İranlı sinemacılar rejimin otoritesini kırdı

İranlı muhalif yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın ‘Bir Masumiyet Anı’ filminden bir kare (YouTube)
İranlı muhalif yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın ‘Bir Masumiyet Anı’ filminden bir kare (YouTube)
TT

İranlı sinemacılar rejimin otoritesini kırdı

İranlı muhalif yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın ‘Bir Masumiyet Anı’ filminden bir kare (YouTube)
İranlı muhalif yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın ‘Bir Masumiyet Anı’ filminden bir kare (YouTube)

Ali Ata*
İranlı film eleştirmeni Hamid Reza Sadr’ın kaleme aldığı ‘İran Sineması: Siyasi Bir Tarih’ (Iranian Cinema: A Political History) adlı kitap tam da İran’ın dört bir yanında protesto gösterilerinin düzenlendiği bir zamanda elime geçti. Kitap okura, Yeni İran Sineması’nın İran toplumundaki bazı gizli öğeleri tasvir etmesi ve rejimin baskısı altında halkın özellikle de kadınların çektiği sıkıntıları anlayabilmeleri konusunda üstlendiği rolü görme fırsatı sunuyor. İranlı yetkililerin bazı filmleri yasakladıkları ve bazı yönetmenleri de hapse attığı biliniyor. Ancak tüm bunlar Yeni İran Sineması’nın rejimin ideolojik duvarlarının ötesine geçmesini engelleyemedi.
İran sineması ilk ortaya çıktığında ülke henüz Muzaffereddin Şah’ın başında olduğu, feodalizmden kurtulamamış otokrat bir monarşiyle yönetiliyordu. Muzaffereddin Şah’ın yurt dışı gezileri ‘sihirli fener’ olarak tanımlanan sinemanın İran’a gelmesinde önemli rol oynadı. 1900 yazında Şah, Mirza İbrahim Han, Akkasbaşi (fotoğrafçı) ile yaptığı Avrupa gezilerinden birinde gördüğü ekranda dans eden hareketli görüntülerden etkilenmişti. Akkasbaşi’nin babası, Şah’a 10 yıl boyunca Avrupa seyahatlerinde eşlik eden çini fotoğrafçısı Mirza Ahmed Ziya es-Sultane idi.
Muzaffereddin Şah, Avrupa turu sırasında yaptığı Belçika ziyaretinin kayda alınması için bir kamera satın aldı. Böylece Muzaffereddin Şah’ın Belçika ziyaretinin amatör çekiminin İran sinemasının ilk filmi, Akkasbaşi’nin de ilk İranlı sinematograf olduğu söylenebilir. Akkasbaşi elbette sanatını insanların hikayesini anlatmak için kullanmadı. Fakat geriye kraliyet saraylarının ve seçkin elitlerin evlerinden kesitler bıraktı.
İngilizce olarak Londra merkezli Tauris Yayınevi tarafından basılan Hamid Reza Sadr’ın kitabı Arapçaya da geçtiğimiz yıl vefat eden Ahmed Yusuf’un çevirisiyle Kahire’deki Ulusal Çeviri Merkezi tarafından kazandırıldı.
Kitabın yazarı olan İranlı film eleştirmeni Hamid Reza Sadr, 1956 yılında doğdu. Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde İran sinemasıyla ilgili konferanslar veren Sadr, kendisini düzenli bir sinema izleyicisi yerine koyan eleştirileriyle ve izleyiciye hitap eden değerlendirmeleriyle biliniyor. Sadr ayrıca ‘Komedi Sineması’ ve ‘Rüzgara Karşı: İran Sinemasında Siyaset’ adlı kitapları kaleme aldı. Bazı kitapları Farsçadan İngilizceye çevrilen Sadr ayrıca Anthony Hopkins, Peter O'Toole, Mike Leigh ve Carlos Saura gibi sinemanın tanınmış birçok uluslararası simasıyla da röportajlar yaptı.
Film sansürü
Sadr’ın 383 sayfalık kitabına göre İran'daki ilk sinema filmi, Mirza İbrahim Han Sahafbaşi tarafından çekildi. İlk filmler kraliyet sarayındaki karma salonda perdeye yansıdı. Ardından kadınlar ve erkekler filmleri ayrı salonlarda izlemeye başladılar. İran'da ilk halka açık sinema salonu 1904'te hizmete girdi. Ancak bazı din adamları, sinemayı ‘şeytan işi’ diyerek kınadı. Daha sonra Şah sinemaları kapatma kararı aldı. Sahafbaşi’nin mallarına el konuldu ve ailesiyle birlikte yurt dışına sürüldü. Ardından Ermeni asıllı İranlılar, İran sinemasının gelişiminde hayati rol oynadılar. 1910 yılında henüz 12 yaşında olan Ahmed Şah tahta geçti. Aynı yıl Ermeni asıllı Artashes Patmgrian yeni bir sinema salonu açtı. Ertesi yıl George Ismailov da bir sinema salonu açtı ve Lumière kardeşler, Gomon ve Paté gibi isimlerin filmlerini gösterdi. Sinema ve eski bir halk sanatı olan ‘taziye’ (Kerbela’da yaşananları canlandıran temsiller) gösterileri arasındaki çatışma bu dönemde doruğa ulaştı. Sinemayı baltalamak amacıyla taziye gösterileri daha fazla yapılmaya başladı. 1911 yılına gelindiğinde vaktinin büyük bir bölümünü Avrupa’da geçiren çocuk yaştaki Şah’ın ülkesinde kaos yaşanmaya başladı. Hükümetten yardım görmeyen halk kitlelerinin muhalefetiyle Kaçar Hanedanlığı sona gelmişti.
1924 yılında Felix adlı bir tüccar başkent Tahran’da ‘Grand Cinemas’ın açılışını yaptı. Bu sinemaların en belirgin özelliği kadınlar için ayrı salonlarının olmasıydı. Ekim 1925’te Ahmed Şah saltanatı Pehlevi Hanedanlığı’nın kurucusu Rıza Şah’a resmen devretti. 6 yıl sonra hükümet ülkenin bir tarım toplumu olması nedeniyle bundan böyle sinemaların akşam seanslarında en son çıkan tarım yöntemlerinin gösterilmesi için bir kararname çıkardı. Rıza Şah’ın hükümranlığı boyunca sinemalarda sıradan insanların gerçekçi tasvirleri yer almadı. İran sineması onlarca yıl paternalist bir yol izledi. Söz konusu dönemde toplumun sadece yüzde 20’si okur-yazardı ve okuma-yazma bilmeyenler için tek kitap sinemaydı. Bu nedenle sinema Şah’a bağlı yeni bir İran devleti oluşturmak için güçlü bir araç haline geldi. 1930 yılında ilk uzun metrajlı film, Ovanes Ohanian yapımı ‘Abi ve Rabi' gösterildi. Altmış dakikalık sessiz filmin başrolünde İranlı oyuncular Mohammad Khan Zarrabi ve Gholam Ali Sohrabi yer aldı. Komedi filmi olan Abi ve Rabi’de iki Batılı kafadarın öyküsü anlatılıyordu. 1930-1937 yılları arasında çoğu komedi dalında olan ancak sıradan insanları izleme özlemiyle çekilen 9 uzun metrajlı film yapıldı.
Sadr kitabında İran sinemasını 1900’lerden 1920’lere kadar olan serüvenini birinci bölümde, 1920'lerden 1940'lara kadar olan serüvenini ikinci bölümde ardından 1960’lar, 1970’ler, 1980’ler ve 1990’ları ayrı bölümlerde ele alıyor. Son olarak dokuzuncu bölümde İran sinemasının 2000 - 2005 yılları arasındaki serüvenine değinen yazar iyi veya kötü tarih boyunca İran sinemasının halkın dilinden konuştuğunu ve halkın da kendi dilini sinemadan öğrendiğini söylüyor. Sadr, İran filmlerinin ‘siyaset, ideoloji, mezhep’ veya en azından ‘inanç’ üzerine kurulu olduğunu da açıkça belirtiyor. Yazara göre İran sinemasında zayıf senaryolar, tekrar eden mesajlar, birbirinin kopyası olan hikayeler ve ezik karakterler bile her zaman siyasi olmakla suçlandı. Mutlu sonlar karakterlerin intikamını alamadı ama yaşanabilecek daha iyi bir toplum hayaliyle büyüdü.
Sinema heyecanı
İran sineması, az sayıdaki istisnalar dışında yaratıcılık arayanların genel olarak ilgisini çekmeyi başaramadı. Ancak filmlerde İran kültürünün yansıtılıp yansıtılmadığını merak edenler, İran sinemasını ilgi çekici ve bazen de ürkütücü bulmaya devam ediyor.
İran siyaseti ve sineması üzerine bir kitap yazmaya, İran’ın dünya çapında ses getiren iddialı yapımlara imza attığı ve uluslararası film festivallerinde gösterildiği 1993 yılında karar verdiğini belirten Sadr, söz konusu dönemde İran’ın film endüstrisi sayesinde kültürel olarak yeniden doğduğunu söylüyor. 1970'lerin başlarında bir dizi başarılı filme imza atan İran sineması, 1980’lerde neredeyse yok olmanın eşiğine geldi. 1979’daki devrim günlerinde adeta dibe vuran İran sineması son yıllarda çok sayıda sinemaseverin ilgisini çekmeyi başardı. 1990’lı yıllarda uluslararası başarı yakalamış Abbas Kiyarüstemi, Muhsin Mahmelbaf, Mecid Mecidi ve Rahşan Beni İtimad gibi isimlerin tekrar ortaya çıkmasıyla birlikte İran sineması 10 yıllık gerilemenin ardından yeniden doğdu. İran’ın önde gelen yönetmenleri dünya sinemasının profesyonelleri için tanınır isimler haline gelirken, filmleri dünyanın dört bir yanından övgüler aldı.
Sadr’a göre bu dönüşümün arkasında bazen sinemaya yabancı izleyicilerin gözünden hükmetmek isteyen bir siyasi arka plan yatıyor. Uluslararası film festivallerine katılan Hamid Reza Sadr sürekli olarak “İran filmlerinde toplum neden beklentilerimizden bu kadar farklı bir şekilde betimleniyor?” ve “İran filmleri, ülkenizin Batı'daki olumsuz imajının aksine bu hümanist kavramları nasıl içerebiliyor?” gibi zor sorularla karşılaşıyor.  Kitabında İran filmlerini, temalarını ve karakterlerini zamanlarının sosyal ve politik bağlamında incelemeye başlayan Sadr, 1990'ların sonlarında yurt dışında yayınlanan İran filmlerinin çoğunun azap içindeki masum çocukluğun duygusal ve vicdani çerçevesine dayandığının cevaplarını aradı. Sadr’a göre görünüşte apolitik olan bu filmler, çağdaş İran'daki siyasi durumun bir yansımasıydı. Çocuklar İran halkının bir resmini sunuyorlardı.
İnsan, İran sinemasını inceledikçe seyirciler üzerinde nasıl etki yarattığıyla ve halk üzerinde nasıl etkili olduğuyla ilgili daha çok şey öğreniyor.
Her halükarda bu analiz, İranlı film yapımcılarını, özellikle kadınları ötekileştirme konusunda ısrarcı olan ideolojik ve köktenci bir rejimden ayrılma arzusunu, doğması kaçınılmaz olan karakterlerin canlandırılmadığı filmler aracılığıyla dünyaya görüşlerini ifade etmek için son derece zor koşullarda çalışmaktan yıldırmamalı.
Özellikle kitabın, İran sinemasının 2000-2005 yıllarını anlatan son bölümünde Babak Payami'nin yönetmenliğini üstlendiği ve Afganistan'da çok genç yaştaki bir kadının idamını anlatan ‘İki Düşünce Arasındaki Sessizlik’ filmine ve İranlı kadın yönetmen ve senarist Samira Mahmelbaf’ın dünyanın dört bir yanından 10 yönetmenle birlikte üstlendiği 11 dakika 9 saniye ve bir kareden oluşan "11’09’’01" adlı filmin de yer aldığına dikkat çekiliyor.
Kitapta ayrıca Sadık Barmak’ın Taliban yönetimi altındaki Afganistan’ı anlatan ‘Usame’ filmi de yer alıyor.
*Independent Arabia’da yayınlanan bu analiz Şarku’l Avsat tarafından çevrilmiştir



Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.


İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor
TT

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz  bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer tesislerine yönelik yakın bir İsrail askeri saldırısı uyarısında bulunmasından kısa bir süre sonra İsrail ordusunun İran'a karşı “önleyici bir saldırı” başlattığını duyurdu.

Buna karşılık İran silahlı kuvvetleri İsrail'e karşılık vermede “sınır tanımayacaklarını” vurguladı.

Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kudüs'ü işgal eden rejim tüm kırmızı çizgileri aştığına göre ... Bu suça karşılık vermenin sınırı olmayacaktır.”

Şu ana kadar yaşanan gelişmelerden bazıları...

  • Yükselen Aslan Operasyonu: Cuma günü şafak vakti İsrail, Natanz'daki Ahmedi Ruşen uranyum zenginleştirme kompleksi de dahil olmak üzere İran'daki çok sayıda nükleer ve askeri tesisin yanı sıra birçoğu suikasta kurban giden üst düzey askeri komutanların evlerine “kesin ve önleyici” saldırılar düzenledi.
  • Hedef alınan İranlı liderler: Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Ortak Operasyonlar Dairesi Komutanı General Gulam Ali Raşid öldürüldü.
  • Nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar: Saldırılarda başta Muhammed Mehdi Tahrani ve Feridun Abbasi olmak üzere altı nükleer bilim adamı öldürüldü.
  • İran'ın tepkisi: Tahran Tel Aviv'e doğru çok sayıda füze ile karşılık verdi.

*İran Devrim Muhafızları: Füze saldırımızda ülkemizi vurmak için kullanılan İsrail askeri merkezlerini ve hava üslerini hedef aldık.

*Washington'un İran füzelerine karşı İsrail'e yardım ettiğini söyleyen ABD'li bir yetkili: “ABD'nin İsrail'i hedef alan füzelerin düşürülmesine yardımcı olduğunu teyit ediyorum” dedi.

*İsrail medyasında yer alan haberlere göre acil servisler İran'ın füze saldırısında ikisi ağır olmak üzere 40 kişinin yaralandı.

*CNN'e konuşan İsrailli yetkili şu ifadeleri kullandı: "Bakanlar Kurulu şu anda İran'ın füze saldırısına verilecek yanıtı görüşmek üzere toplanıyor."

*İsrail Savunma Bakanlığı İran'a ait onlarca hava savunma sistemi hedefinin imha edildiğini duyurdu.

*İsrail ordusu , gerekli olduğu sürece operasyonlara devam etmeye hazır olduğunu açıkladı.

*İsrail ordusu, Hemedan ve Tebriz de dahil olmak üzere İran Hava Kuvvetleri'ne ait askeri üslere saldırdığını ve imha ettiğini açıkladı.

*Trump, Washington'un bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması amacıyla krizin çözümüne yönelik çabalara katılmaya hazır olduğunu teyit etti.

*Suudi Arabistan Nükleer Düzenleme Kurumu: Krallığın çevresi herhangi bir radyolojik sonuca karşı güvenlidir.

*Katar Emiri Trump ile telefonda görüşerek gerilimin azaltılması ve diplomatik çözümlere ulaşılması gerektiğini vurguladı.

*İran hava sahası Cumartesi gününe kadar kapalı kalacak.

*İran Televizyonu: Hava savunma sistemleri ilk kez iki İsrail F-35 savaş uçağını düşürdü.

*İran'a yönelik daha fazla saldırıda bulunma sözü veren Netanyahu yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Son 24 saat içinde üst düzey askeri komutanları, önde gelen nükleer bilim adamlarını, rejimin en önemli uranyum zenginleştirme tesislerini ve balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü ortadan kaldırdık. Daha fazlası gelecek... Rejim kendisine ne yapıldığını ya da ne yapılacağını bilmiyor. Hiç bu kadar savunmasız olmamıştı."

*İsrail ordusu: İran İsrail'e en az 100 roket fırlattı, bunların çoğu engellendi ya da hedefe ulaşmadı

*ABD Enerji Bakanı: Ortadoğu'daki mevcut durumun küresel enerji kaynakları üzerindeki olası etkilerini izlemek üzere Ulusal Güvenlik Konseyi ile yakın işbirliği içerisinde çalışıyoruz.

*İran , Fordo ve İsfahan tesislerinde sınırlı hasar olduğunu doğruladı.

*UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi:

*Nükleer tesislerin güvenliğini teyit etmek üzere İranlı yetkililerle temas halindeyiz.

*İran, Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin İsrail saldırılarının ilk dalgası sırasında hedef alındığını doğruladı.

*İranlı yetkililer bize Fordo ve İsfahan'daki iki nükleer tesisin saldırıya uğradığını bildirdi.

*İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiği bir yer üstü tesisi imha edildi.

*Natanz'daki yeraltı zenginleştirme tesislerine yönelik bir saldırı olduğuna dair herhangi bir belirti yok ancak güç kaynağına yönelik saldırı santrifüjlere zarar vermiş olabilir.

*Sebepleri ya da koşulları ne olursa olsun nükleer tesisler asla saldırıya uğramamalıdır.

*İsrail Savunma Bakan, "İran, İsrail'deki sivil yerleşim yerlerine roket atarak kırmızı çizgileri aşmıştır. İran rejimi ağır bir bedel ödeyecektir" dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı, "İran rejimi her zamankinden daha zayıftır ve bu İran halkının rejime karşı durması için bir fırsattır. Netanyahu'dan İran halkına: Ben ve İsrail halkı sizinle birlikteyiz. İran'ın balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü imha ettik. İsrail, İran'a karşı tarihin en büyük askeri operasyonlarından birini başlattı. İranlıları baskıcı ve şeytani rejime karşı birleşmeye çağırıyorum."

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı Ortadoğu'da güvenlik, barış ve istikrarın sağlanması için birlikte çalışmaya devam etmenin önemine vurgu yaptılar.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı itidal, gerilimi azaltma ve tüm anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesinin önemini ele aldı.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi, İranlı hacıların tüm ihtiyaçlarının karşılanması ve anavatanlarına ve ailelerine güvenli bir şekilde dönmeleri için koşullar hazır olana kadar kendilerine tüm hizmetlerin sağlanması talimatı verdi.

*İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail'in askeri ve nükleer tesislere yönelik büyük saldırısının ardından ülkesinin itidal çağrılarını reddettiğini vurguladı.

*İsrail itfaiyesi İran'dan atılan roketin ardından binada mahsur kalanları kurtardı.

*İsrail itfaiyesi İran'ın füze saldırısının yol açtığı büyük olaylara müdahale ettiğini duyurdu

*İran devlet televizyonu: İsrail'e dördüncü roket dalgası fırlatıldı

*İsrail ordu sözcüsü İran medyasında yer alan bir savaş uçağının düşürüldüğü ve pilotun yakalandığı haberlerini yalanladı