Şarku’l Avsat, Amr Musa’nın kaleme aldığı ‘Arap Birliği Yılları’ kitabından bölümleri yayınlıyor: Mübarek, İsmet Abdulmecid’in görevde kalmasını istemedi... 11 Eylül olayları bize karşı beslenen olumsuz duyguları ortaya çıkardı

Amr Musa, eski Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ile
Amr Musa, eski Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ile
TT

Şarku’l Avsat, Amr Musa’nın kaleme aldığı ‘Arap Birliği Yılları’ kitabından bölümleri yayınlıyor: Mübarek, İsmet Abdulmecid’in görevde kalmasını istemedi... 11 Eylül olayları bize karşı beslenen olumsuz duyguları ortaya çıkardı

Amr Musa, eski Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ile
Amr Musa, eski Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ile

Şarku’l Avsat’ın eski Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa’nın yakında Daru’ş-Şuruk yayın evi tarafından yayımlanacak olan ‘Senevatu’l-Camiati’l-Arabiyye’ (Arap Birliği Yılları) adlı kitabının bazı bölümlerini yayınladığı yazı dizisinin ikinci bölümünde Musa, İsmet Abdulmecid’in ardından Arap Birliği Genel Sekreterliği görevini üstlendiği dönemden bahsediyor. Arap ülkelerinin, Mısır Dışişleri Bakanı olarak görevine devam etmesi ile yeni görevi üstlenmesi konusunda  görüş ayrılıkları yaşadıklarını açıklayan Musa, eski Arap Birliği Genel Sekreteri İsmet Abdulmecid’in görev süresinin bitmesinin ardından görevde kalmak istediğini, ancak eski Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in Arap Birliği ‘komada ve ölmek üzere olduğu için’ Abdulmecid’in kalmasını istemediğini aktarıyor.
Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinden alınan mali desteğin genel merkezden ve çalışanlarından başlayarak Arap Birliği’nde değişim yaratmasına ve Arap Birliği’nin Arap ülkelerinin tüm meselelerinde aktif bir şekilde rol almasına yardım ettiğini söyleyen Musa, göreve geldikten 4 ay sonra ortaya çıkan en önemli konulardan biri olan 11 Eylül saldırılarının, Araplar ve Müslümanlar üzerindeki yansımalarından bahsederken “11 Eylül saldırıları, bize karşı beslenen olumsuz duyguları ortaya çıkardı” ifadelerini kullanıyor.
ABD’li yetkililerle yaptığı görüşmelerde, çağrılarından ve açıklamalarından bu olumsuz duygulara değinen Musa bu çerçevede düzenlediği ‘Medeniyetlerarası Diyalog: Çatışma değil, iletişim’ konulu konferansla sarf ettiği mücadele çabalarından söz ediyor.

İşte Amr Musa’nın kaleme aldığı kitaptan bazı bölümler:
Arap Birliği Genel Sekreteri Dr. İsmet Abdulmecid, 2000 yılının Kasım sonlarında bana telefon etti. ‘Genel Sekreterlik görevi’ de dahil olmak üzere bazı önemli konular hakkında konuşmak için görüşmek istiyordu. “Sayın Genel Sekreter, hafta sonundan önce sizi ofisinizde ziyaret edeceğim” dedim ve öyle de yaptım. Dr. Abdulmecid, görev süresinin dolmak üzere olduğunu ve halen görev süresinin bir veya iki yıllık daha uzatmak için öneride bulunabileceğini, ancak bazı Arap Birliği üyesi ülkelerinin üçüncü kez genel sekreter olmasına karşı çıkabileceğini bildiğini söyledi. Konuyu Cumhurbaşkanı Mübarek'e açacağıma söz verdim ve aynı günün akşamı bunu yaptım. Cumhurbaşkanı’na Abdulmecid’in bir yıl dahi olsa görevde kalmasını onaylayabileceğini, bu süre zarfında görev için uygun bir isim üzerinde anlaşmaya varılabileceğini söyledim. Cumhurbaşkanı bana, “Ona bu kadar sürenin yeterli olduğunu söyle. Yahu adam, bana Arap Birliği’nin komada ve ölmek üzere olduğunu söyleyen önemli ülkeler var” dedi. Ardından net bir şekilde, “Bu kadar yeter. Görev süresi uzatılmayacak” ifadelerini kullandı.
İki gün sonra Dr. Abdulmecid’i telefonla arayarak, talebini yerine getirmekte zorlandığımı bildirdim. Her zamanki sakinliğiyle bunu anlayışla karşıladı ve konuyu bir daha gündeme getirmedi. 2000 yılının sonlarında bir kış sabahı, Dışişleri Bakanlığı'ndaki ofisimde yuvarlak bir masada oturmuş bir yandan kış güneşinin tadını çıkarırken diğer yandan bir rapor okuyordum ki Cumhurbaşkanlığı’ndan arandım. Arayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Mecid Abdulfettah’dı. Bana Cumhurbaşkanı’nın benden Arap Birliği Genel Sekreterliği için uygun bir veya daha kaç isim önermemi istediğini ve artık Mısır'ın bu büyük makama kendi adayını sunma zamanının geldiğini söylediğini aktardı.

Mübarek'in mesajı
Sözcü Abdulfettah, “Açıkçası, aramızda bu göreve en iyi adayın siz olduğunuza inanıyoruz. Cumhurbaşkanı da böyle düşünüyor” dediğinde bunun Mübarek’in mesajı olduğunu hemen anladım. Cevabım, “Mecid.. Cumhurbaşkanı’na söyle, kabul ediyorum” oldu. Telefon görüşmesi sadece birkaç dakika sürmüştü. Ardından Abdulfettah Cumhurbaşkanı’na dönüp, “Bakan aday olmayı kabul etti” dedi.
Mısır, 15 Şubat 2001'de İsmet Abdulmecid’in yerine adaylığımı resmen açıkladı. Bu gelişme, Mısır'da, çok sayıda Arap ülkesinde ve hatta uluslararası başkentlerde büyük bir karmaşaya neden oldu. Arap ülkelerinin Mısır Dışişleri Bakanlığı'nda kalmamın daha etkili ve Arap çıkarlarına daha faydalı olduğu şeklindeki düşüncesine karşın Washington ve Tel Aviv'in bu haberden oldukça memnun kaldıklarını düşünüyorum.
Eski Sudan Dışişleri Bakanı Dr. Mustafa Osman İsmail, Arap Birliği Genel Sekreterliği için resmi olarak adaylığımın açıklanmasının ardından Albay (Muammer) Kaddafi ve Ömer el-Beşir’in Hartum'da ülkelerinin dışişleri bakanları (Libya Dışişleri Bakanı Ali Abdusselam Treki ve Sudan Dışişleri Bakanı İsmail) ile birlikte bir araya geldiklerini söyledi. Mustafa Osman’a göre iki lider, adaylığımı tartışmış ve bu seçimi memnuniyetle karşılamışlardı. Ancak kendilerinin ve dışişleri bakanlarının, Kahire'deki bir sonraki dışişleri bakanının kim olacağına dair bir takım endişeleri vardı. Mustafa Osman, Kaddafi ve Beşir'e ‘Arapların ve bölgenin çıkarlarının benim Mısır Dışişleri Bakanı olarak kalmamı gerektirdiğini’ söylediğini belirtti.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin desteği
Öte yandan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud El Faysal bana, ülkesinin beni ister Dışişleri Bakanı olayım, ister Arap Birliği Genel Sekreteri olayım her yerde desteklediğini ve kendilerinden gerekli tüm desteği alacağımı söyledi. Prens Suud ile birlikte Arap Birliği’nin mali durumunun iflasın eşiğinde olduğunu ve yeni Genel Sekreter olarak ortak Arap eylem kurumlarında reform yapmak konusunda desteklenmemin önemini gündeme getirdiğimizi hatırlıyorum. Prens Suud, dönemin Veliaht Prensi Abdullah bin Abdulaziz’e bu talebi desteği ile birlikte sunacağına söz verdi.
Modern bir yönetim sağlanırsa ve çalışanlarının kendilerini güvende hissetmeleri için gereken fonlar bulunursa Arap Birliği’nde reform yapılabilir olduğunu gördüm. Bu sayede ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarını biliyordum. Nitekim her ülkenin bütçedeki payının yanı sıra Arap Birliği’ne özel destek şeklinde gerekli fonları sağlayacakları konusunda en üst düzeyde sözler aldığım Körfez ülkelerini gezerken, istediğim gibi hareket edebildim ve Arap Birliği’ndeki yeni yönetimin, ortak Arap eylemini ilerletebileceği becerisine güvenmelerini sağladım. O dönem Suudi Arabistan Veliaht Prensi Abdullah Arap Birliği’ne 6 milyon dolar, Umman Sultanı Sultan Kabus 3 milyon dolar ve Katar Emiri Prens Hamad Al Sani üç milyon dolar destek vermeyi kabul ederken Kuveyt Arap Ekonomik Kalkınma Fonu, Genel Sekreterlikteki iletişim hatlarını modernize etmek için bir milyon dolar tahsis etti. Ayrıca dönemin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed, merhum BAE Devlet Başkanı Şeyh Zayed Bin Sultan Al Nahyan’ın Arap Birliği’ne olan inancı ve Amr Musa'ya destek olma arzusu çerçevesinde, daha büyük bir ödemenin başlangıcı ​​olarak gördüğü bir milyon doları gönderdiğini bizzat bana iletti.

Arap Birliği Genel Merkezi’nde ilk gün
16 Mayıs 2001 sabah 9.30’da evimden ayrıldım. Genel Sekreterlik makam aracı beni bekliyordu. Eskimiş bir arabaydı. Üzerindeki Arap Birliği bayrağı dikkatimi çekti. Koruma görevlisinden bayrağı kaldırmasını istedim. Çünkü Kahire sokaklarında bayrak taşıyan bir araba ile yürümem için hiçbir sebep yoktu. Arap Birliği Genel Sekreteri olarak ilk günümde saat 10.00 olmadan Arap Birliği Genel Merkezi’ne vardım. Arap Birliği’nin mali ve idari işlerini denetlemek üzere Dışişleri Bakanlığı'ndan benimle birlikte çalışması için iyi bir yönetici olan Büyükelçi Samir Seyfulyezel ile birinci kattaki Genel Sekreterlik ofisine gittim. Önce ofisin salonunda oturdum. Tüm kattaki ışıkların loş ve duvarlardaki boyanın zamandan dolayı aşınmış olması beni şaşırttı. Seyfulyazal’e bu görüntünün derhal değişmesi gerektiğini söyledim. “Pencereleri açın, duvarları açık renklere boyayın ve insanın uykusunu getiren ışıkları parlaklaştırın!” dedim.
Bazıları havada bazıları duvarda asılı haldeki telefon kablolarını gördüğümde neredeyse deliriyordum. Genel Sekreterin Ofisi bu haldeyse kim bilir diğer ofisler ne haldeydi? İdari İşler Müdürünün gelmesini istedim. Ona, “Bu manzarayı yarın görmek istemiyorum” dedim. Adam, “Peki efendim. Fakat bize biraz zaman verin” dedi. Ben de, “Hafta sonuna kadar vaktiniz var, havada, pencerelerin kenarlarında, halıların altında ve duvarlarda telefon kablosu görmek istemiyorum, anladınız mı?” dedim. Bana, “Tamam” diye karşılık verdi.
Arap Birliği Genel Merkezi’nin geliştirilmesi için Fas Krallığı binadaki salonlardan birinin masraflarını üstlenmeyi teklif etti. Salon, Fas’ın güzel mimarisi tarzında yapıldı. Çin ise bana şahsi bir hediye olarak ikinci bir salonun tadilatını üstlendi. Sonra salonlarda oturan delegasyonların düzenini değiştirdik. A’dan Z’ye her şeyi yeniden düzenledik. Salonlara giren her delegasyon kendisini onlarca yıldır alışık oldukları yer dışında farklı bir mekanda buldular. Tüm bunları Arap Birliği’nde yeni bir dönemin - en azından biçim olarak - başladığı hissi yaratmak için yaptım. Oturma yerleri, duvarların rengi, kapıların ve pencerelerin açılması vb. ile başlayan yeni bir dönemdi.

Arap Birliği personeli
Arap Birliği ve ona bağlı kurumlarda çalışan personel geliştirilmeden ortak Arap eylemi sistemi için hiçbir gelişme sağlanamayacağına inanıyorum. Her biri beş veya altı kişiden oluşan gruplar halinde çalışanlarla, aralarından güvenebileceklerimi anlamak için toplantılara başladım. Dönemin Mısır Halk Meclisi Başkanı Dr. Ahmed Fethi Surur'un kızı da tanıştıklarım arasındaydı. Ona nereden mezun olduğunu sordum. Bir Fransız okulu olan la Mère de Dieu mezunu olduğunu, fakat mezun olduğundan bu yana kullanmadığından Fransızcayı unuttuğunu söyledi. Ona, “Bu seninle ilk ve son görüşmem. Fransız Kültür Merkezine gidin ve Fransızcanızı eski haline getirip üç ay sonra gelin. Fransızca yeterlilik belgesi olmadan dönerseniz, Arap Birliği’nde yeriniz yok” dedim. Beni babasına şikayet etmeye gitti. Fakat babası, “Amr Musa sana doğru olanı söylemiş. Fransızcanı düzeltmelisin” diyerek, onu azarladı. Fransızca olarak konuşma yeteneğini yeniden kazandıktan sonra geri döndü ve işinde üst düzey bir idare müdürü oldu.
Çalışanlarla yaptığım görüşmelerin ilk iki ayında yatırım yapabileceğim ve güvenebileceğim yaklaşık 30 kişi seçtim. Onlara görevler vermeye başladım. Yüksek bir eğitim aldıklarını, gelişmeye ve çalışmaya hazır olduklarını gördüm.  Başka herhangi bir örgütün çalışanlarından geri kalır yanları yoktu. Sadece yol gösterilmesine ve güvene ihtiyaçları vardı.

11 Eylül 2001 olayları
ABD, 11 Eylül 2001’de saldırıya uğradığında, Arap Birliği Genel Sekreteri olarak göreve başlamamın üzerinden sadece dört ay geçmişti. Henüz ortak Arap eylemi için aradığım değişiklikle ve Arap Birliği Genel Sekreterliğini yeniden yapılandırmakla meşguldüm. Fakat bu korkunç felaket bir anda yıkıcı siyasi etkileriyle birlikte gerçekleşti.
11 Eylül 2001’de Arap Birliği Genel Merkezi’ndeki ofisimdeydim, asistanlarımdan biri Kahire saatiyle öğleden sonra saat 03.10'da (New York saatiyle 08.10’da) içeriye girip, “Sayın Genel Sekreter. Sayın Genel Sekreter. Lütfen televizyonu açın. ABD’ye hava saldırısı düzenleniyor” dedi.
Hemen CNN’i açtım ve New York’taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerinden birine bir uçağın çarpmasıyla binada açılan büyük bir delik ve üst katlardan büyük bir duman bulutunun yükseldiği görüntüsüyle karşılaştım. Televizyonu açmamdan sadece 4 dakika sonra, Dünya Ticaret Merkezi'nin ikinci kulesinin tam ortasına çarpan ve güçlü bir patlama yaratan ikinci uçakla şok olduk. O an, “Aman Allah’ım! Canlı yayınlanan bu savaş da nedir?! ABD.. Dünyanın süper gücü.. Güvenlik sisteminin bu kadar kırılgan olması mümkün mü?!” dedim.

Kim yapmış olabilir?
Bir dizi danışmana ve asistana derhal toplanmaları için çağrıda bulundum. Dönemin Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Mahir es-Seyyid ile konuştum. Aralarında durumun ciddiyetini gerçekten farkında olan Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara’nın da olduğu çok sayıda Arap ülkesinin dışişleri bakanıyla telefon görüşmeleri yaptım. Şara ile olayların sonuçlarını düşünme noktasına geldik ve aramızda Arap ülkeleri bağlamında bu olay karşısında ne yapılması gerektiği konusunda bir istişare başlattık. Ona, Arap Birliği olarak bu önemli olaya yönelik tepkileri öngörme ve hazırlanma amacıyla ciddi bir çalışma başlatmayı düşündüğümü söyledim.
Haber ajanslarının ve ABD basının yayınladığı haberler, Arapların bu saldırılara karıştığından şüphelenildiğini göstermeye başlayınca, mesai arkadaşlarıma, “Bunu bekliyordum. Arapların ve onların başlıca dinlerinin (İslam) suçlanmasının ardından yıllar alabilecek uzun bir sıkı çalışma bizi bekliyor” dedim.
Asistanlardan gelişmeleri yakından takip etmelerini ve beni bilgilendirmelerini istedim. Çünkü Arap ülkeleri liderleriyle ve bakanlarıyla yaptığı telefon görüşmeleriyle meşguldüm. Telefon görüşmelerinin bazıları benim isteğim üzerine, bazıları da onların isteği üzerine oldu. Olaydan sonraki ikinci ve üçüncü günlerde Amerikan televizyon kanalları, benden olaylar hakkında yorum yapmamı istediler. Yani Arap Birliği, Arap vatandaşların, ABD şehirlerine yönelik saldırısıyla ilgili yorum yapmaya davet edilmişti. Danışmanların bazıları, Arap Birliği Konseyi’ni mümkün olan en yüksek düzeyde toplanmadan önce Arap Birliği adına kamuoyuna açıklama yapmaktan kaçınılması gerektiğini vurgularken bazıları da Amerikan televizyonlarının Arap Birliği’ni olaya dahil etmeye çalıştığını düşünüyorlardı.
Fakat ben tüm Arapları ve tüm Müslümanları etkileyen suçlamalara yanıt vermeye kararlıydım. Bu koşullarda Arap Birliği'nin Arap ülkelerinin sözcüsü olarak rolünü teyit etme fırsatı olduğunu düşündüm. Kahire'ye gelen ilk Amerikan televizyon kanalı olan NBC’ye verdiğim demeç başta olmak üzere birçok kanalla görüşmeyi kabul ettim.
Görüşmeden önce Arap Birliği Genel Merkezi’ne akredite Arap ülkeleri temsilcilerinin yanı sıra Arap bakanlarla bir takım temaslarda bulundum. Terör saldırısını kınamak, ABD’ye başsağlığı dilemek, ABD ile olan siyasi ve diplomatik ilişkiler çerçevesinde söz konusu olaya karışmakla suçlanan bu bir avuç sapkın kişiyle Arap ülkelerinin hiçbir bağlantısı olmadığını ve anlaşmazlıkların bu şekilde çözülemeyeceğini açıklamak için uluslararası basına konuşacağımı bildirdim.

Araplara ve Müslümanlara yönelik saldırılar
11 Eylül olaylarının ardından başta Araplar olmak üzere ABD ve bazı Avrupa ülkelerindeki Müslümanlar, şiddetli bir zulme ve ayrımcılığa maruz kaldılar. Çünkü, olaydan ötürü İslam dinine mensup Araplar suçlanmıştı. Gerçek şu ki o zamanlar, ABD ve Batı ülkelerinde Müslümanlara ve Araplara yönelik düşmanlık ve nefret duyguları için uygun zemin vardı.  Halen de öyle. Sadece bu olaylar bize karşı bu olumsuz duyguları ifade etmenin doruk noktasını teşkil ediyordu ve hâlihazırda çirkin bir suça dayanıyordu.
Eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin 11 Eylül olaylarının ardından “Batı uygarlığı İslam dünyasından üstündür. İslam dininin dünya medeniyetinde hiçbir izi yoktur” şeklindeki açıklamalarına sert bir karşılık verdim. İtalya Başbakanı’nın açıklamalarının ‘aklın sınırlarını aştığını ve Batı uygarlığının üstün bir medeniyet olduğuna inanmadığımızı’ söyledim.  Tamamen yanıldığını ve özür dilemesi gerektiğini belirttim. Bu ifadeler, haber ajansları ve büyük uluslararası gazeteler tarafından yayınlandı.
Berlusconi de bu ırkçı ifadelerden geri adım attı. Açıklamalarının yanlış anlaşıldığını ve sözlerinin bağlamından çıkarıldığını söyledi. Müslüman ülkelerin büyükelçileri ve üst düzey diplomatlarıyla görüştü. Onlara, Batı medeniyetinin İslam dünyasına üstün olduğunu iddia ettiği tartışmalı ifadelerin yanlış bir şekilde aktarıldığını ve ‘bu sözleri asla söylemediğini’ belirtti.
Öte yandan 11 Eylül olayları nedeniyle süresi bir haftayla sınırlandırılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere Kasım 2001'de ABD’ye gittim. Bu ziyaret sırasında, 11 Eylül olaylarını şiddetle kınayan açıklamalarımdan ötürü en azından minnettar görünen bir grup Amerikalı yetkiliyle karşılaştım. Onlara, Arap dünyasının, bu yıkıcı terör saldırısı karşısında ABD’nin yanında olduklarını, saldırıların Arapların ve Müslümanların adına veya onların emriyle yapılmadığını söyledim. Ziyaretim sırasında ilki Washington'da olmak üzere oradaki Arap topluluklarıyla bir dizi görüşme yaptım. Sorunlarını dinledim. Onlara kendileri adına konuşan bir Arap sesi bulmaları gerektiğini öğütledim. Bu konuyu dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve ABD yönetimindeki diğer yetkililerle yaptığım görüşmelerde de dile getirdim. Yine görüşmelerimde Araplara karşı ayrımcılığın devam edemeyeceğini vurguladım.

“Medeniyetlerarası Diyalog: Çatışma değil, iletişim”
Gerçek şu ki, bir dizi Batılı yetkili ve aydın ile yaptığım görüşmelerde, bazılarının Araplara karşı yürütülen kampanyaya katılmadığını ve bu karşı kampanyanın ciddiyetinin farkında olduklarını hissettim. Arapların buna cevap vermesi gerektiğini düşünüyorlardı. Bu durum, konuya ilişkin bir konferans düzenleme düşüncemi güçlendirdi. Batı ülkelerindeki siyasi ve kültürel durumla ilgili olarak yabancı ülkelerde Arap ülkelerini ve Arap topluluklarını temsil eden 100'den fazla Arap düşünürün katılımıyla 26-27 Kasım 2001 tarihlerinde Arap Birliği Genel Merkezi’nde ‘Medeniyetlerarası Diyalog: Çatışma değil, iletişim’ konulu bir konferans düzenledik.
Katılımcılar, iki gün süren konferans boyunca Arap Birliği Genel Sekreterliği tarafından diyalogun ana hatları üzerine hazırlanan çalışma çizelgesinin yanı sıra konferansa sunulan 40 çizelge ile ilgili tartıştılar. Böylece Batı'nın Araplara ve Müslümanlara yönelik saldırılarına karşı hızlı bir eylem planı oluşturuldu. Planın tamamı Arap ülkelerinin hükümetlerine ve Mart 2002'de Beyrut'ta yapılan Arap Birliği Zirvesi’nde sunuldu.
Kitabında konferansla ilgili bir takım eleştirilerde bulunan Musa, “Diyalogun, İslam medeniyeti ile diğer medeniyetler arasında olduğu göz önüne alındığında, Arap Birliği ülkeleri yerine tüm İslam dünyasından düşünürler ve aydınlar davet edilmeliydi. Fakat sadece Arap adınlar davet edildi. Buna, o zamanlar Arap-Arap iş birliğini ve ortak anlayışını canlandırmak için çalıştığımız sırada, mevcut medeniyet sorunuyla ortak bir şekilde mücadele etmek için Arap ülkeleri ve Müslüman ülkeler arasında iş birliğini başlatarak yanıt verdim” dedi.
*Kitabın bölümleri, Daru’ş-Şuruk ile yapılan özel anlaşma ile yayınlanmıştır
*Tüm hakları saklıdır
Amr Musa: Kaddafi, devrimden kurtulduğunu ve Bin Ali’nin ardından düşmeye aday olan ismin Mübarek olduğunu sanıyordu
Şarku’l Avsat, Amr Musa’nın kaleme aldığı ‘Arap Birliği Yılları’ kitabından bölümleri yayınlıyor... (4) Musa: İsrail, Arap Girişimi’ni olumsuz karşıladı, çünkü girişim İsrail’i Araplarla müzakereye itiyordu
​​​​
Amr Musa: Saddam Hüseyin uluslararası müfettişlere onay verdi, ancak ABD Irak'ta savaşa girme kararını almıştı
Musa: Faysal, Muallim’in ‘şeytani’ hayallerine karşı çıktı. Şu an Lübnan’da tanık olduklarımız, Refik Hariri suikastının sonuçlarıdır



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.