İran Suriye’deki milislerinin konuşlanma alanlarını genişletiyor

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Deyrizor’un batısında Suriye rejim güçlerine bağlı 4. Tümen’e ait bir kontrol noktası (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Deyrizor’un batısında Suriye rejim güçlerine bağlı 4. Tümen’e ait bir kontrol noktası (Şarku’l Avsat)
TT

İran Suriye’deki milislerinin konuşlanma alanlarını genişletiyor

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Deyrizor’un batısında Suriye rejim güçlerine bağlı 4. Tümen’e ait bir kontrol noktası (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Deyrizor’un batısında Suriye rejim güçlerine bağlı 4. Tümen’e ait bir kontrol noktası (Şarku’l Avsat)

İsrail’in Suriye topraklarındaki İran askeri mevzilerine düzenlediği hava saldırılarını artırmasıyla birlikte son yıllarda Tahran’ın Suriye’deki rolünü sınırlandıran Rusya’nın Ukrayna savaşıyla meşgul olduğu bir ortamda İran, Suriye’deki konuşlanma faaliyetlerine hız verdi. İran bu kapsamda Suriye’nin orta kesimi, doğusu ve kuzeydoğusuna yerli ve yabancı milisler konuşlandırırken, bu mevzilenme alanlarına askeri araçlar, füze rampaları, insansız hava araçları (İHA) takviye ediyor. İranlı milislerin konuşlandığı bölgelerde inşa edilen karargahlar İran Devrim Muhafızları tarafından yönetiliyor.
İran’ın yeni askeri taktiği, Suriye topraklarındaki nüfuzunu olabildiğince geniş bir alana yaymayı hedefliyor. İran Devrim Muhafızları geçtiğimiz süreçte Lübnan Hizbullahı, Afgan Fatimiyyun Tugayı, Irak merkezli Nuceba Hareketi ve Asayib Ehlil Hak Örgütü ile Suriye merkezli Bakır Tugayı’na mensup yaklaşık 4 bin 500 milisi Humus’un doğu kırsalı, Hama Çölü, Rakka Çölü, Deyrizor ve Halep kentlerinde bulunan yaklaşık 120 askeri mevzi ve karargâha dağıttı. Devrim Muhafızları söz konusu mevzilenme alanlarına ayrıca füze rampası, ağır silah, İHA ve iletişim mekanizmaları gönderdi. Devrim Muhafızları son olarak Halep kentinde Rus ve rejim güçleri karşısında Neyrab Askeri Havaalanı’na doğru nüfuzunu genişletmesinin ardından Humus’un doğusundaki stratejik Mahin Depolarını ele geçirdi ve kendisine bağlı milislerin safında savaşan gönüllü Suriyeliler için askeri eğitim kampları inşa etti.

Suriye çölü
Şarku’l Avsat’ın Hama ve Humus çöllerindeki kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kardeşi Mahir Esed’in komutasındaki 4. Tümen komutanları ile İran Devrim Muhafızları komutanları arasında 2022’nin başında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre, Humus’un doğusundaki Hasya, Tedmür, Mahin, Kuryatayn, Suhna, Kem ve Tayba bölgeleri ile Hama’nın doğusundaki Salamiya, Es-San, Esriya ve Şeyh Hilal bölgelerinde yaklaşık 11 merkezi karargâh inşa edildi.
Kaynakların aktardığına göre, karargahların inşasının ardından Lübnan Hizbullahı, Afgan Fatimiyyun Tugayı, Irak merkezli Nuceba Hareketi ve Asayib Ehlil Hak Örgütü ile Suriye merkezli Bakır Tugayı milisleri Humus’un doğusundaki Hasya, Tedmür, Mahin, Kuryatayn, Suhna, Kem ve Tayba bölgeleri ile Hama’nın doğusundaki Salamiya, Es-San, Esriya ve Şeyh Hilal bölgelerine konuşlandırıldı. Kaynaklar, söz konusu konuşlanma hamlesinin, Rusya’nın Ukrayna savaşının başlaması ve Rus güçlerin Humus’un doğusundaki bazı askeri noktalardan çekilmesiyle (nitekim son olarak Mahin Depolarından çekildi ve bu bölgeyi Devrim Muhafızlarına ve Lübnan Hizbullahı’na teslim etti) eşzamanlı olduğuna dikkat çekti. Lübnan Hizbullahı’nın çok sayıda unsurunu orta ve ağır araçlar, iletişim mekanizmaları ve İran yapımı İHA’larla birlikte bölgeye gönderdiğini belirten kaynaklar, 4. Tümen’in de Tedmür’ün doğusundaki Suhna bölgesi çevresine ve Kum ile Tayba bölgelerine tanksavar Kornet füzeleri takviye ettiğini kaydetti.
Halep kentindeki aktivistler, İranlı milislerin geçtiğimiz günlerde Halep’in doğusundaki Neyrab Askeri Havaala’nı içindeki bazı kısımları daha teslim aldığını ve İranlı komutanlar ile Suriye rejim komutanlarının bölgede incelemelerde bulunmasının ardından Havaalanı karşısındaki 32 evin güvenlik gerekçesiyle tahliye edildiğini aktardı. Aktivistlere göre bu gelişmeler, Halep’teki yaklaşık 38 mevki ve bölgenin tamamen İran nüfuzuna girmesinin ve Halep-Deyr Hafer yolu üzerinde askeri karargahlar inşa etmesinin ardından geldi. İran’ın kontrol altına aldığı bölgelerin isimleri şu şekilde: Neyrab Kampı, Kerm et-Tarab, kablo ve traktör imalatı, tank bakım alanı, Halep’in güneydoğusundaki bir seramik imalathanesi, Kerm el-Vakkaf ile Aziziye’deki karargahlar, Ramus bölgesi, beton blok imalathanesi, Ramusa bölgesindeki Ayn el-Asafir ve Topçu Fakültesi, Halep’in güneydoğusundaki El-Ensari, Han Tuman, Es-Sefire, Hanasır yolu, El-Vedihi, Zehibiyye Depoları, Halep’in kuzeydoğusundaki El-Vadihi ve Cebel Azan’daki üsler, El-Hadır Mahallesi, Meskene kasabası, Hanasır-Esriya yolu, Tel Şeyh Yusuf ve Şeyh Neccar, Handarat Kampı, Halep’in kuzeybatısında Nubul ve Zehra kasabalarındaki askeri karargahlar, Maarrat el-Artik ve El-Lirmun.
Sayılan bu bölgelere Filistin Kudüs Tugayı, Afgan Fatimiyyun Tugayı, Bakır Tugayı, Suriye Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızlarına bağlı gruplarından çok sayıda milis konuşlandırıldı.
İran 27 Mart’ta Humus’un doğusundaki Tedmür kentinde bulunan depolarından 10 adet Muhacir İHA’sını son olarak Deyrizor kentinin güneyinde inşa ettiği ve İHA’lara özel bir kampa sevk etti. İran çevresinde sıkı güvenlik önlemleri aldığı bu kampta İHA eğitimleri veriyor.
Humus’tan bir kaynak, İran ve Lübnan Hizbullahı’nın Kalamun Dağları’ndaki bölgelerden başlayarak, Şam Kırsalı’ndaki Deyr Atiye, Humus’un doğusundaki Hasya, Kuryatayn, Mahin, Tedmür, Suhna, Halep’in doğusundaki Hanasır ve Neyrab Havaalanı ve Lübnan’ın Baalbek ve Arsal bölgelerindeki sınır hattının Suriye tarafındaki topraklara kadar uzanan yaklaşık 300 kilometrelik bir alanı kontrolü altına aldıklarını belirtti. Kaynak İran ve Lübnan Hizbullahı’nın Hama, Humus, Deyrizor, Rakka ve Halep’in doğu bölgelerinden Lübnan sınırına kadar uzanan Suriye çölünde ise 120 kilometre derinlikte bir bölgeyi kontrol ettiğini kaydetti.

Yeni milis grubu
Suriyeli aktivistler, İran Devrim Muhafızlarının geçtiğimiz süreçte Fecru’l İslam (İslam’ın Doğuşu) isimli yeni bir milis grubu kurduğunu ve gruba İranlı komutanların liderlik ettiğini bildirdi. Aktivistlerin aktardığına göre bu gruptaki milisler Afgan Fatimiyyun Tugayı, Irak Nuceba Hareketi ve Lübnan Hizbullahı’nın seçkin unsurlarından ve İran destekli Alevi grupların mensupları ile Şii gençlerden seçildi. Grubun görevi, Hama, Humus, Halep, Deyrizor, Tedmür, Suhna ve Humus’un doğusunda İran’a ait askeri depoları korumak.
Suriye’nin batısındaki kıyı kenti Lazkiye’den kaynaklar, askeri ve ekonomi uzmanlarının yer aldığı İranlı bir heyetin Suriye’nin batısında Akdeniz’e kıyısı bulunan Tartus ve Lazkiye kentlerini ziyaret ettiğini, rejim güçlerinden komutanlar ve hükümet yetkilileriyle görüştüğünü ve Lazkiye Limanı ile Tartus ve Lazkiye’nin diğer bölgelerini gezdiğini aktardı. Kaynaklara göre İran heyetinin ziyareti, kereste ve doğal meyve suları fabrikaları ve İran’ın Lazkiye Limanı’na dönüşüne gerekçe oluşturmak için limanda depolar inşa etmek gibi ekonomi ve yatırım projelerin üretilmesini hedefliyor. İran Lazkiye Limanı’nı, askeri ve lojistik malzemelerin Suriye ve Lübnan’a taşınmasında kullanmayı planlıyor. İsrail’in 7 ve 28 Aralık 2021 tarihlerinde limandaki İran silah sevkiyatlarını hedef aldığı hava saldırılarının ardından Rusya, Ocak 2022’de limanda tam hakimiyet kurarak İranlı güçleri buradan çıkarmış ve Rus askeri polisler liman içinde rutin devriye faaliyeti icra etmeye başlamıştı.



İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti
TT

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran Büyükelçiliği’nde görevli askeri ve güvenlik ataşeleri ile ataşeliklerde çalışan personelin Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edildiğini ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerinin talep edildiğini duyurdu.

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kişilere resmi bir nota teslim edildiği belirtilerek, “Katar Devleti, askeri ve güvenlik ataşesi ile ataşeliklerde görevli çalışanları istenmeyen kişiler olarak kabul etmekte ve en geç 24 saat içinde ülke topraklarını terk etmelerini istemektedir” denildi.

Bakanlık, bu kararın İran tarafına, Dışişleri Bakanlığı Törenler Müdürü İbrahim Yusuf Fakhro ile  İran'ın Doha Büyükelçisi Ali Salih Abadi arasında Çarşamba günü yapılan görüşmede iletildiğini açıkladı.

Kararın Gerekçesi: İran’ın tekrarlayan saldırıları

Bakanlık, kararın “Katar’ı hedef alan İran saldırıları ve saldırgan eylemlerinin, Katar’ın egemenliği ve güvenliğini ihlal etmesi” gerekçesiyle alındığını belirtti. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğu vurgulandı.

Bakanlık ayrıca, İran’ın saldırgan tutumunu sürdürmesi durumunda Katar’ın egemenlik, güvenlik ve ulusal çıkarlarını korumak için ek önlemler alacağını bildirdi. “Katar, uluslararası hukuka uygun şekilde gerekli tüm adımları atma hakkını saklı tutmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Doha, gaz tesislerine yapılan saldırıyı kınadı

Katar, İran’ın Ras Laffan Endüstri Bölgesi’ni hedef alan saldırısını da kınayarak, tesiste çıkan yangınlar nedeniyle ciddi maddi hasar oluştuğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı “ciddi bir tırmanış ve ülke egemenliğine açık bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Katar’ın savaşın başından itibaren çatışmalardan uzak durduğunu ve tırmanışa katılmadığını vurgularken, İran’ın kendisini ve komşu ülkeleri hedef almaya devam ettiğini ifade etti. Bu tutumun bölgesel güvenliği zayıflattığı ve uluslararası barışı tehdit ettiği kaydedildi.

Bakanlık, İran’a defalarca sivil ve enerji tesislerine saldırılmaması çağrısında bulunduklarını belirterek, “İran tarafı bölgeyi uçuruma sürükleyen ve bu krizin tarafı olmayan ülkeleri çatışma içine çeken tırmanmacı politikalarına devam ediyor” dedi.

Saldırının, BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının ihlali olduğu vurgulandı ve Katar, Konsey’i uluslararası barış ve güvenliği koruma sorumluluğunu yerine getirmeye çağırdı.

Bakanlık, Katar’ın BM Antlaşması’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliğini, güvenliğini ve vatandaşlarının korunmasını sağlamak için gerekli tüm adımları atacağını vurguladı.