İsrail kaynakları: Suikast planının ifşası Biden'ı DMO’yu Yabancı Terör Örgütleri listesinde tutmaya ikna etti

Mossad, İran topraklarında Kudüs Gücü liderlerinden birini sorguya çekti

Kasım 2020’de Tahran’ın doğusunda İranlı bilim insanı Fahrizade suikastından birkaç dakika sonra çekilen arabasının fotoğrafı (Reuters)
Kasım 2020’de Tahran’ın doğusunda İranlı bilim insanı Fahrizade suikastından birkaç dakika sonra çekilen arabasının fotoğrafı (Reuters)
TT

İsrail kaynakları: Suikast planının ifşası Biden'ı DMO’yu Yabancı Terör Örgütleri listesinde tutmaya ikna etti

Kasım 2020’de Tahran’ın doğusunda İranlı bilim insanı Fahrizade suikastından birkaç dakika sonra çekilen arabasının fotoğrafı (Reuters)
Kasım 2020’de Tahran’ın doğusunda İranlı bilim insanı Fahrizade suikastından birkaç dakika sonra çekilen arabasının fotoğrafı (Reuters)

Tel Aviv'deki diplomatik kaynaklar, İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın İran topraklarında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) liderlerinden Mansur Resuli’yi sorguladığını ve Resuli’nin alınan bir video kaydında İsrailli bir diplomata, ABD’li bir general ve Fransız bir gazeteciye suikast düzenleme planını itiraf ettiğini söylediler. Kaynaklar, bu itirafın ABD Başkanı Joe Biden’ı DMO’yu Yabancı Terör Örgütleri (FTO) listesinden çıkarma niyetinden vazgeçmeye ikna etmede belirleyici olduğunu kaydettiler.
İsrail hükümetinin bu sorgulamanın ayrıntılarını sızdırma kararını, yalnızca İran'ın prestijini ve saygınlığını zedelemek için almadığının altını çizen kaynaklar, aynı zamanda ABD Kongresi üyelerini ve ABD yönetiminden tereddütlü bazı isimleri, DMO'nun adının FTO’da tutulması gerektiğine ikna etmeyi hedeflediğini belirttiler.
Kaynaklar, İsrail'in kısa süre önce İran'ın aralarında Kıbrıs, Kolombiya, Kenya ve Türkiye'nin de olduğu dünyanın birçok ülkesinde gerçekleştirmeyi planladığı ve Mossad'ın çabaları sayesinde engellenen diğer suikast operasyonlarının bir listesini de ABD'ye teslim ettiğini vurguladılar.
Bu bilgiler, İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Eyal Holata ile ABD’li mevkidaşı Jake Sullivan arasında Washington’da yapılan İran konulu istişarelerden birkaç gün sonra sızdırıldı.

ABD Başkanı’nın, Ağustos 2021’de Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı ile görüşmesinden bir kare (AP)
İsrailli üst düzey bir güvenlik yetkilisi, İsrail'in resmi televizyon kanalı KAN 11 ve Farsça yayın yapan Iran International kanallarına, İsrail Genel Güvenlik Servisi Şin Bet ve Mossad'dan ajanların oluşturduğu bir ekibin, birkaç ay önce İran topraklarına girdiklerini ve DMO'nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü'nün 860. Birimi’nde görevli bir subay olan Resuli'ye baskın düzenlediğini açıkladı. Yetkilinin aktardığı bilgilere göre ekip, Resuli’yi gözaltına alarak sorguya çekti ve itiraflarını videoya kaydetti. Ardından ekip Resuli’yi verdiği ‘korkunç bilgilerin’ ödülü olarak serbest bırakmaya karar verdi.
İsrailli yetkili, ekibin İran sınırından nasıl geçtiği, Resuli’yi nasıl bulduğu, onu uzun süre nasıl sorguladığı ve ardından İranlılar farkına varmadan ülkeyi barışçıl bir şekilde nasıl terk ettiği konusunda herhangi bir detay vermekten kaçındı.
Sızdırılan bilgilere göre Resuli, İstanbul'daki İsrail konsolosluğunda üst düzey bir diplomata, Almanya'da görevli ABD’li bir generale ve Fransa'da bir gazeteciye suikast düzenlemekle görevlendirildi. Mossad ve Şin Bet ekibi Resuli’ye ulaştığında şoka uğrasa da onların sorularını yanıtladı ve birçok konuda bilgi verdi.
Resuli’nin itirafları arasında, onu görevi yerine getirmesi için gönderen DMO’nun üst düzey yetkililerinin isimleri de vardı.  Suikastları gerçekleştirmek için yabancı uyruklu ajanlardan bir ağ oluşturması gerektiğini söyleyen Resuli, İran'ın kendisine bu görevler için bir milyon dolar ayırdığını, 150 bin dolarının hesabına yatırıldığını, geri kalanını ise uyuşturucu tacirleri aracılığıyla alacağını itiraf etti.
İsrailli yetkili, İranlı yetkililer tarafından planlanan bu operasyonların, Mossad ile diğer istihbarat servisleri arasındaki iş birliği sayesinde engellenen çok sayıdaki operasyondan sadece biri olduğunu söyledi. İsrailli yetkiliye göre İran rejimi son zamanlarda farklı ülkelerde bu tür operasyonlar gerçekleştirmeye çalıştı. İran güvenlik güçlerinin, planladıkları suikastların İran ile bağlantılı olmaması için aracı kuruluşlar ve milislerle iş birliği yaptığını belirten yetkili, buna karşın bu operasyonları İran istihbarat servislerinin finanse ettiğini ve bunları gerçekleştirenlere teknolojik imkanlar sağladığını sözlerine ekledi.
İsrailli yetkili, geçtiğimiz Şubat ayı başlarında Türkiye’de yayın yapan Sabah gazetesinin Türk istihbarat servisinin İran'ın bir İsrail vatandaşına yönelik suikast girişimini engellediği haberini yayınladığını belirtti. Habere göre İran, Kasım 2020'de İran Savunma Bakanlığı'nın araştırma ve inovasyon biriminin başı ve İran'ın nükleer programının mimarı olan Muhsin Fahrizade'nin öldürülmesinin intikamı olarak aynı zamanda Türk vatandaşı da olan İsrailli işadamı Yair Geller’i hedefine koydu. Tahran'ın Geller'i aylarca takip eden ve hareketlerini belgeleyen dokuz üyenin bulunduğu bir hücre oluşturduğunu yazan Sabah gazetesi, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), planın ilerleme kaydettiğini ve suikast tarihinin yaklaştığını anlayınca Mossad'ı bilgilendirdiğini aktardı. Habere göre Geller koruma altına alındıktan sonra, hücrenin yedisi Türk, biri İranlı olan sekiz üyesi tutuklandı.
Mossad’ın İran topraklarındaki son operasyonları, İran'ın DMO'nun adının FTO’dan çıkarılması talebi nedeniyle tökezleyen Avusturya’nın başkenti Viyana’daki nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmayı amaçlayan müzakerelerle aynı zamana denk geldi. Mossad’ın önceki operasyonları, İran'da yoğun tartışmalara yol açmıştı. Fahrizade'nin Kasım 2020'de öldürülmesi, özellikle DMO ve İran Güvenlik Bakanlığı tarafından sağlanan çelişkili açıklamalar çerçevesinde İran güvenlik hizmetleri hakkında birçok soruyu gündeme getirdi.

Nükleer arşiv
Eski İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2018 yılının Nisan ayı sonlarında, İsrail'in Tahran'ın güney banliyösünde İran'ın ‘gizli nükleer arşivine’ erişim sağlamak için ‘istihbarat sızdırmadaki’ başarısına işaret ederek İsrail'in İran'ın nükleer programı boyunca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nı (UAEA) ‘yanılttığını’ doğrulayan ‘kesin kanıtlar’ elde ettiğini açıkladı. Netanyahu, belgelerin nükleer silahların test edilmesi planlanan sitelerin haritalarını ortaya çıkardığını söyledi.
Temmuz 2018'de, New York Times (NYT) gazetesi, 31 Ocak sabahı, Tahran'ın güneyindeki Şurabad ilçesinde, DMO’nun stratejik askeri üslerinin yakınlarında 6 saat 29 dakikalık bir süre zarfında gerçekleşen operasyonun ayrıntılarını yayınladı.
İsrail tarafından elde edilen istihbarat bilgilerine dayanan habere göre Mossad’dan bir ekip, İran yapımı 32 kasanın bulunduğu bölgeye geldikten sonra alarmları devre dışı bırakmayı, mekandan ayrılmadan önce iki kapıyı kırmayı yaklaşık bir ton ağırlığındaki gizli nükleer belgeyi ele geçirmeyi başardı. Ekip, başta nükleer silah ve savaş başlığı tasarım ve üretim planları olmak üzere, nükleer programın geliştirilmesinde yıllarca süren çalışmaları belgeleyen arşivden 50 bin sayfa ve 163 CD yanlarına alarak İsrail’e döndü. Bu belge ve CD’ler arasında İran’ın nükleer programının askeri ve güvenlik boyutlarından sorumlu yetkili Muhsin Fahrizade tarafından denetlenen ‘Amad’ projesi de vardı.
Bu belgelerin çoğu, İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan ve güvenilirliği konusunda şüphe uyandıran nükleer anlaşmadan önceki döneme aitti. Netanyahu, aynı yılın Eylül ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu önünde yaptığı bir konuşmada, UAEA müfettişlerinin derhal Tahran'ın güneyinde yer alan Turguzabad ilçesine gitmelerini talep ederek buradaki bir depoda radyoaktif maddelerin olduğundan söz etti.
UAEA, bu bilgilere dayanarak İran’dan bu gizli nükleer tesislere erişim talep etti. UAEA daha sonra bu yerlerde uranyum parçacıkları tespit etti.
İranlı yetkililer ise İsrail'in yaptığı bu açıklamayla alay ederek Turguzabad ilçesindeki deponun bir ‘halı yıkama tesisi’ olduğunu söylediler. İran basını da İranlı üst düzey yetkililer, İsrail'in daha sonra dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetimine devrettiği nükleer belgeleri elde geçirdiğini teyit etmeden önce bu açıklamaları sosyal medya platformlarında alay konusu haline getiren bir kampanya başlattı.
Haziran 2021'de, eski Mossad Başkanı Yossi Cohen bir televizyon kanalına verdiği röportajda, ​​ İran’ın nükleer arşivinin çalınmasına katılan 20 ajanın İsrail vatandaşı olmadığını söyledi. Cohen, operasyonun İranlılara üç mesaj gönderdiğini belirterek “Birincisi bilgileriniz sızdırıldı, ikincisi sizi görüyoruz, üçüncüsü de sır ve yalan dünyası bitti” dedi.

İran doğruladı
Eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2 Ağustos'ta cumhurbaşkanlığı görevinin bitiminden 24 saat önce yaptığı son konuşmada şunları söyledi:
“İsrailliler sırlarımızı ülke dışına çıkarıp Trump'a götürdü ve o da (nükleer) anlaşmadan çekildi.”
Ruhani, İran’ın gizli belgelerinin çalındığını doğruladı. Geçtiğimiz yıl Nisan ayında da Ekonomik İşlerden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı General Muhsin Rızai, benzer bir itirafta bulundu. Rızai, Fahrizade suikastından önce Haziran 2020'de tesise yapılan saldırıdan sonra santrifüjlerin devre dışı kalmasına neden olan Natanz Nükleer Tesisine yapılan saldırıdan birkaç gün sonra ülkedeki güvenlik sistemini eleştirdi. Rızai, eleştirisinde, “Ülke, güvenlik tarafından kirletildi. Bir yıldan kısa bir süre içinde 3 güvenlik olayı meydana geldi; Natanz’da iki patlama ve Fahrizade suikastı” şeklinde konuştu. Rızai, “Bundan önce ise belgelerimizi çaldılar, insansız hava araçları (İHA) geldi ve bazı işler yaptı” dedi. Güvenlik servislerinin gözden geçirilmesini talep eden Rızai, güvenlik sorunlarının ‘10 yıldır tekrar ettiğini’ vurgulayarak “Bakanlıklar ve hassas makamlar, bu şüpheli olayları ele almalı ve müdahaleci unsurlarından kurtulmalı” ifadelerini kullandı.
Muhsin Rızai, İran Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylardan biriydi. Daha sonra cumhurbaşkanı yardımcısı olarak Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ekibine katıldı. Rızai’nin açıklamalarından iki ay sonra, Kerec şehrinde santrifüj montajı yapan TESA atölyesi saldırıya uğradı. Saldırı sonucunda atölyenin çalışmaları aksadı. İran, bir İHA’nın İran Atom Enerjisi Kurumu'na ait bir binayı hedef alan sabotaj eylemini engellediğini açıkladı. NYT’nin kaynaklardan aktardığı bilgilere göre İHA, İran'ın içinden atölyeden çok da uzak olmayan bir yerden havalandı.
UAEA birkaç gün önce yaptığı açıklamada, İran'ın Natanz Nükleer Tesisi’nde santrifüjlerin montajı için yeni bir atölye kurma çalışmalarına başladığını doğrulandı. Yine UAEA’ya göre İran ayrıca santrifüj üretimi için İsfahan şehrinde başka bir yer daha hazırlıyor.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Cuma günü yaptığı açıklamada, Kerec nükleer sahasının ‘terör saldırılarına’ uğraması nedeniyle santrifüjlerin daha güvenli bir bölgeye taşındığını söyledi. UAEA’yı ilgisizlikle suçlayan Kemalvendi, İsrail'in İran nükleer tesislerine yönelik kötü niyetli eylemlerinin nedeninin bu ilgisizlik olduğunu öne sürdü.



İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.


ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak
TT

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan mutabakat zaptının imza töreni, cuma günü İsviçre’nin orta kesiminde bulunan ve Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock Dağı üzerindeki lüks bir otelde gerçekleştirilecek. İsviçre Dışişleri Bakanlığı, bölgenin ulaşımının zor olması nedeniyle güvenliğinin daha kolay sağlandığını belirterek, mekânın Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların yanı sıra ABD ve İran tarafından da uygun görüldüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf tarafından elektronik ortamda imzalandığını duyurdu. Kalibaf ile Vance’ın, ülkelerinin heyetlerine liderlik ederek İsviçre’deki resmi imza törenine katılması bekleniyor.

Belgenin içeriğine ilişkin açıklama yapan Vance, metnin yaklaşık bir buçuk sayfadan oluştuğunu ve genel çerçeveli hükümler içerdiğini söyledi. Trump ise bugün, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa’da yaptığı açıklamada anlaşma metninin yakında kamuoyuna duyurulacağını belirtti.

Bilindiği üzere anlaşma, nisan ayında ilan edilen ve kırılganlığını koruyan ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak. Trump’a göre anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağının açık biçimde yer aldığı ifade ediliyor.

Tarafların, anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ın nükleer programının geleceği gibi karmaşık başlıklarda yeni müzakere sürecine başlaması bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu görüşmelerin cuma günü İsviçre’de, çerçeve anlaşmanın resmi olarak imzalanmasının ardından başlayacağını açıkladı.

Wall Street Journal’ın bilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre:

  • ABD, savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve yakıt satışlarına derhal yeniden başlamasına izin verecek.
  • İran, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte uluslararası petrol ve yakıt ihracatını yeniden gerçekleştirebilecek.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Lübnanlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde:

  • İsrail’in Lübnan’daki işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönebilmesi gerektiği vurgulandı.
  • Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: ABD’nin deniz ablukası kaldırıldı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD’nin iki aydır İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı. Söz konusu adımın, iki ülke arasında Orta Doğu’daki savaşı sona erdirecek anlaşmanın imzalanmasından önce atıldığı belirtildi.

Hükümete bağlı internet sitesinin aktardığına göre Mecid Taht Revançi, “Deniz ablukasının kaldırılması, başından beri üzerinde ısrar ettiğimiz temel konulardan biriydi. Süreç başladı ve resmi imza töreninden önce abluka kaldırıldı” dedi.


Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
TT

Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)

Suudi Arabistan yönetimi, İran'la siyasi ve ticari ilişkileri şekillendirecek bir saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor.

Financial Times'ın aktardığına göre Riyad, İran savaşı sonlandıktan sonra Tahran'la ilişkileri düzenleyecek bir anlaşma üzerinde çalışıyor.

Adlarının paylaşılmamasını isteyen Batılı diplomatlar, Riyad'ın 1970'lerdeki Helsinki Anlaşması'nı model almayı düşündüğünü belirtiyor.

Bu sözleşme Soğuk Savaş'ta ABD, Sovyetler Birliği ve Avrupa ülkeleri arasındaki gerilimi azaltmak için imzalanan anlaşmalardan oluşuyor. Dönemin Doğu ve Batı blokları arasındaki ticari ve siyasi ilişkileri düzenleyen anlaşmalara Türkiye de dahil 35 ülke taraf olmuştu.

Diplomatlara göre Suudi Arabistan, saldırmazlık paktının daha geniş çerçevede Ortadoğu'daki çeşitli ülkeleri kapsamasını istiyor.

Analizde, Avrupa devletlerinin bu öneriyi desteklediğine, olası pakta diğer Körfez ülkelerinin dahil edilmesini de istediklerine dikkat çekiliyor. Brüksel, böyle bir anlaşmayı gelecekteki çatışmaları önlemenin ve Tahran'a da saldırıya uğramayacağına dair güvence vermenin "en iyi yolu olarak" görüyor.

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla konuşan bir Arap diplomat, İran başta olmak üzere diğer Müslüman ülkelerin Helsinki süreci örnek alınarak hazırlanan bir saldırmazlık anlaşmasına sıcak bakacağını savunuyor:

Her şey anlaşmaya kimlerin dahil edileceğine bağlı. Mevcut ortamda İran ve İsrail'i bir araya getiremezsiniz. İsrail olmadan bu girişim ters etki yaratabilir zira İran'dan sonra en büyük çatışma kaynağı olarak İsrail görülüyor. Ancak İran nüfuzunu koruyor, Suudiler de bu yüzden meselenin üzerine gidiyor.

Analizde, Türkiye-Pakistan örneği üzerinden Ortadoğu'daki savunma ittifaklarının genişleme eğiliminde olduğuna da işaret ediliyor.

Pakistan Savunma Bakanı Hoca Muhammed Asıf, pazartesi günkü açıklamasında, Suudi Arabistan'la yaptıkları savunma paktına Türkiye ve Katar'ı dahil etmeyi düşündüklerini bildirmişti.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırılara İran, Körfez ülkelerine misillemeyle karşılık vermişti.

Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan'ın, İran'a gizli saldırılar düzenlediği öne sürülmüştü. Körfez ülkeleri saldırıları doğrulayan ya da yalanlayan bir açıklama yapmamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Mossad Direktörü David Barnea'nın savaşta gizlice BAE'yi ziyaret ettiği de öne sürülmüştü. BAE yönetimi iddiaları yalanlamıştı.

Independent Türkçe, Financial Times, Tesnim, Arab News