İsrail, 1948 Filistinlilerini "yerinden etmek" için Gazze savaşını bahane ediyor

Tel Aviv, "teröre teşvik" gerekçesiyle 1948 Filistinlilerinin vatandaşlığının iptal edilmesini öngören bir yasa hazırlıyor

 Ekim 2023'te Doğu Kudüs'teki İsrail polisi üyeleri (AFP)
Ekim 2023'te Doğu Kudüs'teki İsrail polisi üyeleri (AFP)
TT

İsrail, 1948 Filistinlilerini "yerinden etmek" için Gazze savaşını bahane ediyor

 Ekim 2023'te Doğu Kudüs'teki İsrail polisi üyeleri (AFP)
Ekim 2023'te Doğu Kudüs'teki İsrail polisi üyeleri (AFP)

Emel Şehade 

İsrail, Gazze savaşının ilk günü olan 7 Ekim'den bu yana 8 sayılı karar uyarınca sıkıyönetim ve olağanüstü hal maddelerini uyguluyor.

Söz konusu karara göre Gazze'yle dayanışmayı engellemek amacıyla ifade ve gösteri özgürlüğü ile dayanışma özgürlüğü gibi temel haklar, başta 1948 Filistinlileri için olmak üzere tümüyle iptal edildi.

İsrail hükümeti 8 sayılı karar uyarınca Gazze'deki Filistinlilerle herhangi bir protesto eylemi ya da dayanışma yapılmasını engellemek için bu kesimin (1948 Filistinlileri) hareketlerini kısıtladı.

400'den fazla genç erkek ve kadın sosyal medyada Gazze ile dayanışmalarını ve Gazze sakinlerine karşı işlenen cinayetleri protesto ettiklerini ifade ettikleri ve Filistin bayrağı paylaştıkları suçlamasıyla tutuklandı.

İsrail İçişleri Bakanı Moshe Arbel, "savaş zamanlarında teröre teşvik veya destek içerikli paylaşım yapan" vatandaşların ikamet ve vatandaşlıklarının iptal edilmesini öngören bir yasa tasarısı sundu.

İsrailli bakan, hakkında iddianame olan ve "terör örgütüne yardım etmek" suçundan ev hapsi istenen sanatçı Maysa Abdulhadi'nin vatandaşlıktan çıkarılmasını talep eden bir mektup kaleme almıştı.

Abdulhadi bir Facebook paylaşımında Hamas mensuplarının sınırda duvarı yıkarken çekilmiş bir fotoğrafını paylaşıp bu görüntüyü Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla ilişkilendirmişti.

Bakan Arbel’in talebi üzerine herkesi kapsayacak şekilde hazırlanan taslağa göre, İçişleri ve Adalet Bakanları, gösterilerde, bir grup önünde yapılan konuşmada veya özel sayfada Gazze, Filistin halkı veya Hamas’la ilgili destek içerikli paylaşım yapan kişilerin terörü desteklediğine karar verebilecek. Daha sonra iki bakan vatandaşlıktan çıkarma emrini de verebilir. 

1948 Filistinlilerinden 30 genç erkek ve kadın, ikametin iptali ve vatandaşlıktan çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya.

Nüfus ve Göç İdaresi Adli Müşavirinin hazırladığı yasa tasarısında, "terörü destekleyen, terörü teşvik eden veya terör örgütüne destek açıklaması yapan kişilerin vatandaşlıktan çıkarılma işlemlerinin kolaylaştırılması" öngörülüyor.

Tasarı, oylanmak üzere Knesset'e sunulmadan önce görüş alışverişi için kamuya ve hükümet bakanlıklarına dağıtılmak üzere hazırlanıyor.

Şin Bet son kararı verecek

Adalet ve içişleri bakanlarının, sanatçı Maysa Abdulhadi'nin yanı sıra iki ismi daha listeye ekledikleri ve konuyla ilgili detayların açıklanmasını yasaklaadıkları ortaya çıktı.

Ayrıca İçişleri Bakanı ve Nüfus İdaresi yetkililerinin bu hafta içerisinde Şin Bet (İsrail iç güvenlik servisi) yetkilileriyle görüştüğü ifade edildi.

Bu görüşme sonucunda söz konusu yasanın çıkarılması ile ilgili ilerleme kaydetme ve İsrail'deki Filistinli Araplar arasında "yıkıcı" olarak görülen üç vatandaşın (Maysa Abdulhadi dahil) vatandaşlığını iptal etmek için pratik adımlar atma kararı alındı.

Bir siyasi yetkili, hedef tahtasındaki üç kişinin vatandaşlığının iptal edilmesi fikrinin, yakın zamanda Knesset tarafından onaylanan yasaya dayalı hukuki destek de dahil olmak üzere geniş bir destek aldığını belirtti.

İçişleri bakanlığından yapılan açıklamada, Bakan Arbel'in, "Bu savaş İsrail'in savaşı değil, tüm özgür dünyanın savaşıdır. Barış içinde, iyi bir yaşam içinde yaşamak isteyenlerin savaşıdır" dediği ifade edildi. 

44 iddianame

"Araplara ölüm"; bir programa, gösteriye ya da herhangi bir etkinliğe katılan her Yahudi grup arasında sıkça kullanılan bir slogan.

Bir kişinin bazı ciddi saldırılara maruz kalması için Arapça konuşması yeterli.

Bu durum, sekiz aylık hamile olan kız kardeşiyle birlikte Hadera kasabasına giden bir Arap kadının başına da geldi.

Bir grup Yahudi kız kardeşinin başörtüsü takması ve Arapça konuşmasından hareketle onları darp etti. Hamile kadın ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Polis ise olayla ilgili soruşturma açmadı.

Aksa Tufanı savaşının ilk gününden itibaren bulundukları çeşitli yerlerde yüzlerce Arap işçi ve vatandaş bu gibi saldırılara maruz kaldı. 

İsrailli yetkililer, 500'den fazla kişinin tutuklandığı veya sorguya çekildiği, 44 genç erkek ve kadın hakkında iddianame hazırlandığı büyük bir zulüm kampanyası yürütüyor.

İsrail polisi konuya ilişkin açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Savaşın başlangıcından bu yana şiddeti, kışkırtmayı, terör örgütlerini desteklemeyi ve özdeşleştirmeyi teşvik eden 374 paylaşım incelendi ve 171 soruşturma dosyası açıldı. Gazze ile dayanışma ifade eden herkes takip edilecek ve bu kişiler tutuklanacak ve soruşturmaya tabi tutulacak. Önümüzdeki günlerde ‘terör destekçileri ve azmettiricileri’ hakkında daha fazla iddianame hazırlanacak.

İsrail'in bu politikasından Batı Şeria'daki Filistinliler de yakasını kurtaramadı. Polise göre İsrail'de çalışan ve savaş çıktığında evlerine dönmeyen Batı Şeria ve Gazzeli Filistinliler hakkında kapsamlı araştırmalar yapıldı.

Aynı iddialar öne sürülerek Batı Şeria'dan 86 kişi tutuklandı. Ayrıca Batı Şeria'dan bin 484 Filistinli de "terör örgütüne üye olmak" suçlamasıyla tutuklandı.

"İkinci bir Nekbe"

İsrail toplumunda yerinden etme politikasını reddettiklerini ifade eden zayıf sesler var. Haaretz gazetesi konuyla ilgili "Araplara yönelik zulme hayır" başlığıyla bir yazı yazdı.

Bu yazıda şu ifadeler yer aldı:

Savaşın başlangıcından bu yana, Gılaf Gazze’de yaşanan katliamın ardından İsrail'in Arap vatandaşları fırtınanın tam ortasında duruyor. Karmaşık kimlikleri, onları birçok Yahudinin gözünde doğrudan şüpheli haline getiriyor ve onları ırkçılık ve intikam tezahürlerine maruz bırakıyor. İsrailli Araplara beşinci kol muamelesi sadece öfkeli kalabalığa özgü değil, aynı zamanda hükümete ve Knesset'e de yayılıyor. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir'in ikinci bir Nekbe'yi sabırsızlıkla bekleyen ortakları var. Birçok iyi insan, Yahudilerle Araplar arasındaki gerilimi gizlemek ve duyguları yatıştırmak için ellerinden geleni yaparken, anlaşmazlığı körükleyen birçok kişi var. Bunların arasında, katliama karşı açıkça kategorik bir tutum sergilemeyen Arap asıllı İsrailli aktörlerin boykot edilmesi ve dışlanması çağrısında bulunan Israel Bidor gibi içerik üreticileri de var. Başlangıç noktaları sessizliği teröre destek vermekle denk tutmalarıdır. Sağlık sektöründe çalışan Arap doktorların ve personelin sosyal paylaşım sayfaları da teröre destek içerikli paylaşım yapıp yapmadıklarını tespit için taranıyor. Bu gerekçeyle işçileri görevden uzaklaştıran yahut ihraç eden sağlık kurumları var.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Önde gelen isimlerin istifasının ardından Somali Cumhurbaşkanı’nın partisinde çatlaklar oluşmaya başladı

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kurulan Adalet ve Dayanışma Partisi, ‘hukuki ve anayasal sürece uyulmaması’ yönündeki eleştiriler ve son anayasa değişiklikleri konusunda hükümet ile muhalefet arasındaki sert anlaşmazlıkların gölgesinde yeni bir darbe aldı.

Uzmanlara göre, partide yaşanan dikkat çekici istifalar, giderek derinleşen bölünmenin boyutlarını ortaya koyuyor. İstifa edenler arasında en öne çıkan isim, partinin genel başkan yardımcısı ve Güneybatı Eyaleti Başkanı Abdulaziz Hasan Muhammed Laftagaren oldu.

Laftagaren, çarşamba akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada görevinden istifa ettiğini duyurarak, “Birliğimizi zayıflatan anayasa dışı adımları destekleyemem. Somali’nin birliği, demokrasisi ve hukukun üstünlüğüne bağlılığım sürecek” ifadelerini kullandı.

Bu karar, Güneybatı Eyaleti’nin bir gün önce federal hükümetle iş birliğini askıya almasının ardından geldi. Eyalet yönetimi, Mogadişu’nun iç işlerine müdahale ettiği yönünde suçlamalarda bulunurken, merkezi hükümet bu iddiaları reddediyor.

Cumhurbaşkanına parti içinde en güçlü destek veren isimlerden biri olarak görülen Laftagaren’in yanı sıra, partinin dört üst düzey yöneticisi daha istifa etti. Somali basınına göre bu isimler, parti yönetimini ulusal anayasayı göz ardı etmek ve federal sistemi zayıflatmakla suçladı.

İstifa edenler arasında Muhammed Hasan Muhammed, Hasan Ali Muhammed, Aleviye Seyid Abdullah ve Muhtar Muhammed Mürsel yer alıyor. Bu isimler, hayvancılık, planlama, sağlık ve eğitim alanlarından sorumlu parti sekreterliklerini yürütüyordu. Üçü parlamentoda görev yaparken, biri eski bakan olarak biliniyor ve tamamı Güneybatı Eyaleti’ni temsil ediyor.

Ortak açıklamalarında parti yönetimini ‘federal sistemi zayıflatmak’ ve ‘Güneybatı Eyaleti’ne karşı hareket etmekle’ suçlayan isimler, partinin artık ülkenin anayasal ve hukuki çerçevesine bağlı kalmadığını, bunun da ulusal bütünlüğü aşındırdığını savundu.

Afrika uzmanı Ali Mahmud Kelni, iktidar partisinin başkan yardımcısının istifasının, yönetim içindeki derin görüş ayrılıklarını yansıtan önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Kelni, mevcut çatlaklara rağmen iktidar partisinin kısa vadede tamamen dağılmasının beklenmediğini ifade ederken, anlaşmazlıkların çözülmemesi halinde kademeli bir parçalanma ihtimaline dikkat çekti. Önümüzdeki dönemde, iktidar partisinden öne çıkan isimleri de içerebilecek yeni siyasi ittifakların ortaya çıkabileceği ve muhalefetin daha aktif hale gelebileceği öngörülüyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Adalet ve Dayanışma Partisi’nin Mayıs 2025’te kurulması, Hasan Şeyh Mahmud ile muhalefet arasında yeni bir gerilim sürecinin başlangıcı oldu. Özellikle Mahmud’un yaklaşan doğrudan seçimler için partinin adayı olarak öne çıkması, muhalif isimlerin tepkisiyle karşılandı.

Kelni’ye göre, tartışmalar yalnızca partinin kurulmasıyla sınırlı kalmadı; seçimlerin nasıl yapılacağı konusu da önemli bir anlaşmazlık başlığı oldu. Ayrıca Cumhurbaşkanı Mahmud’un, Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ve Cubaland Başkanı Ahmed Muhammed İslam Madobe ile yaşadığı gerilimler, federal sistem içindeki bölünmenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kelni, hükümetin yeni anayasayı onayladığını açıklamasının muhalefetin tepkisini daha da artırdığını ve alınan kararların meşruiyeti ile zamanlamasına ilişkin şüpheleri derinleştirdiğini belirtti. Bu tek taraflı sürecin, ülkedeki istikrarsızlığı artırabileceği ve siyasi kaos ile güvenlik sorunlarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulundu.

Somali’de yaşanan gelişmelerin, ülkenin siyasi tarihinde sıkça görülen bir örüntüyü yansıttığını ifade eden Kelni, büyük siyasi süreçler yaklaşırken gerilimlerin tırmandığına dikkat çekti.

Kelni, mevcut krizin aşılması için tek çözümün, taraflar arasında güveni yeniden tesis edecek ve geçiş sürecinin yönetimine yönelik uzlaşı zemini oluşturacak ‘ciddi ve kapsayıcı bir ulusal diyalog’ başlatılması olduğunu vurguladı.


Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
TT

Hizbullah, savaşın yeni aşamasının başlangıcından bu yana 350 savaşçısını kaybetti

Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)
Lübnan’ın doğusunda bulunan Bekaa Vadisi’ndeki Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında hayatını kaybeden bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden (AP)

Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşta, özellikle hayatını kaybeden savaşçıların duyurulması konusunda medya yönetiminde dikkat çekici bir değişim yaşandı. 2024’teki savaşın başlarında örgüt, kayıplarını neredeyse günlük olarak açıklama politikası izlerken, ilerleyen süreçte bu yaklaşımı kademeli olarak azalttı ve sonunda tamamen durdurdu. Mevcut çatışmalarda da benzer bir yöntem uygulanıyor; taziye açıklamaları büyük ölçüde ortadan kalkarken, duyuruların yalnızca savaşçıların geldiği köy ve kasabalarla sınırlı tutulduğu görülüyor. Bu değişimin, psikolojik ve siyasi nedenlerle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.

Kamusal yas sürecinden medya belirsizliğine

Hizbullah, 2024 savaşının ilk haftalarında hayatını kaybeden savaşçılar için isim, fotoğraf ve memleket bilgilerini içeren art arda taziye açıklamaları yayımladı; bu açıklamalara kamuya açık cenaze törenleri de eşlik etti. Ancak bu yaklaşım zamanla değişti. Taziye açıklamalarının sayısı kademeli olarak azaltıldı ve Eylül 2024 sonlarına gelindiğinde neredeyse tamamen durduruldu. Bu tarihte açıklanan resmi kayıp sayısı yaklaşık 450 olarak belirtilirken, savaşın Kasım 2024’te sona ermesiyle birlikte toplam can kaybının resmi olmayan tahminlere göre yaklaşık 4 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İsrail ordusu, çatışmalara ilişkin açıklamalarını sürdürüyor. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün X platformunda yaptığı paylaşımda, 36. Tümen ve hava kuvvetlerinin son 24 saat içinde Güney Lübnan’da 20’den fazla Hizbullah mensubunu öldürdüğünü duyurdu.

 Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)Beyrut’un güney banliyösündeki Burc el-Baracne bölgesinde, İsrail saldırılarına maruz kalan bir binanın yakınında, Hizbullah’ın eski liderleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarının yer aldığı dev bir afiş (AFP)

Savaşın başlamasından bu yana 350 savaşçı öldürüldü

Uluslararası Bilgi Merkezi araştırmacısı Muhammed Şemseddin, Hizbullah’ın bugüne kadar yaklaşık 350 savaşçı kaybettiğini belirtti. Şemseddin’e göre bu sayı, Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı toplam bin 1 ölüm içinde yer alıyor. Kayıpların büyük bölümünün 7 Mart’ta Nebi Şit bölgesindeki operasyonlarda ve özellikle sınır hattındaki çatışmalarda meydana geldiği, bu kapsamda yalnızca el-Hıyam bölgesinde 53 savaşçının öldüğü ifade edildi. Şemseddin, bu tahminlerin ülke genelinde hastanelere getirilen cenaze sayısına dayandığını, yalnızca çok az sayıda kişinin doğrudan defnedildiğini belirtti.

Şemseddin ayrıca, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının siviller ya da örgüt destekçileri olduğunu, doğrudan savaşçı veya örgüt üyesi olmadığını vurguladı. Bunun, İsrail’in örgütün yakın çevresini hedef alan saldırılarından kaynaklandığını, buna karşılık Hizbullah’ın kendi unsurlarını korumak için sıkı güvenlik önlemleri uyguladığını dile getirdi. Şemseddin, Eylül 2024’ten bu yana Hizbullah’ın taziye açıklamalarını yalnızca üst düzey komutanlarla sınırladığını, bunun da artan kayıpların örgüt tabanında yaratabileceği etkileri azaltmaya yönelik bir politika olduğunu ifade etti.

Güvenlik risklerini azaltmak

Emekli Tuğgeneral Hasan Cuni, Hizbullah’ın savaş sırasında kayıplarını duyurmaktan kaçınmasının birden fazla iç içe geçmiş nedene dayandığını belirtti. Cuni, bu nedenlerin başında moral faktörünün geldiğini ifade ederek, “Günlük ve sürekli taziye açıklamaları, özellikle kayıpların arttığı bir dönemde, örgütün tabanı üzerinde olumsuz etki yaratır ve kayıpların büyüklüğünü ortaya koyarak düşmanın üstün olduğu yönünde algı oluşturur” değerlendirmesinde bulundu.

Cuni ayrıca güvenlik boyutuna da dikkat çekti. Cuni’ye göre taziye açıklamaları, savaşçıların kimlikleri, aile bağları ve yaşadıkları bölgeler gibi hassas bilgileri ortaya çıkarıyor. Cuni, bu tür verilerin, modern teknolojiler aracılığıyla dar coğrafi alanların tespit edilmesi ve hedef alınması için kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)Beyrut’ta sığınağa dönüştürülen bir okulda battaniye dağıtımı... Arka plandaki fotoğrafta Hizbullah liderleri ve üyeleri görülüyor (EPA)

Akıbeti bilinmeyen kayıplar

Cuni, Hizbullah’ın taziye açıklamalarını sınırlamasında bir diğer etkenin de ‘akıbeti bilinmeyen kayıplar’ olduğunu belirtti. Cuni’ye göre, çatışmalar sırasında kaybolan ve durumları netleşmeyen bu kişiler için resmi ölüm ilanı yapılmaması, belirsizlik nedeniyle daha temkinli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Cuni, bazı savaşçıların akıbetinin çatışmaların doğası ve şiddeti nedeniyle net olarak belirlenmesinin zor olduğunu ifade etti. Örgütün benimsediği dağınık ve merkezi olmayan savaş yönteminin de bu durumu daha karmaşık hale getirdiğini belirten Cuni, iletişimin kesilmesinin her zaman ölüm anlamına gelmediğine dikkat çekti. Cuni, kayıp bir savaşçının hayatta olabileceği ya da esir düşmüş olabileceği ihtimalinin, örgütün resmî açıklama yapmadan önce beklemesine neden olduğunu vurguladı. Cuni ayrıca, 2024 savaşında ‘kayıp’ olarak duyurulan bazı kişilerin daha sonra hayatta olduğunun ortaya çıktığını hatırlattı.

İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)İsrail ordusunun bir çıkarma operasyonu düzenleyerek kasabayı yoğun bombardıman altında tuttuğu ve onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olduğu Lübnan’ın doğusundaki Nebi Şit kasabasında Hizbullah bayrağı sallayan Lübnanlı bir vatandaş (AFP)

27 Kasım 2024’te ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Hizbullah bünyesinde yaklaşık bin 500 savaşçının ‘akıbeti bilinmeyen kayıp’ kategorisinde değerlendirildiği yönünde tahminler ortaya çıktı. Örgüt, bu kişilerin ailelerine kendileriyle bağlantının kesildiğini bildirdi. Daha sonra ise kayıp kişilerin kimliklerinin tespiti için cenazeler bulunarak DNA testleri yapılmaya başlandı. Bu sürecin, resmi taziye açıklamaları ve ailelere bilgilendirme yapılmadan önce uygulanan bir prosedür olduğu ifade ediliyor.

Cenazelerin büyük bölümünün ailelere teslim edildiği ve defin işlemlerinin gerçekleştirildiği belirtilirken, bazı ailelere ise yakınlarının ‘kayıp’ statüsünde olduğu bildirildi. Bu durum, söz konusu kişilere ait herhangi bir iz bulunamaması ya da evler ve yerleşim alanlarını hedef alan yoğun bombardıman nedeniyle enkaz altında kalan cenazelere ulaşmanın son derece zor olmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kategoride değerlendirilenlerin sayısının yaklaşık 45 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.


İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
TT

İsrail ordusu, Dürzilere yönelik saldırılara karşılık olarak Suriye'nin güneyindeki hedefleri bombaladığını duyurdu

İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)
İsrail'e ait bir tank, Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye giriyor (AFP- Arşiv)

Associated Press'in (AP) haberine göre, İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, perşembe günü "Sevide bölgesinde Dürzi vatandaşlarına yönelik saldırılar"a karşılık olarak gece boyunca Suriye hükümetine ait mevzilere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki askeri yerleşkelerde bulunan bir komuta merkezini ve silahları hedef aldığını da sözlerine ekledi.

Açıklamada, İsrail ordusunun "Suriye'deki Dürzilere zarar gelmesine izin vermeyeceği ve onları korumak için çalışmaya devam edeceği" vurgulandı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu saldırı, İsrail-ABD-İran çatışmasının başlamasından bu yana Suriye'ye yapılan ilk İsrail saldırısı olarak değerlendiriliyor.