Stalin neden özerk bir Yahudi eyaleti kurdu?

ABD'nin Yahudiler için ulusal bir vatan olarak Filistin yerine Kırım Yarımadası'nı satın alma planları…

Amerikan Yahudi Komitesi, Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmesi fikrini canlandırmak için İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden faydalandı (AFP)
Amerikan Yahudi Komitesi, Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmesi fikrini canlandırmak için İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden faydalandı (AFP)
TT

Stalin neden özerk bir Yahudi eyaleti kurdu?

Amerikan Yahudi Komitesi, Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmesi fikrini canlandırmak için İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden faydalandı (AFP)
Amerikan Yahudi Komitesi, Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmesi fikrini canlandırmak için İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden faydalandı (AFP)

Sami İmare 

20'nci yüzyılın başlarında ABD'nin Kırım Yarımadası'nı satın alarak burayı Yahudiler için ulusal bir vatan haline getirme yönündeki ilk teşebbüslerine tanık olundu.

Bu vatan, Rusya'yı Karadeniz'den uzaklaştırmayı sağlayacak şekilde genişletilebilirdi. 

Tarihî belgelere göre sosyalist Ekim Devrimi'nin lideri Vladimir Lenin, 1920'lerde 20 milyon dolarlık borcu karşılığında bu yarımadayı rehin vermek suretiyle bu planın ağına düştü.

Onun bu yaptığı, 19'uncu yüzyılın ortalarında İmparator II. Aleksandr'ın Alaska Yarımadası'nı 7 milyon dolara ABD'ye satmasına çok benziyor. 

"Kırım Kaliforniya'sı"

Stalin de Filistin yerine Kırım'ın Yahudiler için ulusal bir vatan olmasını kabul ederek aynı yolu takip etti.

Bu esnada eski ABD Başkanı Harry Truman da Karadeniz donanmasını Kırım'dan tahliye etmek için bir plan yapıyordu.

Daha sonra Stalin, eylemini gözden geçirerek 1934 yılında Uzak Doğu'da "özerk bir Yahudi eyaleti" kurmak için harekete geçti. 

Pek çok bölümü olan bu hikaye, 20'nci yüzyılın ikinci on yılında gerçekleşen Bolşevik Devrimi'nin ilk yıllarıyla başlıyor.

Yahudiler, Ekim 1917 Devrimi'nin ardından patlak veren iç savaş yıllarında yıkılan ülkeyi yeniden inşa etme zorunluluğuyla karşı karşıya kalan lider Vladimir Lenin'i ve Sovyet iktidarını sıkıntıya sokan mali krizin ciddiyetinin farkındaydı. 

1914 yılında Doğu Avrupa Yahudilerine destek olmak için kurulan Yahudi-Amerikan Komitesi (American Jewish Joint Distribution Committe/JDC), 1922 yılında Lenin'i 20 milyon dolar değerindeki çekleri satın almanın faydalı olacağına ikna etmeyi başardı.

Buna göre yılda 1,5 milyon dolar ödenecek ve ödeme vadesi 1945'e kadar uzatılacaktı.

Sovyet Sosyalist Yahudi Cumhuriyeti'nin kurulması karşılığında Kırım'ın en iyi arazilerinden 375 bin hektarlık alan da 10 yıl boyunca garanti altına alınacaktı. 

Lenin, bu şartları kabul etti. Halefi Stalin de 1929 yılında Yahudi temsilciliğiyle "Kırım Kaliforniya'sı" adlı yapının kurulması için imzaladığı anlaşmaya dayalı olarak bu şartlara uymuştu.

Yahudi-Amerikan Komitesi, diğer birçok teklifin yanı sıra, yarımadaya en yeni Amerikan tarım ekipmanlarının sağlanması yönünde bir anlaşma sundu.

Hatta Kırım'a göndereceklerini söyledikleri bu ekipmanları Moskova'da sergilediler. Lenin, kendisine yönelik suikast girişiminin ardından geçirdiği hastalığa rağmen bu sergiyi inceledi. Yahudilerin Kırım'a yerleşmesini onaylama kararını da bundan sonra verdi. 

Yahudiler, Kırım'a akın ettikten sonra 186 çiftliği kapsayan kolektif tarımcılık (kolhoz) ortaya çıktı. Bununla beraber ilk mali krediler de verilmeye başladı.

Bu kredilerin geri ödenmemesi, senetleri elinde tutan 200 Amerikalı Yahudi'nin Kırım topraklarının mülkiyetine hak kazanması demekti.  

Senet sahibi olan Amerikalı Yahudiler arasında Başkan Roosevelt ve eşi Eleanor, milyoner Rockefeller ve İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Avrupa'nın yeniden inşasına yönelik ekonomi projesinin sahibi meşhur ekonomist George Marshall da vardı. 

İlginç bir şekilde bu krediler, Sovyet devletinin federal bütçesinin gözetimi olmadan direkt Kırım Yahudilerine gidiyordu.

Ta ki Kırım Tatarları, bir ayaklanma başlatıp Sovyet otoritesine meydan okudular ve Yahudileri bölgenin başkenti Simferopol'e (Akmescit) taşıyan trenlere baskın düzenleyerek bu trenleri hiçbir yolcusu Kırım topraklarına inmeden geri dönmeye zorladılar. 

Özerk Yahudi eyaleti

Bu noktada Stalin, durumun ciddiyetini anladı ve 1934 yılında Kırım'dan uzakta Uzak Doğu'da özerk bir Yahudi eyaleti (Yahudi Özerk Oblastı) kurmaya karar vererek herkesi şaşırttı.

O dönemin Yahudileri, buraya göç etme konusunda tereddüt yaşamış olsa da bu eyalet, halen varlığını sürdürüyor.

Stalin ayrıca, Kırım'da Yahudiler için ulusal vatan inşası fikrini hayata geçirmekten vazgeçti ve özellikle Kırım'ın Tatar, Yunan, Alman ve Bulgar sakinlerinin sürekli ayaklanmalarından sonra bu kararda ısrarcı olmanın Sovyetler Birliği'nde çeşitli milletlerin bir arada yaşaması düzeyinde sağlanan istikrarı bozabileceğini vurguladı. 

Ancak bu mesele birtakım zorlukları beraberinde getirdi. Şöyle ki Yahudi eyaleti, 1915 yılında kurulan Tikhonkaya adlı küçük bir tren istasyonunun bulunduğu yerde kurulmuştu.

Üstelik eyalet, oldukça düşük bir nüfus yoğunluğuna sahipti ve o dönemde Yahudiler, eyalet nüfusunun yüzde ikisinden azını oluşturuyordu.

2023 yılı istatistiklerine göre de eyaletin ortaya çıktığı tarihten yaklaşık 100 yıl sonra eyalet sakinlerinin sayısı, 147 binin üstüne çıkmadı.

Bugün Yahudiler, nüfusun yüzde birinden azını oluşturuyor ki bu sayı, düşürülebilir. Buna karşılık Rus uyruklu nüfusun oranı, yüzde 92'nin üzerinde. 

İstatistiklere göre eyaletin nüfusu, sürekli azalıyor. Bu eyaletin coğrafi konumunun Yahudiler ya da diğerleri için uygun bir nüfus artışının habercisi olmadığını gösteren işaretler mevcut.

Yahudiler için Çin sınırına komşu bir konumda doğuda Habarovsk eyaleti, batıda Amur eyaleti ve güneyde de Rusya ile Çin topraklarını birbirinden ayıran Amur Nehri ile çevrelenen, 170 kilometrekareden az bir alana sahip ve neredeyse kimsenin yaşamadığı bir yer seçilmişti.

Belgelere göre Sovyet yetkililer, 1929'dan itibaren Ukrayna'dan, Belarus'tan, Gürcistan'dan, Azerbaycan'dan ve Rusya'nın Sibirya ve Uzak Doğu dahil olmak üzere farklı bölgelerinden 900 Yahudi'yi bu bölgeye yerleşmek için ikna etmeyi başardı.

Ancak bu vatandaşların çoğu, kısa süre sonra yetkililerin oyununu fark ederek, eski yerleşim yerlerine döndüler. 

Sovyet ve onlardan sonra da Rus yetkililerin bu eyaletteki hayata medeniyet ve kent havası katmak için sarf ettikleri çabalara rağmen burası halen Rusya'nın en düşük nüfus yoğunluğuna sahip eyaleti olma özelliğini sürdürüyor.

Yahudiler de nüfusunun oranı Rusya'nın farklı cumhuriyetlerindeki ve eyaletlerindeki en küçük köylerin nüfusundan daha az olan bu eyaletin toplam nüfusunun yüzde ikisinden azını oluşturuyor.

Yahudi milletinden olan insanların kârlı meslekleri ve uzmanlık alanlarını tercih ettiklerine dair bilinenler, onların müreffeh yaşam koşullarından mahrum uzak bölgelerde yaşamayı kabul etmelerinin neden zor olduğunu anlaşılır kılabilir.

Sovyet yetkililerin bu yeri, Japonya ve Çin ile sınır bölgelerinin güvenliğini artırmanın yanı sıra, Avrupa ve Amerika'daki Yahudi kökenli uluslararası sosyal çevrelerle iyi ilişkiler kurmak adına uygun bir fırsat elde etmek için de tercih ettiğine dair işaretler var. 

Bu projenin yaklaşık 100 yıllık bir tarihi olmasına rağmen Yahudilerin gösterdiği rağbete ve gelişmelere baktığımızda projenin o zaman hedeflenmiş olan ve halen hedeflenen sonuca ulaşmadığını görürüz. 

Adını Bira ve Bidzhan nehirleri arasındaki coğrafi konumdan alan başkent Birobican'ın (Birobidzhan) nüfusu bugün 70 binden az. 

Başkent kurulduğundan beri Yahudi nüfusun oranı yüzde 2'yi aşmamış olsa da Sovyet yetkililer, o zamandan beri sayıları az olsa da şehrin nüfusuyla orantılı görünen tiyatrolar ve müzeler açmak ve Pasifik Okyanusu kıyısında yer alan Vladivostok gibi yakınlardaki büyük şehirlerle iletişim kanalları sağlamak gibi hizmetlerin yanı sıra, dinî bayramlar düzenlemek ve Yahudi yemekleri servis etmek suretiyle şehre Yahudi karakteri kazandırmak için çabaladı.

Ancak bu makalenin hazırlık aşamasında özerk Yahudi eyaleti ve başkenti Birobican hakkında okumalar yaparken, ziyaretçilerin yoğun olduğu mekânlarda dikkatli olunması gerektiğine dair bir uyarıya rast gelmek ilginçti.

Gezi yazıları ve yayınları, özellikle üç caddesi Dzerzhinsky, Gorki ve Ekim'de hırsızlık vakalarının yaygın olduğuna dikkat çekiyor.

Bu üç caddenin isimleri KGB'nin kurucusu Dzerzhinksy'den, meşhur edebiyatçı Maksim Gorki'den ve 25 Ekim 1917'de yapılan Bolşevik Devrimi'nin tarihi olan ekim ayından geliyor. 

Stalin'in geri adım atması

Stalin, özerk Yahudi eyaletini kurarak Kırım'da Yahudiler için ulusal vatan inşası fikrinin hayata geçirilmesinden vazgeçme kararı alabilmişti.

Ancak Yahudi-Amerikan Komitesi ve ABD'deki Yahudi lobisinin önde gelen temsilcileri, kısa süre sonra İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasını fırsat bilerek Yahudileri Kırım'a yerleştirme fikrini yeniden gündeme getirdi.

Bu çerçevede ABD liderliği, Yahudi Anti-Faşist Komitesi tarafından sunulan ve daha önce üzerinde anlaşmaya varılan fikrin uygulaması için Stalin'e baskı yapmaya başladı. 

Rusya'nın ilk Enformasyon Bakanı Poltoranin, 1990'ların başında haftalık Rus gazetesi Argumenty i Fakty'ye (Gerçekler ve Kanıtlar) verdiği röportajda bazı belgelerden bahsetti.

Bu belgelere göre Stalin, yardımcısı Milovan Dgilas'ın şahitliğinde Yugoslavya lideri Yusuf Broz Tito'yla görüştü.

Bu görüşmede Stalin, Tito'ya, ABD Başkanı Roosevelt'in 1943'teki Tahran Konferansı'nda kendisiyle konuştuğunu ve 'Kırım Kaliforniya'sı' adlı proje çerçevesinde Yahudileri Kırım'a yerleştirme işinin devam etmesi konusunda daha önce varılan anlaşmaya uymanın gerekliliğinden bahsettiğini açıkladı.

Roosevelt, Yahudi mali lobisinin bu konuda kendisine baskı yapmaya devam ettiğini gerekçe göstermiş. Dahası İkinci Dünya Savaşı'nda ABD'nin müttefiklerine askerî destek, gıda, hammadde ve enerji malzemeleri sağlamak amacıyla Mart 1941'de Kongre tarafından onaylanan Amerikan programı Lend Lease Act'ı durdurma tehdidinde bulunmuş.

Ayrıca ABD'nin, Almanların Sovyet güçlerine yönelik saldırılarının yükünü hafifletmek için Nazi Almanya'sına karşı 'ikinci cepheyi' açmama ihtimaliyle de tehdit etmiş ve ondan, Tatarların Kırım Yarımadası'ndan göç ettirilmesi sürecinin başlatılmasını istemiş. 

Amerikalılar, Stalin'den, mali senetlerin bedelini ödemesini talep etmeye başlayacakken Stalin, onlara Yahudiler için ulusal bir vatan inşasına ilişkin taahhütlerini Kırım Yarımadası'nda değil de Filistin'de yerine getirmeye hazır olduğunu açıkladı.

Stalin, Sovyetler Birliği'nin Yahudi-Amerikan Komitesi'nden aldığı borçlardan düşmek üzere, olabildiğince çok sayıda Yahudi'yi Filistin'e nakletmeyi ve onları Almanlardan ele geçirdiği ve Filistin Yahudilerine teslim edilecek silahlarla silahlandırmayı kabul ettiğini duyurdu.

Hatta Çekoslovakya'ya ve Bulgaristan'a, Filistin'deki Yahudilere, oradaki Araplarla savaşlarında ihtiyaç duydukları tüm silahları tedarik etmeleri yönünde talimat bile verdi. 

Bununla birlikte Stalin, ABD'nin ve Yahudi lobisinin baskıya devam etmesinden ve Sovyetler Birliği'ni Kırım'ın teslimi konusunda daha önce verdiği sözleri yerine getirmeye zorlamak için uluslararası mahkemelere başvurmasından korkuyordu.

Onlar, Kırım'ın yanı sıra, Karadeniz kıyısı boyunca Soçi'yi ve batıda Türkiye sınırına komşu Abhazya sınırına kadar olan civar şehirleri içine alan Krasnodar eyaletlerini ve ayrıca doğuda Ukrayna'nın Odessa ve Herson eyaletlerinin topraklarını ilhak etmeyi planlıyorlardı.

Bu da pratikte Sovyetler Birliği'nin Karadeniz'den uzaklaştırılması ve Kırım'ın güneyinde Sivastopol'de, Karadeniz'deki en büyük deniz üssünden mahrum bırakılması anlamına geliyordu. Bu bölgeler, bugün Rusya ile Ukrayna arasında çatışmaya konu olan bölgelerdir. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe