Özel güvenlik şirketleri, nasıl küresel güç mücadelesinin aracı haline geldi?

Özel güvenlik şirketlerine bağımlı hale gelen ABD artık onlar olmadan savaşa giremez

26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
TT

Özel güvenlik şirketleri, nasıl küresel güç mücadelesinin aracı haline geldi?

26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP

Rus paralı asker grubu Wagner güçlerinin geçen haziran ayındaki isyanından ve grubun kurucusu ve lideri Yevgeni Prigojin'in birkaç gün önce benzeri görülmemiş bir senaryoyla öldürülmesinden bu yana özel askerî güvenlik şirketlerinin oynadığı ciddi rol, tüm dünyanın ana gündemini oluşturuyor.

Rusya, ABD ve diğer bazı küresel güçlerin savaşlarında ve askeri çatışmalarında özel güvenlik şirketlerine önemli bir araç olarak başvurmalarının nedenleri mercek altına alındı.

Peki paralı askerleri ve özel güvenlik şirketlerini 'servet avcılarına' dönüştüren şey neydi?

Ve bunlar ülkeler için bazen nasıl stratejik bir zayıflık haline geliyor?

Paralı askerler kimlerdir?

Britannica Ansiklopedisi'ne göre paralı asker, siyasi çıkarlar veya meseleler ne olursa olsun herhangi bir ülke veya ulus için savaşan ücretli profesyonel askerdir.

Uluslararası insancıl hukuka göre, bir bireyin paralı asker olarak sınıflandırılabilmesi için altı kriteri karşılaması gerekiyor.

Cenevre Konferansı Birinci Ek Protokolü'nün 47'nci maddesinde paralı askerin, doğrudan çatışmalara katılması koşuluyla, silahlı bir çatışmada savaşmak üzere yurt içinde veya yurt dışında özel olarak görevlendirilen herhangi bir kişi olduğu belirtiliyor.

Paralı askerlerin temel amacı özel kazanç elde etme arzusu ve çatışmanın taraflarından biri tarafından kendisine veya temsilcisine belirli bir ücret vaat edilmesidir.

Paralı askerler, çatışmanın taraflarından birinin vatandaşı olmamalı, çatışmanın taraflarından birinin kontrolü altındaki bir bölgede ikamet etmemeli ve çatışmanın taraflarından birinin silahlı kuvvetlerinin mensubu olmamalı.

Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara dahil etmeden Rusya'nın küresel emellerinin fiili temsilcisi olarak hareket ediyor / Fotoğraf: AFP
Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara dahil etmeden Rusya'nın küresel emellerinin fiili temsilcisi olarak hareket ediyor / Fotoğraf: AFP

Ayrıca çatışmaya taraf olmayan bir ülke tarafından silahlı kuvvetlerin bir üyesi olarak resmi bir görevle gönderilmemiş olmalı.

Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesine göre paralı asker, özel kazanç veya maddi tazminat amacıyla bir hükümeti devirmeye veya o ülkenin anayasal düzenini baltalamaya çalışan, o ülkenin vatandaşı olmayan kişi olarak tanımlanıyor.

Ancak uzmanlar bu tanımlamanın, savaşçıların bir kısmının, 2003 yılındaki işgalden sonra Irak'taki ABD'liler ve şu anda Ukrayna ve Suriye'deki Ruslar gibi, çatışmanın taraflarından birinin vatandaşları olduğu göz önüne alındığında, Rus Wagner, İngiliz Aegis veya Amerikan Blackwater, Vinnell, MPRI ve Halliburton gibi özel güvenlik ve askeri şirketlere tamamen uygulanıp uygulanmadığı konusunda hemfikir değiller

Paralı askerlerin tarihi

Tarih boyunca birçok paralı asker grubu ve ordusu, büyük savaşlarda belirleyici bir rol oynamış, bazen savaş alanındaki normal güçlerden daha iyi performans gösterdi.

Uluslararası çatışmaların bu çekişmeli tarihi, en az üç bin yıl öncesine, II. Ramesses'in hükümdarlığı sırasındaki Mısır İmparatorluğu'na kadar uzanıyor.

Bu, 14'üncü yüzyılda İtalya'nın elit paralı asker ordularından biri olarak bilinen 'Beyaz Bölük' gibi Orta Çağ'a kadar devam etti.

Kuvvetleri İngiliz, Alman ve Macarların bir karışımıydı. Daha sonra 15'inci ve 19'uncu yüzyıllar arasında Avrupa ordularının saflarına bir milyondan fazla İsviçreli katıldı.

Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla herhangi bir ilişkisi olduğunu inkar ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emri altında faaliyet gösterdiğine dikkat çekiyor / Fotoğraf: AFP
Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla herhangi bir ilişkisi olduğunu inkar ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emri altında faaliyet gösterdiğine dikkat çekiyor / Fotoğraf: AFP

14'üncü yüzyılın başlarında Bizans İmparatorluğu'nun Türklerle savaşmak için İspanyollardan paralı askerler kiraladığı durumda olduğu gibi, bazen paralı asker kiralamak siyasi açıdan tehlikeli ve maliyetli olabilir.

Zira paralı askerler, Bizans ordusunun düşmanı yenmesine yardım ettikten sonra komutanlarına saldırdılar ve bir Bizans şehrini yağmaladılar.

Yüzyıl Savaşları'nın (1337-1453) ardından binlerce erkek yalnızca işgal edilen Avrupa'ya karşı savaşmak için eğitildi.

İsviçreli, İtalyan ve Alman askerlerden oluşan sözde 'özgür şirketler', hizmetlerini çeşitli komutanlara ve prenslere sattılar.

Açgözlü, acımasız ve disiplinsiz olan bu kiralık askerlerin çoğu, işverenlerinin hizmetlerinin karşılığını ödeme konusundaki isteksizliği veya yetersizliği nedeniyle patronlarına ihanet ederek ve sivilleri yağmalayarak isyan etti.

Ancak 18'inci yüzyılın sonlarından bu yana paralı askerler çoğunlukla zenginlik arayan bireysel askerlerdi.

Bu nedenle onlara 'servet avcıları' deniyordu ve onlar İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bazı üçüncü dünya ülkelerinde bir miktar ün kazandılar.

Afrika, Ortadoğu, Amerika ve Güneydoğu Asya'daki çatışmalarda yabancı paralı askerler kullanıldı.

Paralı askerler, gelişmekte olan ülkelerdeki istikrarsız hükümetleri devirmek ve birçok küçük darbe için gerekli insan gücünü sağlamak amacıyla sıklıkla sahaya sürüldü.

Son yıllarda, muharebe de dahil olmak üzere hizmet sunan özel güvenlik ve askeri şirketler, güvenlikle ilgili belirli hizmetler için hükümetler tarafından sözleşme yapılan, yasal olarak oluşturulmuş kuruluşlar olarak kullanılmaya başlandı. Tabii ki bunun arkasında çeşitli nedenler var.

Özel güvenlik şirketleri

Bunun en önemli nedenlerinden biri, II. Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra birçok Batılı ülkenin silah üretimini özelleştirmeye başvurmasıdır.

Almanya'daki Freiburg Üniversitesi Kamu Hukuku Enstitüsü'nde silahlı çatışmalarda özel milislerin rolü konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı olan Katharina Stein, bunu askeri hizmetlerin özelleştirilmesinin takip ettiğini söylüyor.

Soğuk Savaş 1990 yılında sona erdiğinde ve ABD, Birleşik Krallık ve eski Sovyetler Birliği ordularını küçültmeye başladığında, pek çok iyi eğitimli asker işsiz kaldı.

Bu kişiler özel askeri şirketlerde yeni pozisyonlar buldular ve genellikle aynı ülkelerle, aynı ülkelerin askeri müdahaleye izin verdiğinden daha az yoğun çatışmalara müdahale etmek üzere sözleşme imzaladılar.

Blackwater

26 Aralık 1996 tarihinde eski Donanma Subayı Erik Prince tarafından kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD askeri güvenlik şirketiydi.

İlk sözleşmesini 2000 yılında ABD destroyeri USS Cole'un bombalanmasından sonra ABD hükümetinden aldı.

Ancak Yeni Amerika Merkezi'nde (New America Center) stratejist olan Peter Singer'a göre şirketin adı, onlarca Iraklının ölümüne yol açan bir katliamın ardından Irak'ta çamura bulandı.

Bu durum, ABD'nin Irak'taki özel askeri gücünün hukuki statüsü, yönetimi, gözetimi ve hesap verebilirliğine ilişkin birçok soruya ışık tuttu.

Singer, o zamanlar bu skandalın en kötü yanının, ABD hükümetinin artık birincil görevlerinden birini yani ülkede sükuneti sağlamayı yerine getirememesi olduğunu düşünüyordu.

Bu nedenle ABD, Blackwater gibi özel şirketlere ve askeri yüklenicilere güvenerek devasa askeri operasyonları dış kaynaklara yaptırdı.

Bu da askeri yüklenicilere olan bağımlılığın ve azalmanın tüm işaretlerini gösteriyor.

Irak'ta siyasi bağlantıları ve yolsuzluğu olan şirketlere odaklanan ABD Kongresi'ndeki Waxman Komisyonu da Blackwater'ın karanlık modellerinden bazılarını gün yüzüne çıkaran bir dizi belgeyi ortaya çıkardı.

Çok sayıda şirket

2007 yılında ABD Savunma Bakanlığı'nda (Pentagon) yapılan bir iç nüfus sayımı, Irak'ta yaklaşık 160 bin kişinin özel askeri yüklenicilerle çalıştığını ortaya çıkardı.

Bu da kabaca o zamanki ABD kuvvetlerinin toplam sayısına eşitti. Bununla birlikte, bir dizi büyük şirketin yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı veya diğer ABD federal kurumları veya sivil toplum kuruluşları tarafından istihdam edilen şirketler bu sayıya dahil edilmediğinden, bu sayı ihtiyatlı bir tahmin olarak kabul edildi.

2006 yılında yayınlanan bir başka tahminde, Irak Özel Güvenlik Şirketleri Birliği'nin yöneticisi, Irak'ta 181 özel güvenlik şirketinin faaliyet gösterdiğini bildirdi.

Sorunun kökeni

Atlantik Konseyi strateji uzmanı Sean McFate'e göre sorunun kökeni, ABD Savunma Bakanlığı'nın Afganistan ve Irak'ta tamamı gönüllülerden oluşan düzenli askeri gücün iki uzun savaşı sürdürmeye yetecek kadar gönüllü toplayamadığını tespit etmesidir.

Bu durum politikacılara üç korkunç seçenek bıraktı. Bunlardan ilki, hayal bile edilemeyecek şekilde geri çekilmek ve savaştan vazgeçmekti.

İkincisi, siyasi intihar olarak değerlendirilen açığı kapatmak için Vietnam Savaşı'na benzer bir şekilde zorunlu askerlik hizmetinin başlatılmasıydı.

Üçüncüsü ise gerekli görevleri yerine getirecek şirketlerin getirilmesiydi. Bu nedenle hem George Bush hem de Barack Obama yönetimlerinin özel güvenlik şirketlerini seçmesi şaşırtıcı değildi.

Ancak söz konusu şirketlere bağımlılık aslında ABD Silahlı Kuvvetleri'nin yaklaşık yüzde 10'unun sözleşmeye bağlandığı İkinci Dünya Savaşı'na kadar uzanıyor.

Bu oran Irak ve Afganistan'daki savaşlar sırasında yüzde 50'ye fırladı.

Gelecek için endişelenmek

Bu büyük yüzde endişe verici bir eğilimi gösteriyor. Zira ABD, savaşlarını yürütmek için özel güvenlik şirketlerine bağımlı hale geldi.

Doğal olarak bu stratejik bir zayıflık teşkil ediyor. Çünkü söz konusu durum, ABD'nin artık özel askerî güvenlik şirketleri olmadan savaş yürütemeyeceği anlamına geliyor.

En önemli nokta ise şu ki ABD, savaşlarını büyük ölçüde özel güvenlik şirketleri aracılığıyla yürütüyor ve onlar olmadan Amerikan muharebe kuvvetleri güçsüz kalacak.

Şayet bu eğilim devam ederse gelecek savaşlarda gücün yüzde 80-90 oranında azaldığını görebiliriz.

Atlantic gazetesine göre özel askerî güvenlik şirketleriyle sözleşme yapmak büyük bir iş.

2014 mali yılında, Irak ve Afganistan savaşları devam ederken Pentagon, federal sözleşmelere 285 milyar dolar ayırdı.

Bu rakam, diğer tüm hükümet kurumlarının toplamından daha fazlaydı. Bu, federal harcamaların yüzde 8'ine, yani tüm İngiliz savunma bütçesinin üç buçuk katına denk geliyordu.

Wagner Grubu

Ancak Rusya'da durum biraz farklı. Çünkü 2014 yılında Yevgeniy Prigojin tarafından kurulan özel askeri şirket Wagner Rusya'da yasal değildi.

Barnard College'da profesör olan Kimberly Martin, 2020 yılında ABD Kongresi önünde yaptığı açıklamada, Wagner'i yasadışı ve Rusya'da bir belirsizlik ortamında tutmanın, Kremlin'in bu grup tarafından gerçekleştirilen tehlikeli eylemlerden kendisini uzaklaştırmasına izin verdiğini söyledi.

Bu, Wagner savaşçılarının 2018 yılında Suriye'de ABD kuvvetlerine karşı şiddetli bir savaş sırasında öldüğü ve bunun yaklaşık 300 Wagner paralı askerinin öldürülmesiyle sonuçlandığı zaman açıkça görülüyordu.

Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla savaş suçlarıyla bağlantılı herhangi bir ilişkisi olduğunu inkâr ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emriyle faaliyet gösterdiğini vurguluyor.

Amerikan gazetesi The Daily Beast, Wagner gibi özel askeri şirketlerin Rusya yasalarına göre yasal olarak faaliyet göstermediğini ancak tercih edilen bazı şirketlerin Rus devletiyle bir tür ortaklık içinde çalışmasına izin verildiğini söylüyor.

Grubu yakından inceleyen New America Center'ın Geleceğin Cepheleri Programı Direktörü Candace Rondo, Wagner'in savaş hizmetlerinin Rusya'nın dış politika oyununa yaptığı katkının yalnızca bir parçası olduğunu söylüyor.

Rondo, Wagner savaşçılarının düzensiz savaş operasyonları ve psikolojik savaş için çok amaçlı roller oynadığına ve bir dizi Afrika ülkesindeki çatışmalarda ortak güçlerin eğitimi de dahil olmak üzere diğer çatışma alanlarında önemli bir taktik rol oynadığına inanıyor.

Bu, Rusya'nın dünyanın her yerine askerî açıdan kendisini yansıtabileceği izlenimini yaratacak bir varlıktır.

Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara ve çatışmalara dahil etmeden, Rusya'nın küresel emelleri için fiili bir ajan olarak hareket ediyor ve bu da Wagner'in faydasını artırıyor.

Ayrıca Rusya'nın, birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesine nüfuz etmesine ve çok fazla maliyet olmadan ilerlemesine olanak tanıyor.

Şirketlerle sözleşme yapmanın avantajları

Ülkeleri bütün bir orduya kıyasla ucuz bir alternatif gibi görünen özel güvenlik şirketlerine çeken şey genellikle uygun maliyetli dış kaynak kullanımıdır.

Özel askeri ve güvenlik şirketleri çok daha ucuz gibi görünüyor ve devletlerin onları eğitmesi gerekmiyor.

Ayrıca emeklilik masraflarını karşılamaları ya da yaralandıklarında veya hastalandıklarında personelinin tedavisini karşılamaları da gerekmiyor.

Katharina Stein'a göre ABD, 1994'ten 2007'ye kadar 12 özel milis gücüne yaklaşık 300 milyar dolar yatırım yaptı ki bu çok büyük bir rakam.

Ancak çoğu ülkenin gözünde iyi bir yatırım. Çünkü ABD hükümetiyle sözleşme yapan bu şirketler son derece uzman ve iyi eğitimli kadrolara sahip. Aynı zamanda kendi ekipmanlarını da getiriyorlar.

Ancak hepsinden önemlisi de 'kirli işleri' özel askeri güvenlik şirketleri yapıyor. Böylece savaş suçlarının sorumluluğu daha kolay gözden kaçıyor.

Bu nedenle parlamento orduyu konuşlandırmaya ikna edilemezse özel askeri şirketlerle her zaman sözleşme yapılabilir.

Cezai sorumluluğun bulunmaması

Genel bir kural olarak, devletlerin özel güvenlik şirketlerini kontrol etmesi zor. Çünkü genellikle yasal sularda faaliyet gösterirler ve kendilerini kurallara uyma veya uluslararası savaş hukukuna uygun hareket etme konusunda daha az yükümlü hissederler.

Bu davranışın en güzel örneklerinden biri, 2007 yılında Bağdat'ta Amerikan özel güvenlik şirketi Blackwater savaşçıları tarafından 17 Iraklı sivilin katledilmesidir. 2020 yılında eski ABD Başkanı Donald Trump, cinayetlerin sorumlusu olan dört kişi için af çıkardı.

Gözlemciler, özel güvenlik ve askeri şirketlerin konuşlandırıldıkları ülkelerde cezai kovuşturulmanın hiçbir zaman gerçekleşmediğine dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz 20, 30z yılda, bilinen tek cezai hükümler 2004 yılındaki başarısız darbeden kaynaklananlar oldu. Sandline International'ın kurucu ortağı ve CEO'su Simon Mann'ın 34 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ekvator Ginesi'nde, yine 2009 yılında Ekvator Ginesi Devlet Başkanı tarafından affedildi.

Birleşmiş Milletler'in rolü nedir?

Söz konusu şirketlerin çoğalmasını teşvik eden şey, ABD, Rusya ve Çin gibi büyük ülkelerin, 2001 yılında yürürlüğe giren Paralı Askerlerin İşe Alınması, Kullanılması, Finansmanı ve Eğitimine Karşı Uluslararası Sözleşme'yi onaylamamasıydı.

BM Paralı Askerler Sözleşmesi, paralı askerlerin silahlı çatışmalarda kullanılmasının ve finanse edilmesinin suç olduğunu belirtiyor.

Ancak anlaşmayı yalnızca 35 üye ülke onayladı ve ABD, Rusya ve Çin anlaşmayı onaylamadı.

ABD'nin Paralı Askerlerin İşe Alınması, Kullanılması, Finansmanı ve Eğitimine Karşı Uluslararası Sözleşme'yi onaylamamasının nedeni kısmen, bu konuda önceki BM protokollerinin ve kararlarının çelişkili olmasa da farklı tanımlar içerdiği algısından kaynaklanıyordu.

Bazı ülkeler paralı asker tanımına, özel askeri şirketlerin de dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Bu nedenle ABD hükümeti, en azından diğer ülkelerin ve büyük güçlerin çoğunluğu paralı askerlik yasağına uymaya istekli olana kadar eylemsizliğin en iyi eylem planı olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.

Durum değişir mi?

Bazı uzmanlar Wagner Grubu ile ilgili son gelişmelerin özel askeri şirketlere ilişkin düşüncede temel bir değişime yol açacağını ve bunların çoğalmasını düzenleyen uluslararası düzenlemeler için baskı yaratacağını umuyor.

Ancak bunu yapmaya yönelik daha önceki girişimler, paralı askerleri en çok kullanan dört ülke olan ABD, İngiltere, Güney Afrika ve İsrail tarafından engellendiği için başarısız oldu.

Birçok ülke, 17 Eylül 2008 tarihinde onaylanan sözde Montrö Belgesi'ni, Almanya, Ukrayna ve ABD'nin katılımıyla yayınlandıktan sonra ülkelerin özel askerî güvenlik şirketleriyle nasıl anlaşma yapacaklarını düzenlemek için uluslararası alanda geliştirilebilecek bir belge olarak adlandırdı.

Ancak belge bağlayıcı değil. Çünkü belgeden hak veya yükümlülük çıkarımına izin verilmiyor.

Independent Türkçe - Independent Arabia



İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.


Dünya daha geniş kapsamlı bir savaşa mı sürükleniyor?

Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
TT

Dünya daha geniş kapsamlı bir savaşa mı sürükleniyor?

Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)
Tahran petrol rafinerisini hedef alan hava saldırılarının ardından meydana gelen patlamalar, 7 Mart 2026 (AFP)

Christopher Phillips

Dünya bugün topyekun bir savaşın eşiğinde mi? İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıları bazı çevrelerde bu konuyla ilgili endişe yarattı. İngiliz The Telegraph gazetesi 7 Mart’ta, ‘İngiltere’nin Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenme olasılığına’ dair uyaran bir manşet yayınladı. Öte yandan NATO'nun eski üst düzey komutan yardımcısı Richard Shirreff, bu çatışmanın ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın son kıvılcımı olabileceği’ uyarısında bulundu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy de bir ay kadar önce, BBC'ye verdiği röportajda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i ‘Üçüncü Dünya Savaşı'nın fitilini ateşlemekle’ suçladı.

1945 yılındaki son dünya savaşının sona ermesinden bu yana, analistlerin ‘dünya savaşından’ söz etmeleri alışılmış bir klişe haline geldi, fakat bu kez durum farklı mı? Ukrayna ve İran'daki savaşlar mağdurlar için trajik olmasına rağmen, önceki dünya savaşlarına kıyasla bu çatışmalara yönelik küresel müdahalenin kapsamı hala sınırlı kalmaya devam ediyor. Ancak, Richard Shirreff’in dünyanın bugün tanık olduğu olayların daha geniş çaplı bir savaşın kıvılcımını ateşleyebileceği yönündeki görüşü doğru olabilir mi? Peki, son dönemdeki küresel jeopolitik değişiklikler, bu çatışmaların ‘dünya savaşlarına’ dönüşme olasılığını artırmada bir rol oynadı mı?

Bir dünya savaşına doğru sürükleniş

İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde, iletişim ve sanayi kapasitelerinin yetersizliği nedeniyle dünya savaşları imkansızdı. Çin’deki Üç Krallık Savaşı, Asya’daki Moğol istilaları ya da Avrupa’daki Otuz Yıl Savaşları gibi belli bir bölgede yaşanan çatışmalar her ne kadar korkunç olursa olsun, ‘dünya çapında’ değildi.

Ancak lojistik ve endüstriyel kapasitelerin bu genişlemeyi mümkün kılmasıyla durum değişti. 1914-1918 yılları arasında yaşanan Birinci Dünya Savaşı, ‘dünya savaşı’ olarak adlandırılan ilk savaş olsa da 18’inci ve 19’uncu yüzyıllarda Avrupa kıtasında yaşanan örneğin, Yedi Yıl Savaşları ve Napolyon Savaşları gibi çatışmalar, Kuzey ve Güney Amerika, Hindistan ve Karayipler'i de kapsayacak şekilde genişledi ve küresel bir boyut kazandı. Bu çatışmalar, 70'ten fazla ülkenin savaşa katıldığı ve çoğu sivil olmak üzere 75 milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı'nda kanlı zirveye ulaştı.

Gelişmiş teknolojinin yardımıyla savaşlar küresel bir boyut kazandı; ancak bu savaşların kapsamını genişleten temel etken, iki savaşan taraf arasındaki çatışmanın daha fazla tarafı içine çekmesine olanak tanıyan ittifaklardı.

Bu savaşların, gemilerin ve daha sonra uçakların dünyanın en ücra köşelerine ulaşmasını sağlayan gelişmiş teknolojinin yardımıyla küresel bir nitelik kazandığına şüphe yok. Ancak aynı zamanda söz konusu savaşların kapsamını genişleten temel etken, iki savaşan taraf arasındaki çatışmanın daha fazla tarafı içine çekmesine olanak tanıyan ittifaklardı. Örneğin, bu tür ittifaklar, 1756'da Fransa ile İngiltere arasındaki rekabetin Kuzey Amerika'daki kolonileriyle sınırlı kalmayıp, Londra'nın müttefiki Prusya’nın (bugünkü Almanya'nın doğu kesiminde kurulmuş Berlin merkezli Alman krallığı), Avrupa'da Paris'in müttefikleri olan Rusya ve Avusturya’ya karşı savaşlar yürüttüğünü gördük. Öte yandan, İngiliz komutasındaki Hint askerler, Hindistan'da Fransız komutasındaki Hint askerlerle savaştı. Ayrıca Avrupa’daki karmaşık ittifaklar ağının, 1914 yılında Bosna'da bir Avusturya düküne yapılan suikastın kıtada bir çatışmanın fitilini ateşlemesi ve 1939 yılında Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesi, tarihin en yıkıcı savaşının başlamasına neden oldu.

fvgf
İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet roket fırlatma rampaları 1941 (AFP)

Ancak 1945'te bu savaşın sona ermesinden bu yana, dünya liderleri bu tür yıkıcı küresel çatışmaları önlemek için bilinçli çabalar sarf ettiler. Nükleer silahlar yoluyla kesinleşecek karşılıklı yıkım korkusu, ABD ve Sovyetler Birliği'nin hâkim olduğu iki kutuplu bir siyasi sistemin ortaya çıkması ve Birleşmiş Milletlerin (BM) kurulması, bu çabaları güçlendirmede önemli rol oynayan temel faktörlerdi. Savaşlar tamamen ortadan kalkmadı ve çoğu korkunçtu, ancak çoğu belirli bölgelerle sınırlı kaldı. Yayıldıklarında da bu ilgili bölge içindeydi, küresel düzeyde değildi. Örneğin, 1962 yılında Washington ve Moskova, büyük zorluklarla Küba konusunda doğrudan bir çatışmayı önleyebildi. Bunun yerine süper güçler, Vietnam, Afganistan ve Angola gibi yerlerde, dünya çapındaki iç savaşlarda rakip tarafları destekleyerek vekalet savaşları yürütmeyi tercih etti.

Ukrayna'daki savaşın aksine İran ile olan çatışma, hedef alınan ülkenin sınırlarının ötesine çoktan yayıldı. Tahran'ın misillemesi, insansız hava araçları (İHA) ve füzeler kullanılarak Körfez ülkeleri ve bölgedeki diğer yerlere ulaştı.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle dünya savaşları bir daha ortaya çıkmadı. ABD’nin ‘tek kutuplu’ hakimiyetiyle karakterize edilen 1991 sonrası dönemde, çoğu Washington'ın küresel egemenliğini dayatma arayışıyla kışkırttığı bir dizi savaş yaşandı. Ancak ABD’nin küresel hakem rolünü üstlenmesi, ona fiilen meydan okuyabilecek rakip bir ittifakın ortaya çıkmasını imkansızlaştırdı ve çatışmalar, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi yerel düzeyle sınırlı kaldı.

Çok kutuplu bir dünyada riskler artıyor mu?

Günümüzde çok kutuplu bir dünyaya geçiş tehlike çanlarını çaldırmalı. Çok kutupluluk, 1945'ten önce dünya savaşlarının patlak verdiği dönemde hâkim modeldi. Uluslararası ilişkiler uzmanları, çok kutupluluğun, çatışmayı tetikleyebilecek güç blokları arasında çok sayıda rekabetin varlığı nedeniyle, bu tür çatışmaların daha az olduğu ikili veya tek kutuplu sistemlere kıyasla, geniş çaplı çatışmaların çıkma olasılığını artırdığı görüşünde. Tüm bu endişelere rağmen, çok kutuplu dönemin henüz uluslararası ilişkiler uzmanlarının uyardığı ‘süper güçler’ çatışmasına tanık olmadığını belirtmekte fayda var.

dfv
İngiliz Kraliyet Donanması'na ait HMS Dragon destroyer gemisi, bölgedeki İngiliz savunmasına takviye sağlamak üzere Portsmouth Kraliyet Donanma Üssü'nden ayrılıp Doğu Akdeniz'e doğru yola çıktı, 10 Mart 2026 (AFP)

Ukrayna’daki Savaş, süresinin uzunluğuna ve şiddetine rağmen, şu ana kadar Soğuk Savaş döneminde görülen vekalet savaşlarına benziyor. Ukrayna’nın destekçileri olan ABD ve Avrupa güçleri, savaşa doğrudan müdahil olmaktan kaçındılar. Kiev'e para ve silah sağlamakla yetindiler. Bu tıpkı Washington’ın 1980’li yıllarda Afgan mücahitleri silahlandırmasına ya da Çin ve Sovyetler Birliği'nin Vietkong'u (Ulusal Kurtuluş Cephesi- NLF) silahlandırıp eğitmesine benziyor. Benzer şekilde, İran'a karşı savaş da şu ana kadar ABD'nin tek kutuplu hakimiyeti dönemindeki çatışmaları da andırıyor. ABD’nin 2000’li yıllarda Irak ve Afganistan'ı işgal ettiği, 1999 yılında Sırbistan'ı bombaladığı gibi, İran'a karşı başlattığı savaş da eşitliğin olmadığı bir çatışma oldu. ABD ve müttefiki İsrail, ezici bir askeri üstünlüğe sahipler ve süper güçlerden bir rakibe karşı değil, kendilerinden çok daha zayıf bir bölgesel güce hakimiyetini dayatmaya çalışıyorlar.

Ancak İran ile savaş, Ukrayna'daki savaşın aksine, hedef alınan ülkenin sınırlarının ötesine çoktan yayıldı. Tahran'ın misillemesi, İHA’lı ve füzeli saldırılarla Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel hedeflere kadar uzandı. Hizbullah'a yönelik destek saldırıları ise İsrail'i Lübnan'ı çatışmanın merkezine yerleştiren geniş çaplı bir harekât başlatmaya itti. İran'ın müttefikleri olan Husiler, Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) ve Hamas, bulundukları Yemen, Irak ve Filistin'i çatışmayı genişletmek için birer arena olarak görebilirler, ancak Ortadoğu ve dünya ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkilerine rağmen, bu durum bir küresel çatışmaya dönüşmeyecektir. Çatışmanın bu düzeye ulaşması için küresel güçlerin müdahalesi gerekli olsa da böyle bir şey şu anda olası görünmüyor.

Eğer Trump İran'da ya da Putin Ukrayna'da başarılı olursa, onların ya da onlardan sonra geleceklerin başka yerlerde de aynı yönteme başvurma olasılığı artar mı?

İran hem Rusya hem de Çin ile yakın ilişkilere sahip olsa da 1756'da İngiltere ile Fransa'yı ya da 1914'te Avrupa güçlerini bir araya getiren ittifaklara benzer bir askeri ittifaka sahip değil. Rusya, Tahran ile İHA’ların kullanımı konusunda deneyimlerini paylaştı ama bu durum Ukrayna ve İran savaşlarını, örneğin, 1941'den sonra İkinci Dünya Savaşı'nın bir parçası haline gelen Çin-Japonya Savaşı'nda olduğu gibi, tek bir bağlantılı çatışmanın parçası haline getirmez. Hatta Başkan Donald Trump, Rus petrolünün pazara girişini kolaylaştırmak için Moskova'ya yönelik yaptırımları geçici olarak hafifletti; bu da İran ve Rusya'yı tek düşman olarak gören bir hükümetin davranışını yansıtmıyor.

Normların yıkılması

Şu anda Ukrayna’daki savaşın ya da İran’a karşı savaşın, genişleyip küresel çatışmalara dönüşebileceğini hayal etmek zor. En büyük tehlike, bu savaşların daha da tırmanabilecek yeni bir çatışma dönemine zemin hazırlaması olacaktır. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Putin ve Trump, savaşlarını başlatırken uluslararası teamülleri hiçe saydılar. İkisi de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki çoğu çatışmada olduğu gibi, BM’de haklarını savunmaya ya da uluslararası destek toplamaya çalışmadı. Her ikisi de eylemlerini meşrulaştırmak için gerekçeler bulsa da bu gerekçelere ikna olan çok az kişi var ve çoğu insan bunu süper güçlerin bir güç gösterisi olarak görüyor. Bu da diğer küresel güçlerin kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için onların izinden gitme olasılığını artırıyor.

cd
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Umman Körfezi'nde, ABD'nin USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde bulunan F-18 tipi uçaklar, 15 Temmuz 2019 (Reuters)

Çin’in Tayvan’ı bir şekilde hedef almasını, Etiyopya'nın Eritre'ye baskı uygulamasını ya da Hindistan'ın Keşmir'de daha derin bir ilerleme kaydetmesini görebilir miyiz? Trump İran'da, Putin ise Ukrayna'da başarılı olursa, onların ya da onlardan sonra geleceklerin başka yerlerde de aynı yönteme başvurma olasılığı artar mı? Uluslararası ilişkiler araştırmacıları, çok kutuplu bir dünya sisteminde, hedeflerine ulaşmak için güç kullanmaya hazır aktörlerin sayısı arttıkça, çatışma çıkma olasılığının da arttığına işaret ediyor. Böyle bir ortamda, ülkeler gelecekte kendilerini savunmak için 1914 yılında görüldüğü gibi askeri ittifaklar kurmaya çalışacaklardır ki, İran şu anda böyle bir ittifaka sahip değil. Tüm bunlar, şu anda uzak görünse de gelecekte bir dünya savaşının patlak verme olasılığını artırıyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD’deki bir jüri heyeti, Esed döneminden bir Suriyeli yetkiliyi işkence suçundan mahkûm etti

Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
TT

ABD’deki bir jüri heyeti, Esed döneminden bir Suriyeli yetkiliyi işkence suçundan mahkûm etti

Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)
Eski cezaevi yetkilisi, astlarına siyasi mahkûmlara ağır fiziksel ve psikolojik işkence çektirmeleri emrini verdi. (Arşiv – Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, Los Angeles’ta bir federal jüri heyetinin, eski Suriye hükümet yetkilisi ve Beşşar Esed döneminde Şam Merkez Hapishanesi’nin müdürü olan Semir Osman eş-Şeyh’i işkence suçlamasıyla mahkûm ettiğini açıkladı.

Bakanlık dün yayımladığı açıklamada, 73 yaşındaki eş-Şeyh’in bir işkenceyi planlama suçlaması ve Adra Hapishanesi’ndeki tutuklulara uygulanan işkenceye ilişkin üç ayrı suçtan mahkûm edildiğini duyurdu.

Resmî belgelerde eş-Şeyh’in 2005-2008 yılları arasında hapishanenin müdürü olduğu ve suçlamalar karşısında suçsuz olduğunu savunduğu belirtiliyor. Avukatları, karar karşısında ‘hayal kırıklığı’ yaşadıklarını belirterek, eş-Şeyh’in tüm itiraz ve temyiz yollarını kullanacağını açıkladı.

Adalet Bakanlığı, jüri heyetinin ayrıca eş-Şeyh’i Amerikan göçmenlik makamlarını yanıltmak, yeşil kart almak ve sahtecilik yoluyla Amerikan vatandaşlığı başvurusunda bulunmakla da suçladığını bildirdi.

Eş-Şeyh’e yönelik suçlamalar 2024 sonlarında yöneltilmişti. Savcılar, eş-Şeyh’in astlarına siyasi ve diğer tutuklulara ciddi fiziksel ve psikolojik acı çektirmeleri talimatını verdiğini, bazen kendisinin de bu eylemlere katıldığını ifade etti.

Bakanlık, işkencenin amacının halkı Esed rejimine karşı çıkmaktan caydırmak olduğunu belirtti.

Savcılar, güvenlik birimlerinde görev yapan eş-Şeyh’in, Esed’in üyesi olduğu Suriye Baas Partisi ile bağlantılı olduğunu ve 2011 yılında eski Devlet Başkanı tarafından Deyrizor Valisi olarak atandığını söyledi.

Adalet Bakanlığı, eş-Şeyh’in üç işkence suçundan ve bir işkenceyi planlama suçundan her biri için azami 20 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Ayrıca göçmenlik ve vatandaşlık sahtekârlığı suçları için her bir suçtan azami 10 yıl hapis cezası öngörülüyor. Eş-Şeyh, ABD’de tutuklu bulunuyor.

Suriye muhalefeti, 50 yılı aşkın süren Esed rejimini 2024 sonunda sonlandırmıştı. On yıldan uzun süren iç savaş, yüzbinlerce kişinin ölümüne ve mülteci krizine yol açarken şehirleri harabeye çevirmişti. Ardından Ahmed eş-Şera Cumhurbaşkanı olarak göreve gelmiş ve Batı ile ilişkileri geliştirmeye çalışmıştı.