Faize Haşimi Rafsancani: ABD ile ilişkimiz olmasın diye Türkiye gibi ülkelere haraç ödüyoruz

Faize Haşimi Rafsancani
Faize Haşimi Rafsancani
TT

Faize Haşimi Rafsancani: ABD ile ilişkimiz olmasın diye Türkiye gibi ülkelere haraç ödüyoruz

Faize Haşimi Rafsancani
Faize Haşimi Rafsancani

Faize Haşimi Rafsancani, İranlı siyasetçi, kadın hakları aktivisti ve gazeteci. 
İran'da 5. dönem meclis seçimlerinde Tahran milletvekili seçilen eski İran Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin kızı Faize Haşimi.
Rafsancani, 1988 yılında İran İslam Cumhuriyeti'nin kadınlar özelindeki ilk gazetesi Zen'i çıkarmaya başladı. 
Sisteme yönelik sert eleştirileri sebebiyle "rejim aleyhinde propaganda" yapmak suçlamasıyla birçok kez tutuklandı.
Faize Haşimi Rafsancani'yle İran'ın iç siyasetinden Suriye'de Beşşar Esad'a verilen desteğe, Erdoğan'ın okuduğu Aras şiirinden babası Haşimi Rafsancani'nin ölümüne, İran'daki kadın haklarından zorunlu örtünmeye değin önemli ve güncel meseleleri konuştuk.  
Keyifli okumalar.

İşte Independent Türkçe'den Adem Yılmaz'ın İranlı siyasetçi Faize Haşimi'yle gerçekleştirdiği röportajın birinci kısmı;

"Devrim döneminde üçüncü slogan olan bağımsızlığı da yanlış anladık"

- Mevcut İran İslam Cumhuriyeti'nin 79 devriminin ideal ve sloganlarıyla nasıl bir ilişkisi var?
Ne yazık ki artık devrimin özgürlük ve İslam gibi hedeflerinden hiçbir iz görmüyoruz, daha çok bunların sloganlarını atıyoruz. Devrim döneminde üçüncü slogan olan bağımsızlığı da yanlış anladık.
ABD ile ilişkimiz olmasın diye Rusya, Çin, Kuzey Kore, Venezuela ve bir ölçüde Türkiye gibi ülkelere haraç ödüyoruz.
Bu, ulusal çıkarlar çerçevesinde olması gereken ve ülkenin onuruna, şerefine ve ilerlemesine sebep olan gerçek bağımsızlıktan çok uzak bir durum. 

- İran İslam Cumhuriyeti'nin mevcut sistemiyle İslami yönetim iddiasında olan devlet-devlet dışı örgütlerin sistemi ile olan fark nedir? Örneğin Afganistan'daki Taliban İslam Emirliği ile arasındaki fark nedir?
Belki de farklılıklarından ziyade benzerlikleri daha önemlidir. Nitekim İran, bir ülkedir ve bir hükümeti var; ancak Taliban ve DEAŞ'ın böyle bir durumu yoktur.
Benzerlik konusunda özellikle İslam'ı tartıştığımız meselelerde neredeyse aynı düşüncelere ve işlevlere sahibiz. Sadece yöntemlerimiz onlara göre daha modern. 

"Mevcut durumda reform konusunda olumlu bir manzara görmüyorum"

- İslam Cumhuriyeti'nin reform yapacağını düşünüyor musunuz yoksa bazı muhaliflerin savunduğu gibi tek yol devrim mi?
Tarih ve tecrübe, baskı arttığında, sıkıntılar oluştuğunda son tahlilde önceki sloganlarımıza ve eylemlerimize aykırı işler yaptığımızı gösteriyor. Ne yazık ki en az fayda ve avantajla.
Mevcut durumda politika ve uygulamalarda reform konusunda olumlu bir manzara görmüyorum. Bir ihtimal var, muhafazakârlar tıpkı meclis seçimlerinde olduğu gibi 2021 cumhurbaşkanlığı seçimlerini de kazanırsa ve sorunları rakiplerinin değil de kendi adlarına çözerlerse bir şeyler yapabilirler.
Eleştirenlerin ve muhaliflerin çoğunluğunun (rejimi) devirmeyi düşündüklerini zannetmiyorum, devrime genellikle şiddet eşlik ediyor (bizim devrimimiz gibi) ve her şiddet ve devrimden sonra durum uzun vadede daha da kötüleşmiştir (bir ölçüde Fransız devrimi dışındakiler).
Bu sebeple denenmiş olanı test etmek hatadır. Tabi eğer şiddet olmaksızın ve barışçıl yollarla yahut bizzat yöneticilerin kendi tedbir ve inisiyatifiyle insan hakları, ulusal çıkarlar ve gerçek kalkınma amacına yönelik bir yönetim veya politika değişikliği gerçekleşirse ben bunu kabul edebilirim.

"Çoğu reformist, mevcut şartlar içerisinde sindirildi"

- Acaba seçimleri hala reform açısından etkili buluyor musunuz? Yeniden seçimlerde aday olmanız ve halkı sandığa davet etmeniz için gereken şartlar nelerdir? 
Hayır, 2013'ten bugüne iki seçimi net olarak kazandık, bir seçimi de kısmen kazandık. Fakat ne yazık ki bizzat reformistlerin kendileri de yetkileri çerçevesinde ıslahat konusunda pek bir şey yapmadılar.
Yani çoğu reformist, kendi beka söyleminin peşine takılıp mevcut işe yaramaz politika ve yöntemlerin tesirinde kaldılar.
Ayrıca onlar da mevcut şartlar içerisinde sindirildiler. Toplum için ilerici fikirleri takip etmelerini bırakın, kendi aralarında dahi demokratik yöntemlerden eser yok. O halde hangi motivasyonla seçimlere katılım gösterilsin?
Eğer seçimlere kalan zaman içerisinde iktidarın ya da reformistlerin mevcut politikalarında ciddi pratik değişikliğine dair dikkat çekici bir işlev görüldüğü takdirde belki seçimlere katılım düşünülebilir.

- Geçen yıl bir ses kaydında, ülkenin yönetilme şeklini sert bir şekilde eleştirmiş ve Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamaney'i istifa etmeye çağırmıştınız.  Bu tepkiyi neden gösterdiniz?
Devrimin amaçlarına, İslam'a, insan haklarına ve ülkenin kalkınıp gelişmesine aykırı bir biçimde yurt içinde ve uluslararası alanda yapıcı olmayan aksine yıkıcı siyaset ve uygulamaların varlığı sebebiyle.   

"Reformistlerin geneli ve Ruhani, ilkelerinden ve sloganlarından uzaklaştı"

- Ayetullah Haşimi Rafsancani bugün hayatta olsaydı şartların farklı olur muydu?
Babamın yokluğu, yönetimin onun etkili varlığını dikkate almadan ve endişelenmeden daha açık oynamasına sebep oldu.
Reformistlerin geneli ve Ruhani Bey kendilerine destek verecek kimse olmadığı için ilkelerinden ve sloganlarından uzaklaştılar ve daha çok iktidardaki konumlarını korumanın peşine düştüler. Onun gidişiyle hem şahıslar hem de şartlar değişti. 

- Ayetullah Haşimi'nin ölümünden hangi grupların veya siyasi akımların fayda sağladığını düşünüyorsunuz?
Daha çok muhafazakârlar ve yönetim.

- Ayetullah Haşimi'nin İran İslam Cumhuriyeti sistemindeki rolünü göz önünde bulundurursak, zamansız ölümünü doğal buluyor musunuz?
Belirsizlikler henüz devam ediyor.

- Ülke yönetiminde hükümetin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Daha çok olumsuz.

- Sizce cumhurbaşkanı yasada kendisine verilen yetkileri kullanabilir mi?
Bir dereceye kadar evet.

"Hasan Ruhani, yetkisini tam ve doğru bir şekilde kullanmadı"

- Cumhurbaşkanlığı makamının sınırlı gücü göz önüne alındığında Hasan Ruhani'yi ve ikinci dönem hükümetinin performansını neden eleştiriyorsunuz?
Yetkisini tam ve doğru bir şekilde kullanmadı. Maalesef önünde bir engel olmadığı ve hükümetin önünün açık olduğu birçok durumda nadiren olumlu bir uygulama görülmüştür.
Bunun başlıca sebebini liyakat esaslı yönetim biçiminden uzaklık ve seçkinlerin dönüşümü şeklinde görüyorum. Bu durum ayrıca ulusal çıkarları gözardı etmektir.
Demek oluyor ki daha az profesyonel, verimli, motive ve cesur yöneticinin iş başında olduğunu gösteriyor. 

"Din, ülkelerin kalkınmasına hizmet etmedi; yöneticilerin hatalarını meşrulaştırmak için bir araç oldu"

- Bir İran vatandaşı olarak Suriye, Irak ve Lübnan vatandaşlarına Velayat-e-Fakih hükümet sistemini tavsiye ediyor musunuz?
Asla! Mutlak otorite, özellikle dini otorite her ülkede kalkınma ve özellikle de insan hakları için tehlikeli olabilir. Genellikle yolsuzluk ve diktatörlüğü de beraberinde getirir.
Ayrıca tarih bize gösterdi ki, din veya ideolojinin hükümet ile aynılaştığında sadece din yahut ideoloji yok olmakla kalmaz; aksine yönetimler de kendi bekaları ve güçlerini artırmak amacıyla halkın din ve inançlarını kötüye kullanmıştır.
Yani din, ülkelerin kalkınmasına hizmet etmedi; belki de yöneticilerin hatalarını meşrulaştırmak için bir araç oldu.
Bunun örnekleri mevcut; Rönesans'a götüren Hristiyan yönetimi, Sovyetler ve uydu devletlerde çöken sosyalizm egemenliği ve İran'ımızdaki İslam egemenliği. 

"Esad'ı desteklemek; bir ülkeyi yok etmek pahasına bir diktatörün hayatta kalması için çalışmaktır"

- Merhum Haşimi Rafsancani, 2013'te yaptığı bir konuşmada Beşşar Esad rejiminin kimyasal silah kullandığını söylemişti. İran İslam Cumhuriyeti'nin Esad rejimine verdiği desteği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beşşar Esad'ı desteklemek; beş yüz binden fazla kişinin kanının dökülmesi, beş milyondan fazla mülteci ve bir ülkeyi yok etmek pahasına bir diktatörün hayatta kalması için çalışmaktır.
Acaba bu uygulamanın her ne hedefle ve stratejiyle olursa olsun felaketten başka bir sonucu var mı?
"Türkiye, etki ve güç alanını genişletmek için bu zaaftan tam olarak yararlanıyor"

- İran İslam Cumhuriyeti'nin Dağlık Karabağ politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Karabağ politikası değiştirilen taktikle çok zekiceydi.

- Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bakü'de okuduğu Aras şiiri sebebiyle birçok İranlı siyasetçi ve İran medyası Erdoğan'a sert tepki gösterdi. Bazı milletvekilleri Saddam Hüseyin'in idam görsellerini paylaşarak Erdoğan'a mesaj verdi. Bu tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konuya başka bir açıdan bakıyorum. Amerika ile ilişki kurulmadığında ve batı ülkeleri ve bazı komşularla yapıcı olmayan politikalarda ısrarcı olunduğunda bazı ülkelere haraç ödemeye mecbursun.
Bunun sonucunda, Türkiye de etki ve güç alanını genişletmek için bu zaaftan tam olarak yararlanıyor. Uluslararası siyasetteki yanlış uygulamalarımız bu koşulları meydana çıkardı, kendi ektiğimizi biçiyoruz.



Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.


İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.


İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.