Amr Musa: Saddam Hüseyin uluslararası müfettişlere onay verdi, ancak ABD Irak'ta savaşa girme kararını almıştı

Amr Musa’nın, Ocak 2002'de Bağdat'ta Saddam Hüseyin ile yaptığı görüşmeden bir kare
Amr Musa’nın, Ocak 2002'de Bağdat'ta Saddam Hüseyin ile yaptığı görüşmeden bir kare
TT

Amr Musa: Saddam Hüseyin uluslararası müfettişlere onay verdi, ancak ABD Irak'ta savaşa girme kararını almıştı

Amr Musa’nın, Ocak 2002'de Bağdat'ta Saddam Hüseyin ile yaptığı görüşmeden bir kare
Amr Musa’nın, Ocak 2002'de Bağdat'ta Saddam Hüseyin ile yaptığı görüşmeden bir kare

Şarku’l Avsat’ın eski Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa’nın yakında Daru’ş-Şuruk yayın evi tarafından yayımlanacak olan ‘Senevatu’l-Camiati’l-Arabiyye’ (Arap Birliği Yılları) adlı kitabının bazı kısımlarını yayınladığı yazı dizisinin üçüncü bölümünde Musa, kitabın 63 sayfadan oluşan iki bölümünün ayrıldığı, Arap Birliği’nin Irak meselesine ilişkin çabalarına değiniyor. Bölümlerden ilkinde, Irak'ı ABD’nin saldırısından kurtarmak için ülkenin son Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile yapılan görüşme aktarılırken ikinci bölüm, ‘ABD'nin Irak'ı işgali’ olaylarına ve 2003 sonrası yaşanan siyasi süreçteki çabalara ayrılıyor.
Musa birinci bölümde, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile yaptığı görüşmenin detaylarından ve ‘o heybetli adamın ellerinin yumuşaklığına nasıl hayret ettiğinden’ bahsediyor. Saddam Hüseyin ile ciddi bir tonda konuştuğuna dikkati çeken Musa, görüşme sırasında yanlarında bulunan kişilerden de söz etti. Arap bir yetkilinin Saddam Hüseyin ile sert bir şekilde konuştuğu söyleyen Musa, kendisinin ve dönemin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çabalarının, Amerikalıların savaşa gitme kararını almış olmalarından ötürü sonuçsuz kaldığını belirtiyor. Musa, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Saddam'ı ‘düzenbaz ve yalancı’ olarak niteleyerek, “Saddam, sizin ve Annan’ın beynini yıkamış” dediğini aktarıyor.

Bundan sonrasını Amr Musa şöyle anlatıyor:
Arap Birliği Genel Sekreteri olarak göreve geldikten hemen sonra bana sorulan ilk sorunlardan biri, Irak ile BM arasındaki kitle imha silahlarının teftişine ilişkin müzakerelerin durdurulması meselesiydi. ABD, Irak'ın nükleer silahlara sahip olduğunu veya sahip olmaya çalıştığını iddia ediyordu.
BM’yi Arap Birliği Genel Sekreteri sıfatıyla ilk kez Kasım 2001’in başlarında 11 Eylül saldırıları nedeniyle yapılması gereken tarihte yapılamayan Genel Kurul toplantısına katılmak üzere ziyaret ettim. Dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmemde kendisine, “BM’nin başında olduğunuz bir dönemde, ABD’nin istediği ve aradığı Irak’a yönelik bir savaşı önlemek için net bir çabanın olmaması BM’ye yakışmıyor” dedim.
Bunun üzerine huzursuz olan Annan, “Elimden geleni yapıyorum ama Saddam Hüseyin inatçı ve sen onu benden daha iyi tanıyorsun” dedi. Ben de ona, “Irak'a Washington'ın hazırlandığı savaştan kaçma şansı vermeliyiz. Önümüzdeki Ocak ayında Irak Devlet Başkanı'nı ziyaret edeceğim. Uluslararası müfettişlerin çalışmalarının yeniden başlamasıyla ilgili sorunu çözmek için kendisine iletebileceğim net bir mesaj istiyorum. Kendisiyle yaptığım görüşmelerde, BM Genel Sekreteri'nden silahların denetlenmesi konusundaki durumu değiştirmeye çağıran açık bir mesajla geldiğimi söylediğimde, olumlu bir şekilde ilgileneceğinden eminim” dedim. Annan da bunu kabul etti.
Dönemin Irak Dışişleri Bakanı Naci Sabri el Hadisi ile görüşerek Irak ziyaretim için gerekli ayarlamaları yaptım.  Uçağım 18 Ocak 2002 sabahı Bağdat Uluslararası Havaalanı’na indi. Hadisi beni karşıladı. Saygı duyduğum profesyonel bir dışişleri bakanıydı. Ancak Saddam'ın diktatörlüğü ve tek taraflı kararlar alması, hareket alanını ve manevralarını ciddi şekilde kısıtlıyordu.
Ertesi gün Saddam'la buluştum. Ciddi bir resmi konvoy beni, Bağdat'ın orta kesimlerindeki Kerade Meryem bölgesinde kaldığım Cumhurbaşkanlığı misafirhanelerinden birinden alarak bir askeri karargaha götürdü. Yanımda Arap Birliği’nden bir heyet de vardı. Heyette, merhum Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Ahmed Bin Helli, Arap Birliği’nin BM Temsilcisi Hüseyin Hasuna ve Ofis Müdürüm Hişam Bedir bulunuyordu.
Askeri karargahına girer girmez,  Saddam'a gölgesi gibi eşlik eden adamla karşılaştım. Bu adam, Irak Devlet Başkanı ile yapılan resmi görüşmelerde dahi bulunuyordu. Pala bıyıkları, zarif askeri üniforması ve belinden sarkan tabancasıyla tanınıyordu. Saddam'ın güvendiği nadir insanlardandı. Büyük bir saygı ile kendini bana, “Tümgeneral Abid Hamid” olarak tanıttı ve “Buyrun, Başkan Saddam Hüseyin ile görüşmeniz için size eşlik edeceğim” dedi. "Ben de kendisine heyetteki üç meslektaşımın da yanımda olması gerektiğini söyledim. Bana onların başka bir araç ile getirileceklerini söyledi. Abid Hamid’in yanına bej renkli ‘Toyota’ marka bir araç yanaştı. Abid Hamid, Saddam'la buluşacağım yere kadar aracı kendisi sürdü. Abid Hamid buluşma yerinin, Bağdat'ın güneybatısındaki Rıdvaniye bölgesinde olduğunu söyledi. Küçük ama güzel bir saraydı.
İki tarafı ağaçlı bir yolun sonunda gideceğimiz saraya vardık. İçeri girer girmez Saddam'la buluşacağım salonun dışında Ahmed Bin Hilli, Hüseyin Hasuna ve Hişam Bedir'in beni beklediğini gördüm.
İçeriye girer girmez Irak Devlet Başkanı beni karşılamak üzere koltuğundan kalktı. Ellerimiz salonun ortasında buluştu ve tokalaştık. Onunla tokalaştığımda, öpüşmemeye özen gösterdim. Mısır'da dediğimiz gibi, ‘kuru bir selam’ verdim. Amacım, onunla yapacağım tartışmalara ciddiyet kazandırmaktı. Ama her nedense, o heybetli adamın, Saddam Hüseyin'in elinin yumuşaklığına hayret ettim!
Saddam beni “Hoş geldiniz Sayın Genel Sekreter. Hoş geldin Amr kardeş” diyerek karşıladı ve milliyetçi tavrıma övgüde bulundu. Ardından yaklaşık iki saat on beş dakika süren toplantıya başladık. Selamlayıp sağlığını sorduktan misafirperverliği ve bazı genel açıklamalardan ötürü teşekkür ettikten sonra Saddam Hüseyin'le ciddi bir tonda konuştum.
Irak Devlet Başkanı’na kendisiyle görüşmeden önce üst düzey yardımcılarına Arap Birliği’ndeki Irak heyetinin durgunluğundan bahsettiğimi söyledim. Irak'ta kitle imha silahlarının  denetlenmesi amacıyla BM uzmanlarının ziyaretine karşı takındığı olumsuz tavırdan ötürü kendisini suçladım ve ona Genel Sekreter Kofi Annan'ın bu konudaki mesajını ilettim.
Ona Irak'ın iki büyük uluslararası kurumun sempatisini kaybettiğini ve aslında onları kazanması ve yanına çekmesi gerektiğini söyledim. “Sayın Başkan, Irak’ın Arap Birliği’nin desteğini ve BM platformunu kaybetmesi kabul edilebilir bir şey mi?” diye sordum.
Soruma cevap vermeden ekledim:
“Sayın Başkan, size bir soru daha sormama izin verin. İncelenmesinden korktuğunuz nükleer silahlarınız var mı?”
Buna karşın, “Irak'ın nükleer silahı yok. Bunu defalarca kez açıkladım” diye yanıt verdi.
Ben de “Başkan, size soruyu tekrar sormama izin verin, incelenmesinden korktuğunuz nükleer silahlarınız var mı?” diye sorumu bir kez daha yineledim. Üslubumdan alınmış bir ses tonuyla, “Hayır, nükleer silahımız yok” dedi. Bunun üzerine, “Madem ortada Irak’ın korkacağı bir şey yok, uluslararası müfettişlerin gelmesinden neden rahatsız oluyorsunuz?” dedim. Bana, “Çünkü korkulacak bir şey var” diye karşılık verdi. “Nedir?” diye sordum. Bana, “Bize gelen tüm müfettişler, CIA ajanlarıdır” cevabını verdi.
Ben de, “Peki ya onların CIA’den olmadığından, yani BM için çalıştıklarından emin olursak? Bağımsız BM müfettişlerinin gönderilmesi gerektiğini vurgulayabiliriz.  Bunu siz ve BM, özellikle de Kofi Annan arasındaki bir müzakere süreciyle teyit edebilirim” dedim.
Irak Devlet Başkanı, “Bunu kabul ediyorum. Sözüne güveniyorum. Çünkü sen saygın bir Arapsın” dedi. Ona, “Peki bu sözleri BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletmemi kabul ediyor musunuz?” diye sordum. “Evet, kabul ediyorum” şeklinde yanıtladı.

Ahmed bin Hilli’nin tanıklığı
Saddam'la yaptığım görüşmede konuşulanları, Ahmed bin Hilli’nin bu kitabın editörü Halid Ebu Bekir'e ses kaydı olarak verdiği röportajın yazılı nüshasından tamamladım. İşte tamamı kitapta yayınlanan ses kaydının kelimesi kelimesine metni:
Bu, Arap Birliği Genel Sekreteri Sayın Amr Musa'nın Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile yaptığı görüşme tutanağının el yazımla yazılmış bir kopyasıdır. Umarım kolayca okuyabilirsiniz. Ancak dikkatinizi, toplantı tutanaklarını yazarken tüm detayları listelemediğimize ve belirli bir şekilde yazmadığımıza dikkatinizi çekmek isterim. Kayıtta bulamayacağınız bu detaylardan bazılarını size şöyle anlatayım:
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’le görüşmeye girdiğimizde Amr Musa, hemen tartışmalı konuları açmayıp ortamı yumuşatmaya başladı. Saddam misafirperver ve haşmetli bir tavır sergiliyor, bir devlet başkanına yakışır şekilde konuşuyordu. Görüşme başladığında Saddam’ın Amr Musa’yı yakından tanımadığını hissettim. Musa Mısır Dışişleri Bakanı iken belki onunla bir veya iki kez görüşmüş olabilir, fakat onu iyi tanımıyordu.
Genel meseleler konuşulduktan sonra, Başkan, Saddam'ı Irak'ın uluslararası gözlemcilere ve (kitle imha silahı uzmanı) müfettişlere ilişkin Arap Birliği Zirvesi’nde alınan bir karara yanıt vermeye ikna edecek olan önemli konuya girdi. Çünkü Irak bu karara mesafeli bir tutum sergiliyordu.
Amr Musa, ABD’nin saldırmak için fırsat kolladığı Irak’ın BM ile sorun çıkarmadan en üst düzeyde iş birliği yapmasını istedi. Genel Sekreter, Saddam'ın yakında gerçekleşmesinden korkulan askeri bir saldırıdan ülkesini korumak için bir takım kararlar almasını istedi. Musa, Başkan Saddam'ı Irak'ın gerçekten de ülkeyi tamamen yok edecek bir saldırının eşiğinde olduğuna ikna etmek istiyordu. Amr Musa, açıkça güçlü bir mesaj veriyordu.
Başkan Saddam, Irak'ın karşı karşıya olduğu dehşeti hafife almaya başladı ve şöyle dedi:
“Biz kararlıyız ve ne olursa olsun, Irak ölmeyecek.”
Musa bu sözleri duyunca sabrının tükendiğini hissettim. Büyük bir öfkeyle ve Mısır lehçesiyle konuşarak Saddam’a, “Dinleyin Sayın Başkan, bu bakış açısı Irak’ın yararına değil. Size yapılan hiçbir açıklama fayda vermiyor. Irak'ın dünyanın süper gücü olan ABD tarafından öldürücü bir darbeye maruz kalacağını söylüyorum.  Ülkenizin açıkça böyle bir yakın tehditle karşı karşıya olduğunun farkında mısınız?” dedi.
Amr Musa adeta Saddam Hüseyin'in yüzüne haykırırcasına, “Irak'ı bu belalardan kurtarmaktan sorumlu olduğunuzun farkında mısınız?” ifadelerini kullandı. Saddam, “Ey Dr. Amr” diyerek Musa’nın sözünü kesmeye çalıştı, ancak öfkesiyle onu şaşkına çeviren Musa, “Ben doktor değilim! Sayın Başkan, Irak tehlikede. Irak’ın BM ve Arap Birliği’ndeki kardeşleriyle yeniden temas kurmasını sağlamanız için size sunduğum önerilere karşılık verin” dedi.
O an Saddam’ın derin bir uykudayken kendisine açıkça ülkesinin tehlikede olduğunu söyleyen Amr Musa’nın şu sözleriyle uyandığını hissettim:
“Dünya değişti. Ne Avrupalılar ne de Ruslar size yardım etmeyecekler. Irak halkının kaderi sizin ellerinizde.”
Saddam, Amr Musa’yı dinlemeye başlamıştı. Konu silah teftiş uzmanlarının Irak’ı ziyaret etmesine geldiğinde Amr Musa sözü bana bıraktı. Hüseyin Hasuna ve Hişam Bedir de bizimle birlikteydi.
Saddam meselenin bilincine varmaya başlamıştı. Amr Musa’ya şunları söyledi:
“Size Irak adına konuşma ve BM Genel Sekreterine gidip onunla iş birliği yapacağımızı söyleme yetkisi veriyorum.”
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in Amr Musa’yı o an keşfettiğini hissettim. Çünkü Musa, kendisiyle hiç alışık olmadığı bir dilde, açık sözlü ve sorumlu bir şekilde konuşmuştu. Musa, ona, “Irak adına konuşacak komiserinizim” dedi. Bunun üzerine Saddam, “ABD’li yetkililer ve Kofi Annan'ı ara” dedi. Amr Musa da gerekli telefon görüşmelerini yaptı, ancak maalesef savaş kararı alınmış gibi görünüyordu.
Size dürüstçe söyleyebilirim ki belki Musa ve Saddam arasındaki bu tarihi buluşma, daha önce yapılmış olsaydı, Irak bu trajediyi yaşamazdı ve onu ABD'nin elinden kurtarırdık.

Arap ülkelerinin ve Annan'ın Irak ziyaretinin sonuçlarından haberdar edilmesi
Bağdat’tan Kahire’ye dönüşümün ertesi günü, 20 Ocak 2002 akşamı Irak ziyaretimin sonuçları ve Saddam Hüseyin ile yaptığım görüşmeler hakkında bilgi vermek amacıyla Arap Birliği'nin daimi üyeleri ile bir toplantı yaptım.  Aynı gün, Saddam Hüseyin ile yaptığım görüşmelerle ilgili bir rapor sunmak amacıyla Arap Birliği Zirve Dönem Başkanı Kral Abdullah ile görüşmek üzere acil bir randevu talebiyle Ürdün Kraliyet Sarayı’nı aradım. Ayrıca dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek’e, ardından Dışişleri Bakanı Ahmed Mahir es-Seyyid’e ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal'a telefon ettim.
Ertesi sabah, 1990 yılında Irak'ın Kuveyt'i işgalinden bu yana tutsak olan Kuveytliler ve kayıp kişiler konusunda Saddam Hüseyin ile yaptığım ve uzlaşıya vardığım konuşmaların bir özetini bildirmek üzere Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ı aradım. Telefon görüşmesi sırasında 22 Ocak 2002’de Kuveyt'e ziyarette bulunmam konusunda anlaştık.
Kuveyt’e gittim ve Şeyh Sabah el-Ahmed ve bir dizi yetkiliyle görüştüm. Kuveyt’teki kardeşlerimin Irak ziyaretimden rahatsız olduğunu hissettiren genel bir hava vardı. Onlara, “1990 yılında yaşananlara ne kadar öfkeli olursak olalım, Irak, Arap Birliği üyesi bir Arap ülkesidir. Kuveyt'e yönelik saldırısından sonra en tehlikeli Arap krizlerinden birinin baş aktörüdür. Arap dünyasının istikrarını tehdit eden bu duruma, kabul edilebilir bir şekilde son vermek ve tekrarlanmamasını sağlamak Arap Birliği için son derece önemlidir. Aynı zamanda, ziyaret sırasında yaşananların yanı sıra Kuveytli tutsaklar ve kayıp kişiler konusunda varılan uzlaşılar konusunda sizi bilgilendirmeye geldim” dedim.
Aslında, Kuveytlilerin Saddam’a olanlardan sonra hissettikleri büyük öfkeyi anlıyorum. Saddam Hüseyin Irak’ına ve bölge politikalarına ilişkin üst düzey uluslararası uzlaşılar çerçevesinin dışında kalan Arap Birliği’nin rolünden korkmalarını da anlıyorum. Ancak, Arap Birliği bütçesine yıllık olarak ödemeleri gereken aidatı ödemeyerek bir süre daha bu kızgınlıklarını sürdürdüler. Sanırım sonunda Arap Birliği’nin gelişmekte olduğunu ve Genel Sekreterinin Arap ülkeleriyle ilgili çeşitli meselelerde somut bir çaba sarf ettiğini anladıklarında buna son verdiler. Böylece Arap Birliği ile birlikte hareket etmeye başladılar. Çünkü Kuveyt, karşılıklı ciddiyeti seven bir ülkedir. Bu nedenle, hemen ortak Arap eylemine hizmet etmek için yaptığımız çabaları takdir ettiler.
Bağdat’tan döndüğümde Kofi Annan ile telefonda görüştüm. Irak’ı ziyaret ettiğimi ve Saddam Hüseyin'le görüştüğümü söyledim. 11 Eylül saldırısı gerçekleştikten sonra ABD dayanışma içinde olunduğunun bir göstergesi olarak o yıl bir istisna yapılarak New York'ta (31 Ocak - 4 Şubat 2002 tarihleri ​​arasında) düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na (Davos) katılmak üzere New York'a geleceğimi belirttim.
Annan, “New York’a gelmeni beklemeyeceğim. Saddam'la aranda neler olup bittiğini öğrenmek istiyorum. Dinle Amr, bugün Stockholm'dayım. Yarın Avusturya'da olacağım. Lütfen New York yolunda Viyana'da buluşalım” dedi. Ocak ayının sonlarında Avusturya'nın başkentinde bir araya geldik. Ona, Saddam Hüseyin ile Irak'ta kitle imha silahları olduğu iddiasını incelemek üzere uluslararası müfettişlerin Irak’ı ziyaret etmesi konusunda uzlaşıya vardığımızı aktardım.
Görüşmenin sonunda Annan'a BM’nin Saddam Hüseyin’in müfettişlerin Irak’ı ziyaret etmesini kabul etmesine yönelik ne gibi adımları olduğunu sordum. “Biraz bekleyelim” dedi. Konuyu Amerikalılarla istişare edeceğini anladım. O an Irak konusunda Amerikalılarla da görüşmeye karar verdim. Viyana'dan dönemin ABD Dışişleri bakanı Colin Powell’ı telefonla aradım. Ona, birkaç gün önce Irak'ı ziyaret ettiğimi, Davos Forumu'na katılmak üzere New York'a geleceğimi ve kendisiyle görüşmek istediğimi söyledim.
Bana, 2 Şubat sabahı saat 11.00’da New York’taki ofisinde birlikte kahve içmeyi önerdi. New York'a vardıktan sonra Annan'la konuştum ve ona Powell'la buluşacağımı söyledim. Bana, bunu bildiğini söyledi. Ona “Ne zaman buluşuruz?” diye sordum. Powell’la görüşmenizden sonra dedi.
ABD Dışişleri Bakanı ile buluşma saati geldi. Karşılamadan sonra, bana, “Saddam Hüseyin hem sana hem de Kofi Annan'a gülüyor. Sen ve Annan, Saddam'ın ne kadar düzenbaz ve yalancı olduğunu göreceksiniz” dedi.
Powell’a, “Önce Irak Devlet Başkanı ile aramızda geçenleri bir dinleyin” dedim ve Saddam ile görüşmemizi anlattım. Son olarak da kendisine, “Irak'a müfettiş göndermek istiyorsanız, Annan ile Saddam arasında yapılacak ve Saddam'ın bazı müfettişlerin CIA ajanı olduğu şüphelerini ele alan müzakereler yoluyla derhal gönderin” dedim.
Powell güldü ve “Saddam Hüseyin, sizin ve Annan'ın beynini yıkamış!” dedi.
Powell kesin bir ifadeyle şunları söyledi:
“Ne siz ne de Kofi Annan hiçbir şey başaramayacaksınız.”
 Çünkü Irak'ı vurma kararı alınmıştı ve bunun için hazırlıklar ABD yönetimi tarafından tüm hızıyla devam ediyordu.
Aslında Irak ile BM arasında denetlemelerin yeniden başlaması konusunun müzakere edilmesi önerim reddedilmemişti.
Kofi Annan ile 4 Şubat'ta buluşacaktık. Buluşmak üzere yanına gittiğimde yanında benim için sürpriz bir kişi vardı. BM Silah Denetçileri Komisyonu (UNMOVIC) Başkanı Hans Blix’in de onunlaydı.
BM Genel Sekreteri, toplantının sonunda, Irak hükümetine diyalogu yeniden başlatması için çağrıda bulunmayı kabul etti. Bu konudaki ilk oturumun, 7 Mart 2002'de yapılması planlandı.
Fakat işler yolunda gitmedi. ABD Irak politikasında geri adım atmaya hazır değildi. Irak ve BM arasındaki müzakereler hızla tökezledi.
(Kitapta, Genel Sekreter'in Bağdat'ta Tarık Aziz ile Kofi Annan’ın ofisindeki kesintisiz iletişime paralel olarak, Irak Dışişleri Bakanı’nın da katılımıyla BM ile Irak arasında Eylül 2002'de durdurulan müzakereleri kurtarma girişimlerinin ayrıntıları yer almaktadır. Annan daha sonra basına verdiği bir demecinde, BM Genel Sekreteri ile Arap Birliği Genel Sekreteri arasındaki ortak çabalar sayesinde müfettişlerin Irak’ta yeniden denetimlere başlaması için bir anlaşmaya varıldığını söylemiştir.)
*Kitabın bölümleri, Daru’ş-Şuruk ile yapılan özel anlaşma ile yayınlanmıştır
*Tüm hakları saklıdır
Amr Musa: Kaddafi, devrimden kurtulduğunu ve Bin Ali’nin ardından düşmeye aday olan ismin Mübarek olduğunu sanıyordu
Şarku’l Avsat, Amr Musa’nın kaleme aldığı ‘Arap Birliği Yılları’ kitabından bölümleri yayınlıyor... (4) Musa: İsrail, Arap Girişimi’ni olumsuz karşıladı, çünkü girişim İsrail’i Araplarla müzakereye itiyordu
Amr Musa: Mübarek, İsmet Abdulmecid’in görevde kalmasını istemedi... 11 Eylül olayları bize karşı beslenen olumsuz duyguları ortaya çıkardı
Musa: Faysal, Muallim’in ‘şeytani’ hayallerine karşı çıktı. Şu an Lübnan’da tanık olduklarımız, Refik Hariri suikastının sonuçlarıdır



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.