Savaş nedeniyle Sudan'ın yakıtı tükendi; bedelini ağaçlar ödüyor

Benzin istasyonları ve gaz depolarının önündeki kuyruklar, enerjiye alternatif olarak kömür ticaretinin hızla artması ve çevre felaketine ilişkin uyarılar

Sürücüler bazen benzin alabilmek için benzin istasyonlarının önünde üç gün harcıyor (AFP)
Sürücüler bazen benzin alabilmek için benzin istasyonlarının önünde üç gün harcıyor (AFP)
TT

Savaş nedeniyle Sudan'ın yakıtı tükendi; bedelini ağaçlar ödüyor

Sürücüler bazen benzin alabilmek için benzin istasyonlarının önünde üç gün harcıyor (AFP)
Sürücüler bazen benzin alabilmek için benzin istasyonlarının önünde üç gün harcıyor (AFP)

Osman el-Esbat

Sudan ordusu ile başkentteki Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaklaşık 5 aydır süren çatışmaların tırmanması ve bu çatışmaların neden olduğu ağır kayıplar ve büyük hasarlar, yeniden yerinden edilme dalgalarına yol açtı.

Bu durum, savaşın vatandaşların yaşamları üzerindeki yansımalarından, ekonomik krizlerden ve gerekli hizmetlerin kıtlığından mustarip olan güvenli vilayetlerde yeni bir gerçeklik ortaya çıkardı.

Sudan'da yakın gelecekte silahlı çatışmayı sonlandıracak acil çözüm fırsatlarının bulunmadığını hatırlatmakta fayda var.

Ülkenin çeşitli bölgeleri devam eden yerinden edilme hareketinden etkilendi ve binlerce kişi, yaşamın çeşitli yönlerini etkileyen yüksek fiyatlar nedeniyle konut eksikliği krizinden mustarip hale geldi.

Ayrıca emtia fiyatlarının yüksek olması, su ve elektriğin bulunmaması ve hastanelerin aşırı kalabalık olması da cabası.

Yakıt krizi

El-Cezire, El-Kadarif, Atbara, Kassala, Kuzey Kordofan, Beyaz Nil ve Kuzey eyaletleri başta olmak üzere birçok eyalette şiddetli akaryakıt krizi yeniden gündeme geldi.

Kimi sürücüler benzin istasyonlarının önünde üç gün boyunca benzin almak için beklerken, kimileri geceyi benzin istasyonlarında geçirmek zorunda kalıyor; bu, son iki yılda alışık olunmayan bir durum.

Kriz, malların hareketinin kısmen aksamasına ve ulaşım maliyetlerinin artmasına neden oldu. El Cezire Eyaleti'nin Vad Medeni şehrinde bir galon benzinin fiyatı 25 bin Sudan lirasına (35 dolar) yükseldi. Aynı durum Beyaz Nil, Atbara ve diğer şehirler için de geçerli.

Hızlı Destek Güçleri, Nisan ortasından bu yana Hartum'un kuzeyindeki El-Cili bölgesindeki petrol rafinerisini kontrol ediyor. Sudan ordusu, rafinerinin tahrip edilmesi korkusuyla bölge yakınında askeri çatışmaya girmekten kaçınıyor.

Sudanlı taksici Mahcub Ömer, "Sudanlılar devam eden krizlere radikal çözümler bulamadan sürekli acı içinde yaşamaya mahkumlar. Ne yazık ki çok geriye gittik. Uzun akaryakıt kuyruklarına iki yıl öncesine kadar aşina değildik, bu çok üzücü. İlerlemek yerine yıldırım hızıyla geriye gidiyoruz, insanların ve eşyaların hareketini etkilediği için bu soruna acil bir çözüm bulunacağını umuyoruz. Üç yıl önce başkent Hartum'da bir benzin istasyonunun önünde uzun kuyrukta sıra beklediğim günleri hatırlıyorum. Benzin almak için iki gün bekleyince bu sahne hafızama kazındı. Ancak en kötü kabuslarımda bile kuyruk krizinin geri dönüşünü ve yüzlerce arabanın art arda yığılmasını beklemiyordum. Tüm zamanımı müşteri beklemek yerine benzin istasyonları önünde benzin almak için bekleyerek geçirdim. Bu nedenle bu hafta maddi kazancımın yaklaşık yüzde 60'ını kaybettim" dedi.

Hükümet çabaları

Sudan Enerji ve Petrol Bakanı Mahmud Abdullah, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, bakanlığının akaryakıt krizini çözmek için çalıştığını söyledi.

Sennar eyaleti petrol departmanı müdürü Hayder İbrahim, "krizin bir dönüm noktasına yakın olduğunu" söyledi.

İbrahim, "Tüm eyaletlerin ihtiyacını karşılayacak 45 milyon litre kapasiteli akaryakıt yüklü bir gemi Port Sudan'a gelecek. Hızlı Destek Kuvvetleri'nin kontrolü ele geçirmesinden sonra krize neden olan şey El-Cili rafinerisindeki çalışmaların durdurulması oldu. Yönetim, günde 2 ila 5 bin varil arasında dağıtım yaptığı için artık stokunu kullanıyor, ihtiyaç ise günlük 10 bin varile ulaşıyor" dedi.

Ekonomi analisti Mücahid Ferah, yenilenen akaryakıt krizini, hükümetin özellikle eyaletlerde etkili çözümler geliştirememesine bağlıyor. 

Ferah, "Durum, akaryakıt sektöründe yaşanan krizlerin tekrarlanmaması için dev depolama istasyonları inşa etmeye dayalı stratejik bir politikanın dikkate alınmasını gerektiriyor. Kriz, bazı şehirlerdeki iç ulaşım sorununu ağırlaştırırken güvenli eyaletlere gidiş-dönüş ulaşım fiyatlarını da etkiledi. Bu, durumu daha da kötüleştiriyor ve piyasaların ve mal ve emtia değişimi hareketinin durmasına katkıda bulunuyor" dedi.

Yurtdışından ithalatın yakıt tasarrufu üzerinde önemli bir etkisi olmayacağını söyleyen ekonomi analisti, "Çünkü yakıtın büyük bir kısmı zaten ülke dışından ithal ediliyor" ifadelerini kullandı.

Yemek pişirme krizi başkent Hartum ve Sudan'ın tüm eyaletlerinde daha da kötüleşti (AFP)
Yemek pişirme krizi başkent Hartum ve Sudan'ın tüm eyaletlerinde daha da kötüleşti (AFP)

Pişirme gazı

Yemek pişirme gazı krizi başkent Hartum'da ve Sudan'ın tüm eyaletlerinde daha da kötüleşti.

Sudanlılar gazın kıtlığından ve karaborsada gerçek fiyatının dört katına satılmasından şikayetçi. Bir tüp gaz 60 ABD dolarını aştı.

Kriz, birçok sakinin yemek pişirmek için uzun zaman önce terk ettikleri kömürü yeniden kullanmaya başlamasına neden oldu.

Bu durum, yanan orman ağaçlarından çıkarılan kömür üzerinde büyük baskı oluşturdu ve fiyatlarının yükselmesine neden oldu.

Kömürün kârlı ticaretinin popülaritesi tüccarların üretimini yüksek düzeyde çevresel komplikasyon riskinin yanı sıra bitki örtüsü ve ormanlar için tehdit oluşturacak şekilde artırmaya yöneltti.

Krizin yoğunlaşmasıyla birlikte kömür fiyatları önemli ölçüde arttı; bir çuvalın fiyatı 5 bin Sudan lirasından (9 dolar) 8 bin liranın (12 dolar) üzerine çıktı.

Ortalama bir ailenin kömür tüketiminin ise günde bin lira olduğu tahmin ediliyor.

Kriz, birçok sakinin yemek pişirmek için kömür kullanmaya başlamasına neden oldu (AFP)
Kriz, birçok sakinin yemek pişirmek için kömür kullanmaya başlamasına neden oldu (AFP)

Pek çok vatandaş gibi Saddam Hamid de gününü gaz temini için başkalarıyla rekabet ederek geçiriyor.

İki gün bekledikten sonra eli boş geri dönen Hamid, iki gaz tüpünü dolduramadığı için kömür kullanmak zorunda kalacak.

Saddam, "Bazı fırınlar pişirme gazının olmayışı nedeniyle ekmek çıkaramadığı için çalışmayı durdurdu. Bu, özellikle zor insani ve yaşam koşulları, likidite eksikliği ve günlük işlerin durması sonucunda yoksulluğun artmasının gölgesinde, son derece karmaşık koşullar altında çözüm ve alternatif bulma konusunda kafası karışık olan vatandaşlar için yeni bir ikilemdir. Yetkililer, sorunu hızlı bir şekilde ve en baştan çözebilecek olmalarına rağmen gaz krizinin tırmanmasına izin verdiler. Vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamada hükümetin bu tavrı, su ve elektrik gibi diğer yaşam sorunları ve ihtiyaçlardaki sürekli başarısızlığı göz önüne alındığında yeni değil" dedi.

Ormanların yok edilmesi

Orman ve çevre uzmanları, gaz krizinin daha uzun süre devam etmesi halinde, kömür üretimi amacıyla ağaçların sürekli olarak yakılmasından kaynaklı orman tahribatlarının daha da artacağı uyarısında bulundu.

Uzmanlara göre ciddi çevresel hasarın yanı sıra geniş orman alanlarının yok edilme tehlikesi de bulunuyor.

Hartum Eyaleti Çevre Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Bişri Hamid Ahmed, "Hartum Savaşı nedeniyle silahlı çatışma belasından kaçanlar için kampların kırsal bölgelerde olması yerinden edilmenin acısını daha da arttırdı. Çünkü bu bölgeler enerji kaynağı olarak ve yiyecek hazırlama sürecinde yakacak odun ve kömüre bel bağlıyor. Binlerce yerinden edilenin sınırlı alanlarda bulunması doğal kaynaklar ve çevre üzerinde baskı yaratıyor. Bu durum bitki örtüsünün ortadan kalkmasına, toprak erozyonuna, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemin tehdit edilmesine, çölleşme ve kuraklık oranlarının artmasına, yoksulluğun, kaynak rekabetinin ve güvenlik gerilimlerinin şiddetlenmesine yol açacaktır" dedi.

Ahmed, sözlerini şöyle noktaladı:

Mevcut gaz krizi ve yemek pişirmek için alternatif olarak odun kömürünün kullanılması, Orman İdaresi'nin ağaçların düzenli kesilmesini telafi etme çabalarını olumsuz etkileyecek ve yasaların izin verdiği sınırın aşılmasına yol açacaktır. Bu durum yeniden ağaçlandırmayla telafi edilemez. Gazın mümkün olan en kısa sürede sağlanması için acil çözümler üreterek mevcut krizi hal yoluna koymak gerekiyor. Her geçen gün çevre iki kat daha fazla bozuluyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.


Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
TT

Doğu Pasifik Okyanusu'nda bir tekneye düzenlenen ABD bombardımanında üç kişi hayatını kaybetti

Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)
Karayipler'de ABD'nin düzenlediği bir baskında hedef alınan bir tekne, (Arşiv- Reuters)

ABD ordusu, son aylarda yaşanan benzer olayların sonuncusu olarak, Doğu Pasifik'te bir tekneyi bombaladığını ve üç mürettebatın öldüğünü açıkladı.

Trump yönetimi, bölgede uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle imha edilen gemilerin başarısını övüyor. ABD ordusu, X platformunda yaptığı bir paylaşımda, teknenin "uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığını" belirtti.