Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”

 



Taiz’de Husilerin sivillere yönelik saldırıları ağır can kayıplarına yol açtı

Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
TT

Taiz’de Husilerin sivillere yönelik saldırıları ağır can kayıplarına yol açtı

Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)
Husilerin düzenlediği bombardımanın ardından Yemen’in Taiz kentindeki mahallelerden birinden duman yükseliyor (AP)

Yemen’in Taiz vilayeti, Husilerin devam eden askerî saldırısıyla karşı karşıya. Yerleşim bölgeleri ve köylere yönelik bombardıman sürerken, sivillerin hareket özgürlüğü ve temel ihtiyaç maddelerine erişimi üzerindeki kısıtlamalar da ağırlaşıyor. İnsan hakları raporları, yüzlerce sivilin öldüğünü veya yaralandığını, yüzlerce kişinin kaçırıldığını ve yüzlerce ev ile aracın zarar gördüğünü ortaya koyuyor.

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, Husilerin vilayetteki sivillere ve sivil varlıklara yönelik gerçekleştirdiğini belirttiği bin 891 suç ve ihlali, 1 Eylül’den 22 Ekim’e kadar olan dönemi kapsayan “Taiz... Kanlı İşgal ve Sistematik Öldürme” başlıklı raporunda belgeledi.

Bu bilanço, ağın 24 saat içinde 21 yeni suç ve ihlali daha kayda geçirdiği ve yerleşim bölgelerine yaklaşık 213 mühimmat atıldığını bildirdiği bir zamanda açıklandı.

Husilerin Taiz’e düzenlediği roket saldırısının ardından evlerinin enkazı arasında yürüyen kent sakinleri (AP)
Husilerin Taiz’e düzenlediği roket saldırısının ardından evlerinin enkazı arasında yürüyen kent sakinleri (AP)

52 günlük dönemi kapsayan rapora göre ihlaller sonucunda 7’si bebek olmak üzere 38 çocuk, 27’si kadın olmak üzere 212 sivil hayatını kaybetti. Yaralanan 319 sivilin 29’unu çocuklar, 46’sını ise kadınlar oluşturdu.

Raporda ayrıca 23 kişinin sahada infaz edildiği, beş toplu katliam yaşandığı ve 314 kişinin kaçırılma ya da zorla kaybedilme vakasına konu olduğu belirtildi. Kaçırılanlar arasında, aileleri üzerinde baskı kurmak amacıyla rehin tutulan 14 çocuk da bulunuyor. Öte yandan, hükümet güçleriyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişileri aramak amacıyla 516 eve baskın düzenlendiği kaydedildi.

Geniş çaplı hasar

İnsan hakları kuruluşunun açıkladığı veriler, sivil mülklere verilen zararın boyutunu da gözler önüne seriyor. Bombardımanlarda 356 evin zarar gördüğü, bunlardan 98’inin tamamen yıkıldığı ve üç evin daha patlayıcılarla havaya uçurulduğu belirtildi. Ayrıca 131 sivil araç hasar gördü, vatandaşlara ait 36 araç ve ulaşım aracı yağmalandı.

Ağın belgelediği son olaylarda 2 çocuk hayatını kaybetti, aralarında iki kadının da bulunduğu üç sivil yaralandı. Dört kişi kaçırılarak bilinmeyen yerlere götürüldü. Üç eve baskın düzenlenip yağmalanırken yedi ev zarar gördü; bunlardan ikisi tamamen yıkıldı.

Hayatını kaybeden çocuklardan Ammar Yasir eş-Şureyhi’nin ağın aktardığına göre Husiler tarafından Sabr bölgesindeki Akme köyünde bulunan evinden kaçırıldığı, daha sonra ise öldürülmüş hâlde bulunduğu belirtildi.

Taiz kentinde cuma namazının ardından Husiler aleyhine slogan atan kent sakinleri (Reuters)
Taiz kentinde cuma namazının ardından Husiler aleyhine slogan atan kent sakinleri (Reuters)

Rapora göre bombardıman ve keskin nişancı saldırıları Kahlan ve Şakab köylerine, Eski Havalimanı Mahallesi’ne, Dıbab, Mihal ve Necd Kasim bölgelerine kadar uzandı.

Sabr el-Mevadim ilçesine bağlı Kahlan köyünde havan mermilerinin iki eve isabet ettiği, evlerin eşyalarının zarar gördüğü ve bazı hayvanların telef olduğu bildirildi. Hedef alınan ailelerden birinin üyeleri arasında yaralanan olmadığı kaydedildi.

Sivilleri hedef alan kapsamlı saldırılar

Saldırıların sonuçları can kayıpları ve maddi yıkımla sınırlı kalmadı. Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, raporun kapsadığı dönemde Husilerin yaklaşık 9 bin 876 mühimmat kullandığını, 3 Eylül’den bu yana vilayet üzerindeki kuşatmayı sıkılaştırdığını ve yasa dışı 26 kontrol noktası ile kontrol bariyeri kurduğunu bildirdi.

Raporda ayrıca Heyce el-Abd yolu üzerindeki bir geçidin patlatıldığı ve Taiz’i Lahic vilayeti üzerinden Aden’e bağlayan ana yolun kesildiği ifade edildi.

Husiler gıda, ilaç, yakıt, oksijen tüpleri ve içme suyunun bölgeye girişini engellemekle suçlandı. Yardım konvoyları ve ticari sevkiyatların yanı sıra kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların ve çocuk aşılarının ulaştırılmasının da aksatıldığı belirtildi.

İnsan hakları ağı, hastanelerin, kanser tedavi merkezlerinin ve diyaliz ünitelerinin jeneratörlerini çalıştırmak için gereken yakıtın engellenmesinin hastaların hayatını tehlikeye attığı uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın Ağ’dan aktardığına göre saldırılar ve kuşatma nedeniyle vilayette yaklaşık 280 bin kişi yerinden edildi.

Taiz’de Husilerin saldırısına uğrayan bir ambulans (AFP)
Taiz’de Husilerin saldırısına uğrayan bir ambulans (AFP)

Raporda ayrıca biri özel, dördü devlet okulu olmak üzere beş okulun operasyon merkezine, silah deposuna ve hapishaneye dönüştürüldüğü öne sürüldü. Üç ambulansın, üç sağlık tesisi ve hastanenin saldırılarda hedef alındığı, beş sağlık çalışanının hayatını kaybettiği kaydedildi.

Ağ, başka bir başlık altında Husilerin Maafir ilçesine bağlı Samika bölgesinde, toplumun en dezavantajlı kesimlerinden gençleri kültürel ve askerî eğitim programlarına katılmaları için teşvik ettiğini ve ardından vilayetin güneyindeki cephelere göndermeyi amaçladığını bildirdi. Kuruluş, özellikle çocukların silahlı gruplara katılmaya zorlanması ve en savunmasız kesimlerin istismar edilmesi konusunda uyarıda bulundu.

Yemen Hak ve Özgürlükler Ağı, Taiz’in afet bölgesi ilan edilmesini, bombardımanın durdurulmasını, kuşatmanın kaldırılmasını, yolların açılmasını ve insani yardımların ulaştırılmasının güvence altına alınmasını istedi.

Yemen Kadınları Güçlendirme Vakfı ise kadınların, çocukların ve sağlık çalışanlarının korunması, bağımsız soruşturmalar yürütülmesi ve ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesi çağrısında bulundu.


Etiyopya’daki Megech Barajı, Mısır’a akan Nil sularını etkiliyor mu?

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
TT

Etiyopya’daki Megech Barajı, Mısır’a akan Nil sularını etkiliyor mu?

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Megech Sulama Barajı’nın açılış törenine katıldı. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Etiyopya hükümeti tarafından dün yapılan açıklamada, kalkınma amacıyla inşa edilen yeni bir barajın açılışı duyuruldu. Söz konusu açılış, Kahire ile Addis Ababa arasında Rönesans Barajı konusundaki derin görüş ayrılıklarının ve yeni baraj yapımlarına yönelik itirazların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Megech adıyla bilinen barajın ‘su akışlarını etkilemediği’ yönündeki değerlendirme Kahire tarafından 2013 yılında dile getirilmişti.

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Başbakan Abiy Ahmed’in, ‘tarihi Gondar şehri ve çevresi için önemli bir kalkınma adımı’ olarak nitelendirilen Megech Sulama Barajı Projesi’nin resmi açılışını gerçekleştirdiği bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, 185 milyon metreküp depolama kapasitesine sahip barajın, 17 bin hektardan fazla tarım arazisine sulama imkanı sağlaması, on binlerce çiftçinin yararlanmasını ve Gondar ile çevre şehirlere güvenilir temiz içme suyu temin etmesi bekleniyor.

Abiy Ahmed, projenin kentsel tarımı geliştirerek yeni ekonomik fırsatlar yaratacağını ve gençler için istihdam olanağı sunacağını ifade etti.

Mısır makamlarından açılışa ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ancak dönemin Mısır Sulama Bakanı Muhammed Abdulmuttalib Aralık 2013’te yaptığı açıklamada, Mısır’ın teknik incelemelerine dayanarak Etiyopya’nın Tana Gölü’nün kuzeydoğusundaki Gondar şehri yakınlarında inşa ettiği Megech Barajı projesinin Nasır Gölü’ne ulaşan su akışını etkilemediğini ve barajın yalnızca içme suyu ile sulama amaçlı olduğunu belirtmişti.

Mısır Eski Sulama Bakanı Hüsam Megazi de dün yaptığı açıklamada, söz konusu barajın Mavi Nil havzasının ve Nil Nehri güzergahının dışında yer aldığını doğruladı. Megazi, Mısır’ın su kaynaklarının bu barajdan kesinlikle etkilenmediğini ve Mısır’ın su payı üzerinde herhangi bir yansımasının bulunmadığını vurguladı.

Megazi ayrıca, Mavi Nil üzerinde mevcut olan tek barajın Rönesans Barajı olduğunu ve bu barajın Mısır üzerinde kesin bir etkisi bulunduğunu kaydetti.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Kahire Üniversitesi Jeoloji ve Su Kaynakları Profesörü Abbas Şaraki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu baraj, Amhara eyaletindeki Tana Gölü havzasında yer alan küçük barajlardan biri. Depolama kapasitesi milyarlarca değil, yaklaşık 185 milyon metreküp civarında. Bu durum onu, temel amacı yaklaşık 40 bin dönümlük arazinin sulanmasında kullanılmak üzere sınırlı miktarda su tutmak olan küçük bir baraj yapmakta” ifadelerini kullandı.

Etiyopya’nın baraj projelerini artırması ve bunun Kahire ile ilişkilere yansımalarına değinen Şaraki, “Projeler Mısır’ın su kaynaklarını etkilemediği ve tam bir koordinasyon içinde yürütüldüğü sürece Kahire bunlara karşı çıkmaz” değerlendirmesinde bulundu.

Şaraki, “Ancak Mısır’ın veya başka bir ülkenin kaynaklarına bir etkisi varsa, önceden istişare ve koordinasyon yapılması şart” diyerek, Kahire’nin daha önce defalarca dile getirildiği üzere kalkınmaya karşı olmadığını vurguladı.

Etiyopya’nın Megech Barajı adımı, Mısır ile Rönesans Barajı konusundaki anlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde atıldı. Kahire ile Addis Ababa arasında yaklaşık on yıl boyunca yürütülen müzakereler, 2023 yılında tekrar başlatılmadan önce 3 yıl süreyle askıya alınmış, ancak Etiyopya’nın bir anlaşmaya varmayı reddetmesi üzerine 2024 yılında yeniden dondurulmuştu.

Şarku’l Avsat’ın resmi haber ajansı MENA’dan aktardığına göre yetkili bir kaynağın demecine göre geçtiğimiz ağustos ayında Mısır, su konusunun ‘milli güvenlik ve kırmızı çizgi’ olduğunu yineleyerek, ‘Nil üzerinde yeni barajların inşasını reddettiğini’ bildirmişti. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de o dönemde Nil Nehri dosyası ve Rönesans Barajı krizindeki gelişmeler karşısında ‘meşru müdafaa hakkının’ kullanılabileceğini ifade etmişti.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed dün Megech Sulama Barajı’nın resmi açılışını gerçekleştirdi. (Etiyopya Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Sulama Bakanı Hani Suveylem, geçtiğimiz günlerde Mısır Forumu kapsamındaki bir oturumda yaptığı açıklamada, Mısır devletini Etiyopya barajının risklerinden ve alınabilecek tek taraflı önlemlerin etkilerinden korumak amacıyla geçmiş dönemlerde Mısır tarafından çabalar sarf edildiğini belirterek; su arıtma tesislerinin kurulduğunu, kanal betonu kaplama projeleri ile Yeni Delta Projesi gibi çeşitli adımların hayata geçirildiğini ifade etti.

Suveylem o dönemde, “Nil Havzası sadece Etiyopya’dan ibaret değil; çözümler mevcut ancak tüm tarafların bu yönde gerekli niyeti göstermesi gerekmektedir” vurgusunda bulundu.

Etiyopya’nın barajlara ilişkin devam eden adımları karşısında Mısır’ın su haklarını korumasını güvence altına alacak seçeneklere ilişkin değerlendirmede bulunan Megazi, Mısır’ın bağlayıcı bir anlaşmanın gerekliliğini vurgulayarak görüşünü ortaya koyduğunu, bu hususun uluslararası platformlarda gündeme getirildiğini ve Mısır’ın bunu her fırsatta dile getirmekten çekinmediğini belirtti. Megazi, Mısır’ın diplomasi yolunu defalarca izlediğini ve Mavi Nil üzerinde başka bir barajın inşasına izin vermeyeceğini net bir şekilde ilan ettiğini vurguladı.

Şaraki ise yeni barajın doğrudan Mavi Nil yatağı üzerinde yer almadığını, Mavi Nil Havzası’na bağlı küçük kollardan biri olan küçük bir nehir üzerinde inşa edildiğini kaydetti. Şaraki, doğrudan Mavi Nil üzerinde yer alan ve Mısır’ın karşı çıktığı, henüz yapımına başlanmamış planlanan diğer üç barajın aksine, bu barajın depolama kapasitesinin küçüklüğü ve havzadaki küçük barajlardan biri olması sebebiyle Mısır’ın su payı üzerindeki etkisinin neredeyse yok denecek kadar az ve çok zayıf olduğunu vurguladı.


İsrail el Halil’de onlarca Filistinliyi evlerini boşaltmaya zorluyor

İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinde devriye geziyor (AP)
İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinde devriye geziyor (AP)
TT

İsrail el Halil’de onlarca Filistinliyi evlerini boşaltmaya zorluyor

İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinde devriye geziyor (AP)
İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinde devriye geziyor (AP)

İsrail güçleri bugün şafak vakti, işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyinde yer alan el Halil kentindeki Celde ve Deyr Baha bölgelerinde onlarca Filistinliyi evlerini boşaltmaya zorladı.

Filistin haber ajansı WAFA’nın yerel kaynaklara dayandırdığı habere göre, “İşgal ordusuna bağlı çok sayıda asker iki bölgeye baskın düzenleyerek çevrelerini kuşattı ve onlarca vatandaşı evlerini boşaltmaya zorladı.” Haberde, İsrail güçlerinin geniş çaplı bir gözaltı operasyonu gerçekleştirdiği de belirtildi.

Ajans, el Halil vilayetinde önceki günden bu yana geniş çaplı bir saldırının sürdüğünü, İsrail güçlerinin kente, köylere, kasabalara ve mülteci kamplarına ulaşan bütün girişleri kapattığını bildirdi.

El Halil Valisi Halid Dudin ile el Halil Belediye Başkanı Yusuf el-Caberi, söz konusu bölgelerden yerinden edilenlere ve kasaba girişlerinde mahsur kalan vatandaşlara yardım sağlamak amacıyla vilayet genelinde acil durum planı açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın edindiğı bilgiye göre İsrail güçleri dün de el Halil kentinin batısındaki Feraş el-Heva bölgesinde üç daireden oluşan bir konut binasını yıktı. Bölgeyi ve kentin çevre yoluna bağlanan tek güzergâhı oluşturan ana girişini kapatan İsrail güçleri, vatandaşların ve araçlarının bölgeye girişini ve çıkışını engelledi. Ayrıca el Halil kentine ulaşan tüm giriş ve yolları kapattı.

İsrail ordusu ve iç istihbarat servisi Şin Bet, iki askerin hayatını kaybettiği saldırının ardından işgal altındaki Batı Şeria’nın el Halil bölgesinde terörle mücadele operasyonu başlattıklarını açıkladı.

İsrail ordusu dün el Halil yakınlarında düzenlenen silahlı saldırıda 2 İsrail askerinin öldüğünü, 3 askerin yaralandığını duyurdu. Ordu ayrıca saldırıyı gerçekleştiren ve el Halil kentinden oldukları belirtilen 2 Filistinlinin öldürüldüğünü bildirdi.