​Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Greenblatt, Şarku’l Avsat’a konuştu: Barış planında iki devletli çözüm ve Yahudi yerleşimleri ibaresi yer almıyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
TT

​Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Greenblatt, Şarku’l Avsat’a konuştu: Barış planında iki devletli çözüm ve Yahudi yerleşimleri ibaresi yer almıyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt (Şarku'l Avsat)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt, Yüzyılın Anlaşması’nın siyasi paketinin “gerçekçi” olacağı, İsrail-Filistin meselesinin çözümüne imkân sağlayacağı, hem İsrailliler hem Filistinliler için daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir geleceği gerçekleştireceğini ifade etti.
Siyasi paketin kamuoyuna açıklanma tarihinin Trump tarafından belirleneceğini ifade eden Greenblatt, 60 sayfadan oluşan pakette iki devletli çözüm veya Yahudi yerleşim birimleri gibi taraflı ibarelerin yer almadığını kaydetti.
Greenblatt, bu ibarelerin yerine Hamas ve İslami Cihad örgütlerine yaklaşım ve Gazze’nin durumu gibi konuşulmayan meselelerin yer aldığını ifade etti.
ABD’nin Ortadoğu Temsilcisi Greenblatt, planın siyasi ayağında Kudüs, Yahudi yerleşim birimleri ve mülteciler meselesine ABD’nin daha önce getirmiş olduğu çözümleri reddettiğini vurguladı.
Şarku’l Avsat ile röportajında Greenblatt, planın, nihai olarak karar verecek konumdaki iki tarafın yürüteceği müzakerelere dayandığını söyledi.
ABD’li Temsilci, Washington’un taraflardan birinin planı reddetmesine karşı herhangi tavır benimsemeyeceğini, çünkü kimseyi kabul etmek istemeği bir şeyi kabul etmesi için zorlayamayacağını belirtti.
Greenblatt röportajının tamamı;
-Filistin yönetimi Bahreyn’de düzenlenen Manama çalıştayını boykot etti, anlaşmanın ekonomi ayağını reddetti ve anlaşma için “ölü doğdu” nitelemesinde bulundu. Planın siyasi ayağında Filistin yönetiminin bu tutumunu değiştirmesini sağlayacak ne sunmaya hazırlanıyorsunuz?

Engelleri ortadan kaldırma ve tarafları müzakere masasına dönmeye itme konusunda samimi çabalar sarf etme dışında hiçbir garanti vermiyoruz. Tarafların yeniden müzakere masasına oturmaları için ekonomi paketiyle bağlantılı olan siyasi paketi görmeleri gerekiyor. Filistin halkının bu anlaşmanın sunabileceği muhteşem geleceğin farkına varacağını düşünüyoruz. Bu gizli olan bir durum değil. Filistin ve İsrail arasındaki meseleler zor ve sorunlarla dolu. 60 sayfada sunduğumuz şey, tarafların bu çatışmadan nasıl çıkacaklarını ve daha iyi bir gelecek ile daha iyi bir hayatın nasıl mümkün olabileceğini anlamalarını sağlayacak siyasi bir pakettir. Fakat Filistin yönetiminin sorumluluk üstlenmesi ve sorunlarla yüzleşmesi gerekecek.
-Halihazırda Arap liderlerinin, Filistinlileri yumuşatmaya veya anlaşmanın kabulüne ikna etmeye yönelik çabaları var mı?
(Bu) siyasi paket için henüz erken. Çünkü bölge, siyasi pakete nelerin dahil olduğunu bilmiyor. Onlardan (Arap liderleri) Filistinlileri bir şeye ikna etmelerini istememiz adaletsizlik olur. Ekonomi paketi, Filistinlilere siyasi çatışmanın bitmesi halinde neler olabileceğine dair bir örnek sundu. Siyasi paket üzerinde başarılı olursak anlaşmanın ekonomi ayağı hayata geçecek. Siyasi ayağı olmadan ekonomi ayağı olmaz. Barış anlaşmasının imzalanması için çalışacağız. Söylenenlere bakmaksızın Filistinlilerin yaşamlarını iyileştirmeye çalışacağız. Fakat inat etmeye ve yardım istemiyormuş gibi davranmaya devam ederlerse, bu onların bileceği bir iş. Bu Filistin halkı için utanç verici.
-Jared Kushner (Trump'ın damadı ve Başdanışmanı) geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, anlaşmanın siyasi ayağına dair bazı adımları duyuracağını ifade etti. Çalışma ekibinin elinde halihazırda barış planıyla ilgili açıklayacağı neler var?
Sanırım Kushner siyasi paketi değil, ekonomi paketini kastetti.
-Twitter üzerinden Filistin yönetimini suçlayan sert ifadeler kullandınız. Tüm bu kızgınlığın nedeni ne?
Evet, bunun trajik bir durum olduğunu düşünüyorum. Onlar, ciddiyetle çalışan o memurların maaşının yarısını ödüyorlar. Memurlar çok az ücret alıyor. Onlar, sağlık hizmeti için ödeme yapmıyor ve bunun için de ABD’yi suçluyorlar. Onlara şunu söylüyorum: Paraları halkı desteklemek için kullanın, teröristleri ödüllendirmek için değil. Eğer yeni bir barış anlaşması imzalarsak bu tür oyunlara son vereceğiz. Şayet senin toplumun bunları yapıyorsa bu durumda başarılı bir topluma sahip olamazsın. Filistin halkının istediği şeyin bu olduğunu sanmıyorum.
-Filistin İstihbarat Başkanı Macid Ferec’in Washington’da barış planı üzerinde çalışan ekibi ziyaret ettiği yönünde sızdırılan haberler var. Bu, doğru mu? Ayrıca Filistinlilerle perde arkasında herhangi bir iletişiminiz bulunuyor mu?
Hayır. Macid’e çok saygı duyarım. 2017’de birlikte çalışmışlığımız var. Ancak 2017’nin sonlarından bu yana herhangi bir resmi iletişim olmadı. Bir iletişim olmasını temenni ederim ancak kesinlikle hiçbir iletişim olmadı.
-Siyasi paketin kamuoyuna ilan edileceği tarih ile 17 Eylül’de İsrail’de yapılması beklenen seçimler arasında bir bağlantı var mı? Ayrıca bunun için bir zamanlama söz konusu mu?
Başkan Trump paketin açıklanması için henüz bir tarih vermedi.
-İsrail’de Netenyahu’nun bazı rakipleri iki devletli çözümü destekliyor. Sizin de anlaşmayı duyurmak için seçimden önce veya sonra uygun bir zaman seçerek iki devletli çözüme desteğinizi açıklayacağınız yönünde varsayımlar var. Bu varsayımlar hakkında ne söylemek istersiniz?
Biz bu ibareyi (iki devletli çözüm) kullanmıyoruz. Bu ibarenin kullanımı hiçbir şey getirmez. Bu kadar karmaşık bir sorun bu iki kelimelik sloganla çözülemez. Biz, insanlardan sadece beklemelerini istiyoruz. Planın siyasi ayağını duyurduğumuzda her iki tarafın da bu çatışmadan mükemmel bir şekilde çıkabileceğini anlayacaklar. Ancak bu durum çok fazla mesai gerektiriyor.
-Kushner, siyasi paket için pragmatik, adil ve uygulanabilir ifadelerini kullanmıştı. Bu üç kuvvetli nitelemeyi Gazze, Kudüs, mülteciler ve iki devletli çözüm meselesiyle birlikte nasıl yorumlayabiliriz?
Sanırım onun biraz beklemesi gerekecek. Bu ibareler anlaşmayı fiili olarak tanımlıyor. Ben de bunlara ilave olarak “gerçekçi” nitelemesini ekliyorum. Geçmişte müzakerelerin ve diyalogun odağındaki bu tüm bu meseleler barışı sağlayamadı. Tüm bu tartışma konularını ele aldığımıza ve bunları derinlemesine ve düşünerek geliştirdiğimize inanıyorum. Mülteci sorunu ve diğer tüm siyasi meselelerin çözümünün nasıl gerçekleşeceği noktasında insanların anlayabileceği uzun bir plan ortaya koyduk. Bunun yanı sıra Gazze’deki durum, Gazze halkının korkunç problemleriyle nasıl başa çıkacağımız, Hamas ve İslami Cihad gibi örgütlere nasıl yaklaşacağımız gibi üzerinde yeterince konuşulmayan meselelere yer verdik. Bu, Filistinlilerin yaşam standartlarını iyileştirme yolunda en büyük sorun teşkil eden ve en az konuşulan konudur. Bana göre bu mesele diğer sorunların da özünü oluşturuyor.
-Mülteciler, Kudüs’ün konumu, Yahudi yerleşimleri, toprak değişimi ve sınırlar gibi anlaşmazlık bulunan konular ve plan hakkında ipuçları verebilir misiniz?
Maalesef, bunu yapamam. Bu hassas bir süreç. Muhalefet eden kişilerin planı mahvetmelerine yol açabilecek bir şeyi açıklamak için bir sebep yok. Çözümü tam sağlamak ve insanlara planı okuyarak düşünmelerine izin vermek istiyoruz. Planı tüm detayları ile ele aldıklarında, eleştirinin daha rasyonel, adil ve uygun olacağını düşünüyoruz.
-Yahudi yerleşim birimlerinin inşa edilmesi sonrasında yaklaşık 400 bin İsrailli Batı Şeria’da yaşıyor. İki devletli çözüm ifadesini kullanmak istemiyorsunuz. Bu yerleşim birimlerinin üzerine kurulduğu toprakların istenilen Filistin devletinin bir parçasını oluşturması bekleniyor. Söz konusu beklentinin ışığında bu yerleşim birimlerinin akıbeti ne olacak?
Ben mahalle ve şehir ifadesini kullanmayı tercih ediyorum. Zira bu böyledir. Yerleşim birimi ifadesi çatışmanın bir tarafına işaret etmek için taraflı bir şekilde kullanılmış aşağılayıcı bir terimdir. Bunun nasıl çözüleceğine gelince, siyasi paketle netleşecektir.
-Sınır güvenliği ve mültecilerin dönüşü meselesine gelirsek. Anlaşmanın siyasi ayağı bu meselelere daha önce sunulmamış bir vizyon veya çözüm getiriyor mu?
Bu sorunun cevabı birkaç duruma bağlı. Mülteci meselesi noktasında başta mültecilerin kimler olduğunu tanımlamak, sayılarını belirtmek, bunlara yönelik gerçekçi ve adil çözümlerin neler olabileceğini belirlemek ve mülteci sorununun ortaya çıktığı döneme kıyasla bugünkü mülteci sayısını bilmek gerekiyor. Bu meselenin gerçekçi bir şekilde ortaya konulması gerekir. Daha önceden onlara verilen sözlerin yerine getirilmesi mümkün değil. Biz yeni bir şey sunuyoruz ve bu onlar için heyecanlı olacak. Bu durum, iki tarafın müzakerelere ve bitiş çizgisine ulaşmaya istekli olup olmamasına bağlı.
-Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu’nun müzakerelere hazır olduğunu düşünüyor musunuz? İki taraf arasında karşılıklı güven inşa edilebilecek bir ortak zemin var mı?
Sanırım iki taraf arasında güven inşa etmemiz gerekiyor. Başbakan Netenyahu’nun açıklamaları faydalı. Kendisinin diyaloğa açık olacağını ifade etti. Tüm istediğimiz bu. Buna karşılık Filistin yönetiminin yorumları bunun aksi yönde. Başkan Mahmud Abbas’ın bunun çok büyük bir fırsat olduğunu anlamasını umuyorum. Onlar, bizim başarısız olduğumuzu söylemek istiyorlar. Ancak ABD başarısız olmadı. Onlara yardım etmeye çalışıyoruz ve ne yazık ki bu plan başarısız olursa Filistin halkı da başarısız olacak.
-Filistinlilere, önerdiğiniz siyasi paketi tartışması için daha esnek ve kabule daha yatkın olmalarını sağlayacak teşvik veya güvence vermeye hazır mısınız?
Hayır. Daha önce güvence verme politikası denendi. Planı kabul etmelerini sağlayacak şey, planın kendisi olmalıdır. Birinin müzakere masasına gelmesi için bir şey ödeme taraftarı değiliz. Daha sonra anlaşmayı sağlayamıyoruz. Burada mali güvenceyi kastetmiyorum. Bilakis herhangi bir güvenceyi veya havuç ve sopa politikasını kastediyorum. Uygun bir vakitte ve planın siyasi ayağını açıklamaya hazır olduğumuzda hangi yolu takip edeceğimizi kararlaştıracağız.
-Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Beyaz Saray’ı ziyaret etmesi resmi bir davetle olsa bile mi?
Elbette, Mahmud Abbas, Batı Şeria veya diğer adıyla Judea ve Samiriye’deki Filistinlilerin lideridir. Onlarla görüşmek istiyoruz. En güzeli Başkan Mahmud Abbas’ın burada oturması, kollarını sıvaması ve İsrail Başbakanı ile doğrudan müzakerede bulunmasıdır.
-Eğer Filistin Devlet Başkanı iki devletli çözüm, başkenti Kudüs olan bir Filistin Devletinin kurulması ve daha birçok konuda açık bir şekilde vizyon ortaya konulmasını talep ederse?
Bu soru görünüş itibarıyla güvence verilmesi yahut havuç ve sopa politikasını andırıyor. Herhangi bir güvence vermeyeceğimizi belirtmiştim.
-Yani siz, siyasi paketi “al ya da bırak” mantığıyla mı sunacaksınız?
Hayır, paket müzakereler için mükemmel bir temel. Al ya da bırak demenin gerçekçi olduğunu sanmıyorum. Her iki tarafın da yorum yapmak, müzakere etmek ve gözden geçirmek için ısrar edeceğini düşünüyorum.
-Washington’da “İsrail İçin Birleşmiş Hristiyanlar” (CUFI) organizasyonu tarafından düzenlenen konferansta İran’ı suçladınız ve İran'ın Filistin-İsrail barış süreci önünde engel oluşturmasının çok muhtemel olduğunu söylediniz. İran’ı barış planının engellenmesinde nasıl bir unsur olarak görüyorsunuz?
Sanırım İran için en büyük kâbus İsrail ve Filistin arasında barış anlaşmasının imzalanması olacak. İran bölgede sadece problem yaratmak istiyor ve bölgenin büyük bir bölümünü kontrol etmekte çıkarları var. Onlar, Filistinlileri ve özellikle de İran tarafından fonlanan terör örgütleri Hamas ve Hizbullah’ı maşa olarak kullanıyor. Bu iki örgütün görevi problem yaratmak.
-Son olarak eğer Filistin ve İsrail taraflarından biri veya her ikisi de anlaşmayı reddederse ne yapacaksınız?
Bu muhteşem bir soru. Cevabı ise hiçbir şey. Ya iki taraf da anlaşmayı imzalamayı isteyecek ve bunun için ciddiyetle çalışacak ya da bu durum olduğu gibi devam edecek. Bizden önceki herkes gibi başarısız olursak, başarısız olmuş oluruz. Filistinliler de acı çekmeye devam edecek. Bu trajik bir durum. Filistin yönetimi sağduyulu olur müzakere odasına dönerse bunu engellememiz mümkün.
-O zaman başarısızlığın faturasının Filistinlilere kesileceğini söylüyorsunuz?
Tamam, İsrail başarılı bir ülke. Filistinlilerin geldiğini ve barışın gerçekleşmesi için ciddiyetle çalıştığını farz etsek dahi İsrailliler hala yaşamak zorunda oldukları bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya. İki taraf için de soru şu: Çatışmanın üstesinden gelmek için gereken tavizler buna değer mi değmez mi? ABD bunun cevabını veremez. Bu sorunun cevabını sadece İsrail ve Filistin halkı verebilir.



İsrail Savunma Bakanı: Hizbullah’ın silahları askeri ve diplomatik yollarla etkisiz hale getirilecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
TT

İsrail Savunma Bakanı: Hizbullah’ın silahları askeri ve diplomatik yollarla etkisiz hale getirilecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah örgütünün silahsızlandırılmasını askeri ve diplomatik yöntemlerin birleşimiyle gerçekleştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Katz, savaşlarda hayatını kaybeden askerleri anma günü kapsamında düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “Lübnan’daki operasyonun stratejik hedefi Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıdır… Bu, askeri ve diplomatik adımların bir kombinasyonu ile sağlanacaktır” ifadelerini kullandı.

ABD, İsrail ile Lübnan arasında, kırılgan ateşkesin ardından süreci ilerletmeyi amaçlayan yeni bir müzakere turuna perşembe günü ev sahipliği yapacak. Görüşmelerin, İsrail ile Hizbullah arasında sağlanan ateşkesin ardından kalıcı bir anlaşmaya zemin hazırlamayı hedeflediği belirtildi. Toplantının Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacağı ve bir önceki turda olduğu gibi büyükelçiler düzeyinde gerçekleştirileceği ifade edildi.

Katz, Lübnan hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde askeri operasyonların süreceği yönünde uyarıda bulundu. Katz ayrıca, Lübnan topraklarından herhangi bir ateş açılmasına aynı şekilde karşılık verileceğini söyledi. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee de dün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki yaklaşık 80 köyün sakinlerini geri dönmemeleri konusunda uyardı. Açıklamada, ateşkes anlaşmasına rağmen Hizbullah faaliyetlerinin bölgede sürdüğü iddia edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan ismini vermek istemeyen bir yetkili, iki ülke arasında doğrudan diplomatik ilişki bulunmamasına rağmen ‘iyi niyetle yürütülen doğrudan görüşmelerin kolaylaştırılmaya devam edileceğini’ söyledi.

ABD’de 14 Nisan’da yapılan önceki görüşmede İsrail ve Lübnan’ın Washington büyükelçileri bir araya gelmişti. Ardından ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşta 10 günlük bir ateşkes ilan edildiğini açıklamıştı.

Resmî verilere göre, İsrail saldırılarında mart ayından bu yana Lübnan’da 2 bin 387 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 1 milyon kişi ise yerinden oldu.


İsrailli yerleşimciler Filistinli çocukların okula giden yolunu dikenli tellerle kesti

Ramallah’ta İsrail Ordusu devriyesi (Reuters)
Ramallah’ta İsrail Ordusu devriyesi (Reuters)
TT

İsrailli yerleşimciler Filistinli çocukların okula giden yolunu dikenli tellerle kesti

Ramallah’ta İsrail Ordusu devriyesi (Reuters)
Ramallah’ta İsrail Ordusu devriyesi (Reuters)

Ramallah kenti yakınlarındaki Umm al-Kheir köyünün eteklerinde yaşayan Hacer ve Reşid Hathlin kardeşler, her zaman mahallelerinden okullarına gidiyordu. Ancak bu hafta, İran’la savaşın başlamasından bu yana ilk kez eğitimin yeniden başlamasıyla birlikte, iki Filistinli kardeşin köy merkezine giden yol dikenli tellerle kapatıldı.

Filistinli sakinlerin Associated Press’e (AP) yaptıkları açıklamalarda İsrailli yerleşimciler söz konusu telleri gece saatlerinde yerleştirdi. Filistinliler, bu geçici çitin, yerleşimcilerin işgal altındaki Batı Şeria’nın bir bölümünde kontrol alanlarını genişletmeye yönelik son girişimi olduğunu belirtiyor. Bölgede devlet destekli yıkımlar, kundaklamalar ve sabotajların düzenli olarak yaşandığı, yerleşimci şiddetinin ise nadiren yargılandığı ve zaman zaman ölümcül boyutlara ulaştığı ifade ediliyor.

Köy sakinlerinin yaşadığı zorluklar, 2024 yılında Oscar ödülü kazanan “No Other Land” adlı belgeselde de ele alınmıştı. Ancak bu tanınırlığın, kan dökülmesini durdurmak ya da toprak gasplarını sınırlamak konusunda kayda değer bir etkisi olmadığı belirtiliyor. Filistinliler, İsrail’in İran’la süren savaşın yarattığı ortamı kullanarak bölgedeki kontrolünü daha da sıkılaştırdığını; yerleşimci saldırılarının arttığını ve ordunun savaş gerekçesiyle güvenlik iddiasıyla hareket kısıtlamalarını artırdığını dile getiriyor.


Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
TT

Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)

Hizbullah, ABD’nin himayesinde Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan müzakerelere iki yönlü siyasi ve askeri bir yaklaşım ile karşılık veriyor. İlk yaklaşım, müzakereleri reddetme ve devleti “İsrail ile müzakere kararını gözden geçirmeye” çağırma şeklinde ortaya çıkarken, bu adımın “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağı” savunuluyor. Öte yandan örgüt, İsrail’e yönelik roket saldırılarını artırarak sahadaki yanıtın devam edeceği mesajını veriyor.

Siyasi açıklamalar

Hizbullah’ın parlamentodaki Direnişe Vefa Bloku milletvekillerinden Hüseyin Fadlallah, yaptığı açıklamada “Beyrut’taki iktidarın yeterli olmadığını, bireysel ve zaman zaman mezhepsel çıkarların ulusal çıkarların önüne geçtiğini” söyledi.

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, hükümetin düşmana taviz vermeyi artırdığını ve Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı derinleştiren yanlış bir yola girdiğini belirten Fadlallah, “Lübnan makamları hesaplarını yeniden gözden geçirmeli ve halkına dönmelidir” dedi.

Fadlallah güneyden ordunun çekilerek bölgenin işgale açık hale getirildiğini ve böylece düşmana fırsatlar verildiğini ileri sürdü.

“Düşman, Bint Cubeyl sahasını yok etse de içinde fotoğraf çekmeyi başaramadı” diyen Fadlallah, İsrail’in “sahadaki yenilgisini Washington’daki müzakerelerle telafi etmeye çalıştığını” iddia etti.

Milletvekili, Lübnan hükümetine “İsrail ile müzakere kararını yeniden gözden geçirme” çağrısını yineleyerek, bunun “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağını” savundu.

vd
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların enkazı arasında dalgalanan bir İsrail bayrağı (AFP)

Bu açıklamalar, Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi Vekif Safa’nın, örgütün devam eden müzakerelerle ilgilenmediğini söylemesinin ardından geldi. Safa, AP’ye yaptığı açıklamada “Müzakerelerin sonuçlarıyla hiç ilgilenmiyoruz, bizi bağlamıyor. Anlaşmalar ne olursa olsun bağlı değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Askeri gerilimi

Hizbullah, bu tutumunu sahada da yaklaşık bir saat içinde İsrail’e 40’a yakın roket atarak göstermeye çalıştı. Özellikle kuzeydeki yerleşim yerleri hedef alındı.

Örgüt ayrıca, Yukarı Celile’de bir askeri noktaya yönelik bir seyir füzesinin fırlatıldığını gösteren bir video yayımladı ve İsrail’in “Maskaf Am” mevkiinde askerlerin toplandığı bir alanın hedef alındığını duyurdu.

Buna ek olarak, insansız hava aracı (İHA) saldırıları ve farklı bölgelere roket salvoları düzenlendiği de açıklandı.

Devlet dışı müzakere denklemi

Gelişmelerin anlamına ilişkin değerlendirmede bulunan emekli tuğgeneral Said Kazzah, “Hizbullah’ın bu aşamada İsrail’e net bir denklem dayatmaya çalıştığını; kendisini Lübnan devleti üzerinden yürütülen müzakerelerden bağımsız, ateşkes konusunda muhatap alınması gereken tek taraf olarak konumlandırmak istediğini” söyledi.

Kazzah’a göre örgüt Lübnan devletinin bu dosyada yetkinliğini ve özellikle güney sınırındaki güvenlik müzakerelerini yürütme kapasitesini fiilen tanımıyor. Bu yaklaşımın iki hedefi olduğunu belirten Kazzah, bunlardan ilkinin örgütün müzakere şartlarını dayatabilen bir aktör olarak konumunu güçlendirmek, ikincisinin ise bu kartı İran’ın ABD ile yürüttüğü daha geniş müzakere sürecinde kullanmak olduğunu ifade etti.

dvfv
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların yanından geçen bir yolda ilerleyen İsrail ordusuna ait zırhlı araçlar (AFP)

Kazzah ayrıca zamanlamaya dikkat çekerek, güneydeki askeri operasyonların sürdüğünü ve “Hizbullah’ın İsrail ordusuyla fiili çatışma halinde olmaya devam ettiğini” söyledi. Sabah saatlerinde yaklaşık 40 roket atılmasının, İsrail yerleşimlerinde okulların yeniden açılmasıyla aynı zamana denk gelmesinin sembolik bir anlam taşıdığını belirterek bunun “savaşın sona ermediği ve Washington’daki müzakere sürecinin otomatik bir ateşkes anlamına gelmediği” mesajını taşıdığını ifade etti.

Kazzah, örgütün geçmişte olduğu gibi dolaylı müzakere modelini yeniden üretmeye çalıştığını, 1993, 1996 ve 2000 yılları ile 2006 savaşı örneklerinde olduğu gibi uluslararası arabulucular üzerinden bir iletişim kanalı kurulduğunu hatırlattı. Lübnan devletinin ise çoğu zaman bu süreçte doğrudan taraf olmaktan ziyade, sonuçların resmileştirildiği bir yapı olarak kaldığını söyledi.

Bu yaklaşımın daha yakın dönemde deniz sınırlarının belirlenmesi sürecine de yansıdığını belirten Kazzah, burada da fiilen Hizbullah’ın dayattığı bir denklem oluştuğunu, devletin ise çoğunlukla süreci tamamlayan resmi bir aktör rolünde kaldığını ifade etti.

Siyasi mesajlar, askeri örtüyle

Emekli Tuğgeneral Naci Melaab ise farklı bir değerlendirme yaparak, askeri gerilimin belirleyici bir savaş kapasitesinden ziyade “siyasi ve varoluşsal bir mesaj” taşıdığını söyledi.

Melaab, İran’ın füze doktrininde çoklu salvo saldırılarının hava savunma sistemlerini yıpratmaya yönelik olduğunu, ancak mevcut operasyonların bu düzeyde bir etkinlik taşımadığını belirtti.

“Hizbullah’ın bugün yürüttüğü askeri faaliyetler, İsrail’e yalnızca sınırlı zararlar verebiliyor; güç dengesi üzerinde belirleyici bir değişiklik yaratmıyor” diyen Melaab, İsrail’in gelişmiş savunma sistemleri ve sivil altyapı hazırlığı sayesinde bu tür saldırılara karşı yüksek bir dayanıklılık sergilediğini ifade etti.

İsrail’in özellikle insansız hava araçları alanındaki teknolojik üstünlüğüne dikkat çeken Melaab, bunun sahada bu tür operasyonlara karşı koymayı zorlaştırdığını söyledi.

Tırmanışın müzakere bağlamıyla bağlantılı olduğunu belirten Melaab “Yaşananlar askeri olmaktan çok siyasi bir mesajdır; devlet değil, savaş ve barış kararının hâlâ Hizbullah’ın elinde olduğu vurgulanmaktadır. İsrail saldırılarını sürdürürse biz de devam ederiz” mesajını taşıdığını ancak bunun sahada belirleyici bir askeri sonuç üretmediğini ifade etti.