ABD'nin yaptırım listesindeki bir Cumhurbaşkanı: İbrahim Reisi

Oy merkezlerinin kapanması ve ekonomik zorluklara karşı duyulan öfke boykot çağrısının ciddiye alındığını gösteriyor.

Tartışmalı seçimde kazanan Reisi oldu (Ala Rüstem)
Tartışmalı seçimde kazanan Reisi oldu (Ala Rüstem)
TT

ABD'nin yaptırım listesindeki bir Cumhurbaşkanı: İbrahim Reisi

Tartışmalı seçimde kazanan Reisi oldu (Ala Rüstem)
Tartışmalı seçimde kazanan Reisi oldu (Ala Rüstem)

İran devlet televizyonu 19 Haziran Cumartesi günü, ülkedeki cumhurbaşkanlığı seçimlerini muhafazakâr aday İbrahim Reisi’nin kazandığını duyurdu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanma hakkı bulunan yaklaşık 59 milyon İranlı’nın 28 milyondan fazlasının sandık başına gittiği bilgisi paylaşıldı.
Reisi, cumartesi günü ilan edilen resmi ön sonuçlara göre oyların yüzde 62’sini kazandı.
Seçim Kurulu Başkanı Cemal Orf düzenlediği basın toplantısında 60 yaşındaki Reisi’nin 28,6 milyon oyun yaklaşık 17,8 milyonuna ulaştığını belirtti. Daha önce yapılan çağrılarda 59,3 milyondan fazla İranlıdan sandık başına giderek oy vermesi istenmişti.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani kısa bir süre önce yaptığı açıklamada ülkenin yeni cumhurbaşkanının ilk turda seçildiğini söyledi. Diğer yandan muhafazakâr İbrahim Reisi, resmi sonuçlar açıklanmadan önce üç rakibi tarafından tebrik edildi.
Sandıklar, sürenin uzatılması sonrasında cumartesi sabahı kapandı.
Ruhani, televizyon aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Halkı tercihinden dolayı tebrik ediyorum. Resmi düzeydeki tebriklerimi sonraya bırakıyorum. Ancak oyları kimin aldığı gayet açık” dedi.
2013 yılından bu yana görevde olan Ruhani, seçilmiş cumhurbaşkanının adını zikretmedi ancak dört adaydan üçünün ilettiği tebrikler sonucu gözler önüne serdi.
Sosyal medya organlarındaki paylaşımlarda ve İran medyasının aktardığı haberlerde de reformist Abdunnasır Hammeti’nin yanı sıra muhafazakârlar Muhsin Rızai ve Amir Hüseyin Kadi Zade Haşimi’nin seçimleri kazanma olasılığı en yüksek isim olan Reisi’yi tebrik ettiği aktarıldı.
Seçimlerde, Anayasa Koruma Konseyi tarafından başvuruları onaylanan yedi adaydan dördü yarışıyordu. Konsey, adaylık başvurusunda bulunan önde gelen isimleri kabul etmemesi nedeniyle eleştirilere maruz kalmış ve bu durumun seçimlere katılım üzerindeki olumsuz etki yaratacağına dair endişeler dile getirilmişti.
Konsey, eski Şura Konseyi Başkanı Ali Laricani, Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri ve 2005- 2013 yıllarında cumhurbaşkanlığını üstlenen Mahmud Ahmedinejad’ın başvurularını kabul etmemişti.
Ahmedinejad, 18 Haziran’da yaptığı açıklamada “Ben kendi adıma bu günaha ortak olmaya hazır değilim. Daha önce de katılımıma izin verilmediği takdirde kimseyi desteklemeyeceğimi söylemiştim. Bu benim kişisel hakkımdır” dedi.
Reisi’nin önde gelen rakibi ve eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemati de herhangi bir radikal muhafazakâr adayın zaferinin daha fazla yaptırıma yol açacağını savundu.

Muhafazakâr akımın hakimiyeti
Muhafazakarların hâkim olduğu Anayasa Koruma Konseyi, uygunluk araştırmasında yasaya bağlılığını dile getirirken başta Reisi’nin en ciddi rakibi olması beklenen Laricani ve diğer önemli isimlerin reddedilmesi, seçimlerin sonucunun çoktan belirlendiği izlenimi verdi.
Reisi’nin galibiyeti, geçen yıl Şura Konseyi (parlamento) seçimlerinde elde ettiği zaferin ardından muhafazakâr akımın yönetim organlarının eklemlerindeki hakimiyetini güçlendirecek.
Üst düzey yetkililer, yükselen fiyatlar, işsizlik ve para biriminin değer kaybetmesi de dahil olmak üzere artan ekonomik ve toplumsal baskılarla nasıl başa çıkılacağına dair yaygın çevrelerce bir referandum olarak görülen seçime büyük bir katılım çağrısında bulundular.
Devlet medya organlarında yer alan habere göre Reisi, oyunu kullandıktan sonra şu açıklamada bulundu:
“Siyasi görüşü ne olursa olsun herkesi oy kullanmaya çağırıyorum. Halkımızın zayıflığa ilişkin şikayetleri gerçektir. Ancak katılmama sebepleri buysa bu bir hatadır.”
Reisi, 2017 seçimlerinde oyların yüzde 38’ini kazandı ve başta yargı olmak üzere on yıllar boyunca çeşitli görevlerde bulundu. İran medya organları, adından Dini Lider Ali Hamaney’in olası halefi olarak bahsediyor.

Oy merkezleri kapatıldı
Resmi IRNA haber ajansına göre bugün sabah saatlerinde, yaklaşık 19 saatlik oylamanın ardından seçim merkezleri kapatıldı.
Ajans, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Seçim Komitesi Sözcüsü’nden alıntı yaptığı haberinde, oy kullanma süresinin iki saat uzatıldıktan sonra merkezlerde bulunanların oy kullanmasına izin verildiği, kapıların sabah saat 2 civarlarında kapatıldığını belirtti.
Devlet televizyonu, birçok şehirde sandık başında uzun kuyrukların oluştuğunu aktarırken yarı resmi Fars haber ajansı muhabirinin aktardığına göre ise 22 milyon seçmen (yüzde 37) 19.30’da (15.00 GMT) andık başına gitti.
İçişleri Bakanlığı ise katılım oranının henüz teyit edilmediğini bildirdi.
Hamaney 18 Haziran’da yaptığı çağrıyla seçimlere güçlü katılım çağrısında bulundu. Başkent Tahran’da oyunu kullanan Dini Lider, “Her oy önemlidir. Gelin, katılın ve başkanınızı seçin. Bu, ülkenizin geleceği için önemlidir” ifadesini kullandı.
Reisi, anayasaya göre üçüncü bir dört yıllık dönem için yarışamayan, pragmatist olarak nitelenen Hasan Ruhani’nin yerini almak için güvenlik şahinlerinin desteğine sahip. Cumhurbaşkanı, hükümetin günlük işlerini denetleyerek Dini Lider’e rapor veriyor.
Devrim Muhafızları tarafından desteklenen ve Hamaney’in yakın müttefiki olan Reisi, onlarca yıl önce siyasi mahkumların infazına karıştığı iddiasıyla ABD yaptırımları altında bulunuyor.

“Rejime olan inancımı kaybettim”
Tahran yakınlarındaki Kerec şehrinde kuaför olarak çalışan  52 yaşındaki Meryem, Reuters’e ‘rejime olan güvenini kaybettiği’ için oy kullanmayacağını söyledi.
“Geçmişte ne zaman oy kullandıysam, yaşam standardımın iyileşmesini diledim” diyen Meryem ancak ülkenin en yüksek sorumlusunun işleri düzeltemezken istifa etme cesaretini göstermediğini görünce umudunu kaybettiğini vurguladı.
31 yaşındaki Muhammed de İran’ın güneyindeki küçük bir köyde bulunan bir oy merkezinde, kendisine hangi adayı tercih edeceği sorusuna şu yanıtı verdi:
“Açıkçası herhangi birini diğerinden daha iyi görmüyorum. Ama parlamentodaki temsilcimiz, her şeyin düzelmesi için Reisi lehine oy vermemiz gerektiğini söylüyor.”

Boş sandıklar
Yezd şehrinden 58 yaşındaki Farzana “Oyum İslam Cumhuriyeti’e büyük bir ‘hayır’dır” dedi. Farzana, devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerin aksine “Burada sandıklar neredeyse boş” iadesini kullandı.
Mühendis olan 40 yaşındaki Muhammed ise ‘sonuçlar önceden bilindiği için’ oy kullanmayacağını söyledi.
İran’da oy kullanma hakkına sahip olanların sayısı 59 milyonun üzerinde. 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi’nden bu yana öldürülen muhaliflerin akrabaları da dahil olmak üzere yüzlerce İranlı, seçimlerin boykot edilmesi çağrısında bulunsa da dini kurumların sadık destekçilerinin Reisi’ye oy vermesi bekleniyordu.
Reisi’nin zaferi, Washington’ın Batı ile yakınlaşmayı baltalayan bir hareketle ‘nükleer anlaşmadan çekilme ve yaptırımları yeniden uygulama’ kararıyla zayıflamış olan Ruhani gibi pragmatik politikacıların yıldızının söndüğünü teyit eder nitelikte.

Haklarından mahrum bırakıldılar
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir Sözcü, birçok adayın başvurusunu reddeden Anayasa Koruma Konseyi’ne atıfla, “İranlılar, özgür ve adil bir seçim sürecinde liderlerini seçme hakkından mahrum bırakıldı” dedi.
Reuters’a göre isminin verilmesini istemeyen Sözcü açıklamasında şunları söyledi:
“İran’la politikamız, iktidarda kim olursa olsun ABD çıkarlarını ilerletmektir. Sonuç ne olursa olsun müttefiklerimizle ve ortaklarımızla ortak bir uyum (nükleer anlaşma) konusunda görüşmelere devam edeceğiz.”

Yaptırımlar
Yaptırımların yeniden uygulanması petrol ihracatını, 2018’deki günlük 2,8 milyon varile kıyasla 2020’nin bir kısmında tahmini 200 bin varile düşürdü. Ancak oran o günden bu yana artıyor. İran riyali ise 2018’den bu yana değerinin yüzde 70’ini kaybetti.
Yüzde 39’luk enflasyon ve yüzde 11’lik işsizlik nedeniyle baskı altında olan dini otoritenin 2017 yılından bu yana yoksulluk ve siyasi kısıtlamalara karşı bir dizi protestoyla zarar gören meşruiyetini güçlendirmek için seçimlere yüksek katılıma ihtiyacı var.
Resmi kamuoyu anketleri katılım oranının yüzde 44’ü geçemeyeceğini gösteriyor. Bu oran, yüzde 73,3’lük bir katılımın kaydedildiği önceki seçimlerden çok daha düşük.
Ülkenin nükleer ve dış politika başlıklarında son sözü Cumhurbaşkanı değil Hamaney söylüyor. Bu nedenle Reisi’nin zaferi, İran’ın nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma ve kendisini sert petrol ve mali yaptırımların ağırlığından kurtarma girişimini rayından çıkarmayacak.

Ekonomik zorluk
Analistler, Reisi’nin ‘zalimlikle suçlanan radikal muhafazakâr bir hakim olarak’ sicilinin, özellikle de ABD Başkanı Joe Biden’ın dünya genelinde insan haklarına odaklanması çerçevesinde Washington ve liberal İranlıları alarma geçirebileceği görüşündeler.
Hamaney 2019 yılında orta rütbeli bir din adamı olan Reisi’yi Yargı Erki başkanı olarak atadı.
ABD, göreve gelmesinden birkaç ay sonra Reisi’ye 1980’lerde siyasi mahkumların infazı ve 2009’da kargaşanın bastırılması da dahil olmak üzere insan hakları ihlalleri nedeniyle kendisine yaptırımlar uyguladı. İnsan hakları gruplarına göre bu olaylarda Reisi de önemli bir rol oynadı.
Reisi yaptığı açıklamalarda, söz konusu olaylarda rolü olduğunu kabul etmedi. İran da toplu infazlarda bulunduğu iddialarını defalarca yalanladı.



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.