Afrika ülkelerinde askeri darbelerden sonra neler değişti?

Şiddetin yüksek düzeyde olması, özgürlüklerin gasp edilmesi, ekonominin gerilemesi, eğitimin çökmesi, terörün yaygınlaşması

Nijer'deki askeri darbenin en belirgin kurbanları öğrenciler oldu (AFP)
Nijer'deki askeri darbenin en belirgin kurbanları öğrenciler oldu (AFP)
TT

Afrika ülkelerinde askeri darbelerden sonra neler değişti?

Nijer'deki askeri darbenin en belirgin kurbanları öğrenciler oldu (AFP)
Nijer'deki askeri darbenin en belirgin kurbanları öğrenciler oldu (AFP)

Hatice et-Tayyib 

Sahel ülkeleri, birçok ülkenin temellerini sarsan ve bölgedeki birçok ülkede yönetim rejimlerinin bir gecede değişmesine neden olan askeri darbelerin ardından birçok gelişmenin, iç ve dış değişimin etkisi altında yaşıyor.

Eski sömürge gücü olan Fransa, birçok ülkede nüfuzunu kaybetti ve güçleri Mali ve Burkina Faso'dan atıldı. Paris, Nijer'de de aynı metodu izliyor.

Ayrıca şu anda Batı Afrika'da olup biten her şeyin ana oyuncusu olan Rusya gibi, durumdan yararlanan yeni ittifaklar ve uluslararası güçler de ortaya çıktı. 

İç düzeyde ise Sahel ülkeleri, son iki yılda bölgenin tanık olduğu bir dizi darbeden etkilendi. Anayasanın askıya alınması, partilerin, özellikle de hükümet çalışmalarını izleyen ve eleştiren muhalefetin rolünün azalmasına yol açtı.

Ordu, egemenlik pozisyonlarının çoğunluğunun kontrolünü ele geçirdi ve hükümet portföylerine el koydu.

Daha önce geçerli olan anayasa kanunlarının askıya alınmasının bir sonucu olarak medya özgürlüğü de önemli ölçüde azaldı.

Güvenlik açısından, darbelerin gerçekleştiği ülkeler terör saldırılarında benzeri görülmemiş bir artışla karşı karşıya kaldı ve silahlı gruplar, darbe durumundan ve Sahel'in geniş bölgelerindeki istikrar eksikliğinden yararlanarak kuzey ve doğu Burkina Faso, Batı Nijer ve Kuzey Mali’de kanlı saldırılar gerçekleştirdi.

Bu saldırılar yüzlerce kişinin ölümüne, okulların kapatılmasına ve binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açtı; ordunun siyasi meselelerle meşgul olması ve terörle mücadele ve güvenliği sağlama şeklindeki temel misyonunu ihmal etmesi nedeniyle devletin kırılgan ve istikrarsız bölgelerdeki varlığı azaldı.

Şiddetin yayılması ve özgürlüklerin azalmasının yanı sıra, askeri darbeler Batı Afrika bölgesindeki birçok ülkenin ekonomisini de etkiledi.

Maden işletmeciliği alanında çalışan uluslararası şirketler faaliyetlerini durdururken, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu'nun (ECOWAS) darbelere tanık olan ülkelere uyguladığı abluka, gayri safi yurt içi hasılanın düşmesine ve fiyatların rekor seviyelere çıkmasına neden oldu.

Fransız etkisi

Sayısı 5 bin olduğu tahmin edilen Barkhane kuvvetlerinin 11 yıllık askeri varlığının ardından Mali'den çekilmesiyle başlayan Batı Afrika bölgesinin tanık olduğu askeri darbe dalgasında en büyük kaybedenin Fransa olduğu düşünülüyor.

İki taraf arasındaki anlaşmazlık Fransa'nın Bamako büyükelçisinin sınır dışı edilmesine kadar vardı.

Daha sonra geçen yılın ekim ayında gerçekleşen askeri darbe sonrasında Fransız kuvvetlerinin topraklarını terk etmesini talep eden Burkina Faso'da da aynı durum tekrarlandı.

Son olarak Nijer'de ordu, geçen 27 Temmuz darbesinden sonra Fransız kuvvetlerinin çekilmesini ve kontrol ettiği askeri üslerin Nijerya ordusuna devredilmesini talep etti.

Paris'in şiddetle karşı çıktığı, hatta Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu'nun yardımıyla Nijer'e askeri saldırı tehdidinde bulunduğu askeri darbelerin ardından Fransız yatırımları Afrika Sahel bölgesinde önemli fırsatları kaybetti.

Uzmanlar, ECOWAS tarafından uygulanan ablukanın, ister abluka ve yaptırımların uygulandığı ülkeler olsun, ister bu ülkelerden bazı ürünleri ithal eden komşu ülkeler olsun, Batı Afrika ülkelerinin ekonomilerinin çoğunluğu üzerinde kötü bir etki yarattığına inanıyor.

Uzmanlar, ECOWAS'ın ihracat ve ithalat için deniz limanı bulunmayan ve komşu ülkelere bağımlı ülkelere yönelik ekonomik yaptırımlarının, fiyatlarda benzeri görülmemiş bir artışa, Afrika kıyılarının birçok bölgesinde yoksulluğun, işsizliğin ve gıda güvensizliğinin yayılmasına neden olduğuna dikkat çekiyor.

Ekonomi ve terörizm arasında

Nijeryalı araştırmacı Yahya eş-Şeyh Ahmed, Sahel'deki askeri darbelerden en çok etkilenen alanın eğitim sektörü olduğunu ve şiddet eylemleri, terör ve nüfusun yerinden edilmesi nedeniyle bin 500'den fazla okulun kapatıldığını söylüyor.

Ahmed, "Okulların kapatılması başka bir riski de beraberinde getiriyor. O da terör gruplarının öğrencileri saflarına çekmesi. Terör grupları hala özellikle Nijer, Mali ve Burkina Faso sınırındaki 'üç sınır' olarak bilinen bölgede kaderine terk edilen izole köy sakinlerini baştan çıkarabilecek kapasitede. Bu bölge düzenli olarak El Kaide ve DEAŞ bağlantılı terörist grupların saldırılarına maruz kalıyor."

Şeyh Ahmed, Independent Arabia'ya verdiği röportajda, darbelerin ardından terör saldırılarının yoğunlaşmasının silahlı grupların demokratik, askeri, hatta otoriter rejimler arasında ayrım yapmadan sivilleri ve askeri personeli öldürerek terörünü sürdürmeye devam edeceğine dair bir mesaj olduğunu söyledi.

Bu grupların, zekat toplamayı dayatarak, hayvan çalarak, kabileler arasındaki eski gerilimi tırmandırarak ve çok sayıda katliam gerçekleştirerek Sahel’deki izole köy sakinlerinin durumuna yeni bir sefalet kattığını belirtiyor.

Mali'deki darbecilerin "üç sınır" bölgesinde yeniden tutunma çabalarının, silahlı grupların buradaki savunmasız sivillere yönelik şiddetini artıracağını ve bu durumun söz konusu gruplara zarar vermek yerine toplumsal uyumsuzluğu körükleyeceğini söyledi. Nijeryalı araştırmacı, "Şu anda Sahel'de yapılabilecek en iyi şey aşırı silahlı grupları hedef alan askeri ve güvenlik operasyonları sonrasında keyfi tutuklamaları ve yasa dışı infazları durdurmak" dedi.

Yahya eş-Şeyh Ahmed sözlerini şöyle sürdürdü: 

Askeri rejimlere zarar veren bu hukuk dışı eylemlerin durdurulması gerekiyor. Güvenlik durumunun kötüleşmesi, terör saldırılarının sıklığının artması ve ordunun teröristlerle mücadele edememesi nedeniyle kamuoyunun orduya duyduğu öfke, yürürlükteki yasaları bize unutturmamalı ve tutuklamalar ve yargılamalar yasal olarak yürütülmeli.

Ordunun daha iyi askeri teçhizatla desteklenmesi, yolsuzluğa bulaşanların tutuklanması ve yerel ekonomilere önem verilmesi gerektiğini belirten Ahmed, Afrika'nın en fakir ve en kanlı bölgelerinden biri olan Sahel bölgesindeki ülkeler arasında güvenlik, savunma ve dış politikaya ilişkin konularda işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe