Brüksel Konferansı’nın gündemi siyasi çözüm

Brüksel’deki toplantının merkezinin yakınlarındaki Suriyeli aktivistler (AP)
Brüksel’deki toplantının merkezinin yakınlarındaki Suriyeli aktivistler (AP)
TT

Brüksel Konferansı’nın gündemi siyasi çözüm

Brüksel’deki toplantının merkezinin yakınlarındaki Suriyeli aktivistler (AP)
Brüksel’deki toplantının merkezinin yakınlarındaki Suriyeli aktivistler (AP)

Suriye’yi ve bölgeyi desteklemeye yönelik uluslararası Brüksel Konferansı’nın etkinlikleri kapsamında Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu genel merkezinde düzenlenen ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri, uzmanlar ve karar yapıcıları kapsayan diyalog günleri dün de devam etti. Brüksel Konferansı’nın bakanlar oturumu ise bugün yapılacak.
Belçika Temsilcisi Marc Otte, konu hakkında Şarku’l-Avsat’a şunları söyledi: “Diyalog, Suriyelilere, ev sahibi topluluklara ve diğer taraflara birbirlerini dinlemeleri ve uluslararası toplumdan, Cenevre görüşmelerinden ve Suriyelilere yeni destek sağlamaya yönelik Brüksel Konferansı’ndan ne beklediklerini dile getirmeleri için bir fırsat sunuyor. Tabii ki, para sorunları çözmeyecek, bunun yanında gerekli ihtiyaçları sağlamada ve tutukluların ve kayıp kişilerin aranmasında yardımcı olmak için politik bir çözüme ve maddi desteğe de ihtiyaç var. Kısacası, Amerikalıların, Avrupalıların, Rusların ve Arapların yani herkesin çabasına ihtiyaç var.” Bazı gözlemciler, organizatörlerin oldukça az sayıda Suriyeli kadını davet etmeye istekli olduğunu belirttiler. Avrupalı kuruluşlar, bunun amacının Suriyeli kadınların çeşitli konulardaki görüşlerini dinlemek olduğunu söylediler.
Kadın bir katılımcı ise herhangi bir uluslararası diyalogun yararlı olduğunu, böylece yeniden soruların sorulduğunu ve eleştirilerin yapıldığını ifade etti ve şöyle dedi: “Organizatörler genellemeye gittiler ve açıklığa kavuşturmadan, Suriyeli kadınların hepsi tek bir grupmuş gibi, Suriyeli kadınların büyük katılımına işaret ettiler.  Bunun genel olarak Suriye sorununu ve özel olarak da Suriye’deki feminist hareketi ele almanın kolay yolu olduğunu düşünüyorum. Genel olarak, açık olan ve faydalı olup olmadığını söyleyemeyeceğim bir tartışma vardı. Sorular sorduk ve her şeyi masaya yatırdık. Bu fikirlerin nasıl hayata geçirileceğini göreceğiz.”
Söz konusu katılımcı, Avrupa’nın rolünden memnun olmadığını, çünkü Avrupa’nın daha büyük bir rol oynayabileceğini söyledi ve “Maalesef, Avrupa Birliği, Suriye hakkındaki tartışmayı, siyasi bir çözüm ve Beşar Esed’siz bir geçiş için aşaması olmaksızın, sadece mültecilerin geri dönmesi veya onların bölgede desteklenmesiyle sınırlıyor” ifadelerini kullandı.
Diyalogun oturum arasında, Ürdün Yüksek Nüfus Konseyi Genel Sekreteri Abla Amavi şunları söyledi: “Bu konferans, uluslararası toplumun Suriye halkına, özellikle de iltica meselesine destek sağlamak ve ayrıca yeniden imara katkıda bulunmak için neler yapılabileceğine ışık tutması açısından çok önemlidir.” Amavi, Suriye’ye destek konulu konferans serisinin devam etme olasılığına ve Brüksel Konferansı sonrası tabloya ilişkin bir soruya yanıt olarak şunları ekledi: “Suriye halkını Suriye’nin içinde ve dışında, özellikle de Ürdün, Lübnan ve Türkiye gibi oldukça etkilenen komşu ülkelerde desteklemeyi başarabilirsek 4. veya 5. Brüksel Konferansı’nın olmaması mümkündür.”
Amevi, konuşmasının devamında “Ürdün’ün, Ürdün hükümetinin çalışmaları ve Suriye krizine cevap verme planı için büyük destek almasını umuyoruz. Önceki konferanslarda Ürdün, okullar açmak ve Suriyelilere sağlık ve rehabilitasyon sistemi sağlamak için gereken desteğin sadece yüzde 62’sini aldı. Ürdün topraklarındaki 1 milyon 300 binden fazla mülteciden bahsediyoruz. Bunların yüzde 45’i 15 yaşın altında ve okullara, sağlık hizmetlerine, ailelerine yardım sağlanmasına ve ekonomik destek verilmesine ihtiyaç duyuyorlar” dedi.  
Katılımcılar, komşu ülkelerde yaşayan mültecilerin sıkıntılarını dinlediler. Organizatörler, bazı konuşmacıların korkması nedeniyle oturumun görüntülenmesini yasaklama kararı aldılar. Konuşmacılardan bazıları sahte isimler kullandılar, bazıları ise ülkesine döndükten sonra kovuşturmaya tabi tutulma olasılığını sorguladılar ve bazıları ise Suriye hapishanelerindeki tutuklulardan ve bombalı operasyonların devam ettiğinden bahsettiler.
Bir diğer kişi ise, rejimin baskınlarının devam ettiği bir zamanda konferansın hesap verebilirlik ve adalet sürecine daha büyük bir ivme sağlayacağını umduğunu belirtti ve şunları söyledi: “Avrupa ülkelerinden adalet mahkemelerinin oluşturulmasını, BM kararlarının uygulanmasını, siyasi bir geçiş süreci ve seçimler talep ediyoruz.  Ayrıca, bazıları işkence altında ölen 100 binden fazla mahkumun bulunduğu Suriye hapishaneleri için izleme komitelerine de ihtiyaç duyulmakta. Humus’taki bazı evler (Hizbullah’tan), Irak’tan ve İran’dan gelen milislerden mustarip, bu nedenle mezhepçi milislerin çıkarılmasına ve sivillerin korunmasına da ihtiyaç var.”
“Göç ve Sürdürülebilir Çözümler” başlıklı ilk seminer, dün Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani’nin katılımıyla gerçekleşti. Ardından, “Koruma Sağlama” ve “Eğitim ve Çocuğun Korunması” başlıklı seminerler düzenlendi. Daha sonra,  biri “Ekonomik ve Sosyal İyileşme” konulu ve diğeri ise “Suriye’de Adalet ve Sosyal Uyum” konulu iki seminer yapıldı. “Ekonomik ve Sosyal İyileşme” konulu seminere, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği temsilcileri ile Ürdün Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mary Kavar ve Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Martin Jager de dahil olmak üzere Arap ve Avrupa ülkelerinden bakanlar katıldı.
Etkinliklere AB Dış Politika Koordinatörü Federica Mogherini de katıldı. Mogherini, Suriye sivil toplum kuruşlarının Kadın Danışma Kurulu ile bir araya geldi ve kadınların çatışmaların çözülmesindeki rolü tartışıldı. Mogherini ayrıca, diyalogun oturum aralarında, BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen ile bir araya geldi ve daha sonra ise diyalogun kapanış oturumuna katıldı.



Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum, Trump'ı anmadan ABD'nin Meksika'ya müdahalesini kınadı

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
TT

Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum, Trump'ı anmadan ABD'nin Meksika'ya müdahalesini kınadı

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum dün, ABD’nin ülkesinin iç politikasına müdahalesini kınadı. Sheinbaum, Washington’ın bir eyalet valisi hakkında şüpheler uyandırması ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Meksika’da bir operasyon düzenlemesinin ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın adını anmadan ABD'deki ‘aşırı sağ kesimlerin’ Meksika hükümetine karşı bir ‘kampanya’ başlattığını iddia etti.

Başkan Trump, yaptığı bir açıklamada, uyuşturucu kartellerinin Meksika'yı kontrol ettiğini belirtmiş ve Meksika makamlarının suç örgütleriyle mücadele için gerekli adımları atmaması halinde tek taraflı önlemler alacağı tehdidinde bulunmuştu.

Bu yeni gerginlik dalgası, geçtiğimiz nisan ayında CIA’nin Meksika'da bir operasyon düzenlediği ve bu operasyon sırasında federal hükümetin Meksika topraklarında faaliyet göstermelerine izin vermediği iki ABD ajanının öldürüldüğünün ortaya çıkmasıyla başladı. ABD'nin, Meksika'nın Sinaloa Valisi Rubén Rocha’yı, ABD'de ömür boyu hapis cezasına çarptırılan El Chapo lakaplı Joaquín Guzmán'ın kurduğu kartelle bağlantılı olmakla suçlaması sonucu tansiyon daha da yükseldi.

Sheinbaum, her sabah rutin olarak düzenlenen basın toplantısında, “Başkan Trump’ın çeşitli konularda bu kampanyayı yönettiğini sanmıyorum” diyerek, ABD’deki aşırı sağ kesimleri iki ülke arasında ‘iyi ilişkiler kurulmasını istememekle’ suçladı.

Göreve gelmesinin ikinci yıl dönümü vesilesiyle pazar günü düzenlenen bir toplantıda bu iki konuya değinen Sheinbaum, “2026 seçimlerine hazırlanmak için ülkemizi mi kullanıyorlar? Yoksa 2027’deki seçimlerimizi etkilemeyi mi amaçlıyorlar?” diye sordu.

Meksika, gelecek yıl 32 eyaletinin yarısından fazlasında milletvekili ve vali seçimi yapacak. Bu eyaletler arasında Sinaloa da bulunuyor.

Sinaloa Valisi Rocha, New York Savcılığı'nın kendisine suçlamalar yöneltip tutuklanmasını ve iadesini talep etmesinin ardından görevinden geçici olarak ayrıldı.

Sheinbaum, herhangi bir adım atmadan önce ülkesinin sağlam deliller elde etmesini talep etti. Ayrıca, hükümetinin organize suçla bağlantısı olan hiçbir siyasi yetkiliyi korumayacağını da vurguladı.


ABD ile İran arasındaki çatışmalar, gerilimi azaltma çabalarına baskı yapıyor

İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
TT

ABD ile İran arasındaki çatışmalar, gerilimi azaltma çabalarına baskı yapıyor

İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)

ABD ile İran arasında yeni askeri saldırılar yaşanırken, bu gelişme gerilimi düşürme çabaları üzerindeki baskıyı artırdı ve ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Taraflar arasında üç aydır devam eden savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya ulaşılması amacıyla dolaylı temaslar ise sürüyor.

ABD ordusu, cumartesi ve pazar günleri İran içinde ‘savunma amaçlı’ saldırılar düzenlediğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise buna karşılık, ABD saldırılarında kullanıldığını belirttiği bir hava üssünü hedef aldığını duyurdu.

Bölgesel arabulucular üzerinden yürütülen müzakereler devam ederken, taraflar arasında nükleer dosya, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı konularındaki anlaşmazlıklar sürüyor.

Karşılıklı saldırıların yeniden başlaması, küresel enerji arzı ve deniz taşımacılığının güvenliğine ilişkin endişelerin artmasıyla petrol fiyatlarının yüzde 3’ten fazla yükselmesine yol açtı. Bu süreç, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarını yeniden yoğunlaştırdığı bir döneme denk geldi. İranlı yetkililer ise nihai bir anlaşmanın, Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkesin sağlanmasına bağlı olduğunu vurguladı.

Karşılıklı saldırılar

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), pazartesi gecesi Amerikan güçlerinin Kuveyt’te konuşlu birlikleri hedef alan iki İran balistik füzesini havada imha ettiğini açıkladı. Açıklamada, füzelerin başarıyla düşürüldüğü ve olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığı belirtildi.

CENTCOM, ABD güçlerinin yüksek alarm durumunda kalmayı sürdüreceğini ve mevcut ateşkesi desteklerken ‘İran saldırganlığı’ olarak nitelediği tehditlere karşı Amerikan askerlerini korumaya devam edeceğini bildirdi.

Bu açıklama, CENTCOM’un cumartesi ve pazar günleri İran’ın Hark Adası ile Keşm Adası’nda bulunan radar sistemleri ile insansız hava araçlarına (İHA) yönelik komuta ve kontrol merkezlerine karşı ‘meşru müdafaa’ kapsamında saldırılar düzenlediğini duyurmasının ardından geldi.

CENTCOM, söz konusu saldırıların, İran’ın uluslararası sularda görev yapan ABD’ye ait MQ-1 tipi İHA’yı düşürmesi de dahil olmak üzere ‘saldırgan eylemlerine’ karşılık gerçekleştirildiğini açıkladı.

Açıklamada, ABD savaş uçaklarının İran’a ait hava savunma sistemlerini, bir yer kontrol istasyonunu ve bölgeden geçen gemiler için açık tehdit oluşturduğu belirtilen iki silahlı insansız hava aracını imha ettiği belirtildi.

CENTCOM, ABD güçleri arasında herhangi bir can kaybı yaşanmadığını vurgulayarak, ateşkes süresince Amerikan personeli, varlıkları ve çıkarlarını korumaya devam edeceğini bildirdi.

Öte yandan CENTCOM, deniz operasyonları kapsamında 1 Haziran itibarıyla 121 ticari geminin rotasının değiştirildiğini, İran’a uygulanan deniz ablukasına uyumun sağlanması amacıyla 5 geminin faaliyetlerinin de engellendiğini açıkladı.

DMO açıklaması

Buna karşılık DMO, ABD’nin Arap Körfezi kıyısındaki Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik Adası’nda bulunan bir haberleşme kulesini hedef aldığını açıkladı.

DMO tarafından yayımlanan açıklamada, örgütün füze birimlerinin ABD saldırısının düzenlendiği hava üssünü hedef alarak karşılık verdiği belirtildi. Açıklamada, ‘önceden belirlenen hedeflerin’ vurulduğu ve imha edildiği ifade edildi. Ancak açıklamada hedef alınan hava üssünün konumuna ya da saldırının yol açtığı hasarın boyutuna ilişkin herhangi bir ayrıntı verilmedi.

sxd
ABD karşıtı bir propaganda afişinin önünden geçen iki İranlı kadın (Reuters)

DMO, ABD’nin benzer saldırıları tekrarlaması halinde buna ‘tamamen farklı’ bir karşılık verileceği uyarısında bulunarak, yaşanabilecek her türlü yeni tırmanışın sorumluluğunu Washington’a yükledi.

DMO Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan ayrı bir açıklamada ise son 24 saat içinde aralarında dört petrol tankerinin de bulunduğu 15 geminin, önceden izin alıp kuvvetlerle koordinasyon sağladıktan sonra Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yaptığı bildirildi.

Açıklamada ayrıca Arap Körfezi ile Hürmüz Boğazı çevresinde faaliyet gösteren ticari gemiler ve petrol tankerleri uyarılarak, ‘bölge dışından gelen düşman güçler’ olarak nitelenen unsurlarla yapılacak her türlü iş birliğinin yakın ve doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirileceği, buna göre karşılık verileceği belirtildi.

Trump anlaşmaya bağlı kalıyor

Karşılıklı saldırılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump, İran ile bir anlaşmaya varılabileceği yönündeki iyimserliğini korudu.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda İran’ın ‘gerçekten bir anlaşma istediğini’ belirterek, olası bir uzlaşının hem ABD hem de müttefikleri açısından olumlu sonuçlar doğuracağını savundu.

Açıklamasında, bazı Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin kendisine yönelik baskılarını da eleştiren Trump, bir kesimin müzakerelerin hızlandırılmasını, diğerlerinin yavaşlatılmasını istediğini; kimilerinin savaşa gidilmesini, kimilerinin ise bundan kaçınılmasını savunduğunu söyledi.

Bu tür tutumların müzakere sürecini daha karmaşık hale getirdiğini ifade eden Trump, kendisini eleştirenlere ‘oturup rahatlamaları’ çağrısında bulunarak, sürecin ‘iyi sonuçlanacağı’ yönündeki inancını dile getirdi.

Trump, bir başka paylaşımında ise İran’la yürütülen müzakere çerçevesini savundu ve anlaşmanın nükleer dosyayı kapsamadığı yönündeki haberleri yalanladı.

Olası anlaşmanın İran’ın nükleer silah sahibi olmamasını açık şekilde öngördüğünü belirten Trump, metnin ayrıca nükleer programın çeşitli yönlerine ilişkin ayrıntılı düzenlemeler içerdiğini kaydetti.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Washington’u müzakere sürecini uzatmakla suçladı. Bekayi, ABD’nin tutumunu sürekli değiştirdiğini, zaman zaman yeni ya da birbiriyle çelişen talepler gündeme getirerek görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını öne sürdü.

Bekayi, taraflar arasında mesaj alışverişinin sürdüğünü ancak bunun ‘yoğun kuşku ve derin güvensizlik’ ortamında gerçekleştiğini söyledi.

Müzakerelerin zaten karşılıklı güvenin bulunmadığı bir zeminde başladığını belirten Bekayi, diplomasinin taraflar arasında güven ilişkisi bulunmasını zorunlu kılmadığını ifade etti.

Bekayi, ABD’den gelen çelişkili mesajların bir müzakere taktiğinin parçası olması halinde sonuç vermeyeceğini savunarak, Washington’a net ve kararlı bir tutum benimseme çağrısında bulundu.

ABD’yi İran’ın güneyini hedef alan saldırılarla ateşkesi ihlal etmekle de suçlayan Bekayi, bu durumun mevcut şüpheleri daha da artırdığını ve ülkesine karşılık olarak savunma tedbirleri alma hakkı verdiğini söyledi.

Bekayi ayrıca, İran’ın bölgedeki İsrail hamlelerini, Lübnan’daki gelişmeler de dahil olmak üzere, ABD’nin politikalarından bağımsız değerlendirmediğini ifade etti.

Gemilerin geçişi devam ediyor

Askeri gerilimin arttığı bir dönemde New York Times gazetesi ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilere yönelik deniz operasyonlarını sürdürdüğünü ortaya koydu.

Gazetenin ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre, Amerikan güçleri son üç hafta içinde yaklaşık 70 ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan Arap Körfezi’ne giriş ve çıkışlarını koordine etti.

Yetkililer, gemilerin büyük bölümünün geçiş sırasında tespit edilmemek amacıyla verici ve alıcı sistemlerini kapattığını belirtirken, kullanılan rotalar veya gemilerin türleri hakkında ayrıntı vermedi.

Yetkililerden biri, bazı güzergâhların İran kıyılarından uzak bölgelerden geçtiğini ifade etti. ABD’li yetkililer ayrıca, İran’ın onayı olmaksızın ülke kıyılarına yakın seyreden gemilerin İHA ya da füze saldırılarına maruz kalma riskiyle karşı karşıya bulunduğunu söyledi.

Yetkililer, ABD koordinasyonunda gerçekleştirilen bu geçişlerin savaş öncesi döneme kıyasla hâlâ sınırlı düzeyde kaldığını vurguladı. Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günlük olarak 100’den fazla gemi geçiş yapıyordu.

dfrgtyhu
20 Mayıs’ta yapılan bir operasyon sırasında bir İran petrol tankeri üzerinde bulunan ABD Deniz Piyadeleri mensupları (ABD Donanması)

Buna rağmen ABD’li yetkililer, gemilerin Amerikan koordinasyonunda geçişlerini sürdürmesinin, bazı armatörlerin haftalarca aksayan ticari faaliyetlerin ardından Arap Körfezi’ne giriş ve çıkış yapabilmek için risk almaya hazır olduklarını gösterdiğini belirtti.

Yetkililer, ABD’nin koordine ettiği güzergâhın, İran’dan geçiş izni almak ya da geçiş ücreti ödemek istemeyen gemiler için alternatif bir seçenek oluşturduğunu ifade etti.

ABD’li yetkililer geçen hafta yaptıkları açıklamada, Washington ile Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılmasını sağlayabilecek bir anlaşmaya yaklaşmış olduğunu bildirmişti. Savaş öncesinde boğazdan dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri ile önemli miktarda doğal gaz sevkiyatı gerçekleştiriliyordu.

Ancak ABD’li yetkililer pazar günü, Trump’ın önerilen anlaşma çerçevesine ilişkin şartları sertleştirdiğini açıkladı. Bu durumun, İran’ın nükleer programı, yaptırımlar, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımına yönelik düzenlemeler başta olmak üzere temel konulardaki anlaşmazlıkların sürdüğünü ortaya koyduğu belirtildi.


Washington, Berri’nin ‘tavsiyeyi’ reddetmesi nedeniyle hayal kırıklığına uğradı

İsrail’in Güney Lübnan’daki Arnun kasabasına düzenlediği saldırının ardından yükselen duman bulutu (DPA)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Arnun kasabasına düzenlediği saldırının ardından yükselen duman bulutu (DPA)
TT

Washington, Berri’nin ‘tavsiyeyi’ reddetmesi nedeniyle hayal kırıklığına uğradı

İsrail’in Güney Lübnan’daki Arnun kasabasına düzenlediği saldırının ardından yükselen duman bulutu (DPA)
İsrail’in Güney Lübnan’daki Arnun kasabasına düzenlediği saldırının ardından yükselen duman bulutu (DPA)

ABD himayesinde Lübnan ile İsrail arasında salı ve çarşamba günleri gerçekleştirilecek dördüncü müzakere turu öncesinde, Başkan Donald Trump yönetimi, Hizbullah’ın askeri ve güvenlik yapılanmalarının dağıtılması ve örgütün silahsızlandırılması gerekliliği konusunda daha sert bir tutum benimsedi. Bu gelişme, İsrail’in Lübnan topraklarına yönelik geniş çaplı kara harekâtı ve İran destekli örgütün ilerleyen İsrail güçlerine ve İsrail içindeki hedeflere yönelik saldırılarını sürdürmesi nedeniyle ateşkesin ciddi şekilde sarsıldığı bir dönemde yaşanıyor.

İsa’nın tavsiyesi

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, görüşmelerin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda başlaması öncesinde Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey Lübnanlı yetkililer, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Mişel İsa aracılığıyla Washington’daki üst düzey yetkililerden telefon aldı. Temaslarda, İsrail’in tırmandırdığı askeri operasyonlar nedeniyle bazı çevrelerin müzakerelerin faydasını sorgulamasına rağmen, İsrail ile görüşmelerin sürdürülmesi yönünde ‘tavsiyede’ bulunuldu. İsa ayrıca, İsrailli yetkililerle Lübnan topraklarındaki askeri ilerleyişin durdurulması için girişimde bulunulması karşılığında, Hizbullah’ın herhangi bir yerdeki İsrail hedeflerine yönelik tüm saldırılarını en az 48 saat süreyle durdurması için çalışılmasını talep etti.

Edinilen bilgilere göre özellikle Berri, söz konusu öneriyi ‘gerçekçi olmadığı ve Hizbullah’tan teslim olmasının istenmesi anlamına geldiği’ gerekçesiyle reddetti.

Washington’daki görüşmelere İsa ile birlikte ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin de katılması bekleniyor. Lübnan heyetinde eski Büyükelçi Simon Karam, Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad, Büyükelçi Yardımcısı Visam Boutros ve Lübnan’ın Washington Askerî Ataşesi Tuğgeneral Oliver Hakmeh’nin yer alacağı belirtiliyor. İsrail tarafını ise Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Yossi Draznin, Başbakanlık Ofisi yetkilisi Uri Reznik ve Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter’in temsil etmesi bekleniyor.

thyjuk
(Soldan sağa) ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Michael Needham, ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Mişel İsa, Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade Muavvad ve İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Washington’da düzenlenen Lübnan-İsrail görüşmelerinin ilk oturumu öncesinde (Arşiv – Reuters)

Ateşkesin çöküşüyle eş zamanlı olarak bir ABD’li yetkili, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun pazar gecesi Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaptığını açıkladı. Yetkili, görüşmelerin ‘İsrail ile Lübnan arasında devam eden diplomatik müzakereler çerçevesinde’ gerçekleştiğini belirtti. Rubio’nun önerisinin ‘açık bir yol haritası’ içerdiğini ifade eden yetkili, buna göre Hizbullah’ın İsrail’e yönelik tüm saldırılarını durdurması gerektiğini, bunun karşılığında ise İsrail’in Beyrut’taki askeri tırmanışı artırmaktan kaçınacağını söyledi. Yetkili, söz konusu adımın ‘gerilimin kademeli olarak düşürülmesine ve çatışmaların fiilen sona erdirilmesine zemin hazırlayacağını’ dile getirdi.

Berri’nin yanıtı hayal kırıklığı yarattı

Adının açıklanmasını istemeyen ABD’li yetkili, Avn’ın söz konusu önerinin kabul edilmesi ve bir anlaşmaya varılması için çaba gösterdiğini, ancak Berri’nin verdiği yanıtın ‘oyalayıcı ve hayal kırıklığı yaratan’ nitelikte olduğunu söyledi. Yetkili, Berri’nin Hizbullah’ın ateşkese uyacağını ‘garanti ettiğini’ öne sürdüğünü, ancak buna karşılık İsrail’in önce ateşkesi ilan etmesini talep ettiğini belirtti. Yetkili, “Oysa Hizbullah bu çatışma turunu 2 Mart’ta başlattı; tıpkı 2023’teki önceki savaşı başlattığı gibi” ifadesini kullandı.

Hizbullah’ın ‘Tahran’ın çizgisini izlediği’ uyarısında bulunan yetkili, İran’ın ‘krizi kurtaran taraf olarak öne çıkabilmek için Lübnan’daki çatışmaların uzamasını istediğini’ savundu. Yetkili ayrıca, ABD’nin İsrail’den ‘süregelen saldırılara katlanmasını beklemediğini’ vurguladı.

Öte yandan Lübnan ve İsrail orduları, siyasi müzakerelere paralel yürütülen güvenlik diyaloğu kapsamında cuma günü ABD Savunma Bakanlığı’nda (Pentagon) daha önce benzeri görülmemiş doğrudan görüşmeler gerçekleştirdi.

Söz konusu ‘güvenlik kanalının’ devreye girmesi, ABD ile İran’ın başta Lübnan olmak üzere tüm cephelerde çatışmaların sona erdirilmesini de kapsayan bir ‘mutabakat zaptına’ yaklaşmakta olduğuna dair haberlerin yoğunlaştığı bir döneme denk geldi. Bu gelişmeler, ABD himayesinde güvenlik düzenlemelerini içeren bir çerçeve anlaşmada somut ilerleme sağlanmasını hedefleyen Lübnan-İsrail görüşmelerinin atmosferine de yansıdı.