IMF: 2025 yılı Ortadoğu ve Körfez bölgesinde büyüme için dayanıklılığın yılı olacak

IMF Ortadoğu ve Orta Asya Bölge Direktörü Dr. Azur: Buradaki zorluk, bunu kapsamlı ve sürdürülebilir bir büyümeye dönüştürmek. Güvenlik marjlarının yeniden oluşturulmasını talep ediyoruz.

Cihad Azur, geçtiğimiz hafta IMF ve Dünya Bankası toplantılarında bölge ekonomisi hakkında konuşurken (AFP)
Cihad Azur, geçtiğimiz hafta IMF ve Dünya Bankası toplantılarında bölge ekonomisi hakkında konuşurken (AFP)
TT

IMF: 2025 yılı Ortadoğu ve Körfez bölgesinde büyüme için dayanıklılığın yılı olacak

Cihad Azur, geçtiğimiz hafta IMF ve Dünya Bankası toplantılarında bölge ekonomisi hakkında konuşurken (AFP)
Cihad Azur, geçtiğimiz hafta IMF ve Dünya Bankası toplantılarında bölge ekonomisi hakkında konuşurken (AFP)

Uluslararası Para Fonu (IMF), Ortadoğu ve Kuzey Afrika ekonomilerinin, artan küresel belirsizlik ve tırmanan jeopolitik gerilimlere rağmen 2025 yılında da ‘olağanüstü bir direnç ve esneklik’ sergilemeye devam ettiğini açıkladı. Ancak bunun yanında risklerin henüz sona ermediğine de dikkati çekti.

IMF geçtiğimiz hafta, bu yıl ve gelecek yıl için bölgeye ilişkin büyüme tahminini yükseltti. Temmuz ayında açıkladığı yüzde 3,2'lik tahminini yüzde 3,3'e çıkarak 2025 yılında yüzde 3,3'lük bir büyüme öngören IMF, 2026 yılında bölgedeki büyümenin yüzde 3,7'ye çıkacağı tahminini açıkladı. Temmuz ayında bu rakamı yüzde 3,4 olarak açıklamıştı.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri bu ivmeyi sürdürürken, IMF büyüme tahminini 2025 için yüzde 3,9'a ve 2026 için yüzde 4,3'e yükseltti. Bu güçlü performans, petrol üretimindeki kademeli artışın yanı sıra, yatırım harcamalarındaki artış ve petrol dışı sektörlerdeki dikkate değer büyümeyi yansıtıyor. IMF’nin Suudi Arabistan için öngördüğü büyüme tahmini, geçtiğimiz temmuz ayında açıklanan tahminlere kıyasla önce 0,4 ardından 0,1 puanlık artışla 2025 yılında yüzde 4'e sıçradı. BAE'nin büyüme tahmini de bu yıl yüzde 4,8'e yükselirken, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman gibi ülkelerin yüzde 2,6 ila %2,9 civarında bir büyüme kaydetmesi bekleniyor. Bu durum, Körfez ekonomilerinin dayanıklılığını, jeopolitik ve küresel zorluklara rağmen istikrarlı bir büyüme elde etme kabiliyetini teyit ediyor.

fgt
IMF, Suudi Arabistan için 2025 yılı ekonomik büyüme oranını yüzde 4'e yükseltti (SPA)

IMF, Körfez ülkelerinde petrol dışı gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyüme tahminini 2025 yılı için yüzde 3,8'e yükseltti. Mayıs ayında açıklanan yüzde 3,4'lük tahminin, 2026'da yüzde 3,6'ya yükselmesi bekleniyor.

Bölge ve gümrük tarifeleri

IMF Ortadoğu ve Orta Asya Bölge Direktörü Dr. Cihad Azur, IMF'nin ‘Ortadoğu ve Orta Asya Ekonomik Görünümü’ raporunun yayınlanması vesilesiyle Dubai'de düzenlenen basın toplantısında, şunları söyledi:

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ekonomik faaliyetler, küresel belirsizliğin devam etmesi ve jeopolitik gerilimin artmasına rağmen, 2025 yılında şimdiye kadar olağanüstü bir direnç gösterdi.”

Dr. Azur, son zamanlarda yaşanan gerilimin ‘sınırlı ve kısa vadeli’ bir etki yaratarak endişelere yol açmasına rağmen, bölgenin ABD'nin gümrük vergilerine uyguladığı artışların ve küresel ticarete getirdiği kısıtlamaların doğrudan etkilerinden büyük ölçüde kaçındığını belirtti.

Dr. Azur, kısa vadede büyümenin gelecek yıl yüzde 3,7'ye doğru hızlanarak önceki tahminleri 0,3 puan aşmasını ve orta vadede genel olarak istikrarlı kalmasını bekliyor.

Yukarı yönlü revizyon, bazı olumlu faktörleri yansıtıyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki petrol ihraç eden ülkelerdeki büyüme artışı, OPEC+ kesintilerinin kaldırılmasının ardından beklentilerin üzerinde gerçekleşen üretim artışına bağlanabilir. Bu ekonomilerdeki büyümenin 2025 yılında yüzde 3'e, 2026 yılında ise yüzde 3,4'e ulaşması bekleniyor. Dr. Azur, ‘petrolün ötesinde başka faktörlerin de olduğunu’ özellikle KİK düzeyinde ekonomik çeşitlendirme çabalarında kaydedilen muazzam ilerlemeyi övdü ve büyümeyi sürdürmek ve istihdam yaratmak için petrol dışı sektörlerin önemini vurguladı.

cdfgh
Dr. Azur, geçtiğimiz hafta IMF ve Dünya Bankası toplantılarında bölge ekonomisi hakkında konuşurken (AFP)

Petrol ithalatçısı ülkeler için de ivme hız kazanırken büyümenin 2025'te yüzde 3,5'e, 2026'da ise yüzde 4,1'e yükselmesi bekleniyor. Bu büyümenin, düşük petrol fiyatları, yurtdışındaki işçilerden gelen güçlü döviz girdileri, gelen turist sayısındaki artış ve tarım koşullarındaki iyileşmeden kaynaklı olduğu söylenebilir. Dr. Azur, makroekonomik istikrar ve yapısal reformlarda kaydedilen sürekli ilerlemenin, bu ekonomilerin dayanıklılığını artırmaya ve gelecekteki beklentilerini güçlendirmeye yardımcı olduğunu açıkladı. Aynı şekilde mali koşullar da iyileşti, devlet tahvili getiri farkları daraldı ve para birimi değerleri sorunsuz bir şekilde ayarlandı.

Dr. Azur, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da GSYH büyümesinin, güçlü talep, yüksek petrol üretimi ve devam eden reformların etkisiyle bu yıl ve gelecek yıl da artmaya devam edeceğini öngörüyor. Orta vadede, reformlar ve istikrar politikaları yerleşik hale geldikçe büyümenin kademeli olarak artması bekleniyor.

Enflasyon göstergeleri

Enflasyon eğilimleri bölge genelinde farklılık gösterse de çoğu ekonomi ılımlı veya düşüş eğiliminde olan enflasyon oranları ile karşı karşıya. Dr. Azur’a göre bu durum, daha sıkı para politikaları ve gıda ve enerji fiyatlarındaki düşüşün bir sonucu olurken, aynı zamanda devlet tahvili getiri farklarının daralması, sorunsuz para birimi düzeltmeleri ve bazı ülkelerin piyasalara yeniden erişim kazanması da dahil olmak üzere finansal koşullarda iyileşme görüldü.

IMF, KİK ülkelerinde enflasyonun 2025 yılında yüzde 1,7 ile düşük ve istikrarlı kalacağını öngörüyor. Raporda ayrıca, Körfez ülkelerinin cari işlemler fazlasının 2024 yılında GSYİH'nin yüzde 7,1'inden 2030 yılına kadar kademeli olarak yüzde 3,7'ye gerileyeceği belirtildi.

“Büyük riskler”

Dr. Azur, bu tahminlerin olumlu görünümlerine rağmen ‘önemli riskler’ taşıdığını vurguladı. Küresel belirsizliğin ekonomik faaliyeti etkileyebileceği konusunda uyaran Dr. Azur, küresel talebin gerilemesi veya finansal koşulların sıkılaşmasının, büyük finansman ihtiyacı olan ya da devlet borç risklerine yüksek düzeyde maruz kalan bankacılık sistemlerine sahip ülkelere baskı uygulayabileceğini belirtti. Dr. Azur’a göre gelişmiş ekonomilerde süregelen enflasyon da bölgedeki borçlanma maliyetlerini artırabilir.

Jeopolitik gerilimlere değinen Dr. Azur, bu gerilimlerin seviyesinin halen yüksek olduğunu vurguladı. Ateşkes konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmesine rağmen, bölgede hala acil insani ihtiyaçlar bulunduğunu belirten Dr. Azur, geçtiğimiz haziran ayında İsrail ile İran arasında patlak veren çatışmanın ticaret üzerinde yalnızca ‘sınırlı ve kısa vadeli’ bir etkisi olduğunu belirtti, ancak istikrarsızlığın yeniden tırmanma riskinin yüksek olduğunu vurguladı.

hyu
IMF, Suudi Arabistan'ın ekonomik büyüme oranı tahminini yüzde 4'e yükseltti (SPA)IMF, Suudi Arabistan'ın ekonomik büyüme oranı tahminini yüzde 4'e yükseltti (SPA)

Dr. Azur, olumlu tarafta ise bölgesel çatışmaların çözülmesinin ve özellikle yönetim, finans sektörünün derinleşmesi ve özel sektörün gelişimi alanlarında yapısal reformların hız kazanmasının orta vadede beklenenden daha güçlü büyüme oranlarına yol açabileceğine inanıyor.

Öncelikler

IMF, kısa vadeli risklerin yönetilmesinde politika önceliklerinin açık olduğu ve aynı zamanda herkes için daha güçlü ve daha kapsayıcı bir büyümenin temellerinin atıldığını vurguladı. Dr. Azur bu bağlamda mevcut büyüme ivmesinin, özellikle sınırlı marjlara sahip ülkelerde, mali ve dışsal tamponları yeniden oluşturmak için ‘değerli bir fırsat’ sunması gerektiğinin altını çizdi.

Ekonomilerin çeşitlendirilmesi, özel sektörün desteklenmesi, yönetimin ve kurumların güçlendirilmesi, ticaret engellerinin azaltılması ve altyapıya yatırım yapılması amacıyla cesur reformların sürdürülmesi çağrısında bulunan Dr. Azur, bu istikrarlı büyümenin, gençlere ve kadınlara daha fazla fırsat sunarak, eğitim ve sağlık hizmetlerini iyileştirerek ve finansmana erişimi genişleterek kapsayıcı olması gerektiğini vurguladı. Dr. Azur, dijital dönüşüm ve yapay zekanın (AI) üretkenliği artırmak için ek fırsatlar sunduğuna işaret etti.

Çatışmadan çıkan ekonomilerle ilgili değerlendirmesinde başarılı bir toparlanma için erken makroekonomik istikrar, dış finansmana erişim (uluslararası destek ve borç hafifletme dahil) ve kurumsal güçlendirmenin kilit faktörler olduğunu vurgulayan Dr. Azur’a göre IMF analizleri, barışın ilk beş yılında makroekonomik oynaklığın azaltılmasının kalıcı toparlanma olasılığını büyük ölçüde artırdığını gösterdi.

Politika yapıcıların şu anda karşı karşıya olduğu temel zorluğun ‘bu direnci kapsamlı ve sürdürülebilir uzun vadeli büyümeye dönüştürmek’ olduğuna dikkati çeken Dr. Azur, 2025 yılının ‘belirsizlik ortamında dayanıklılığın yılı’ olduğunu belirterek sözlerini tamamladı.



İran'ın savaşı Pekin'e diplomatik kazanımlar sağlarken, aynı zamanda bir enerji krizi yükü de getiriyor

7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
TT

İran'ın savaşı Pekin'e diplomatik kazanımlar sağlarken, aynı zamanda bir enerji krizi yükü de getiriyor

7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)
7 Mart’ta Qingdao Limanı’na demirleyen bir petrol tankeri (AFP)

Görünüşte, Çin İran savaşından en büyük kazanç sağlayan ülkelerden biri gibi görünüyor. ABD, Ortadoğu’ya yeniden askeri ve mali olarak müdahil olurken, uçak gemileri, füzeler ve hava savunma sistemlerini Asya’dan başka cephelere kaydırıyor. Bu sırada Asya’daki müttefiklerin, Washington’un “Hint ve Pasifik Okyanuslarını” stratejik öncelik olarak tutacağına dair güveni azalıyor.

Bu durum Çin’e önemli bir siyasi hediye sunuyor; çünkü deniz komşuluklarındaki göreceli baskıyı hafifletiyor ve Washington’un kaynaklarını dağıtarak güç kaybettiğine dair propaganda fırsatı veriyor. Ancak tablo eksiksiz değil. Çin, birçok Asya ekonomisine göre daha iyi hazırlıklı olsa da, dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumunda ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji, ülkenin ekonomik ve endüstriyel güvenliğinin kalbine dokunuyor. Dolayısıyla asıl soru, Pekin’in sadece kazanç sağlamakla kalıp kalmadığı değil; siyasi kazanımlarının yüksek enerji maliyeti, tedarik zincirlerindeki bozulma ve ABD’nin aksaklıklarını stratejik üstünlüğe çevirmedeki sınırlamaları karşısında dayanıp dayanamayacağıdır.

Caydırıcı denge

Çin’in ilk kazanımı siyasi ve stratejik nitelikte. Savaş, Washington’un Asya’dan Ortadoğu’ya gelişmiş savunma varlıklarını kaydırmasına yol açtı; bunlar arasında Güney Kore’deki THAAD sistemi de bulunuyor. Ayrıca Japonya ve Tayvan gibi Asya müttefiklerine silah ve mühimmat teslimatlarının gecikmesi endişeleri arttı.

Bu kayma, ABD yönetimlerinin yıllardır tekrarladığı “Çin’e karşı öncelik Asya’dır” mesajını zayıflatıyor ve Washington’un çoklu krizlerle boğulduğu, uzun vadeli olarak tek bir sahaya odaklanamayacağı anlatısını Pekin açısından güçlendiriyor. ABD’nin kendisinin de maliyeti hızla artıyor; Kongre’ye bildirilen tahminlere göre sadece savaşın ilk altı gününde maliyet 11,3 milyar doları aştı. Bu durum, ABD’nin bu müdahalenin sürdürülebilirliği konusunda şüpheleri artırıyor.

Saf bir Çin perspektifinden bakıldığında, özellikle maliyetli hava savunma ve füze karşı önlemlerinin ABD tarafından tüketilmesi, Pekin için olumlu bir haber. ABD, yalnızca 2025’te yaklaşık 600 Patriot füzesini üretmişken, medya tahminleri savaşın ilk iki haftasında yüzlerce füzenin kullanıldığını öne sürüyor. Bu durum, askeri tüketim hızı ile sanayi üretim kapasitesi arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Çin, Tayvan ve Güney Çin Denizi çevresinde caydırıcı dengeyi değerlendirirken bu tür göstergeleri yakından izliyor.

gthyj
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Eylül 2025’te Pekin’deki “Halk Salonu”nda İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı kabul ederken (İran Cumhurbaşkanlığı)

Sorun yalnızca ABD stoklarının azalması değil; Pekin’e sembolik ve operasyonel manevra alanı da sağlanıyor. Washington Post’un yayımladığı bir rapor, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki ihtilaflı alanlarda dolgu ve inşaat çalışmalarını artırdığını, bölgesel güçlerin ise daha gergin ve ABD’nin tüm cepheleri aynı anda güvence altına alabileceğine daha az inançlı olduğunu aktarıyor. Ancak bu alan açma durumu, Pekin’e açık bir zafer garantisi sunmuyor; sadece daha fazla baskı uygulama fırsatı veriyor.

Ekonomik değerlendirme

İkinci yol, ekonomik açıdan daha karmaşık. Çin, son yıllarda petrol ve diğer stratejik malların stoklarını artırmak için yoğun yatırımlar yaptı; bu, Şi Cinping’in sık sık tekrarladığı “en kötü senaryolar” uyarılarıyla uyumlu.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığı analize göre, Pekin’in petrol stokları şu an 1,1–1,4 milyar varil arasında, bazı tahminler ise 2 milyar varili aşıyor. Bu miktar, Çin’in günlük ithalatının 100 günü aşkın bölümünü karşılayabilir ve onu geçici arz şoklarına karşı diğer Asya ekonomilerinden daha iyi hazırlıklı hale getiriyor.

grth
Çin’in Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi, 12 Mart’ta Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırım uygulanmasına karşı oy kullanırken (Reuters)

Buna ek olarak, Çin sadece stok biriktirmekle kalmadı, kriz yönetimi araçlarını da kullanıyor. Mart ayında rafine yakıt ihracatını durdurarak iç pazarı korudu, gübre stoklarını erken serbest bırakarak arz eksikliklerini ve fiyat artışlarını dengelemeye çalıştı. Büyük rafineriler ise daha az karlı petrokimyasal ürünler yerine yerel yakıt üretimine yöneldi. Bu adımlar, Çin’in dış şokların toplumsal ve endüstriyel iç yansımalarını önlemeye yönelik erken ve savunmacı bir mantıkla hareket ettiğini gösteriyor.

thyj67u
Şi, 14 Şubat’ta Pekin’de eski İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi kabul ederken (AP)

Ancak bu koruma mutlak değil; Çin’in petrol ithalatının yaklaşık üçte biri ve gaz ithalatının yaklaşık dörtte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Reuters, Çin’in petrol arzının yaklaşık yarısının Körfez bölgesinden geldiğini ve Asya’nın genelinde petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 60’ının Ortadoğu’ya bağlı olduğunu bildiriyor. Bazı Çin veya İran sevkiyatları boğazdan geçmeye devam etse de, uzun süreli veya neredeyse tam bir kapanma nakliye ve sigorta maliyetlerini artırır, rafineri kâr marjlarını baskılar ve gaz, gübre, kükürt ve metanol gibi hammadde tedarik zincirlerini aksatır. Uluslararası Enerji Ajansı, mevcut durumu tarihin en büyük petrol tedarik kesintisi olarak nitelendiriyor ve bu ay dünya arzının günde yaklaşık 8 milyon varil azalmasının beklendiğini vurguluyor. Bu, sorunun artık geçici bir fiyat dalgalanması olmadığını gösteriyor.

ABD ile güç dengesizliği

İşte Çin’in kazancının sınırları burada ortaya çıkıyor. Pekin, savaşı diplomatik olarak kullanabilir ve bazı Asya ülkelerinin tam olarak ABD’ye bağımlı olmak yerine daha fazla “kendine yeterlilik” arayışına yönelmesini teşvik edebilir. Ayrıca kriz, Çin’in Rusya ile enerji bağlarını derinleştirmesine yol açabilir; geçtiğimiz yıl Sibirya-1 hattı üzerinden Çin’e yapılan ihracat 38,8 milyar metreküpe ulaştı ve Sibirya-2 projesi fiyat anlaşmazlıklarına rağmen gündemde duruyor. Çin’in rafinerileri de daha önce İran ve Rusya’dan ucuz petrol stokları biriktirmişti, bu kısa vadeli bir tampon sağladı.

Ancak bunların hepsini büyük bir stratejik kazanca çevirmek üç sınırlama ile karşılaşıyor:

Çin’in ABD’nin aksine küresel deniz ve askeri hareket özgürlüğü yok; enerji yollarını uzun süreli çatışmada güvence altına almak için yeterli değil.

ABD’nin dikkatinin dağılması Çin’in kapsamlı güç farkını ortadan kaldırmıyor; bu fark hem askeri yayılma, hem ittifak ağları, hem finansal ve denizcilik teknolojilerinde hâlâ mevcut.

Çin’in kendisi doğrudan çatışmaya girmekten çekiniyor; zira zaten yavaşlayan ekonomisi uzun ve maliyetli enerji şoklarını karşılamaya daha az hazır.

Bu nedenle Çin, şu ana kadar savaşı saldırgan biçimde kullanmaktan çok, risk yönetimine odaklanmış görünüyor. Bazı sevkiyatların geçişini güvence altına almak, yakıtı iç piyasada tutmak ve stokları dikkatli kullanmak gibi adımlar atıyor; ancak küresel güç dengelerini tersine çevirdiğine dair kendinden emin bir tutum sergilemiyor.

Sonuç

Özetle, Çin İran savaşından gerçekten fayda sağlıyor; ancak bu fayda doğrudan veya ücretsiz değil. ABD’nin dikkatinin dağılmasından, Asya’daki güvenin sarsılmasından ve ABD’nin tüketilmesinin açtığı boşluktan kazanç elde ediyor. Aynı zamanda, enerji güvenliği ve stokların endüstriyel esnekliğe dönüşümü konusunda ciddi bir sınavla karşı karşıya.

Bugün Çin, “endişeli kazanan” konumunda: diplomatik olarak daha güçlü, ancak ekonomik veya stratejik olarak sınırsız değil; dış şoklara karşı nispeten dayanıklı, fakat tamamen etkilenmez durumda değil.


Güvenli liman arayışında dolar, altının cazibesini nasıl boğdu?

Güney Kore wonu, Çin yuanı, Japon yeni ve ABD doları banknotları (Reuters)
Güney Kore wonu, Çin yuanı, Japon yeni ve ABD doları banknotları (Reuters)
TT

Güvenli liman arayışında dolar, altının cazibesini nasıl boğdu?

Güney Kore wonu, Çin yuanı, Japon yeni ve ABD doları banknotları (Reuters)
Güney Kore wonu, Çin yuanı, Japon yeni ve ABD doları banknotları (Reuters)

Ortadoğu’daki gerilimler küresel ölçekte ekonomik durgunluk endişelerini artırırken, ABD doları tartışmalı bir istisna olarak öne çıkıyor. Enerji arzındaki mevcut şok, dolar endeksine göre Amerikan para biriminin değerini yaklaşık yüzde 2,5 artırdı ve doları savaşların yarattığı kriz ortamından en fazla fayda sağlayan para birimi konumuna getirdi. İlk bakışta kriz dönemlerinde mantığa aykırı gibi görünen bu yükseliş, karmaşık bir ekonomik denkleme dayanıyor. Bu denklem, ‘yeşil para’ olarak bilinen ABD dolarını küresel dalgalanmalar karşısında zorunlu bir güvenli liman haline getiriyor.

Dolar, güvenli liman para birimi ve piyasaların itici gücü

Bu yükselişin temelinde, doların küresel finans piyasalarında rakipsiz bir ‘güvenli liman’ para birimi olma özelliği yatıyor. Belirsizlik dönemlerinde, özellikle de hayati öneme sahip geçiş yollarının kapanma riski ortaya çıktığında, dünya genelindeki yatırımcılar yüksek riskli varlıklardan hızla çıkarak dolar likiditesine yöneliyor. Bu nedenle nakdi koruma eğilimi, piyasa dalgalanmalarından ürken sermayeyi zorunlu olarak dolara yönlendiriyor. Doların gücü de ABD finans sisteminin derinliğinden ve diğer ekonomilere kıyasla şokları absorbe etme kapasitesinin yüksek olmasından kaynaklanıyor.

fvgthy
Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri ve kargo gemileri sıralanırken bir adam sahilde yürüyor. (AP)

Ancak mesele yalnızca psikolojik bir güvenli liman etkisiyle sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası ticaretin yapısıyla da doğrudan bağlantılı. Dolar, petrol ve doğalgazın küresel ölçekte fiyatlandırılmasında başlıca referans para birimi olmayı sürdürüyor. Bu nedenle çatışmaların yol açtığı her enerji fiyatı artışıyla birlikte Amerikan para birimine yönelik küresel talep de otomatik olarak yükseliyor. Enerji ithalatçısı ülkeler, özellikle Asya ve Avrupa ekonomileri, artan ithalat faturalarını ödeyebilmek için daha fazla dolar satın almak zorunda kalıyor. Bu durum ise zaten rezervlerinin erimesiyle karşı karşıya olan bu ülkelerin para birimleri karşısında doların değerini yukarı yönlü baskılayan sürekli bir talep yaratıyor.

Altının gizemi

Doların yükselişine karşılık altın piyasalarında ise dikkat çekici bir ‘paradoks’ yaşandı. ‘Sarı metal’, jeopolitik gerilimi kazançlarını artırmak için kullanmakta başarısız oldu. Askerî operasyonların başlamasının hemen ardından ons fiyatı 5 bin 296 dolardan 5 bin 423 dolara yükselen altın, daha sonra yoğun satış dalgasıyla karşılaştı ve fiyatı 5 bin 85 dolara geriledi.

f8p0
Seul’deki Kore Altın Borsası mağazasında bir çalışan altın külçelerini sergiliyor. (AFP)

Metals Daily CEO’su Ross Norman CNBC’ye yaptığı açıklamada, doların güçlenmesi ve ABD hazine tahvili getirilerinin artmasının altının cazibesini azalttığını belirtti. Norman’a göre yatırımcılar, yüksek faiz ortamında gelir getirmeyen altın yerine getirisi olan Amerikan varlıklarını daha çekici buluyor.

Norman ayrıca petrol fiyatlarındaki yükselişin uzun süreli enflasyona ve muhtemelen faiz artışlarına yol açabileceğini ifade etti. Bunun da merkez bankalarının, petrol ve doğal gaz için hayati öneme sahip bir deniz geçidi olan Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimalinin etkilerini sınırlamaya çalıştığı bir dönemde gerçekleştiğini söyledi.

Yüksek faiz oranları, devlet tahvilleri gibi getiri sağlayan varlıkların cazibesini artırırken, altın gibi getiri sağlamayan değerli metallerin görece çekiciliğini azaltıyor.

Norman, “Altın ve gümüş fiyatlarındaki hareketler şu anda zayıf görünüyor, ancak son birkaç ayda gördüğümüz büyük dalgalanmaların ardından bunun normal bir durum olması muhtemel” değerlendirmesinde bulundu.

Bir başka açıklamaya göre ise çatışmalar, yatırımcılar arasında panik satışlarını tetikliyor. Bu durum, fiyatlar düşerken yatırımcıların pozisyonlarını kapatmaya zorlayan ani bir likidite akışı yaratıyor. Bu değerlendirme, Al Ramz şirketinin araştırma bölüm başkanı Amer Halawi’ye ait.

Halawi CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Bir likidite krizi yaşanması durumunda insanlar durumu anlayana kadar her şey satılır ve yatırımlar daha uygun varlıklara yeniden yönlendirilir” dedi.

Doların yükselişinin nedenlerinden biri de faiz oranları

Öte yandan AFP, mevcut koşullar altında ABD dolarının rakip para birimleri karşısında yükselmesinin arkasındaki nedenleri ele aldı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre bu yükseliş üç temel unsura dayanıyor:

- Likidite ve güvenli liman özelliği: Dolar, yüksek likiditeye sahip güvenli liman arayan yatırımcıların ilk tercihi olmayı sürdürüyor. Uluslararası ticarette ve merkez bankalarının rezervlerinde en çok tercih edilen para birimi olma özelliğini koruyor.

vfgthy
İspanya'nın kuzeyinde terk edilmiş bir petrol sahasındaki petrol pompası (AFP)

- ABD’nin enerji bağımsızlığı: ABD, dünyanın en büyük ham petrol üreticisi olduğu için tedarik krizinden görece daha az etkileniyor. Ülke, enerji ihtiyacının yalnızca yüzde 8’ini Körfez bölgesinden ithal ederken, ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini Kanada’dan karşılıyor. Bu durum ABD ekonomisini petrol ve gaz ürünlerinde net ihracatçı konumuna getiriyor, ticaret dengesini güçlendiriyor ve Körfez petrolüne yüksek ölçüde bağımlı olan Avrupa ve Asya para birimlerine kıyasla dolara daha fazla dayanıklılık sağlıyor.

- Faiz beklentileri: Enerji maliyetlerindeki artışın enflasyon endişelerini artırması bekleniyor. Bu da ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinin hızını yavaşlatmasına yol açabilir. Böyle bir senaryo ise diğer varlıklara kıyasla doların cazibesini artırıyor.

Trump’ın politikası ile savaşın gerçekliği arasında

Söz konusu gelişmeler, gaz fiyatlarını düşürmeyi ve ‘zayıf dolar’ yoluyla ihracatı desteklemeyi vaat eden Trump yönetiminin hedefleriyle çelişiyor. Bu bağlamda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Ocak 2026’nın sonunda yaptığı açıklamada yönetimin ‘güçlü dolar politikasına’ bağlı olduğunu vurguladı. Bessent, bu politikanın özünün vergi, ticaret ve düzenleyici politikalar yoluyla büyümeyi destekleyen bir ekonomik ortam oluşturmak olduğunu, böylece ABD’yi küresel sermaye için en cazip yatırım merkezi haline getirmeyi hedeflediklerini ifade etti. Bu yaklaşımın, son dönemde doların değerinde yaşanan dalgalanmalara rağmen sürdürüleceğini belirtti.

cdfgrth
Irak’ın Basra kentindeki Zubeyr petrol sahasının yakınındaki tarım arazilerinin yanından geçen insanlar (Reuters)

Diğer yandan bazı uzmanlar, Trump’ın zayıf dolar söylemi ile Bessent’in politikaları arasındaki çelişki nedeniyle yönetimin yaklaşımını ‘tutarsız’ olarak nitelendiriyor. Finans analisti Kathleen Brooks ise önümüzdeki aylarda artması beklenen askeri harcamalar nedeniyle ABD bütçe açığının büyümesi halinde doların cazibesinin azalabileceği uyarısında bulundu. Brooks’a göre bu durum, yönetimi ekonomik güç ile jeopolitik gerçeklik arasında denge kurma konusunda ciddi bir ikilemle karşı karşıya bırakabilir.


Trump, stratejik petrol rezervinden 172 milyon varil petrolün serbest bırakılması talimatı verdi

Teksas eyaletindeki bir petrol sahasında bulunan petrol pompaları (AFP)
Teksas eyaletindeki bir petrol sahasında bulunan petrol pompaları (AFP)
TT

Trump, stratejik petrol rezervinden 172 milyon varil petrolün serbest bırakılması talimatı verdi

Teksas eyaletindeki bir petrol sahasında bulunan petrol pompaları (AFP)
Teksas eyaletindeki bir petrol sahasında bulunan petrol pompaları (AFP)

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Başkan Donald Trump’ın stratejik petrol rezervlerinden 172 milyon varil petrolün serbest bırakılmasına izin verdiğini açıkladı. Bu adımın, enerji fiyatlarındaki artışı kontrol altına almak ve küresel piyasaların güvenliğini sağlamak amacı taşıdığı bildirildi.

Wright resmî açıklamasında, serbest bırakmanın gelecek hafta başlayacağını ve tedarik işlemlerinin yaklaşık 120 gün süreceğini belirtti. Bu hamle, Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) üye 32 ülke arasında yapılan tarihî ve kapsamlı bir anlaşmanın parçası olarak, toplam 400 milyon varil petrol ve rafine ürünün serbest bırakılmasını kapsıyor.

İran’a caydırıcı bir mesaj

Wright, bu kararı doğrudan İran’ın hareketleriyle ilişkilendirerek, Tahran ve destekçilerinin uyguladığı ‘enerji şantajı’ döneminin sona erdiğini vurguladı. Wright, “Son 47 yıldır enerji güvenliğimizi tehdit etmeye ve Amerikalıları hedef almaya çalıştılar. Ancak Başkan Trump liderliğinde, Amerikalıların enerji güvenliğinin her zamankinden daha güçlü olduğunu dünyaya gösteriyoruz” dedi.

Wright ayrıca stratejik rezervin, serbest bırakılan miktardan daha fazlasıyla yeniden inşa edilmesine yönelik planları da açıkladı. ABD, önümüzdeki yıl boyunca depolara yerleştirmek üzere 200 milyon varil petrol satın almayı taahhüt etti; bu, serbest bırakılan miktardan yüzde 20 daha fazla. Wright, bu işlemin Amerikan vergi mükellefine herhangi bir maliyet yaratmayacağını, fiyat farkları ve vadeli işlemler üzerinden yapılacak stratejik alımlarla maliyetin karşılanacağını belirtti.