Necef Zirvesi sonrası: Yeni bir Ortadoğu düzeni mi oluşuyor?

Bu fikir, Arap zirvesinin yokluğu ve tutarlı bir fikir birliği için gerçek fırsatların yokluğu çerçevesinde gündemde.

İsrail ve ABD, bölge güvenliğine kendi güvenlik ve siyasi yaklaşımını sunma zamanının geldiğinin farkında (AFP)
İsrail ve ABD, bölge güvenliğine kendi güvenlik ve siyasi yaklaşımını sunma zamanının geldiğinin farkında (AFP)
TT

Necef Zirvesi sonrası: Yeni bir Ortadoğu düzeni mi oluşuyor?

İsrail ve ABD, bölge güvenliğine kendi güvenlik ve siyasi yaklaşımını sunma zamanının geldiğinin farkında (AFP)
İsrail ve ABD, bölge güvenliğine kendi güvenlik ve siyasi yaklaşımını sunma zamanının geldiğinin farkında (AFP)

Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İsrail ve ABD’den bakanların katıldığı Necef Zirvesi’nin sona ermesinin ardından, şu anki Arap vizyonunun yokluğu ortasında Arap bölgesel düzeninden geriye kalanların kalıntıları üzerine, yeni bir Ortadoğu düzenine doğru gidişattan ne çıkacağına dair önemli bir soru baş gösterdi.

ABD’nin korkuları
Akabe zirvesine katılan her bir tarafın ana hedefleri birbirleriyle çelişiyor. Bu durum, her bir tarafın amacı hakkında sorulara neden olurken, Mısır ve İsrail’in barış anlaşmasını imzalamasının üzerinden 43 yıl geçmesinin ardından ABD yönetiminin, bu tarafları bir araya getiren taraf olduğu belirtiliyor. Durum, Washington yönetiminin ‘Beyaz Saray’a gelişinden bu yana normalleşme süreçlerine müdahale etme konusundaki çekingenliğine rağmen’, hala Arap- İsrail arabuluculuğu yönünde çalıştığını ve işleri oluruna bıraktığını doğruluyor. Öyle ki ABD, Hamas hareketi ile İsrail arasındaki çatışmalar sonrasına kadar müdahalede bulunmamıştı. Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Antony Blinken, bölgeye ziyarette bulunurken, bir vizyon veya fikir sunmadan Filistin topraklarını, Ürdün, Mısır ve İsrail’i gezdi.
Bu kez ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in bölgeye gelişi, aslında Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi büyük Arap ülkelerinin ‘geçmiş ilişkilerin üzerinde gerçek ve yeni ortaklıklar kurmak için kendilerini öne süreceğine’ dair ABD korkularıyla bağlantılıydı. Blinken, ortaklığın şeklini ve boyutunu doğrulayan önemli bir mesajla geldi. Bu mesaj, gelecek dönemde ispatlanması biraz zaman alacak bir şeydi.

ABD müdahalesinin doğası
Genişletilmiş ortaklıklardan bahsetmenin veya ABD yönetiminin hala ayrı ayrı Arap ülkeleriyle ilgilendiğini doğrulayan 13 milyon dolarlık donmuş askeri yardımı serbest bırakmasının karşısında Katar’ın statüsü yükseltildi ve ülkeye, NATO dışı bir müttefik üyeliği verildi.
Öyle görünüyor ki özellikle ‘Körfez ülkelerinin güvenliğine ilişkin nükleer anlaşmanın imzalanması’ ve ‘İran rejiminin gücünün, bölge güvenliğine müdahale etme ihtimalinin, Husi milislerine sınırsız desteğinin ve Arap Körfezi ve ülkelerinin güvenliğine yönelik tehdidin artması’ aşamasında yaşanacakların yansımalarına dair bir beklenti ortasında Beyaz Saray yönetimi, etkili Arap eğilimlerinden korkuyordu. Bu durumlar, Suudi Arabistan’ın ABD müdahalesinin doğası hakkında sorular sormaya itecek düzeyde hedef alındığının bir kanıtı.
Tel Aviv’in ‘tek taraflı seçenekler, genişletilmiş güvenlik önlemleri ve farklı yollarla çalışma’ hakkında konuşmasına neden olan, tüm Körfez ülkelerine ve İsrail’e yönelik hileci bir ABD tutumu mevcut. Bu tutum, ilerleyen dönemde sabotaj faaliyetlerinin devam etmesine, ateşkes sırasında ABD’ye kulak vermemeye ve İsrail ulusal güvenlik hesaplamaları uyarınca herhangi bir zamanda yanıt vermeye neden olabilir. Bu ise, Tel Aviv ile sürekli ve destekleyici koordinasyona rağmen ABD tarafından anlaşılmayan bir şey ve iki tarafı da İsrail ve Körfez ülkelerini aynı anlayış alanında çalışmaya yöneltti.
Gerçekçi olarak, Arap müttefikleriyle birlikte merkezi bir ABD gücü haline gelen İsrail ile ilişkilerde artık herhangi bir sorun ve anlaşma konusunda gerçek çekinceler yok. Bu da yeni bir atmosferin oluştuğunu doğrularken durum, Arap ülkeleri ile bir yanda İsrail, diğer yanda da ABD arasındaki anlaşmazlık hali ortasında, bölgenin güvenliğine ilişkin yaklaşan gelişmelerle ilgili. Ayrıca durum, ilerleyen dönemde ilan edilebilecek ortak çıkarlar ve karşılıklı faydalar bazında doğrudan bir ortaklığa uzanacak.
ABD Dışişleri Bakanı Blinken, durumun ‘Arap ülkeleri ile İsrail arasında genişletilmiş ve gerçek bir toplantı düzenlenmesi açısından benzeri görülmemiş’ olduğu gerekçesiyle, toplantıların, güvenlik ve stratejik temasların devam ettiğini vurguladı. Ancak bu konunun gerçek bir şekilde gözden geçirilmesi gerekecek. Mısır- Ürdün- Irak ittifakının bir güvenlik versiyonu veya İsrail’in varlığı ile tam bir bölgesel ittifak olması için henüz çok erken. Zirve ise katılımcılarla düzenlendi, toplanması oldukça önemli ve son derece önemli bir zamanda gerçekleşti.

Fikri ortaya atmak için iyi bir zaman mı?
Ürdün, Filistin tarafının katılımıyla ilgili derin taahhütler nedeniyle zirveye katılmadı. Kral Abdullah, aynı vakitlerde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile bir araya geldi. Bu durum, Ürdün ve Mısır gibi önemli Arap ülkelerinin, ABD’nin planladığı bağlamda hareket etmeyeceği anlamına geliyor. Ama iki ülke, İsrail ile ikili veya çok taraflı bir çerçevede koordinasyonu kabul edebilir. Bu durum, hala koşulun tüm unsurlarına tutunmak ve ABD yaklaşımları ortasında sahneyi yukarıdan yönetmek isteyen ABD tarafını rahatsız edebilir. Bu da boyutları, Dışişleri Bakanı resmi olarak ‘kimseye karşı ittifak olmadığını’ açıklayan Mısır gibi Arap ülkeleri tarafından çok iyi bilinen bir şey. Ayrıca zirvede İsrail, ülkesinin dehasından, siber güvenlik, yapay zekâ ve diğer bilim alanlarından bahsederken Mısırlı Bakan, önceliğin iki devletli çözüm ve bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı. Güvenlik bir siyasi konuşma olmazken, yalnızca toplantılar yapıldı.
ABD’liler, tekrar tekrar Filistinliler için çağrı yapılan destekten ve Filistin halkının geçimini sağlamak için yardım sağlanmasından bahsetti. Ancak sorun insani çözümlerde değil, ekonomik, siyasi ve güvenlik çözümlerinde, barış sürecinin kararlarına bağlılıkta ve İsrail halkının yanında var olan bağımsız bir devletin ilanında yatıyor. Zira bu olmadan, ileriye doğru bir adım atılmayacak. İsrail, bunun sonuçlarını çok iyi biliyor. Filistin sorununa bir çözüm bulunmadan Arap ülkeleriyle barış anlaşmaları da bu çerçevede ve belirli bir kapsamda olacak. Çünkü asıl endişe, başka bir taraf değil. Filistin tarafı ve ABD tarafını da birlikte çalışmaya sevk eden de bu durumdur. Durum ayrıca, İsrail hükümetini, Doğu Kudüs’teki konsolosluğu henüz kapatmamış ve Washington’daki ‘Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’ ofisini açmamış olan yönetim olarak Filistin tarafıyla temasları yeniden başlatmaya zorladı. Bu durum ise ABD yönetiminin hala fiilen değil, sözle konuştuğunu doğrularken, gelişmeler ve siyasi veya güvenlik seçenekleri hakkında şüpheciliğe neden oluyor. Bu nedende bir güvenlik forumu veya erken uyarı merkezi kurmak için sunulacak herhangi bir öneri, stratejik işbirliği mekanizması veya diğerleri; ilerleyen dönemde Arap taraflar ile İsrail arasında açık ve önemli bir tartışmanın konusu olacak gelenekselin ötesinde bir işbirliği şeklidir.
Yaşananlar çerçevesinde Araplar ve İsrail arasındaki güvenlik ve stratejik meseleler, tüm taraflar arasında güven önlemleri inşa etmekle bağlantılı olacak. Ayrıca özellikle İsrail’in bir dizi Arap-İsrail manevrasına katılmasıyla birlikte, Arap ülkeleri ile İsrail arasında ortak ve doğrudan güvenlik formüllerinin uygulanmasını hızlandırabilecek herhangi bir ABD hamlesine şüpheyle yaklaşılacaktır. İsrail’in deniz tehditleriyle mücadele etmek için uluslararası deniz ittifakına girmesinin yanı sıra uzun yıllar boyunca ‘bir devlete karşı düşman bir devlet olarak’ görülmesinin ardından durum, Arap ülkelerinin bölgesel tehditlere yaklaşımında bir değişikliği zorunlu kılacaktır. Söz konusu ittifak, tehditlerin niteliği ve boyutu ne olursa olsun Arap limanlarının ve deniz yollarının güvenliğinde kendisine önemli ve artan bir rol verecek, Tel Aviv’e ABD arabuluculuğu ile Blok 9 bölgesi üzerinde Lübnan ile sınır çizme müzakerelerine devam etme cesareti sağlayacak. İsrail’in hamleleri, İsrail’in komşu ülkelerle yeni anlaşmalar yapma çabasını gösteriyor.
İsrail, arkasında ABD ile birlikte, Mısır, Cezayir, Ürdün ve Irak gibi ülkelerin bir Arap ulusal güvenliği kavramı formüle etmelerinden korkarak, bölge güvenliğine kendi güvenlik ve siyasi yaklaşımını sunma zamanının geldiğinin farkında. Bu farkındalık, üçlü ittifak fikrinde de ortaya çıkarken, bu ülkelerle mevcut ilişkilerin doğasına rağmen İsrail ve ABD açısından yaşananların karşısında da duruyor. Zira söz konusu kavramın, İsrail hareketinin mevcut Arap ulusal güvenliği ve Arap Birliği’nin mevcut haliyle korunması da dahil olmak üzere ortak Arap eylem kurumlarının hayatta kalması önerisinin ötesine geçen ciddi güvenlik ve stratejik ittifaklar kurma gidişatını bozması olası. Bu durum, İsrail’i Arap sahnesiyle başa çıkmak için gerçek güvenlik formülasyonları ve vizyonları ortaya koymaya teşvik ediyor. Arap zirvesinin art arda toplanamaması ve tutarlı Arap mutabakatı için gerçek fırsatların yokluğu çerçevesinde Arap durumu, olduğu gibi kalırsa (işi, hareketi veya etkinliği donmuş ve Arap zirvesi de art arda ertelenmiş olsa bile) mevcut tüm kurumlarıyla Arap bölgesel sisteminin statüsünün ötesine geçen bir Ortadoğu sistemi inşa etmek için olanları kullanmaya zorlayacaktır.



Husilerin balistik füze saldırısı Taiz'in Vaziye bölgesinde onlarca kişinin ölümüne yol açtı

Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP)
TT

Husilerin balistik füze saldırısı Taiz'in Vaziye bölgesinde onlarca kişinin ölümüne yol açtı

Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Husilere karşı Taiz, Cevf ve Lahic cephelerinde ilerleme kaydetti (AFP)

Sahadaki dikkat çekici gelişmelerden birinde Yemen ordusu, Husileri Taiz kentinin batısındaki Vaziye ilçesinde bulunan El-Hadara halk pazarını balistik füzeyle hedef almakla suçladı. Askerî sözcü Macid en-Nuzeyli'nin açıklamasına göre saldırıda onlarca kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

Bu gelişmeyle eş zamanlı olarak Taiz, Lahic, Cevf ve Marib cephelerinde çatışmalar genişledi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre hükümet güçleri, birçok bölgede ilerleme kaydetti.

Öte yandan, Birleşmiş Milletler Yemen Uzmanlar Paneli'nin raporu, Husilerin askerî cephaneliklerini geliştirmek için dış tedarik ağlarına bağımlılığını sürdürdüğünü ortaya koydu. Raporda, Husilerin çift kullanımlı ticari bileşenlerin yanı sıra füze, insansız hava aracı (İHA), güdüm sistemleri ve hava savunma sistemlerinin üretiminde kullanılan teknolojilere erişim sağladığı belirtildi.

Raporda ayrıca bu tedarik ağlarının uluslararası deniz ulaşımı ve ticaret güvenliği açısından doğurabileceği sonuçlara dikkat çekildi.


Hizbullah, “Lübnan’ın Dostları”na karşı mücadele başlattı

6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar. Bölgede Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (AP)
6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar. Bölgede Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (AP)
TT

Hizbullah, “Lübnan’ın Dostları”na karşı mücadele başlattı

6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar. Bölgede Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (AP)
6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar. Bölgede Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (AP)

Hizbullah, “Lübnan’ın Dostları” ile siyasi bir mücadele başlattı. Bu gelişme, ABD, Birleşik Krallık, Japonya, Kanada ve Avustralya büyükelçiliklerinin ortak bir bildiri yayımlamasının ardından yaşandı. Söz konusu bildiride, silahların devletin tekelinde toplanması ve Hizbullah’a ait patlayıcı sevkiyatında rol alan kişileri konu alan adli sürece siyasi müdahalede bulunulmaması gerektiği vurgulandı.

Hizbullah Milletvekili Ali Ammar, söz konusu bildirinin “Lübnan’ın iç işlerinin en hassas ayrıntılarına pervasızca müdahale etme cüretini gösterdiğini, ülkenin egemenliğini, yargısının bağımsızlığını ve diplomatik teamülleri hiçe sayan son derece seviyesiz ve küstahça bir yaklaşım sergilediğini” söyledi. Ammar, “Lübnan’ın Dostları”nı bölünmeleri körüklemek ve fitne çıkarmakla suçladı.

Öte yandan İsrail, Lübnan’ın güneyinde dikkat çekici bir askerî hareketliliğe yeniden başladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre  bu kapsamda “Sarı Hat”ın çevresinde sınırlı kara harekâtları düzenleyen İsrail güçleri, yıkıma uğramış bölgelerde ve bu bölgelerin çevresinde patlatmalar gerçekleştirdi, hava saldırıları düzenledi ve yoğun topçu ateşi açtı.


Irak, İran'a yönelik olası saldırılara karşı önlem olarak olağanüstü hâl tedbirlerini devreye soktu

Irak polisi tarafından paylaşılan fotoğrafta, dün Kerkük sokaklarında devriye gezen askerî birlik (Reuters)
Irak polisi tarafından paylaşılan fotoğrafta, dün Kerkük sokaklarında devriye gezen askerî birlik (Reuters)
TT

Irak, İran'a yönelik olası saldırılara karşı önlem olarak olağanüstü hâl tedbirlerini devreye soktu

Irak polisi tarafından paylaşılan fotoğrafta, dün Kerkük sokaklarında devriye gezen askerî birlik (Reuters)
Irak polisi tarafından paylaşılan fotoğrafta, dün Kerkük sokaklarında devriye gezen askerî birlik (Reuters)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran'a yönelik olası ABD saldırılarının yakın olduğuna dair işaretler üzerine hedef listelerini güncelleyen silahlı grupların gerçekleştirebileceği ihlallere karşı ordu komutanlarına derhal müdahale etme yetkisi verdi.

Yetkililer, Şarku'l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Silahlı Kuvvetler Başkomutanı, sınır kentlerinde sıkı denetim uygulanması ve sahadaki takibin yoğunlaştırılması talimatını verdi. Bu kapsamda, olağan dışı bütün hareketlilikler 24 saat esasına göre güncellenen değerlendirmelerle izlenecek” ifadelerini kullandı.

Alınan önlemler kapsamında, kuzeyde Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki Süleymaniye kentinden güneyde Kuveyt ve İran sınırlarına yakın Basra'ya kadar İran sınırının gözetim altına alınması ve Suriye sınırına da asker konuşlandırılması yer alıyor.