Irak’ın taçsız kraliçesi Gertrude Bell kimdir?

Getrude Bell (Reuters)
Getrude Bell (Reuters)
TT

Irak’ın taçsız kraliçesi Gertrude Bell kimdir?

Getrude Bell (Reuters)
Getrude Bell (Reuters)

Ortadoğu, siyasi haritaların en hızlı değiştiği coğrafi bölgelerin başında gelmektedir. Bundan 150 yıl önce Beyrut ya da İstanbul’da bir grup aydınla bir araya geldiğinizde günümüzde Osmanlı toprakları üzerinde otuzdan fazla ülkenin kurulacağını, her ülkenin kendi bayrağı, marşı ve yönetimi olacağını söyleseniz büyük bir şaşkınlık yaşarlardı. Oysa çok kısa bir süre içinde onlarca devlet Osmanlı’dan koparak ortaya çıktığı gibi Osmanlı da tarih sahnesinden çekilerek yerini Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakmıştır. 
Independent Türkçe'den Mehmet Mazlum Çelik'in hazırladığı habere göre bu siyasal ayrılıkların tarihi yüz yılı tam olarak aşmış değildir, bu kopuşun arkasında bıraktığı pek çok siyasi ve insani kriz hala devam etmektedir. Ortadoğu’da siyasi haritalar değişirken ortaya çıkan aktörler üzerindeki tartışmalar günümüzde de hala sürmektedir. Bu tartışmaların yoğun bir biçimde ortasında bulunan en gizemli isimlerden biri de İngiliz bilim insanı ve ajan Gertrude Bell’dir.  
Oxford mezunu inançsız bir muhafazakar
1868 yılında İngiltere’nin Durham şehrinde dünyaya gelen Gertrude Bell demir sanayisinden zengin olmuş önemli bir aileye mensuptu. Ailesinin zenginliği ilerleyen dönemde başta Anadolu ve Irak’ta yapacağı birçok arkeolojik çalışmayı finanse etmesini sağlayacaktı. Bell, doğumundan kısa bir süre sonra annesini kaybetti. Daha sonra üvey annesi olacak Mary S. Bell onun hem en yakın dostu olacak hem de birçok eserini yayınlamasına yardımcı olacaktı. Dadıların ve eğitmenlerin nezaretinde İngiliz geleneklerine göre sıkı bir eğitim alan Bell muhafazakar bir aileye mensuptu. O zamanın şartlarında kadınlar üniversiteye gitmiyordu, kalan eğitimlerini evde tamamlıyor olmasına rağmen kabına sığmayan güçlü yapısı ailesini üniversiteye okumaya ikna etmiştir.
Tarihinde ilk defa kadın öğrencileri kabul eden Oxford Üniversitesine tarih okumak için kaydolan Bell, hocalarının kendisine yönelik katı tutumuna rağmen bölümünü onur derecesiyle tamamlamayı başarır; ama Oxford kabul ettiği kadın öğrencilerin yalnızca okumasına izin veriyordu. Bu yüzden Bell uzun süre diplomasını alamaz. Okulu bitirdiğinde Bell’in kafası karışıktır, Tanrı'ya olan inancından emin değildir. İlerleyen yıllarda Tanrı'ya inanmayı tamamen reddeden Bell, rahip olacak kardeşini bu yoldan vazgeçirmek için yoğun çaba sarf edecektir. Bell’in inanç konusundaki katı tutumuna rağmen İngiliz geleneklerine ve Kraliçe’ye olan bağlılığı ise ömrünün sonuna kadar sürecek, muhafazakar İngiliz politikasını savunacaktır ve İngiliz tarihinin önemli ismi Churchill ile hep yakın ilişkiler geliştirecektir.
Feminist değildi
Gertrude Bell’in yaşadığı dönemde kadın haklarının kazanımı için başta Avrupa’da olmak üzere birçok kadın örgütü ortaya çıkmıştı ve yoğun bir mücadele başlatılmıştı. Kadınların oy hakkını elde etmesi ve çalışan kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini savunan feminist dalga hareketleri birçok kadın aydın ve yazar arasında karşılık buluyordu. Bell, aldığı muhafazakar eğitim ve kişiliğinin bir gereği olarak bu tartışmalara daha çok Birleşik Krallığın Kraliçesi Victoria'nın durduğu yerden bakmayı tercih ediyordu. Bu bakış açısı, kadının sınırlarını tabiatı ile ölçerken güçlü kadının tanımı “erkekleşmesi” ölçüsünde karşılık buluyordu. 
Entelektüel açıdan bu düşüncesini hayat pratiğine taşıyan Bell, birçok erkeğin başarısız olduğu dağcılık, kriket, kürek çekmek gibi alanlarda kendisini yetiştirdi. Öyle ki 1902 yılında Alpler’de yaptığı bir dağ tırmanışı sırasında kafilesi fırtınaya kapıldı, Bell ve beraberindekiler dağda halatlarla birbirine 52 saat boyunca bağlı bir şekilde mahsur kaldı. Bu uzun süreçte Bell, kafileyi yöneterek herkesin hayatta kalmasını sağladı. Uzmanlık alanı olan tarihte ise ilgisini kütüphanelerden daha çok, saha çalışmaları yani arkeoloji cezbediyordu. Onun öyküsü de bu alanda başlayacak, bugün 500 milyondan fazla insanın yaşadığı Ortadoğu’nun geleceğini derinden etkileyecekti. 

Gertrude Bell / Fotoğraf: Gertrude Bell Arşivi, Wikimedia Commons
Bell, aşk ve Doğu

Gertrude Bell hakkında sayısız efsaneler üretilmiş bir kişiliğe sahiptir. Arap Milliyetçiliği için “el Hatun, Çöl Kraliçesi, Müminlerin Annesi” gibi sıfatlara nail görülürken özellikle “biz Türkler” için “Çöl Tilkisi, Çölün Cadısı” gibi hitaplar kullanılmıştır. Bu onun siyasi faaliyetlerinin bir sonucu olarak ideolojik bir ayrışmaya göre değişkenlik gösterir. Bunun yanında siyasi kişiliği kadar kişisel hayatı da birçok efsaneye konu olmuştur. Özellikle Türk efsanelerinde, onun Osmanlı’ya karşı olan nefretini, sevdiği adamın 1915 yılında Çanakkale’de ölmesiyle açıklayanlar vardır. Bell’in ölümü de başka bir efsane konusudur; buna göre, Bell intihar etmiştir, gerekçesi ise sevdiği adamın evli olması nedeniyle aşkına cevap vermemesidir. Ölüm nedeni yoğun miktarda uyku ilacı almak olan Bell’in değişen Irak siyasetinde bir tasfiye sonucunda suikasta kurban gittiği de iddia edilir.
Bu efsanelerin ötesinde gerçek olan nokta ise Bell’in Doğu ile ilk defa tanışmasının 1892 yılında Tahran’da İngiliz elçisi olan teyzesinin kocasını ziyaret etmesiyle başladığıdır. Burada İran kültürüne karşı büyük bir hayranlık duyar. İngiltere’ye döndüğünde Farsçasını ilerletir ve büyük hayranı olduğu Hafız’ın şiirlerini İngilizceye çevirir. Bell’in Doğu’ya olan hayranlığını doruğa çıkartacak hadise ise 1899 yılında Kudüs’e yaptığı seyahat olacaktır. Burada yaklaşık bir yıl kalan Bell, Arapların yaşam şekli ve geleneklerine karşı büyük bir ilgi duyar. Bunun sonucunda Ortadoğu ziyaretlerini genişletme kararı alarak Suriye’de birçok bölgeyi gezer. Arap Bedevilerinin yaşam şekline ve kabile yapısına dair birçok bilgi edinir.
Arkeoloji ile başlayan siyasi bağlantılar
Seyahatlerinde bölgenin altındaki arkeolojik zenginlikler Bell’in dikkatini çeker. Bölgeye daha geniş kapsamlı bir araştırma çalışması başlatan Bell, Suriye’den Konya’ya uzanan birçok arkeolojik çalışmaya katılır. Ailesinden kalan servetle arkeolojik çalışmaları finanse eder. Bu çalışmaların sonucunda Binbir Kilise ve Gılgamış Destanı gibi önemli eserler gün yüzüne çıkar.
Bell bu çalışmaları sırasında özellikle Arap aşiretleri ile yakın ilişkiler kurar, tüm çalışmaları boyunca yanında bulunan Ermeni seyisi Fartuh’u yanından hiç ayırmaz. Fartuh iyi derecede Arapça bilir ve coğrafyayı çok iyi tanır; ama Araplar Bell’in güçlü kişiliğine hayrandır. Çok iyi ata binmesi, zorluklara ve çetin çöl şartlarına karşı korkusuz duruşu Bell’in hemen benimsenmesine sebep oldu. Öyle ki Osmanlı zabitlerinin başına bir şey gelmesi endişesiyle birçok kez engellemeye çalışmasına rağmen Bell, atına atlayarak çölün en tenha bölgelerindeki Bedevi Aşiretlerinin çadırlarına gidip onlarla korkusuzca iletişim kurardı. Bu seyahatlerinin birinde esir düşmesi dahi onu engellemeyecekti. 
Birinci Dünya Savaşı başlıyor
Gertrude Bell uzun süren arkeolojik çalışmalarını tamamladıktan sonra Mayıs 1914 yılında İstanbul üzerinden İngiltere’ye döner. İnziva halinde çalışmalarını kitaplaştırmaya başladığı bir süreçte, Büyük Cihan Harbi başlar. İngiliz Kraliyet İstihbaratı Bell’i tecrübelerinden yararlanmak için Mısır’a davet eder. Bu, Bell’in siyaset ile ilk tanışması değildir. Daha önce Abdülhamid yönetimi ve Adana olayları ile ilgili pek çok bilgi notu ve mektubu hükümetle paylaşmıştır; ama bu kez kendisinden istenen şey İngiliz Hükümeti’nin özellikle Savaş Bakanı Churchill'in Arap isyanları stratejisine danışmanlık yapmaktır. 

Gertrude Bell ve Thomas Edward Lawrence / Fotoğraf: Twitter
Bu görevi kabul eden Bell, Mısır’a gelir ve daha sonrasında Arabistanlı Lawrence olarak tanınan ünlü İngiliz ajan ile tanışır. Lawrence’ın bölgede aşiretleri tanıması ve strateji geliştirmesi konusunda ona akıl hocalığı yapar. Osmanlı’ya yakın aşiretlerin hangileri olduğunu belirleyen Bell, isyanın hangi noktalarda kiminle başlayacağına kadar birçok detayın asıl belirleyicisi olmuştur. Savaş Bakanlığı’nın isteği üzerine teslim ettiği haritalar İngilizlerin Suriye başta olmak üzere birçok savaş cephesi açmasına sebep olmuştur. 
Faysal ve Irak ile başlayan süreç 
Modern Irak’ın birinci Kralı olan Faysal, Şerif Hüseyin’in oğludur. İstanbul’da uzun süre İkinci Abdülhamid’in zorunlu misafiri olarak bulunan Faysal, iyi derecede Türkçe konuşuyordu. Diğer pek çok Arap Emiri ve kralı gibi İstanbul’a karşı büyük bir özlem ve hayranlık duymuştur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Türkiye’yi ziyaret etmiş, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ile iyi bir dostluk kurmuştur.
Siyasi hayatı Abdülhamid’in devrilmesiyle başlar. İstanbul sürgünü son bulduğu gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından Şam’da görevlendirilir. Bu süreçten sonra Cemal Paşa’nın kendisine duyduğu güveni fırsata çeviren Faysal bölgede etkinliğini artırır. Daha sonrasında babası Şerif Hüseyin’i Osmanlı’ya karşı isyan etmeye ikna eden kişilerden biri olarak anılacaktır.

Kral Faysal​
Faysal ve Bell’in dostluğu 

Bugünkü Irak’ta yaşanan pek çok siyasal krizin temelinde Gertrude Bell’in politik manevralarının etkisi vardır. Bell, nüfusunun önemli bir bölümü Şii ve Kürtlerden oluşan Irak’ın başına Sünni bir Arap olan Faysal’ın kral olarak getirilmesi için yoğun bir çaba göstermiştir. Bu çabanın arka planındaki en önemli sebep, ileride olası bir Irak-Türkiye birleşmesinin önüne geçmektir. Yürüttüğü yoğun diplomasinin sonucunda nüfusunun önemli bir kısmının okuma yazma bilmediği Irak’ta Faysal’ın kral olması için İngiliz hükümetini referandum yapmaya ikna etmiştir. Büyük tartışmaların sonucunda yapılan referandumda Faysal oyların yüzde 96’sını alarak Irak’a kral olmuştur. Bu çabaları görmezden gelmeyen Faysal, Bell’i Irak yönetiminde müsteşar olarak atamıştır.
Kral Faysal ile Bell’in dostlukları ise 1919 yılında gerçekleştirilen Paris Barış Konferansı ile başlamıştır. Konferansa tek kadın temsilci olarak katılan Bell, burada Faysal’ın Irak’taki konumunu güçlendirmiştir; ancak Faysal’ın önündeki en büyük engel Fransızlardır. Bunun için İngilizlerden daha güçlü destek bulması gerektiğini bilen Faysal’a bu imkânı Bell sağlayacaktır. Irak’ın kuruluşuna vesile olacak 1921 Kahire Konferansı’nda ünlü ajan Lawrence ile Bell, Faysal’ın Irak’taki konumunu garanti altına alarak ona tahtın yolunu açacaktı. 

Gertrude Bell (ikinci sıra, soldan ikinci) 1921 Kahire Konferansı'nda / Fotoğraf: Gertrude Bell Aşivi, Wikimedia Commons
Faysal’ın müsteşarı olarak göreve başlayan Bell, Irak ticareti, dış politikası ve bakanlar kurulunun belirlenmesine varıncaya kadar Faysal’dan sonra ülkenin en etkili ikinci ismi olarak ön plana çıkmıştır. Bundan dolayı, Faysal tarafından “el Hatun” Iraklı tarihçiler arasında ise “Irak’ın Taçsız Kraliçesi” olarak ünlenmiştir. 
Elinde cetvelle Ortadoğu’da sınır çizen Lawrence değil, Bell’dir
Thomas Edward Lawrence, tarihin gördüğü en önemli savaş casuslarından biridir. Birleşik Krallığa bağlı Galler’de 1888 yılında dünyaya gelen Lawrence, ailesinin bunalımlı ilişkisi ve boşanma süreçleri yüzünden kaçarak orduya yazıldı. O da tıpkı Bell gibi Oxford’ta tarih okudu. Üniversite yıllarında şarkiyatçılığa özellikle de Arap kültürüne yoğun bir ilgi duydu. Ortadoğu’ya ilk olarak bilimsel çalışmalar yapmak için gelen Lawrence'ın muadillerinden ayrılan yanı Arap kültürü ve yaşam şekli konusunda hiç de taklit yapmıyor olmasıydı. Arap yemekleri yiyor, onlar gibi giyiniyor, hatta onlar gibi düşünüyordu. Çölde ise kendisini hiç yabancı gibi hissetmeyen Lawrence bulunduğu her ortamda Arap aşiretlerinin güvenini kolayca kazanıyordu.
Bell ile dostlukları İngiliz İstihbaratının Kahire ofisinde başlamıştı, daha önce de birbirlerini tanıyan ikili bu süreçten sonra ittifak içinde olacaktı.
Başta Irak ve Suriye olmak üzere Ortadoğu’da politik haritaların çizimi genellikle ajan Lawrence mal edilir. Oysa Lawrence, İngiliz hükümetinin nezdinde Gertrudre Bell’in hep gölgesinde kalmıştır. Lawrence ve Bell arasında ise hiçbir zaman rekabet olmadığı gibi anne-oğul ilişkisi denecek kadar yakın bir ilişki olmuştur. Lawrence’ın tüm politik ağlarının mimarı olan Bell birçok politik haritayı da kendisi çizmiştir. Babasına yazdığı bir mektupta ise şu ifadeleri kullanır:  
Ofiste tüm bir günü Irak’ın güneyindeki çöl sınırını belirlemekle geçirdim.
Bell’in ölümü de kendisi kadar gizem dolu oldu
Ölümüne yakın Bell, Irak siyasetinde hala önemli bir konumdaydı ama yapılan son anayasa değişikliği ile eski etki ve itibarını kaybetmişti. Bunalımlı bir ruh hali içine giren Bell kendisini arkeoloji çalışmalarına vermişti; ama özel hayatı onu derinden etkiliyordu. 12 Haziran 1926 yılında hala gizemi çözülemeyen bir biçimde yatağında ölü bulundu. Kimilerine göre intihar etmişti kimilerine göre ise öldürülmüştü. 
Bell için Irak’ta devlet töreni ile cenaze merasimi yapıldı ve eski dostu Kral Faysal onun son isteğini yerine getirerek içinde Bell’e ait birçok çalışma ve fotoğrafın da bulunduğu Irak Arkeoloji Müzesini açmıştır.
Ünlü düşünür Edward Said; Bell ve Lawrence gibi birçok bilim insanı görünümündeki casus için şu ifadeleri kullanacaktı: 
... Doğu üzerinde gelişen resmi bilgiden nefret ediyorlardı. Hiçbiri Avrupa’nın doğu hakkında beslediği geleneksel düşmanlık ve korkudan kurtulabilmiş değildi. Fikirleri modern Oryantalizmin gidişine yön vermiş ve kişisel gayretlerle ona akademik özellik kazandırmıştı.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.