Tahran’dan gelişmiş santrifüjle uranyum zenginleştirme konusunda Viyana müzakerelerine baskı

UAEA, İran'ın gelişmiş santrifüjleri çalıştırdıktan sonra Fordo Nükleer Tesisi’ndeki izleme faaliyetlerini artırma anlaşmasına varıldığını doğruladı

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından AB Viyana müzakereleri koordinatörü Enrique Mora’nın katılımıyla İran heyetinin Avrupa Troykası temsilcileriyle yaptığı toplantıya ilişkin dün dağıtılan fotoğraf
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından AB Viyana müzakereleri koordinatörü Enrique Mora’nın katılımıyla İran heyetinin Avrupa Troykası temsilcileriyle yaptığı toplantıya ilişkin dün dağıtılan fotoğraf
TT

Tahran’dan gelişmiş santrifüjle uranyum zenginleştirme konusunda Viyana müzakerelerine baskı

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından AB Viyana müzakereleri koordinatörü Enrique Mora’nın katılımıyla İran heyetinin Avrupa Troykası temsilcileriyle yaptığı toplantıya ilişkin dün dağıtılan fotoğraf
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından AB Viyana müzakereleri koordinatörü Enrique Mora’nın katılımıyla İran heyetinin Avrupa Troykası temsilcileriyle yaptığı toplantıya ilişkin dün dağıtılan fotoğraf

İran ile yapılan nükleer anlaşma konulu müzakerelere bir bekleyiş havası hakim. İranlılar somut teklifler sunmadan önce ABD’nin uyguladığı tüm yaptırımları kaldırmayı taahhüt etmesini beklerken, Batılılar İran'dan müzakerelere ciddi şekilde girmesi ve sadece yaptırımlarla ilgili müzakereleri değil, nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerle ilgili müzakereleri de kabul etmesini bekliyorlar. Öte yandan nükleer anlaşmadaki yükümlülükler konusunu inceleyen uzmanlar komitesi, bu turda ilk kez dün toplanmış olsa da, dosyada veya önceki gün ilgili uzman komite tarafından tartışılan yaptırımlar dosyasında herhangi bir ilerleme kaydedilemediği görüldü.
Avrupalıların ​​ve Amerikalıların İran'ın zaman kazanmaya çalışması ve nükleer programıyla ilgili herhangi bir müzakerede bulunmama konusundaki ısrarı karşısında artık sabırları tükenirken Avrupalı ​​diplomatlar, Salı günü bir grup Batılı gazeteciyle yaptıkları açıklamalarda, İran'ın baş müzakerecisi Ali Bakeri Kani başkanlığındaki İran heyetinden somut yanıtların gelmemesinden duydukları hayal kırıklığını dile getirdiler.
İran heyeti, henüz müzakere için belirli bir hedef yerine nükleer anlaşmayla ilgili olmayanlar da dahil olmak üzere eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi tarafından uygulanan tüm yaptırımların kaldırılmasını talep ederek genel hedefler sunmuş gibi görünüyor. Yetkililer, bu durumu, önceki müzakere turlarında, her turda belirli müzakere hedefleriyle masaya gelen İran’ın eski baş müzakerecisi Abbas Arakçi başkanlığındaki İran heyetinin tutumuyla kıyasladılar.
Bakeri Kani, Avrupa Birliği (AB) Viyana müzakereleri koordinatörü Enrique Mora’nın açıklamasının aksine müzakerelerin kaldığı yerden yeniden başlayıp başlayamayacağını sorgulayan açıklamalarıyla ortalığı ayağa kaldırdı. Bu durum, Avrupalıları, önceki müzakere turlarında anlaşmanın yüzde 70 ila 80'inin hazırlandığını hatırlatarak İranlılardan, müzakerelere önceki turlarda kalınan yerden devam edip etmeyeceklerini netleştirmelerini istemeye itti. Bakeri Kani, şimdiye kadar yapılan müzakerelerde üzerinde uzlaşıya varılanları nihai anlaşma değil, bir anlaşma taslağı olduğunu ve bu nedenle müzakere edilebilir olduğunu söyledi.
İran basını dün, üç Avrupa ülkesinin (İngiltere, Fransa ve Almanya) heyetlerinin başkanlarının yanı sıra Mora ile iki oturum gerçekleştiren Bakeri Kani'nin, İran heyetinin önceki müzakerelerde üzerinde uzlaşılanın ‘bir anlaşma taslağı olduğu, bununda tüm metinlerin yeniden müzakereye tabi olduğu anlamına geldiği’ şeklindeki tutumunu yinelediğini aktardı.
İran basınına göre Bakeri Kani'nin Mora ve diğer Avrupalı ​​yetkililerle yaptığı görüşmelerde değindiği bir diğer nokta, ‘anlaşmanın amacının, özellikle İran'la ekonomik ve ticari ilişkilerin normalleştirilmesini ihlal eden’ her türlü yaptırımın kaldırılması yönünde yaptığı çağrıydı. Batılıların yaptırımların kaldırılmasına paralel olarak tartışmak istediği nükleer anlaşmadaki taahhütlerle ilgili üçüncü noktaya dair İran heyeti, Mora'ya ‘nükleer anlaşmadaki yaptırımların ve yükümlülüklerin bir birlerini rehin alan denklemler olmamaları gerektiğini ve anlaşmayı ihlal eden ABD olduğu için, öncelikle ABD tarafından uygulanan yaptırımlar sorununun çözülmesinin önemli olduğunu’ söyledi.
Bakeri Kani'nin Mora ile yaptığı görüşmelerde, İran'ın talep ettiği ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin yerini alacak herhangi bir yeni ABD yönetiminin anlaşmayı tekrar terk edip yeniden yaptırımlar uygulamasını engelleyecek garantiler konusuna değinmediği görülüyor. İran’ın bu talebi çok önceleri dile getirdi. Önceki turlarda dönemin İran baş müzakerecisi Arakçi tarafından da talep edilmişti. Fakat İran’ın yeni müzakere heyeti, bunun önemli noktalardan biri olduğunu, üzerinde anlaşmaya varılmazsa müzakerelerde ilerleme olmayacağını vurguladı. Avrupalı ​​yetkililer daha önce İranlıların istediklerini garanti altına almanın neredeyse imkansız olduğunu ve Biden yönetiminin İranlılara bu tür garantileri veremeyeceğini söylemişti. Çünkü ABD Senatosu tarafından onaylanmayan hiçbir anlaşma, ABD yönetimleri üzerinde bağlayıcı olamaz.
Biden yönetimi, böyle bir anlaşmayı yasalaştırmak için ABD Senatosu’na sunmayı kabul etse bile, İran nükleer anlaşmasına yalnızca Cumhuriyetçiler değil, Demokratların da büyük bir bölümü karşı olduğundan hiçbir şey ABD’li kongre üyelerinin anlaşmayı oylayacaklarını garanti edemez.
Geriye yedinci müzakere turunun ne zaman yapılacağı ve ne kadar süreceği sorusu kaldı. Avrupalılar ‘müzakerelerin ilerlemesi durumunda hafta sonuna kadar’ Viyana'da kalabileceklerine dair uyumlu bir tutum sergilerken, sadece kalmış olmak için kalmayı değil, önceki turlarda bir kısmı oluşturulan anlaşma taslağı üzerinde çalışmaya başlamayı ve yazılı metinde halen eksik olan kısımları yazmaya devam etmeyi düşünüyorlardı. Anlaşma taslağında halen eksik olan kısımlar arasında, İran’ın son aylarda ve yıllarda edindiği modern nükleer teknoloji ile ilgili noktalar yer alıyor. Amerikalılar, İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum üretme kapasitesine sahip gelişmiş santrifüjlerini teslim etmesini veya imha etmesini istiyor. İran ise bunu reddediyor ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından izlenecek bir anlaşma yapılması karşılığında santrifüjlerin kendisinde kalmasını talep ediyor.
İran, UAEA ile iş birliğini, geçtiğimiz Şubat ayında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) kapsamında uygulanan Ek Protokol'den çıkma kararından bu yana en düşük seviyelere indirdi. Şimdi, UAEA müfettişlerinin nükleer tesislere tam erişimlerin izin vermek için nükleer anlaşmanın canlandırılmasını şart koşuyor.
Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı olan UAEA, dün, İran'ın IR-6 model gelişmiş santrifüjler kullanarak yüzde 20'ye varan saflıkta uranyum zenginleştirmeye başladığına işaret eden bir rapor yayınladı. Raporda, nükleer anlaşmanın İran’ın birinci nesil santrifüjler kullanmasına ve uranyumu ancak yüzde 3,67 oranına kadar zenginleştirmesine izin verdiği hatırlatıldı.
Reuters’ın haberine göre UAEA, dün, İran'ın yüzde 20 saflıkta uranyum üretmek amacıyla Kum kenti yakınlarındaki dağların altında inşa edilen Fordo Nükleer Tesisi’nde yüzde 5'e kadar zenginleştirilmiş uranyum hekzaflorürü (UF6) pompaladığını doğruladı. UAEA’nın aktardığı bilgilere göre söz konusu tesiste IR-6 model 166 santrifüj çalıştırılıyor.
UAEA, İran'ın bu adımı karşısında Fordo Nükleer Tesisi’ndeki denetimleri artırmayı planladığını, ancak detayların halen açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti. UAEA’dan yapılan açıklamada, “İran, UAEA’nın Fordo Nükleer Tesisi’ndeki denetimlerini artırmayı kabul etti. Bu denetimlerin uygulanmasını kolaylaştırmak için gerekli düzenlemelerin yapılması konusunda İran ile istişareler devam edecek” ifadeleri yer aldı.
Batılı müzakereciler, İran'ın görüşmeler sırasında elini güçlendirmek amacıyla sahada bir takım gerçekler yaratmasından çekiniyor.
Axios haber sitesi, iki gün önce ABD’li iki kaynağından, İsrail istihbaratının, Amerikalılara ve Avrupalılara, İran'ın yüzde 90 civarında uranyum zenginleştirmeyi planladığı şeklinde bir bilgilendirmede bulunduğunu aktardı. Avrupalı ​​yetkililer bununla ilgili olarak Viyana'da, ‘uranyumu askeri düzeyde zenginleştiren bir ülkenin barışçıl bir nükleer program müzakeresi konusunda ciddi olamayacağı’ gerekçesiyle böyle bir adımın müzakereleri ciddi şekilde baltalayabileceği uyarısında bulundular. İran'daki bu tırmanış, Batılı ülkelerin dışişleri bakanlarını İran'ın nükleer programını ve Viyana'daki nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik devam eden çabaları görüşmek üzere bir toplantı yapmaya itti. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, mevkidaşları Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss ile Letonya'nın başkenti Riga'da bir araya geldi. Bakanlar, Batılı ülkelerin karşı karşıya olduğu çeşitli zorlukları ele aldılar.
Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, İsrail'i Viyana’daki müzakerelerin gidişatını bozmak amacıyla ‘çeşitli yalanlar yaymakla’ suçladı. Hatibzade, ‘müzakerelerin tüm taraflarının görevi tamamlama konusundaki siyasi iradelerinin test edildiğini’ söyledi.
Batılıların, eğer İran müzakerelere devam etmek istiyorsa bu turda pozisyonunu netleştirmesi yönündeki çağrılarına karşın İran heyeti, İran basınına Avrupalı ​​tarafların ‘mevcut turu çok erken bitirmek istedikleri, ancak kendilerinin müzakereleri mümkün olduğunca tamamlamayı tercih ettikleri’ yönünde bir açıklama yaptı. Daha sonra İran'ın İngilizce yayın yapan devlet televizyonu Press TV’ye göre İranlı kaynaklar, ‘İran’ın suni tarihler karşılığında ilkeli taleplerini feda etmeye hazır olmadığını’ söylediler. Bakeri Kani, Mora ile yaptığı görüşmenin ardından dün öğleden sonra Coburg Palace Oteli’nden ayrılırken bir gazetecinin sorusuna yanıt olarak, İran heyetinin Viyana’da kaldığını söyledi. Ancak Bakeri Kani, heyetin ne zamana kadar kalacağına dair detay vermedi.
Avrupalı ​​diplomatlar, önceki gün yaptıkları açıklamada, müzakerelerde herhangi bir ilerleme olmaması durumunda bir ‘duraksama sürecine girilebileceğini’ belirtmişler, “Diplomatik yaklaşımı yeniden gözden geçirmenin zamanı gelebilir, ancak henüz bu noktada değiliz” diye eklemişlerdi.



Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
TT

Katar, İran’a Al Rekayyat tankerine yönelik saldırı nedeniyle protesto notası verdi

Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)
Katar'ın başkenti Doha'dan bir kare (Reuters)

Katar Dışişleri Bakanlığı, bugün (Salı) İran'ın Doha Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhsin Kanani'yi bakanlığa çağırarak, Al Rekayyat adlı tankerin Hürmüz Boğazı yakınlarından geçişi sırasında hedef alınmasına ilişkin protesto notası verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi Müdürü İbrahim Fahru tarafından Muhsin Kanani'ye teslim edilen protesto notasında, saldırının uluslararası deniz taşımacılığı güvenliğine yönelik ciddi bir ihlal olduğu, küresel enerji arzının güvenliğini doğrudan tehdit ettiği ve uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edildiği vurgulandı.

Notada, Katar'ın söz konusu saldırıyı ve bunun uluslararası deniz güvenliği ile bölgesel istikrara yönelik oluşturduğu tehdidi kesin bir dille reddettiği belirtildi. Doha yönetimi, İran'dan bölge güvenliğini tehdit eden tüm uygulamalara derhal son vermesini, uluslararası deniz taşımacılığı ile küresel enerji tedarikini riske atan eylemlerden vazgeçmesini talep etti.

Protesto notasında ayrıca Katar'ın, çıkarlarını ve ulusal varlıklarını korumak amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde uygun göreceği tüm adımları atma hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. İran'dan saldırıyla ilgili acilen açıklama yapması, benzer olayların tekrarını önleyecek derhal tedbirler alması ve ilgili uluslararası hukuk kurallarına tam olarak bağlı kalması istendi.


İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
TT

İran ve Arap komşuları arasındaki buzlar erir mi?

Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)
Başkent Kuveyt’te güneş ünlü Kuveyt Kulesi'nin arkasına inerken Basra (Arap) Körfezi sularında ilerleyen bir tekne, 9 Haziran 2026 (AFP)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

Siyasetteki temel sabite, sabitesizliktir. Ne kalıcı bir dostluk ne de kalıcı bir düşmanlık vardır. İbn Haldun'un toplumsal gelişim yasasına göre toplumsal hareketlilik de bu ilkeden muaf değil. İran ile bölgedeki Arap ülkeleri de ne siyaset yasasının ne de toplumsal gelişim teorisinin dışında.

Bu durum, siyasi ve toplumsal gerçekliğin yanı sıra İran ile Arap ülkelerinin entelektüel gerçekliğinin nereye evrileceğini titizlikle incelemeyi zorunlu kılıyor. Zira bugün her iki taraf arasında entelektüel yapı, siyasi yönelim ile iç çatışmanın mahiyeti ve biçimi bakımından derin farklılıklar göze çarpıyor.

1979'da devrimin şekillendirdiği İran ile siyasi ve askeri şartların benzer olmasına rağmen bugünkü İran aynı değil. Günümüzde İran'da iç cephede siyasi akımların çeşitliliğinden ve artan protestolardan, dış cephede ise ABD ve İsrail kaynaklı uluslararası tehdidin sürmesinden beslenen çatışma şiddetini korusa da bunun iç kamuoyundaki yansıması devrimin ilk döneminden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Devrim yıllarında muhafazakâr akımları besleyen devrimci coşku zayıflarken İran toplumunda modernleşme ruhu güç kazandı. Dini şahsiyetin yüceltilmesi de bir zamanlar tüm İran toplumunda gördüğü itibar ve saygınlığa kıyasla bugün belirgin biçimde soldu.

Arap dünyası da benzer bir dönüşüm geçirdi. Bölgenin sağcı milliyetçi rejimleri ortadan kalktı. İran İslam devriminin yarattığı dalgaya karşı mücadelede öncülük eden Iraklı Baas rejimi yıkıldı. Bölgede ‘Şii hilalinin’ kapsamının genişlemesinden duyulan dinî ve siyasi endişe yatıştı. Böylece her iki tarafta da ötekine yönelik daha az gergin bir bakış açısı oluşmaya başladı. Bu, ABD ile İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş sürecinde Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ve Ürdün'ün maruz kaldığı saldırılara rağmen böyle.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Arap ülkelerinin her yönüyle reddettikleri İran saldırılarına karşın savaşa dahil olmamaları, bu savaşın yapısı itibarıyla geleneksel İran hedefleme anlayışının dışında kaldıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, 21. yüzyılın İranı artık bütünüyle 1979'un aşırılıkçı söylemine bağlı değil. İran’ın toplumsal yapısında köklü bir dönüşüm yaşandı ve bu dönüşüm kendini ve fikirlerini rejime kabul ettirdi.

Bu çerçevede geçmişte Arapların siyasi düşüncesinin en büyük sorunlarından biri, İran’daki farklı siyasi oluşumlara tek tip bir gözle bakmasıydı. Arap dünyası, sağ ve sol arasındaki ince ayrımları fark edemedi. Çünkü bu ayrımlara İran'daki gerçek anlamıyla değil, uluslararası kavramsallaştırma merceğiyle baktı. Burada sözü edilen sağ ve sol, İslami çerçeve içinde ve Şii perspektifinden tanımlanan kavramlar olduğundan genel bağlamdan farklı anlamlar taşıyor. Örneğin devrim yıllarında köktenci muhafazakârlar, uluslararası arenada sol bir kavram olarak değerlendirilen sosyalist eğilimli kooperatif ekonomi modelini destekledi. Reformcular ise tarihsel olarak muhafazakâr kesimde sınıflandırılan çarşı tüccarlarının da desteğiyle, sağ kapitalist bir kavram olan yönlendirilmemiş açık piyasa ekonomisini güçlendirmeye çalıştı.

Bu, İran zihniyeti içindeki çok sayıda örüntüden yalnızca biridir ve biçimsel bir yapıya ya da belirli bir entelektüel kimliğe indirgenemez. Ne ilahiyat öğrencileri olan mollaların tamamı muhafazakâr eğilimli ne de sivil kesimlerin tümü reformcu. Bu durum, siyaset araştırmacılarını önceden belirlenmiş sınıflandırmaların ve bunlara bağlı zihinsel kalıpların kısıtlı çerçevesinden çıkıp daha derin bir düşünsel sorgulamaya yönelmeye davet ediyor.

Reformcular dini, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve olarak ele aldılar. Aşırılıkçıların katı düşünceyi yumuşatmayı, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısını açmayı hedeflediler.

Burada reformcular ile muhafazakârlar arasındaki anlaşmazlığın İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk anından itibaren belirdiğini de burada vurgulamak gerekiyor. Ayetullah Humeyni 1979 yılında aydın İslami kimliğiyle öne çıkan Dr. Mehdi Bazirgan'ı hükümet başkanlığına getirdi. Bazirgan, Şah döneminde hapis cezasına çarptırılıp işkenceye maruz kalarak ağır bedeller ödemişti. Şah dönemindeki siyasi mücadelesinin temelini oluşturan İslami bir vizyona da sahipti. Bununla birlikte ilk andan itibaren aşırı sağcı İslamcıların damgasını vurduğu İran İslam Devrimi'nin ilke ve kurallarıyla bütünleşemedi. Aynı yıl istifasını sunarak siyasi sürecin dışına çekildi ve 1990'ların ortalarında hayata gözlerini yumana kadar bir daha siyaset sahnesine geri dönmedi.

thyju87k
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi 10 Mayıs 2025'te Cidde'de kabul ederken (AFP)

O tarihten itibaren muhafazakârlar ile reformcular arasındaki çatışma çeşitli meselelerde su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle siyasi istikrarın hâkim olduğu ve Batı ile herhangi bir dış çatışmanın ufukta görünmediği dönemlerde iki kesim arasındaki farklar belirginleşip derinleşti. Ancak ABD’nin müdahalesinin gündeme geldiği anlarda bu farklılıklar hızla silindi. İsrail'in devreye girdiği durumlarda ise daha da hızlı yok oldu.

Reformcular dine, toplumsal ahlakın inşasına yönelik bir çerçeve, seçimsel demokrasi anlayışının ve çoğulcu yönetimin pekiştirilmesine katkı sağlayan bir unsur olarak baktılar. Bunu, rejimin siyasi yönelimleriyle çelişen siyasi güçleri dışlamayan aydınlanmacı bir İslami vizyon içinde benimsediler. Dini bilinçleri ve şer'i iradeleri dışında hiçbir toplumsal değişimin meşruiyetini kabul etmeyen radikallerin sertliğini yumuşatmayı hedeflediler. Bu doğrultuda dini anlayışın modernleştirilmesini, siyasi pratiklerin geliştirilmesini, kamusal özgürlüklerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini, kadın haklarının iyileştirilmesini, Arap ülkeleriyle yakınlaşmayı ve Batılı devletlerle diyalog ve müzakere kapısının açılmasını savundular.

Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, reformcuların yolculuğunun merkezinde yer aldı. Önce Kültür Bakanlığı (1982-1992) ardından Cumhurbaşkanlığı (1997-2005) görevleri boyunca ifade özgürlüğünü, hoşgörü kültürünün yaygınlaştırılmasını, sivil toplumun inşasını ve medeniyetler arası diyalog temelli Batı ve Doğu'yla yapıcı diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini savundu. Ne var ki bu fikirler, muhafazakârların yargı kurumu ve güvenlik güçleri aracılığıyla Hatemi'nin destekçilerine ve reformist kanadın liderlerine yönelttiği seferberlik kampanyası karşısında tutunamadı. Bu baskılar muhafazakârların Hatemi'nin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasını sağlarken reformcu adayın seçimi kaybetmesinde büyük kitlelerin oy kullanmaktan kaçınması belirleyici oldu.

Bugünkü durum, 1979 yılındaki dünkü durumla aynı değil. Bunun yanında İran’ın mevcut Dini Lideri Mücteba Hamaney de devrimin lideri ve komutanı Ayetullah Humeyni’ye de benzemiyor.

Bugün ise reformcular, kalp cerrahı Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın 28 Temmuz 2024'te cumhurbaşkanlığına gelmesiyle yeniden siyasi sahnenin ön saflarına çıktı. Pezeşkiyan, süregelen savaşın İran ile diğer Körfez ülkeleri arasında yarattığı derin gerilime rağmen bu dönemde Suudi Arabistan ve KİK üyeleriyle iyi ilişkilerin ritmini korumayı başardı. Gelişmelerin ardışıklığı ve açıklamalarından açıkça görüldüğü üzere İran'da köktenci muhafazakârlar ile reformcular arasında siyasi kararlar üzerinde, askeri kararlar bir yana bırakılırsa, hâkimiyet mücadelesi sürüyor. Savaşın kızışmasıyla birlikte şu an denge muhafazakâr kanat lehine kayıyor.

Buna karşın bugünkü koşullar 1979'daki koşullarla aynı değil. Günümüzün İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, Ayetullah Humeyni gibi bir devrim önderi ve lideri olarak görülmüyor. Bu durum ayrıca ilk reformcu Mehdi Bazirgan'ın içinde bulunduğu koşullarla günümüzün reformcusu Mesud Pezeşkiyan'ın durumunu karşılaştırmayı da zorunlu kılıyor. Bazirgan Ayetullah Humeyni gibi büyük bir devrimci şahsiyetin yönlendirdiği ve tüm mekanizmalarını harekete geçirdiği genç devrimcilerin coşkulu gücüyle ve bölgesel-uluslararası düzeydeki keskin gerginlikler ortamında baş başa kalmıştı. Pezeşkiyan ise İran toplumsal yapısının değişen niteliği, çağdaş kuşakların kimliğindeki belirgin dönüşüm ile düşünce biçimleri ve eğilimlerinin farklılaşması, üstelik bölgesel ve uluslararası düzeyde sert karşıtlık ve muhalefetin zayıflamış olmasıyla bambaşka bir konjonktürle karşı karşıya.

Şimdi sorulması gereken asıl soru, “Bu değişimler İran ile Arap komşuları arasındaki buzların erimesine zemin hazırlar mı ve bu durum ilerleyen süreçte, özellikle Batılı ülkelerle ilişkilerde uluslararası bağlama yansır mı?” sorusudur.


İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.