Filistin ve İsrail'e derin duygular besliyorum ve ikisi için de yürümek zorunda kaldım

Barış içinde yaşamak isteyenlerle dayanışma göstermek için aynı günde Filistin yanlısı yürüyüşe ve Yahudi düşmanlığı karşıtı mitinge katıldım. Bunu imkansız bir hayal olarak görmemek zor fakat mevcut kriz sadece siyasetle çözülebilir

Filistin ve İsrail'e derin duygular besliyorum ve ikisi için de yürümek zorunda kaldım
TT

Filistin ve İsrail'e derin duygular besliyorum ve ikisi için de yürümek zorunda kaldım

Filistin ve İsrail'e derin duygular besliyorum ve ikisi için de yürümek zorunda kaldım

Richard Coles 

1930'larda Kettering'de CofE ayakkabıcılığı yapan atalarım, Leeds'te perakendecilik yapan Yahudi bir aile olan Zifflerle iş yapmaya başlamışlar. Kristallnacht (Kristal Gece: Almanya'da 9 Kasım 1938'de Nazilerin Yahudi ev, işyerleri ve sinagoglara ölümcül saldırılar düzenlediği olay -çn.) patlak verdiğinde, bu iş ilişkisi bir dostluğa dönüştü. Öyle önemli bir dostluktu ki büyükbabam onların bar mitzvahlarına katıldı ve genç Ziff'in düğününde onur konuşması yaptı, ben Leeds'te bir şey yaptıktan sonra bana yazdığı mektupta bunu anlatmıştı. Doğum günlerimizde ve kiliseye kabul törenlerimizde bize muhteşem hediyeler verdiklerini hatırlıyorum. Batı Yorkshire'ın eski Yüksek Şerifi, hayırsever Arnold Ziff, büyükannem 100 yaşına bastığında ona saygılarını sunmak için gelmişti.

Yaklaşık 20 yıl önce, 1960'lı ve 1970'li yıllardaki bir başka göç dalgasında Pakistan'dan gelen pek çok ailenin yerleştiği Dewsbury yakınlarındaki West Yorkshire'da yaşıyordum. Bunlardan biri Sayeeda Warsi'nin ailesiydi; bir diğeriyse Glasgow'a yerleşen Aasmah Mir'in ailesi. Onlardan, saldırının rutin olduğu bir dönemde Britanya'nın Müslümanlar için nasıl bir yer olduğunu öğrendim ki bu paha biçilmez bir derstir (ayrıca bamya pişirmeyi de öğrendim ki bu da paha biçilmezdir).

Farklı inançlara ve inanç geleneklerine sahip kişiler arasındaki dostluk benim için önemli. Yahudi düşmanlığına ya da İslamofobiye karşı hoşgörüsüz olmak için kişisel bir nedene ihtiyacınız yok fakat bu bana kişisel geliyor ve bu nedenle cumartesi günü Trafalgar Meydanı'ndaki Filistin mitingine ve pazar günü Parlamento Meydanı'ndaki Yahudi düşmanlığı karşıtı protestoya katılarak yoğun bir hafta sonu geçirdim.

Bu durum, ya biri ya da diğeri olması gerektiğini düşünen arkadaşlarımın bazı yorumlar yapmasına yol açtı. Bunun nedenini anlayabiliyorum. Trafalgar Meydanı'nda Yahudilerin nehirle deniz arasında yeri olmadığını düşünenler ve Parlamento Meydanı'nda da Filistinlileri Batı Şeria'dan yasadışı yerleşim yoluyla çıkarmak isteyenler vardı.

İki taraf da haksız. Her iki tarafta da barış içinde yaşamak ve çocuklarının büyüyüp mutlu bir hayat sürmesini isteyenlerle dayanışma gösterdim. Sadece büyümek bile bir başlangıç olabilir. Çoğu kişi, çoğu zaman bunu ister. Benim için bu iki devletli bir çözüm anlamına geliyor sanırım, ki her iki tarafta da giderek daha az kişi bunun uygulanabilir olduğunu düşünüyor ve artık bunu imkansız bir hayal olarak görmemek zor ama inandırıcı bir alternatif var mı?

Ben öyle düşünmüyorum. Eğer siz de benim gibi hem İsrail'in hem de Filistin'in aynı topraklar üzerinde meşru hak iddiaları olduğunu kabul ediyorsanız, hayır. Bu sadece bir zihin meselesi değil, aynı zamanda kalp ve ruh meselesidir. Yüzyıllardır süren mülksüzleştirme, zulüm ve saldırılara cevap veren tarihi bir vatan olarak İsrail'e duyduğum derin hisleri yok edemem. Halihazırda mülksüzleştirilen, zulüm gören ve saldırı altındaki Filistinliler için hissettiğim derin duyguları da yok edemem. Bir süre önce Batı Şeria'nın El Halil kentindeydim ve Hıristiyan hacıları her üç din için de kutsal olan İbrahim'in Mezarı'nı görmeye götürüyordum. Yerleşimcilerle çıkan şiddetli bir çatışma nedeniyle kaçmak zorunda kaldık.

Peki ben ne yapmalıyım? Halihazırda imkansız derecede uzak görünse de henüz sağlanmamış bir barış beklentisiyle yaşamak istiyorum. Hıristiyanlıkta bunun uzun bir tarihi ve Reform'un kan, ateş ve devletçilikle dolu kuruluşundan bu yana uzlaşmaz olanı uzlaştırmaya çalışan İngiltere Kilisesi'nde özel bir biçimi var.

Bir arkadaşım alaycı bir tavırla bunu yapmanın bir dereceye kadar cesaret gerektirdiğini söyledi. Ve uzlaşmayanlar arasında orta yolu seçmek, alaycı görünebilecek bir denklik anlamına gelir. Ne tür bir denklik ölü sayılarıyla ölçülür? Ya da ahlaksızlık derecesiyle?

II. Dünya Savaşı'nda Chichester Piskoposu Bell, Müttefiklerin yüz binlerce sivili öldüren saha bombardımanı taktiğini kınamıştı. Bu ona çok az hayran kazandırdı. Geçen gün, bombalanan mahallesinin enkazından çıkarılan ölü çocuk yığınına ıstırapla bakan bir kadının fotoğrafını gördüm. Fotoğraf geçen hafta Gazze'de değil 1940'larda Köln'de çekilmişti ve bombalar Birleşik Krallık Kraliyet Hava Kuvvetleri tarafından atılmıştı. Bell, böylesine bir sivil can kaybını haklı çıkaracak hiçbir askeri amaç olmadığında ısrar etmişti. Hitler rejiminin dehşetinden habersiz değildi, 1945'te öldürülen Nazi karşıtı Lutherci papaz Dietrich Bonhoeffer'in yakın arkadaşıydı ve 1930'ların başından itibaren kararlı bir Nazi karşıtıydı. Bell, Almanya'yı yenmek için yapılan savaşın adil olduğunu düşünüyordu. Ama bu şekilde değil.

Bence Gazze'nin bombalanmasına hiçbir koşul altında yeniden başlanmamalı. Peki hemen ateşkes mi? Sanmıyorum. Hamas, İsraillilere 7 Ekim'de yaşanan dehşetle tehditte bulunmaya devam ettiği sürece hayır. Ama bu şekilde değil.

Bunun çözümü siyasidir. Bu da ancak barış içinde yaşamın ortak çıkarına öncelik verildiğinde gerçekleşebilir. Bunu başarmanın en iyi yolu da bunu isteyenlerle birlikte bir uzlaşı oluşturmaktır.

Independent Türkçe 



Çin, Fransa'nın bağımsız dış politikasını takdir etti

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AP)
TT

Çin, Fransa'nın bağımsız dış politikasını takdir etti

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AP)

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, dün Paris'te yaptıkları toplantıda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a, Pekin'in Fransa'nın tutumunun "bağımsızlığından" duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Avrupa turnesinin son ayağında Wang, Macron'la yaptığı görüşmede, Çin ve Fransa'yı "çok kutuplu bir dünyada iki önemli güç" olarak tanımladı.

Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Yi, “Stratejik koordinasyonu güçlendirmeli, stratejik iş birliğini derinleştirmeli, küresel barış ve istikrarın desteklenmesine katkıda bulunmalıyız. Çin tarafı, Fransa'nın bağımsız dış politika kararlılığını takdir ediyor” ifadelerini kullandı.

Fransa ve Çin son yıllarda ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Fransa Dışişleri Bakanı, geçen kasım ayında Pekin'i ziyaret etti ve iki ülkeyi "büyük zorluklara" yanıt vermeye çağırdı. Macron ayrıca, geçtiğimiz nisan ayında Çin'i ziyaret etti ve ülkenin güneyindeki üniversitelerden birinde yüzlerce öğrenci tarafından sıcak bir şekilde karşılandı. Ancak daha sonra Pekin'e yakınlaştığı yönündeki suçlamalarla karşı karşıya kaldı ve Çin'le Tayvan konusunda bir çatışma yaşanması durumunda Avrupa'nın ABD'ye "itaat etmemesi" gerektiğini söylemesi tartışmalara yol açtı.

Pekin, Wang'ın dün "Fransa'nın Çin ile Avrupa arasındaki ilişkilerin sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde geliştirilmesinde yapıcı bir rol oynamaya devam edeceği" yönündeki umudunu dile getirdi.


WHO: Dünya ülkelerinin yarısından fazlası kızamık salgınına karşı yüksek risk altında

Sudanlı bir hemşire kızamık aşısı kampanyası sırasında aşı dozu hazırlıyor (AFP)
Sudanlı bir hemşire kızamık aşısı kampanyası sırasında aşı dozu hazırlıyor (AFP)
TT

WHO: Dünya ülkelerinin yarısından fazlası kızamık salgınına karşı yüksek risk altında

Sudanlı bir hemşire kızamık aşısı kampanyası sırasında aşı dozu hazırlıyor (AFP)
Sudanlı bir hemşire kızamık aşısı kampanyası sırasında aşı dozu hazırlıyor (AFP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), acil önleyici tedbirler alınmadığı takdirde, dünya ülkelerinin yarısından fazlasının yıl sonuna kadar kızamık salgını açısından yüksek risk altında olacağı konusunda uyardı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre, kızamık vakaları, sağlık sistemlerinin aşırı yük aldığı ve önlenebilir hastalıklara yönelik rutin aşıların geride kaldığı yeni tip koronavirüs salgını yıllarında aşı yapılmaması nedeniyle çoğu bölgede artıyor.

WHO’nun kızamık konusundaki teknik danışmanı Natasha Crowcroft, dün Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Bu yıl, yani 2024’te, aşılama programlarımızda büyük boşluklar var ve bunları gerçekten hızlı bir şekilde dolduramazsak, bu boşluğu kızamık dolduracak diye endişeleniyoruz. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin yanı sıra WHO verilerinden, dünyadaki ülkelerin yarısından fazlasının bu yılın sonuna kadar salgın açısından yüksek veya çok yüksek risk altında olacağını görebiliyoruz.”

Crowcroft, ekonomik krizler ve çatışmalar gibi birbiriyle çelişen sorunlar göz önüne alındığında, hükümetlerin ‘taahhüt eksikliği’ olduğunu söyleyerek, çocukları korumak için acil eylem çağrısında bulundu.

Kızamık, çoğunlukla beş yaşın altındaki çocukları etkileyen, oldukça bulaşıcı ve hava yoluyla bulaşan bir virüstür. 

WHO’ya göre, kızamık iki doz aşıyla önlenebiliyor ve 2000 yılından bu yana 50 milyondan fazla ölüm bu sayede önlendi.

FOTO: Kızamık aşısı yapılan bir çocuk (AFP)
 Kızamık aşısı yapılan bir çocuk (AFP)

Geçen yıl bildirilen kızamık vaka sayısı 2022’ye göre yüzde 79 artış gösterdi ve dünya çapında 300 binden fazla vaka rapor edildi.

Bu sayının, toplam vakaların küçük bir bölümünü temsil ettiğine inanılıyor.

Amerika kıtası dışındaki tüm WHO bölgelerinde salgınlar bildirilirken, Crowcroft orada da salgınların meydana geleceği konusunda uyardı.

Crowcroft, yoksul ülkelerde sağlık sistemlerinin zayıf olması nedeniyle ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu belirterek, salgın ve ölümlerin orta ve yüksek gelirli ülkeler için de risk oluşturduğunu ifade etti.

Ayrıca, “Dünya çapında çok sayıda kızamık salgını yaşadık ve orta gelirli ülkeler büyük sıkıntı çekti. 2024’ün 2019 gibi görüneceğinden endişe duyuyoruz” diye ekledi.


Biden-Ukrayna ilişkisi: "Eski FBI muhbiri, Rus istihbaratıyla hareket etti"

Beyaz Saray, Joe Biden hakkındaki azil soruşturmasını "siyasi gösteri" diye nitelemişti (Reuters)
Beyaz Saray, Joe Biden hakkındaki azil soruşturmasını "siyasi gösteri" diye nitelemişti (Reuters)
TT

Biden-Ukrayna ilişkisi: "Eski FBI muhbiri, Rus istihbaratıyla hareket etti"

Beyaz Saray, Joe Biden hakkındaki azil soruşturmasını "siyasi gösteri" diye nitelemişti (Reuters)
Beyaz Saray, Joe Biden hakkındaki azil soruşturmasını "siyasi gösteri" diye nitelemişti (Reuters)

ABD Başkanı Joe Biden ve oğlu Hunter Biden'ın Ukrayna'daki bağlarıyla ilgili yanlış bilgi verdiği gerekçesiyle hakkında hukuki işlem başlatılan eski FBI muhbirinin, Rus istihbaratıyla bağlantılı kişilerle görüştüğü öne sürüldü.

Nevada eyaletindeki Clarke County'de salı günü görülen duruşmada federal savcılar, Alexander Smirnov'un "eski bir üst düzey Rus hükümeti yetkilisinin oğluyla" Aralık 2023'te görüştüğünü bildirdi. İsrail pasaportuna da sahip 43 yaşındaki Smirnov, bu dönemde FBI adına muhbir olarak çalışıyordu.

Savcıların açıklamasında, kimliği paylaşılmayan kişinin "Rus istihbaratıyla bağlantıları olduğu ve yabancı bir ülkede suikast girişimleri yürüten iki grubu kontrol ettiği" savunuldu.

Smirnov'un söz konusu kişiyle bir otelde görüştüğü, ardından FBI'daki kontağıyla iletişime geçerek Rus istihbaratının oteldeki cep telefonu görüşmelerini gizlice dinlediğini söylediği aktarıldı. Bu kişiler arasında önde gelen ABD'li isimlerin de yer aldığı belirtildi. Otelin adı ya da ABD'li kişilerin kimlik bilgileri paylaşılmadı.  

Dinlemenin, bu yıl ABD'de yapılacak başkanlık seçimlerinde şantaj olarak kullanılabilecek bilgiler elde etmek için gerçekleştirildiği de öne sürüldü. 

Federal savcılar, Smirnov'un Rus istihbaratıyla bağlantılarını kullanarak ülkeden kaçabileceğini savunarak serbest bırakılmaması gerektiğini duruşmada belirtti.

Smirnov'un avukatlarıysa "ABD hükümeti, Smirnov'un yaptığı iddia edilen eylemlere dair yıllardır bilgi sahibiydi fakat işbirliğinin sona erdirilmesi, pasaportlarına el konması veya yargılanması için hiçbir adım atmadı" dedi. 

Ancak mahkeme, ABD ve İsrail pasaportlarına el koyduğu Smirnov'un serbest bırakılmasına karar verdi. Elektronik kelepçe takacak Smirnov'un duruşma tarihine kadar Clarke County'de kalması gerekiyor. Eski muhbir hakkında bir sonraki duruşmanın ne zaman yapılacağıysa henüz belli değil.

Smirnov davası

ABD Adalet Bakanlığı, baba ve oğul Biden hakkında yalan bilgi verdiği gerekçesiyle 15 Şubat'ta Smirnov hakkında hukuki işlem başlatmıştı. 

Eski muhbir, Haziran 2020'de FBI ajanlarıyla iletişime geçerek, Ukrayna'daki enerji şirket, Burisma'nın 2015 ve 2016'da baba ve oğul Biden'a 5'er milyon dolar ödediğini söylemişti. 

54 yaşındaki Hunter Biden, 2014-2019'da söz konusu şirketin yönetim kurulundaydı. Joe Biden ise 2009-2017'de ABD Başkan Yardımcısı olarak görev yapmıştı.

Hunter'la ilgili soruşturmalara bakan özel savcı David Weiss, Smirnov'un baba ve oğul Biden'la ilgili "yanlış ve küçük düşürücü bilgiler verdiğini" savunmuştu.

Nevada eyaletindeki Las Vegas şehrinde yer alan Harry Reid Uluslararası Havalimanı'nda 15 Şubat'ta yakalanan Smirnov, hakkındaki suçlamaları reddetmişti. 

Eski muhbirin aktardığı söz konusu iddialar, Cumhuriyetçilerin Biden'a karşı geçen ay başlattığı azil soruşturmasında da rol oynuyor. 

Biden'ın rakibi eski ABD Başkanı Donald Trump, salı günü Fox News'da katıldığı programda Biden'ın, oğlunun Burisma'daki bağlantılarını şahsi menfaatleri için kullandığını savundu. Trump, bu bağlantılar sayesinde baba ve oğul Biden'ın zenginleştiğini öne sürdü.

Independent Türkçe


Tucker Carlson: Boris Johnson röportaj için 1 milyon dolar talep etti

59 yaşındaki Johnson, 2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olarak görev yapmıştı (Reuters)
59 yaşındaki Johnson, 2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olarak görev yapmıştı (Reuters)
TT

Tucker Carlson: Boris Johnson röportaj için 1 milyon dolar talep etti

59 yaşındaki Johnson, 2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olarak görev yapmıştı (Reuters)
59 yaşındaki Johnson, 2019-2022'de Birleşik Krallık Başbakanı olarak görev yapmıştı (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le yaptığı röportajla gündeme gelen ABD'li gazeteci Tucker Carlson, Boris Johnson'ın röportaj için kendisinden 1 milyon dolar istediğini öne sürdü.

Salı günü Blaze TV'ye bir röportaj veren Carlson, eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson'ın Putin röportajını eleştirmesiyle ilgili konuştu.

Johnson, Rusya lideriyle röportaj yapan Carlson'ı "Kremlin'in aparatı" olmakla suçlamıştı.

ABD'li gazeteci, "Röportajı yaptığımız duyulur duyulmaz, Boris Johnson denen adam tarafından kınandım. Beni düzenli olarak kınadığı için ondan röportaj talep ettim" dedi.

Röportajda Johnson'ın Ukrayna konusundaki pozisyonunu açıklamasını umduğunu belirten Carlson, röportaj talebinin tek bir şartla kabul edileceği yönünde yanıt aldığını aktardı.

Carlson, "Bir danışman bana geri döndü ve 'Seninle konuşur ama bu sana bir milyon dolara patlar' dedi. Dolar, altın veya Bitcoin olarak bir milyon istedi. Bu daha bir iki gün önce yaşandı" ifadelerini kullandı.

Putin'in röportaj için kendisinden bir milyon dolar istemediğini vurgulayan ABD'li gazeteci, "Şimdi bana Boris Johnson'ın Vladimir Putin'den daha kalitesiz, çok daha aşağıda olduğunu mu söylüyorsunuz? Bu olay tamamen bir para koparma çabası" dedi.

Eski Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, Carlson'ın Putin'le yaptığı iki saatlik röportajı en sert eleştiren isimlerden biri olmuştu.

Johnson, Daily Mail'de konuyla ilgili yazdığı köşe yazısında, "Kremlin'e gittiğinde Tucker Carlson'ın iyi bilinen bir işlevi vardı. Bir tiranın yardakçısı, bir diktatörün yazıcısı ve hain bir gazeteci oldu" ifadelerini kullanmıştı.

Carlson'ın röportajı Johnson dışında birçok Batılı siyasetçi ve gazeteci tarafından da eleştirilmiş, ABD'li gazeteci Putin'e yumuşak sorular sormak ve uzun yanıtlarına müdahale etmemekle suçlanmıştı.

Carlson ise ABD medyası yalan söylediği ve Amerikan kamuoyu Ukrayna konusunda yanlış bilgilendirildiği için Putin'le konuşmak istediğini savunmuştu.

Independent Türkçe


Kanada, İran rejimi yetkilileri için sığınağa dönüşüyor

İran Lideri Ali Hamaney (AFP)
İran Lideri Ali Hamaney (AFP)
TT

Kanada, İran rejimi yetkilileri için sığınağa dönüşüyor

İran Lideri Ali Hamaney (AFP)
İran Lideri Ali Hamaney (AFP)

Daryuş Mimar 

İran Meclis Başkanı Muhammed Kalibaf'ın oğlunun Kanada Göç Örgütü'ne yönelik şikayeti ve burada ikamet etmek için vize alma girişimi medyanın, rejim yetkilileri ve yakınlarının bu ülkeye gitme arzusunun sırrını bir kez daha araştırmasının kapılarını açtı.

Aslına bakılırsa İran rejiminde üst düzey yetkililere yakın olan ve Kanada'da ikamet etmek isteyen tek kişi İshak Kalibaf değil.

İran rejimine karşı çıkan grupların aylarca süren protestolarının ardından Kanada Göçmenlik Bürosu, Kanada'da ikamet eden ve Tahran'daki rejimle bağlantısı olduğundan şüphelenilen 100 İran uyruklu şahıs hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Üst düzey İranlı yetkililerin ve akrabalarının Kanada'daki ikametlerine ilişkin bir soruşturma, uzun süredir İran rejimine karşı çıkanların Kanada hükümetinden taleplerinden biri oldu.

Bu bağlamda İran rejimindeki bazı eski yetkililerin ihraç edilme süreci başlamış gibi görünüyor.

Bu bağlamda Kanada medyası, bazı İranlıların yaptığı göçmenlik başvurularını incelerken şu ana kadar 9'u Kanada topraklarında ikamet eden 10 kişinin başvurusunun reddedildiğini, Göçmenlik Dairesi'nin bunları dinlemek için duruşma yapmayı planladığını belirtti.

Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde İçişleri Bakanlığı sözcüsü Salman Samani'nin davası, Kanada hükümetinin İran rejimindeki eski yetkilileri ihraç etme konusundaki ciddiyetini gösteren en önemli dava.

Samani, savunma oturumlarında Kasım 2019'da protestocuların bastırılmasından haberdar olan İçişleri Bakanlığı yetkililerinden biri olmakla suçlandı.

Ancak İran İçişleri Bakanlığı'ndaki bu eski yetkili, bu suçlamaları reddetti ve faaliyetlerinin çoğunun Koronavirüs salgınıyla mücadele alanında olduğunu iddia etti.

Basında çıkan haberlere göre Samani, İran rejiminin politikalarına karşı olduğunu iddia ederken Kanada Sınır Ajansı bu iddiayı reddetti. Samani'nin yanı sıra Kanada topraklarından sınır dışı edilmek üzere olan eski bir yetkili daha var.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde İran Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Bilgi ve İletişim Teknolojileri Dairesi Genel Müdürü Mecid Iranmansh, Kanada topraklarından sınır dışı edilmesi muhtemel ikinci yetkili olarak kabul ediliyor ve Kanada Göçmenlik Dairesi sözcüsü Anna Pope, "yönetiminin Mecid Iranmenesh'in dosyasını 29 Kasım 2023'te aldığını ve değerlendirilmek üzere Toronto Şehri Göçmenlik ve Mülteci Kurulu'na gönderdiğini" duyurdu.

Aslında İran rejiminin Kanada'ya göç etmiş eski yetkililerinden çok bilinen isimler de var.

İran Merkez Bankası'nın eski CEO'su ve 3 trilyon tümenin (2,9 milyar dolar) zimmete geçirilmesi davasının baş sanığı Mahmud Havri, bu isimlerin en ünlülerinden biri.

Ancak davanın sanıkları tutuklanmadan ve yargılama başlamadan kaçtı.

Mahmud Havri, başkent Tahran'daki Devrim Mahkemesi tarafından ekonomik sisteme zarar vermek suçlamasıyla 20 yıl, rüşvet suçlamasıyla ise 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mahmud Havri’nin isminin 2016 yılında Interpol tarafından sanıklar listesinden çıkarılmasının ardından, İran'dan çıkışı konusunda hiyerarşideki etkili kişiler arasında koordinasyon olduğu yönünde bir söylenti ortaya çıktı.

Havri’nin evi ve bu eski merkez bankası yetkilisinin lüks hayatına ilişkin yayınlanan fotoğraflar, Kanada ve İran'daki rejim karşıtı birçok İranlıyı endişelendirdi.

Ağustos 2012'de eski Kanada Başbakanı Stephen Harper, Mahmud Havri’nin ülkesine nasıl girip oturma vizesi aldığına ilişkin soruşturma çağrısında bulunmuştu.

Harper'ın talebinin üzerinden 11 yılı aşkın süre geçmesine rağmen Havri’nin ne sınır dışı edilmiş ne de İran'a geri gönderilmiş olması dikkat çekici.

Eski Kanada Başbakanı Stephen Harper (Arşiv - Reuters)
Eski Kanada Başbakanı Stephen Harper (Arşiv - Reuters)

Listedeki ikinci isim, 2003'teki protestoların bastırılmasında önemli bir rol oynamasına rağmen Kanada'da ikamet eden Tahran Polis Şefi ve İran'ın başkenti Belediye Meclisi Başkan Yardımcısı Murteza Talai.

Tahran'daki kampüs olaylarının yıldönümünde protestocu öğrencilerin ve gençlerin tutuklanması, Talai’nin protestocuları bastırmada oynadığı önemli rolü gösteren en iyi örnek.

Murteza Talai’nin fotoğraflarının Kanada'da yayılmasının ardından sorumlu memur/Talai? kendisinin başkent Tahran'daki "Bel Tabiat" bölgesinde dolaşırken çekilmiş bir videosunu yayınladı ve Kanada'ya seyahat ettiği haberinin sadece bir söylenti olduğunu iddia etti ancak daha sonra geri döndü ve Kanada'ya yaptığı ziyaretin daimi ikamet için değil, geçici olduğunu söyledi.

Kasım 2022'de Kanada hükümeti, Murteza Talai’nin adını "ağır ve sistematik insan hakları ihlallerindeki" rolleri nedeniyle yaptırımlara tabi olan İran rejimine bağlı liderler ve askeri kurumlar listesine dahil etti.

Hasan Ruhani döneminin Sağlık Bakanı Hasan Gazizade Haşimi de Kanada'da ikamet eden bir diğer İranlı yetkili.

"Cihad el-Bina" örgütünün kurucularından biri ve İran'ın en ünlü göz doktorlarından biri olarak kabul edilen Gazizade Haşimi'nin Kanada'yı gezerken çekilen fotoğrafları, İranlı rejim yetkililerinin bu ülkede sahip olduğu hareket özgürlüğünü gösteriyor.

Kanada Göçmenlik, Mülteciler ve Vatandaşlık Bakanı Marc Miller, X platformunda yaptığı açıklamada, "Yapılan değerlendirmelere göre, Hüseyin Gazizade Haşimi'nin Kanada'da geçici kalış süresini maksimum 36 ay ile sınırlamak için yetkilerimi kullandım" dedi.

Daha sonra Kültürel Miras Haber Ajansı Direktörü Mercan Şeyh el-İslami el-Aka adı Kanada'da ikamet eden İranlı şahsiyetlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Mercan’ın siyasi sistemde herhangi bir yönetici pozisyonu olmadığı doğrudur ancak petrokimya davası olarak bilinen mali yolsuzluk davasında hüküm giymiş ve İran polisi Kanada hükümetine onun iade edilmesi yönünde talepte bulundu.

Mercan’ın, İran rejimine uygulanan ve 7 milyar dolar değerinde büyük mali yolsuzluğa yol açan petrol ve petrokimya yaptırımlarının atlatılmasında oynadığı rol göz önüne alındığında İran rejimiyle bağlantılı kurumlarla işbirliği yaptığı düşünülen kişiler arasında yer aldı.

Kirli/ kara paraya kolay köprü

İran rejiminin muhalifleri, yaptırımlara rağmen Havri, Şeyh el-İslami ve diğerlerinin Kanada'yı seçtiğini, çünkü buranın kara paranın transferi için kolay bir köprü görevi gördüğünü, yetkililerin ve yakınlarının gözünde Kanada’nın güvenli bir yer olarak görüldüğünü düşünüyor.

Ruhullah Humeyni'nin torunu Naima İşraki’nin kızı Naima Tahiri de Kanada'da ikamet eden İran rejimiyle bağlantılı figürlerden biri olarak kabul ediliyor.

Naima, yaşam tarzı rejimin İranlılara dayattığı yaşam tarzıyla tamamen çelişen bir kız.

Kanada'da ikamet eden İranlılar, bu ülkede rejim destekçilerinin varlığını protesto etmek için Naima’nın evinin önünde toplandı.

Rejimin kurucusu Ruhullah Humeyni'nin torununun kızı, Kanada'da yaşayan üst düzey İranlı rejim yetkililerinin akrabaları listesindeki son kişi değil.

Hatta üst düzey hükümet yetkililerinin çocuklarının ve akrabalarının Kanada ve diğer ülkelerde ikamet ettiğini doğrulayan resmi olmayan haberler bile var.

Naima İşraki, Ruhullah Humeyni'nin torunu (Sosyal paylaşım siteleri)
Naima İşraki, Ruhullah Humeyni'nin torunu (Sosyal paylaşım siteleri)

Rejimin, politikalarını kendisine düşman olarak değerlendirdiği Amerika ve Kanada gibi ülkelerde ikamet etmek ve yaşamak, üst düzey İranlı yetkililerin davranışlarındaki çelişkiyi açıkça ortaya koyuyor.

Çocuklarının bu ülkelerde ikamet ettiği ortaya çıkınca bu yetkililer, çocuklarının bu ülkelerde bulunmasının rejimin çıkarlarına uygun olduğunu iddia etti.

Bu iddia, rejim muhalifleri tarafından bu kişilerin sınır dışı edilmesinin gerekliliğini doğrulamak için kullanıldı.

İran rejimiyle iş birliği yapan bu kişilerin tam sayısı konusundaki belirsizlik, Kanada medyasında hükümet yetkililerinin akrabaları olan yaklaşık 700 kişinin Kanada'da bulunma ihtimaline ilişkin bir haberin yayınlanmasıyla daha da arttı.

Muhafazakar Parti lideri Pierre Balliot bu raporu dehşet verici olarak nitelendirdi ve bu kişilerin ülkesinden sınır dışı edilmesi çağrısında bulundu.

Global News tarafından hazırlanan bir raporda, "Geçici ikamet edenler, daimi ikamet sahibi olanlar veya Kanada vatandaşlığına sahip olanlar da dahil olmak üzere İran rejimini destekleyen 700 kişinin tespit edildiği" belirtildi.

Global News, "İran rejimine yakın bu kişilerin Kanada gibi bir ülkede bulunmasının temel nedeninin, buranın güvenli bir liman olarak görülmesi" olduğunu kaydetti.

İran rejimine yakın kişilerin Kanada ve diğer ülkelerdeki sayısını artırabilecek konulardan biri de İran Parlamentosu'nun, yaptırım listesinde yer alan kişilere yeni kimlik ve seyahat belgeleri verilmesi yönünde aldığı karar.

Bu karar, geçen günlerde İran Parlamentosu arşivlerinden sızdırılan belgelerde ortaya çıktı.

Eğer bu belgeler gerçekse, Kanada ve Amerika topraklarına yeni isim ve kimliklerle giren kişiler arasında hükümet yetkililerinin akrabalarının bulunup bulunmadığı sorusu gündeme geliyor.

Bu durum göz önüne alındığında, özellikle Kanada hükümetinin İran rejimine yakın bu kişilerin tespit edilmesi konusunda ısrar etmesinden sonra bekleyip görmemiz gerekiyor:

Bu onların Kanada topraklarından sınır dışı edilmesine mi yol açacak, yoksa rejim karşıtlarının inandığı gibi Kanada, İranlı rejim yetkilileri için bir sığınak haline mi gelecek?

Independent Arabia - Independent Türkçe


Almanya: Ukrayna'nın yanında durmaya devam edeceğiz

Annalena Baerbock (AA)
Annalena Baerbock (AA)
TT

Almanya: Ukrayna'nın yanında durmaya devam edeceğiz

Annalena Baerbock (AA)
Annalena Baerbock (AA)

Annalena Baerbock, Brezilya'da düzenlenecek G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesi yaptığı yazılı açıklamada, "(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin Ukrayna'ya ölçülemez acılar çektirmeye devam ediyor ve kelimenin tam anlamıyla oradaki insanların kafasına silah dayıyor. Putin, 2 yıl sonra dünyanın Ukrayna'daki savaştan ve bunun dramatik küresel sonuçlarından kimin sorumlu olduğunu unutacağını düşünüyorsa yanılıyor. BM'nin temel ilkelerinden asla vazgeçmeyeceğiz ve gerektiği sürece ve halkı yeniden barış ve özgürlük içinde yaşayana kadar Ukrayna'nın yanında duracağız." ifadelerini kullandı.

Baerbock, Rus hükümeti gibi sadece en güçlü olanın haklarıyla ilgilenen dünya aktörlerinin acımasızlığına, uluslararası hukuka bağlılıklarıyla karşı durduklarını vurguladı.

Alman Bakan ayrıca Dünya Bankasının yetki alanının artık iklimin korunmasını da içermesi ve Afrika Birliğinin G20'ye katılmasının gecikmiş ama önemli adımlar olduğunu kaydetti.

Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail'in Gazze'ye saldırıları ve Orta Doğu'daki gerilim G20 toplantısında önemli konular arasında bulunuyor.

G20'de Türkiye, Almanya, Fransa ve ABD'nin yanı sıra Rusya ve Çin de yer alıyor.

G20 ülkeleri küresel ekonomik gücün yaklaşık yüzde 80'ini oluşturuyor.

Dünya nüfusunun yüzde 60'ını G20 ülkeleri bünyesinde bulunduruyor.


Rapor: Rusya'nın Ukrayna'da kullandığı Kuzey Kore füzesinde ABD ve Avrupalı şirketlere ait parçalar var

(AA)
(AA)
TT

Rapor: Rusya'nın Ukrayna'da kullandığı Kuzey Kore füzesinde ABD ve Avrupalı şirketlere ait parçalar var

(AA)
(AA)

CNN'in haberine göre, Çatışma ve Silahlanma Araştırmaları Örgütü (CAR), Rusya tarafından Ukrayna'nın Harkiv kentine atılan Kuzey Kore yapımı balistik füzenin 290 parçasını inceledi.

CAR'ın raporunda, söz konusu balistik füzenin parçalarının yüzde 75'inin merkezi ABD'de bulunan şirketlerle bağlı firmalar tarafından tasarlandığı ve satıldığı, yüzde 16'sının Avrupalı şirketlere, yüzde 9'unun Asya'daki şirketlere ait olduğu öne sürüldü.

Uzmanların incelediği füze parçalarının 2021-2023 yapımı olduğuna işaret edilen raporda, Kuzey Kore'nin hızlıca balistik füze üretim ve kargolama kapasitesine ulaştığına dikkat çekildi.

Raporda, Pyongyang yönetiminin, söz konusu Batı teknolojilerini elde etmede de gelişmiş bir ağa sahip olduğu ve yüksek teknolojiye sahip silah üretme kabiliyeti kazandığı vurgulandı.

Öte yandan, Kuzey Kore yapımı füze ve silah sistemlerinin savaş alanlarında kullanımının da ülkeye ciddi bilgi ve tecrübe aktarımı sağladığı ifade edildi.

ABD'de Joe Biden yönetimi, 2022'de Batı yapımı teknolojilere İran gibi ülkeler tarafından ulaşılmasını engellemek için bazı ihracat kısıtlamaları ve bazı yaptırımlar açıklamıştı.

CAR'ın geçen yıl paylaştığı raporunda, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı kullandığı İran yapımı saldırı dronlarının parçalarının yüzde 82'sinin de ABD'li şirketler tarafından üretildiği öne sürülmüştü.


İran ordusu: Dünyada gerçek demokrasi İran’da var

 İnsanlar, Tahran’ın merkezindeki bir caddede seçimlere İranlıları katılmaya teşvik eden bir pankartın önünden geçiyor (AFP)
İnsanlar, Tahran’ın merkezindeki bir caddede seçimlere İranlıları katılmaya teşvik eden bir pankartın önünden geçiyor (AFP)
TT

İran ordusu: Dünyada gerçek demokrasi İran’da var

 İnsanlar, Tahran’ın merkezindeki bir caddede seçimlere İranlıları katılmaya teşvik eden bir pankartın önünden geçiyor (AFP)
İnsanlar, Tahran’ın merkezindeki bir caddede seçimlere İranlıları katılmaya teşvik eden bir pankartın önünden geçiyor (AFP)

İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, milletvekili seçimlerine on gün kalmışken adayların seçim kampanyalarının “dünyadaki gerçek demokrasiyi” gösterdiğini söyledi. Kampanyası perşembe günü başlayacak olan parlamento seçimlerine on gün kaldı. Ancak siyasi partilerin İranlıları sandık başına gitmeye ikna edebildiğine dair hiçbir belirti yoktu.

Rejimde son sözü söyleyen Rehber Ali Hamaney liderliğindeki üst düzey İranlı yetkililer, Mahsa Amini olayıyla ilgili protestoların ardından ülkenin yapılacak ilk seçimlerine katılım oranının artırılmasında ısrar ediyor. Ülkeyi sarsan Mahsa Amini olayı Eylül 2022'de yaşandı ve iktidara karşı son 45 yılın en büyük meydan okumanın gerçekleşmesine neden oldu.

İran Anayasa Koruma Konseyi ve İçişleri Bakanlığı, parlamento seçimlerine katılmak için başvuran 45 bin kişiden 15 binden fazlasının başvurusunu onayladı. Reformcu ve ılımlı partiler, adaylarının seçim yarışına girme taleplerinin reddedilmesini eleştirdiler.

Genelkurmay Başkanı Bakıri, “1 Mart’ta dünyaya gerçek demokrasiyi göstereceğiz” dedi. Bakıri, 1979 devrimi öncesinde Şah döneminde yapılan parlamento seçimleri için "masraftan başka bir şey değil" dedi. Bakıri, “Bugün parlamentoya ve Uzmanlar (Hubregan) Meclisi'ne kimin gireceğine vatandaşlar olarak biz karar veriyoruz” açıklamasında bulundu.

Fotoğraf Altı Yazısı: Bir kadın, Tahran'ın merkezinde bulunan bir okulun duvarındaki duvar resminin ve İran seçimlerini tanıtan bir pankartın yanından geçiyor (AFP)
Bir kadın, Tahran'ın merkezinde bulunan bir okulun duvarındaki duvar resminin ve İran seçimlerini tanıtan bir pankartın yanından geçiyor (AFP)

Bakıri, 1 Mart seçimlerinin İran milleti için sınav anlarından biri olduğunu ve kaderlerini etkileme fırsatı bulduklarını söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Ülkemiz gerçek demokrasiyi dünyaya sergileyecek.”

Bu arada İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi, “Başvuruları onaylananların kesin sonuçlarına göre seçimlere 15 bin 200 aday katılacak ki bu da adayların yüzde 75'ine denk geliyor” dedi.

Vahidi, “Seçimlerde tüm siyasi eğilimler, gruplar ve zevkler mevcut ve bu, insanların kendi kaderlerini belirlemeleri ve bir destan yaratmaları için değerli bir fırsat” ifadelerini kullandı.

Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve Reform Cephesi Merkez Komitesi üyesi Muhsin Armen'in yanı sıra Evin Cezaevi'nde tutuklu bulunan ve yine Reform Cephesi üyesi olan Mustafa Taczadeh’nin de aralarında bulunduğu reformcu isimler, seçim sürecinin gidişatına yönelik sert eleştiriler yöneltti.

Reform Cephesi, reformcu bir gazetenin İranlıları seçimlere katılmaya çağıran açıklamasını eleştirdi. Bu açıklama, hükümet haber ajansları tarafından da geniş çaplı olarak yeniden yayınlandı.

Eski Reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ülkesinin “özgür ve demokratik seçimler yapmaktan uzak” olduğunu söyledi. Hatemi’nin ev hapsindeki müttefiki Mehdi Kerrubi’nin oğlu, babasının seçimlerle ilgili açıklama yapmayacağını ve sessiz kalacağını açıklamıştı.

Reform hareketinin en önemli isimlerinden Mustafa Taczadeh ise Evin Hapishanesi'nden seçimleri boykot etme kararı aldı ve Rehber Hamaney’i “ülkedeki felaket gerçekleri ve milyonlarca İranlının protestosunu görmezden gelmekle kulağını tıkamakla” suçladı.

Taczadeh, parlamentonun (İslâmî Şûra Meclisi) “tek yasama organı olmadığına ve tüm davaları soruşturma hakkına sahip olmadığına, cumhurbaşkanının uygunluğunu tartışamadığına ve yasa koyucuların siyasi görüşlerini ifade ederken yargı dokunulmazlığından yararlanamadığına” dikkati çekti.

Bazı reformcu ve ılımlı hareketler, seçimlerde bağımsız ve ılımlı adayların yer aldığı alternatif bir liste sunma mücadelesi veriyor. Bununla amaçları, hükümeti destekleyen ve adaylarını elemeden seçimlere katılan aşırı muhafazakar hareketle mücadele etmek.

Bu bağlamda eski Meclis Başkanı Ali Laricani'nin damadı olan eski Meclis Başkan Yardımcısı Ali Mutahhari, muhafazakarlarla yüzleşmek için otuz adayın yer aldığı bir seçim listesi oluşturulduğunu duyurdu.

Mutahhari dört yıl önce seçimlere katılamamıştı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılma talebi de reddedilmişti. Mutahhari, seçim listesine “Sadai Mellat (Halkın Sesi)” adını verdi.

Mutahhari, resmi haber ajansı olan ISNA'ya listedeki 30 üyeden 10'unun oy alma şansı olduğunu, listesindeki adaylardan bazılarının ise “tanınmadığını” söyledi.

Tahran'daki çarşı tüccarlarının da aralarında bulunduğu en önde gelen muhafazakar hareket olan İran İslam Koalisyonu Partisi Genel Sekreteri Esedullah Badamçiyan şunları söyledi: “Tahran'da muhafazakarların çeşitli seçim listeleri var ve bunların parlamentodaki payı 30 sandalye.”

Başkent Tahran, dört yıl önceki parlamento seçimlerinde rekor bir seçmen katılımı kaydetti ve bu rakamlar 2021 başkanlık seçimlerinde de tekrarlandı. Her birindeki oran yüzde 24 ile 26 arasında değişiyordu.


ABD'li Senatör Sanders: İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze'de çocukları aç bırakıyor

Bernie Sanders (AA)
Bernie Sanders (AA)
TT

ABD'li Senatör Sanders: İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze'de çocukları aç bırakıyor

Bernie Sanders (AA)
Bernie Sanders (AA)

Senatör Sanders, sosyal medya platformu X'ten yaptığı paylaşımda, "Tüm dünya izliyor. (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu, Gazzeli çocukları aç bırakıyor. Bu vahşetin suç ortağı olamayız." ifadelerini kullandı.

İsrail'in saldırıları ve insani yardım kısıtlamaları nedeniyle ihtiyaç duyulan gıda, su, ilaç ve yakıtın çok küçük bir kısmının Gazze'ye ulaştığını belirten Sanders, "Durumun vahametini ve daha ne kadar kötüleşebileceğini betimleyecek ifadeleri bulamıyorum." görüşünü paylaştı.

Gazze'de yüz binlerce çocuğun açlıkla mücadele ettiğini ve temiz içme suyuna ulaşamadığını kaydeden Sanders, "Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre tüm Gazze nüfusu kıtlıkla karşı karşıya ve yaklaşık 378 bin insan şu an aç." vurgusunu yaptı.

Sanders, Gazze'deki birçok sağlık kuruluşunun hava saldırılarında zarar gördüğünü ve sağlık çalışanının çocukları kurtarmaya çalışırken hayatını kaybettiğini aktararak, bölgedeki sağlık çalışanlarını "kahraman" olarak nitelendirdi.


‘Bir milyon çukurun ülkesi’ Britanya, yolların onarımı için büyük bir fatura ödeyecek

İngiltere’nin kuzeybatısındaki Liverpool’da hasarlı yoldaki bir çukurdan geçen araç (AFP)
İngiltere’nin kuzeybatısındaki Liverpool’da hasarlı yoldaki bir çukurdan geçen araç (AFP)
TT

‘Bir milyon çukurun ülkesi’ Britanya, yolların onarımı için büyük bir fatura ödeyecek

İngiltere’nin kuzeybatısındaki Liverpool’da hasarlı yoldaki bir çukurdan geçen araç (AFP)
İngiltere’nin kuzeybatısındaki Liverpool’da hasarlı yoldaki bir çukurdan geçen araç (AFP)

Britanya’nın yollarında çeşitli şekil ve boyutlarda çok sayıda çukur bulunuyor. Fransız haber ajansı AFP’ye göre, can ve mal kaybına neden olan  bu kronik sorun, yatırım eksikliği nedeniyle resmi olarak çözülemiyor.

Araç arıza ve yolda tamir şirketi RAC’a göre, kışın, suyun çatlaklara sızıp asfalt kaplamayı dondurup zarar vermesiyle oluşan yollardaki bu deliklerin sayısının bir milyondan fazla olduğu düşünülüyor.

Birleşik Krallık’ın altyapısının çöküşünü simgeleyen bu çukurlar, Mark Morrell gibi sürücüleri kızdırıyor. 63 yaşındaki aktivist, konuyu kendi davası haline getirdi, öyle ki kendisine "Bay Çukur’ lakabı takıldı ve heyecan verici propaganda hamleleriyle ün kazandı.

Sosyal medyayı etkili bir şekilde kullanan Morrell, konuya müdahale edilmesi gerektiğini göstermek için bir çukura plastik ördekler yerleştirdi, bazı çukurları hazır eriştelerle doldurdu ve Londra’daki Parlamento’ya turuncu bir tankla gitti.

FOTOĞRAF ALTI: Çukurlar Birleşik Krallık’ın altyapısındaki bozulmayı yansıtıyor (AFP)
Çukurlar Birleşik Krallık’ın altyapısındaki bozulmayı yansıtıyor (AFP)

Morrell, Britanya yollarının ‘korkunç’ durumda olmasını ‘art arda gelen hükümetlerin yatırım eksikliğine’ bağladı.

En ufak bir don olayında çukurların yeniden oluşmasını önlemek için yolların yenilenmesi ve bakımı için uzun vadeli bir politika hazırlanması çağrısında bulundu.

Timsah ve Kanyon

Çukur türlerinin çokluğu RAC’ın onlara isimler vermesine neden oldu. Kaçılması mümkün olmayacak kadar büyük deliklere olan ‘Alcatraz’, görülemeyenlere ‘keskin nişancılar’, sürücülerin beklemediği yollarda olan ve içinden geçtiklerine ‘Timsah’ ya da ‘Kanyon’ adı verildi.

Yol onarımı alanındaki ana aktör olan Otomobil Birliği (İngiliz Otomobil Birliği-AA), 2023 yılında çukurlardan kaynaklanan yaklaşık 632 bin kaza tespit etti. Bu, son 5 yılın en yüksek rakam oldu.

İngiliz Otomobil Birliği tahminlerine göre, çukur hasarı İngiliz sürücülere geçen yıl toplamda 474 milyon pounda (597 milyon dolar) mal oldu.

Asfalt Endüstrisi Birliği tarafından sektördeki uzmanlar ile yayınlanan bir rapora göre, yol onarımlarından oluşan birikmiş iş yükünün tamamlanması için 14 milyar pound (17,64 milyar dolar) gerekiyor.

Pahalı bir demiryolu projesinden vazgeçtikten sonra, İngiltere Başbakanı Rishi Sunak geçen sonbaharda hükümetin yol bakımını yürütmekle görevli olan ancak çoğu zaman çok zor mali durumlarla karşı karşıya olan yerel yetkililere 8,3 milyar pound (10,46 milyar dolar) tahsis edeceğini duyurdu.

Morrell “Fonlamanın 10 yılı aşkın bir süreye yayıldığını ve 8 bin kilometrelik yolun yenilenmesinin yeterli olduğunu söylüyorlar, oysa bu yolların yalnızca yüzde 2’sini temsil ediyor” dedi. Ayrıca yolların yüzde 20’sinde yenileme veya büyük çalışmaya ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Fotoğraf altı: Birleşik Krallık’taki çukur sayısının bir milyonu aştığı düşünülüyor (AFP)
Birleşik Krallık’taki çukur sayısının bir milyonu aştığı düşünülüyor (AFP)

Bu eski teknisyen, 11 yıl önce kızı araba kullanmayı öğrenirken köyünün yakınındaki tehlikeli bir çukura girince bu mücadeleye girmeye karar verdi.

Morrell bu yılki seçimlerde çukurların en büyük beş sorun arasında yer almasını beklediğini belirtti.

Wanksy

Yaratıcılığını bu amaca adayan tek kişi Mark Morrell değil, Essex’te sakinlerden biri Playmobil oyuncaklarını, karakterlerini ve hatta Loch Ness Canavarı’nı kullanarak bir fotoğraf projesi oluşturdu.

İki yıl önce şarkıcı Rod Stewart elinde bir kürekle, ambulans lastiğinin patlamasına neden olduğunu ve Ferrari’sinin geçmesini engellediğini söylediği çukurları bizzat kendisi doldururken fotoğraflanmıştı.

2015 yılında Manchester’daki sokak sanatçısı Banksy’ye gönderme yapan Wanksy adlı bir kişi, yerel yetkilileri gerekli onarımları yapmaya zorlamak için yoldaki çukurların etrafına çizimler yaptı.

Gizemli sanatçı, yerel bir haber sitesine verdiği röportajda yoldaki çukurların bisikletli arkadaşının hastaneye kaldırılmasına neden olduğunu söyledi.

Bisiklet sürerken maruz kalınan riskler küçük hasarlarla sınırlı kalmıyor.

Cycling UK kampanya direktörü Duncan Dollimore, son on yılda çukurlar ve diğer yol kusurlarından kaynaklanan kazalarda 23 bisikletçinin hayatını kaybettiğini belirtti.

Kuruluş, yerel yetkililerin çukurların varlığını bildirmesini sağlayan bir uygulamayı başlattı. Uygulama verilerine yaklaşık 10 bin delik rapor edildi.

Dollimore, bu girişimin bildirilen çukurları düzeltmeleri için yerel yetkililer üzerinde baskı oluşturduğunu öne sürdü. Ancak asıl zaferin, yetkilileri çukurlar ortaya çıkmadan önce yol bakımını sağlamaya doğru yönlendirmek olacağını belirtti.