni Komutanı olarak görev yaptığı Ekim Savaşı'nda önemli bir rol oynadı.

Gali, Kantara şehrini özgürleştirme operasyonunu yönetti, Bar Lev Hattı'ndaki en güçlü kaleleri yok etti ve ardından kuvvetlerini doğuya doğru ilerletti.

Mısır'ın devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek, savaş sırasında Mısır Hava Kuvvetleri'nin komutanı olduğu için "ilk hava saldırısını gerçekleştiren kişi" olarak tanındı.

Mareşal Muhammed Ali Fehmi ise Hava Savunma Kuvvetleri'nin komutanıydı.

Mısır semalarını İsrail uçak saldırılarına karşı korumak amacıyla Süveyş Kanalı'nın batı yakasına füze duvarı inşa edilmesine öncülük etti ve 30 Haziran 1970'te İsrail Phantom uçağının düşürülmesine katkıda bulundu.

Ekim Savaşı'nda yüzlerce düşman uçağını imha ederek ve İsrail Hava Kuvvetleri'ni etkisiz hale getirerek İsrail'in havadaki üstünlüğünü kırmayı başardı.

Bu nedenle Sedat onu dünyadaki "ilk füze adamı" olarak adlandırdı.

Savaş sırasında Mısır kuvvetlerine liderlik etmiş, isimleri ölümsüzleşmiş pek çok kahraman askeri personel bulunuyor.

Golan Tepeleri'nde Suriye ateşi

Mısırlı liderler, Suriye'de dönemin Savunma Bakanı Mustafa Talas, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Yusuf Şekur, Hava Kuvvetleri ve Hava Savunma Komutanı Tümgeneral Naci Cemil, Askeri İstihbarat Direktörü Tümgeneral Hikmet eş-Şehabi, Operasyon Otoritesi Başkanı Tümgeneral Abdurrezzak ed-Derdari ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Fazıl Hüseyin'in oluşturduğu Suriye cephesiyle etkin bir koordinasyon sağlıyordu.

Babil İnsani Araştırmalar Merkezi Dergisi'nde yayımlanan, Yıpratma ve Ekim savaşlarında Suriye ordusunun rolüne ilişkin tarihi bir çalışma şöyle diyor:

Savaş, Suriye askeri birliklerinin işgal altındaki Golan Tepeleri'ne saldırıp İsrail güçlerini şaşırtmasıyla başladı. Suriye güçleri, İsrail güçlerine acı darbeler indirerek birçok köyü ele geçirmeyi başardı. Bu durum, İsrail güçlerinin ateşin etkisiyle geri çekilmesine neden oldu.

Ancak bu durum, İsrail güçlerinin Golan Tepeleri'ne giren Suriye güçlerine saldırarak tepki vermesini, birçok alanı yeniden işgal etmesini ve Suriye güçlerinin geri çekilmesini engellemedi.

Mısır'ın savaştan çekilmesinin, İsrail'in savaş çabalarının tamamını Golan cephesine yöneltmesinde büyük etkisi oldu. Bu da iki taraf arasında vur-kaç çatışmalarına yol açtı.

Sonuç olarak Şam, ateşkes kararı alınmasını gerektiren yeni siyasi-askeri durum ve koşullarla karşı karşıya kaldı.

ABD ve Sovyetler Birliği'nden uluslararası tarafların, dışişleri bakanlarının mekik ziyaretleri yoluyla ateşkesin sağlanmasında önemli etkisi oldu. Suriye, İsrail'e karşı savaşın devam edeceğinden emindi.

İsrail askeri istifaları

İsrail tarafında ise düşman kuvvetleri, daha önce 1967 Arap-İsrail Savaşı'nda (Altı Gün Savaşı) ülkesinin kuvvetlerini komuta eden ve 1973 Arap-İsrail Savaşı'ndaki (Ekim Savaşı) yenilginin sorumluluğunu üstlenen Savunma Bakanı Moşe Dayan tarafından yönetiliyordu.

İsrail, ülkenin askeri hazırlığını ve savaşın patlak vermesine tepkisini araştırmak için bir komite kurdu.

Bunun sonucunda, İsrail'in yenilgiyle sonuçlanan istihbarat başarısızlığını kabul eden Genelkurmay Başkanı David Elazar ve Askeri İstihbarat Şefi Eli Zeira 1974 yılında istifa etti.

1953 yılında Batı Şeria'daki Kibya Köyü katliamının faili olan ve 2001-2006 yılları arasında İsrail Başbakanı olarak görev yapan Ariel Şaron, 1973 Ekim Savaşı sırasında Yedek Subaylar Tümeni Komutanı olarak, tümeninin savaşta öldürülen 300 kişiyi kaybettiğini ve bu süre zarfında verdiği kararların hatalı olduğunu kabul etti.

Independent Arabia - Independent Türkçe



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.