İttifaklar ve komplolar, Esed ve Saddam arasındaki ‘cilveli mesajları’ gölgeledi

Dönemin Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Saddam Hüseyin (solda), Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Suriye Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam ve Cezayir Dışişleri Bakanı Abdulaziz Buteflika, Kasım 1978’deki Bağdat zirvesinde (Getty)
Dönemin Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Saddam Hüseyin (solda), Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Suriye Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam ve Cezayir Dışişleri Bakanı Abdulaziz Buteflika, Kasım 1978’deki Bağdat zirvesinde (Getty)
TT

İttifaklar ve komplolar, Esed ve Saddam arasındaki ‘cilveli mesajları’ gölgeledi

Dönemin Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Saddam Hüseyin (solda), Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Suriye Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam ve Cezayir Dışişleri Bakanı Abdulaziz Buteflika, Kasım 1978’deki Bağdat zirvesinde (Getty)
Dönemin Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Saddam Hüseyin (solda), Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Suriye Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam ve Cezayir Dışişleri Bakanı Abdulaziz Buteflika, Kasım 1978’deki Bağdat zirvesinde (Getty)

1990’ların ortalarında, Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’le iki gizli iletişim kanalı başlattı. Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor.
İki lider Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki ilişki, Suriye ile Irak ve Şam ile Bağdat arasında olduğu gibi karmaşık ve iç içe geçmiş durumdaydı. Birçok partizan, mezhep, ideolojik ve coğrafi faktörün yanı sıra bölgede liderlik için rekabeti de içinde barındırıyor.
Rekabetin kökü, bir bakıma iki başkentin kaderleri arasındaki karşılıklı ilişkiden kaynaklanıyor. Baas, 1963 Mart’ında Şam’da iktidara geldi, ancak o yılın sonunda Bağdat’ta kaybetti. 1966’da Suriye’de yönetimin yönünü değiştirdikten sonra Baas, iki yıl sonra Irak’ta da iktidara geri döndü. Suriye’de Esed, çatışmayı 1970’te bitirdi.
İki ‘Baas’ rejimi arasında uzlaşı için çeşitli girişimlerde bulunuldu. Gerçekten de Irak, Ekim 1973 savaşına katkıda bulundu, ancak ilişki kısa süre sonra kötüye giden bir yola döndü. O dönemde Saddam, Irak Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir’in kanadını ‘yükseltiyordu’ ve Hafız Esed, 1976’da Şam ve Lübnan’daki konumunu sağlamlaştırıyordu. Mısır- İsrail müzakerelerinde yaşanan atılımlar ve İran’daki ‘devrimin’ habercileri iki ülkeyi ‘dikenli yatağında’ uyuttu. Ahmed Hasan el-Bekir ve Hafız Esed, Ekim 1978’de Ulusal Eylem Sözleşmesi’ni imzaladılar. Bu durum, Tahran’da ‘devrimin’ ilanından iki hafta önce, ertesi yılın başında ‘birliğin durumu’ ile doruğa ulaştı.
Bu çabaya en çok karşı çıkanlar, iktidara talip olan iki kişiydi; Bağdat’ta Saddam Hüseyin ve Şam’da Rıfat Esed. Esed, kardeşini kontrol altına aldı, ancak Saddam, Bekir’i devirdi. Komşu rakibini ‘komplo’ ile suçladı ve birlik ‘meraklılarının’ idamını emretti. Temmuz 1979’da da piramidin tepesine ulaştı.
Camp David anlaşmalarının imzalanmasının ardından Esed’in İsrail ile ‘güney cephesini’ güçlendirmeye çalışmasına, Irak’ın İran ile ‘doğu kapısını’ güçlendirme çabası eşlik etti. Tahran’daki devrimin ardından Irak- İran savaşı başlar başlamaz Esed, Saddam’ın düşmanının yanında yer aldı ve Şam-Bağdat rotası başka bir derin vadiye girdi. Bağdat, Ekim 1980’de Şam ile bağlarını keserek ve Suriye’deki Müslüman Kardeşleri destekleyerek yanıt verdi. Buna karşılık Lübnan’da batmış olan Suriye, 1982’de Irak ile sınırını kapattı. Bu da İran’ın petrolüyle telafi ettiği, Irak’ın Akdeniz’e uzanan petrol boru hattının kesilmesine yol açtı.

-Gizli görüşme
1980’lerin ortalarında ve İran savaşının sonlarına doğru Ürdün Kralı Hüseyin arabuluculuk yaparken, Esed ve Saddam’ı ‘fırtınalı bir maraton’ toplantısında bir araya getirdi. Faruk eş-Şara, Abdulhalim Haddam ve Tarık Aziz arasında gizli ‘deneysel’ toplantılar gerçekleştirildi.
Saddam’ın 1990’da Kuveyt’i işgalinden sonra Esed, onu kurtarmak için uluslararası koalisyona katıldı ve Iraklı hasmı tecrit ve yaptırımlar bataklığına batarken, Lübnan’daki iç ekonomik konumunu ve etkisini güçlendirdi. Doksanların ortalarında bir kez daha ‘iki arkadaş’, ilişkilerin nabzını hissetmek için geri döndü. Esed, kendisini İsrail ile barış müzakerelerinin yalpalamasından koruyacak ve ekonomik krizi çözecek ittifak arayışları tarafından motive edildi. Saddam da kuşatmayı kaldırma girişimleriyle motive edildi. İkili, Türk baskısı, Saddam’ın damadı Hüseyin Kamil’in Amman’a kaçması, amcasının ‘rejim değişikliği’ ve Ürdün’ün ‘federalizm’ konuşması konusunda endişeliydi.
Her biri gizli kanalı ele geçirmek için en yakın ‘arkadaşını’ seçti. Saddam, cumhurbaşkanı yardımcısı olduğu 1972-1976 yılları arasında eski büro şefini, Doha’daki büyükelçisi Enver Sabri Abdurrezzak el-Kaysi’yi, Esed ise altmışlı yıllarda ‘Baasçı’ yoldaşlarla mücadelesi sırasında yardımcısı ve ‘ortağı’ olan Haddam’ı görevlendirdi. Saddam, gözlemledi, arka planlar, idamlar ve Suriye komplosu hakkında sorular sordu. Aziz ile gizli görüşmeler yaparak girişimini yeniledi. İki ‘haberci’ Esed ve Saddam’ın, ‘postacılar’ Haddam ve Kaysi’ye gizlilik konusunda vurgu yapmasına gerek yoktu. Onlar, rejimin ‘sadık yoldaşları’ idi ve sözün bedelini biliyorlardı.
Şarku’l Avsat’ın Haddam’ın 2005’te Paris’e götürdüğü belgelerden ve Büyükelçi Kaysi’nin gazeteyle yaptığı görüşmeden elde ettiği kayıtlara göre, girişimi kimin başlattığı konusunda görüş ayrılığı var. Haddam, Saddam’ın Ağustos 1995’te buzları kırdığını ve Esed’in bunu, geçmiş deneyimler ve Saddam’ın 1979’da ‘Eylem Sözleşmesi’ni engellemedeki rolü ışığında ‘şüphelerle’ karşıladığını söylüyor. Buna rağmen Esed, diyaloğu başlatmaya karar verdi ve ‘yabancılaşma’ sayfasını çevirmeden önce ‘Baasçı’ yoldaşını testlere tabi tuttu. Ama Kaysi’ye gelince Ürdün’ün federalizm projesinin Suriye ve Irak’ı tehdit ettiğini ve Haddam’dan ‘iki cumhurbaşkanı’ arasında bir kanal açması için bir sinyal aldığını açıkça söylediğinde girşimin, Esed’den geldiğine inanıyor.

-Acele et… Yavaşla
Saddam, Esed’e yazdığı mektuplarda 1982’de kapatılan iki büyükelçiliği yeniden açmak, siyasi toplantılar düzenlemek ve sınırları açmak için acele ediyor gibi görünüyordu. Esed, 1996’nın başlarında ona sabırlı davranarak ve Şam ile Arap ülkeleri arasına girmemeye dikkat ederek karşılık verdi. Ona, ‘Arap koşullarını daha da karmaşıklaştırmamak için bir dizi Arap ülkesiyle temas kurmayı’ amaçladığını bildirdi.
Kaysi, Şarku’l Avsat’a Şam’ı dördü Sudan üzerinden olmak üzere, altı kez gizlice ziyaret ettiğini söyledi. Saddam’ın ‘ilişkileri yeniden kurmak için Esed ile yeni bir sayfa açma konusunda ciddi olduğuna’ dikkati çekti. Kaysi, “Cumhurbaşkanı, beni Suriyelilere ‘Esed bir adım atarsa ​​kendisinin 10 adım atacağını’ söylemekle görevlendirdi” dedi. Kaysi’ye göre kanal açmanın doğrudan nedeni, Suriyeli kardeşleri Hüseyin Kamil’i karşılamamaya ikna etmekti. Gerçekte de Ürdün’ün bir federal sistem önerme projesi konusundaki ortak endişe nedeniyle kabul edilmedi. Irak- Arap uzlaşısı için Şam’da bir Arap zirvesi düzenlenmesi önerisinin servis edilmesinin yanı sıra Saddam’ın sınırda Esed ile gizli bir zirve düzenlemesine, ‘ortak bir siyasi liderlik’ oluşturmaya, Eylem Tüzüğü’nü yeniden canlandırma konusunda ikili bir görüşme düzenlemeyi önermesine dikkati çekti. Saddam, Mart 1996’da Esed’e şu ifadeleri içeren bir mektup yazdı; “Kral Hüseyin’in Washington ziyareti öncesindeki son açıklamaları, ABD’yi askeri bir anlaşma imzalamaya ve İsrail ve Türkiye ile bölgesel bir ittifak kurmaya zorlama hızını artırdığını doğrulamaktadır. Bu, kesinlikle Irak ve Suriye’ye yöneliktir.” Bu noktada Saddam’ın özel güvenlik biriminin başkanı Mana Raşid, koordine etmek ve Ürdün ile Türkiye’nin iki ülkeyi kıskaçların arasına sokmasını engellemek için gizli bir Suriye- Irak güvenlik toplantısının düzenlendiğini ortaya koydu. Ayrıca Kaysi, Saddam’ın Esed’in federal projeye yönelik eleştirisini ‘hoş karşılamadığını’ da ekledi.

-‘Ebu Uday’
Görüşme tutanakları ve gizli mesajlara göre Esed ile Saddam arasındaki diyalog, Haddam’ın talepler ve yetenekler arasındaki sürekli dalgalanma ile hasmına ‘cumhurbaşkanının kardeşi’ diye hitap eden Ebu Uday’a (Saddam) Esed’in ‘selamlarını’ iletmeye başladığı ölçüde gelişti.
Esed, Arap temaslarına Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı bilgilendirerek katıldı. Kendisine ‘Irak’taki durum endişe verici ve patlayabilecek bir bomba haline geldi’ şeklinde bir uyarı mesajı gönderdi. Görüşmenin içeriğinin gizli kalmasını isteyen Chirac, Lübnan’daki Suriye varlığına ilişkin başka bir dosya açarak ve Esed’e İsrail’in Golan’dan çekilmesi karşılığında Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına katkıda bulunma teklifi ederek Esed’i şaşırttı. Chirac, Suriye’nin Lübnan’daki askeri varlığını da güvence altına almayı önerdi.
1996 yılının ikinci yarısında Esed’in hedefi, ‘onu devirmeye çalıştıktan sonra’ kapalı sınırları açarak, ‘Irak rejiminin devrilmesini durdurmak’ oldu. Saddam’ın, Tarık Aziz’i ilişkileri geliştirmekten sorumlu tutmasından rahatsız olduğu doğru, zira kendisiyle yapılan önceki turlar ‘boşunaydı’. Ancak Aziz, Kasım 1997’de Şam’a ulaştı. Esed ise Şubat 1998’de Dışişleri Bakanı Muhammed Sad es-Sahaf’ı kabul etti.
Esed’in o dönemdeki inancı, Saddam’ın uluslararası müfettişlerle yaşanan bir krizin ortasında askeri bir saldırıdan kaçınmak için ‘mazeretleri ortadan kaldırmadığıydı’. Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mubarek ile ‘Saddam Hüseyin’e açıkça, darbenin bir rejim ve ülke olarak özellikle onu hedef alacağının, yapılması gerekenin rejim değişikliği olduğunun ve onlar vurmadıkça rejimin değişmeyeceğinin söylenmesi’ gerektiği konusunda hem fikirdi.
Bölgesel konularda bir kez daha çakışma oldu. Chirac’ın Irak ve Lübnan arasındaki ‘takasından’ sonra ABD Başkanı Bill Clinton, Irak’ı Suriye- İsrail barış müzakerelerinin yeniden başlamasıyla ilişkilendirdi. 21 Şubat 1998 tarihinde Esed’e şunları yazdı; “Saddam’ı askeri müdahaleye zorlarsak Irak’ın BM kararlarına tam olarak uyarak Suriye’nin tarafsız kalması, önemli olacak. Müzakerelerdeki önceki çabalarımızın tamamen farkındayım ve başlangıç noktasına geri dönmeye hazır değilim.” Esed, 13 Mart 1998’de ‘Irak’a karşı askerî harekât olasılığından kaynaklanan endişe ve gerilimin boyutundan söz ederek’ yanıt verdi. Şimon Peres’in hezimeti ve Binyamin Netanyahu’nun 1996’daki zaferinin ardından İsrail ile müzakereleri, durduğu noktadan sürdürme arzusuna dikkati çekti.
İki başkentte sınırlar ve uzlaşı ofisleri açıldı ve Şam’da ‘geçiş’ yaşandı. Bağdat’ta ise ‘rejim devrildi’. 2003’te ABD’nin Irak’a saldırısının yaklaşmasıyla Devlet Başkanı Beşşar Esed İran’a uçtu ve Dini Lider Ali Hamaney ile görüştü. Aralarındaki tampon ülkede ABD’ilere karşı ‘direnme’ hususunda uzlaşı sağladılar. İran ile ‘doğu kapısı’ olan yeni Irak, 18 yıllık değişimin ardından şu anki haline ulaştı. ‘Güney cephesi’ olan Suriye ve halkı da 10 yıllık ‘bahar’ ve savaşın ardından şimdi halini aldı.
Saddam ve Esed arasındaki mesajların içeriği bilinmiyordu. Bunların açıklanması, Büyükelçi Kaysi’nin gerçekliklerini teyit etmesi ve ayrıntılar eklemesi, Suriye ve Irak tarihinin ve birçok yönü henüz tamamlanmamış olan bölgesel uzantılarının bir yönüne ışık tutmayı amaçlıyor.

HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Yarım Bölüm 2: Saddam, Esed ile gizli bir zirve istiyor



İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail ordusu, Gazze'de kendi adına çalışan 5 milis gücüne sahip olmakla övünüyor

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)
Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı faaliyet gösteren 5 Filistinli milis grubun oluşturulmasıyla övünürken, iktidardaki sağ çevreler bu grupların rolü konusunda uyarılarda bulunuyor. Sağcı çevreler, bu tür yapılanmaların en iyi ihtimalle para hırsıyla hareket ettiğini, daha fazla ödeme yapan bir taraf bulmaları hâlinde İsrail’e karşı da dönebilecekleri görüşünü dile getiriyor.

Ordu bu eleştirilere verdiği yanıtta, söz konusu güçlerin yakından izlendiğini ve dikkatli davranıldığını vurguladı. Açıklamada, bu milislerin bugün “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede Hamas hücrelerine karşı görevler yürüttüğü, bu görevlerin İsrail ordusu tarafından yapılması hâlinde askerlerin hayatının ciddi risk altına gireceği ifade edildi.

Ordu, bu grupların Hamas’a yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini ve onları kamuoyu önünde küçük düşürdüğünü ileri sürdü.

Ancak sağ kanat bu değerlendirmelere temkinli yaklaşıyor. Bu milislerin kişisel çıkarlara, aşiretler arası çatışmalara ve suç çeteleri arasındaki rekabete dayandığını savunan sağcılar, bu yapılarla güvenli ilişkiler kurulamayacağını belirtiyor.

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

Gazze’de silahlı bir milis gruba liderlik eden ve yakın zamanda öldürülen Yasir Ebu Şebab (Yediot Aharonot)

İsrailli kaynaklara göre Gazze’de hâlihazırda faaliyet gösteren 5 silahlı milis grubu bulunuyor: İlki kuzeyde Beyt Lahiya bölgesinde ve Eşref el-Mansi tarafından yönetiliyor. İkincisi Gazze kentinin kuzeyindeki Şucaiyye Mahallesi yakınlarında, lideri Rami Adnan Halis. Üçüncüsü orta kesimde Deyr el-Belah civarında ve Şevki Ebu Nasira tarafından yönetiliyor. Dördüncüsü Han Yunus’ta, lideri Husam el-Esdal. Beşinci milis ise Refah’ta faaliyet gösteriyordu ve Yasir Ebu Şebab tarafından yönetiliyordu; Şebab’ın öldürülmesinin ardından yerini Gassan ed-Dehini aldı. Gazze’de son dönemde ed-Dehini’nin bir suikast girişiminde yaralandığına dair söylentiler yayıldı.

Yediot Aharonot gazetesine konuşan güvenlik kaynakları, kuzey ve güneyde faaliyet gösteren milislerin aşiretlere dayandığını ve suç geçmişi olan kişiler tarafından kontrol edildiğini belirtirken, orta kesimdeki iki grubun liderlerinin geçmişte Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile bağlantılı isimler olduğunu belirtti. Bu nedenle söz konusu iki grubun ulusal saiklerle hareket ediyor olabileceği ve İsrail ordusunun aslında Filistin çıkarları doğrultusunda kullanılıyor olabileceği ihtimali dile getirildi.

Gazete, İsrail çevrelerinde bu silahların kontrolden çıkabileceği ve ister milis liderlerinin elinden çıksın isterse bölgedeki diğer tarafların eline geçsinler, işgal ordusuna karşı kullanılmaları olasılığı konusunda endişeler olduğunu belirtti.

Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)Han Yunus’ta İsrail yanlısı bir milis grubuna liderlik eden Husam el-Esdal (Filistin Basın Ağı sayfası)

Gazete ayrıca, işgal ile iş birliği yapan Gassan ed-Dehini’nin yayımladığı ve Hamas ile direniş güçlerini tehdit ettiği videoya da değindi. Videoda ed-Dehini’nin, Refah’ta İsrail hava desteği altında esir alınan Kassam Tugayları saha komutanı Edhem el-Aker’e hakaret ettiği görülüyor. Videoda ed-Dehini’nin, Gazze’de daha önce bulunmayan kamuflajlı askeri üniforma ve kurşun geçirmez yelek giydiği, nadir ve pahalı bir sigara içtiği, arka planda ise modern “pick-up” araçların ve yakın mesafede İsrail askeri mevzisi olduğu tahmin edilen bir binanın yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan, CNN ve Wall Street Journal, İsrail kaynaklarına atıfta bulunarak, İsrail’in bu milisleri çok sayıda tüfek ve mühimmatla silahlandırdığını yazdı. Bu durum, Oslo Anlaşmaları döneminde İsrail’in Filistin Yönetimi’ne silah edinme izni vermesini ve sağ kesimin o dönemde dile getirdiği “Onlara silah vermeyin” sloganını hatırlattı.

Wall Street Journal, yedek subaylara dayandırdığı haberinde, İsrail’in Hamas’a karşı faaliyet gösteren bu milislere yaptığı yatırımları artırdığını, askeri teçhizat sağladığını, üyelerini İsrail’deki hastanelerde tedavi ettirdiğini ve ailelerine destek verdiğini belirtti. Gazete, bu kişilerin bazılarının Filistin Yönetimi ile bağlantılı olduğunu, özellikle Refah’taki bazı unsurların ise suç kayıtlarının bulunduğunu yazdı.

Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)Gazze’deki Cibaliye Mülteci Kampı’nda Hamas’a bağlı Kassam Tugayları mensuplarının önünde duran Filistinli bir çocuk (Arşiv – EPA)

Haberde, İsrail’in bu gruplara yakıt, gıda, araç, hatta sigara sağladığı; onları İsrail askerlerine yakın “sarı hat” bölgesinde konuşlandırmaya yardımcı olduğu ve bu desteğin maliyetinin İsrail güvenlik bütçesinden on milyonlarca şekele ulaşabileceği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot'tan aktardığına göre İsrail güvenlik kurumları içinde bu milislerin desteklenmesi konusunda görüş ayrılığı bulunuyor. Destekleyenler, bu yaklaşımın Hamas’a karşı taktiksel fayda sağladığını ve askerler üzerindeki riski azalttığını savunurken; karşı çıkanlar, silahların başka ellere geçmesi ya da bazı unsurların Filistin toplumuna yeniden entegre olabilmek için İsrail’e karşı dönmesi ihtimaline dikkat çekiyorlar.

Gazete, bu milislerin Hamas ve askeri kanadıyla baş edebilecek birleşik örgütsel yapıya sahip olmadığını, fiilen sadece İsrail ordusu ve Şin Bet’in denetimi altında hareket ettiklerini vurguladı.

Sonuç bölümünde Yediot Aharonot, bu grupların kısa vadeli taktik çözüm sunabileceğini, özellikle geniş çaplı yıkım operasyonları öncesinde Hamas mensuplarını tünellerde veya enkaz altında aramak için kullanılabileceğini belirtti. Ancak, örgütsel çatıdan yoksun bu yapıların Hamas’ın yerine geçme şansının bulunmadığını, Hamas’ın ateşkes sürecinde gücünü yeniden toparladığını ve kontrolünü pekiştirdiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan sağcı bir siyasi kaynak, bu milislerin İsrail’e Lübnan Savaşı’nı hatırlattığını belirtti. O dönemde İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ve daha sonra Hizbullah’a karşı Lübnanlı milisleri devreye soktuğunu hatırlatan kaynak, bu milislerin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katliamlar gerçekleştirdiğini ve bunun sorumluluğunun İsrail’e yüklendiğini belirtti. Bu nedenle aşırıya kaçılmaması ve bu tür gruplara bel bağlanmaması gerektiğini vurguladı.


Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
TT

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı: Silahlarını bırakıp barış yolunu seçen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz

Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)
Sudan'ın el Gedarif eyaletindeki Ebu el-Nece kampında bulunan yerinden edilmiş Sudanlılar (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan yaptığı açıklamada, devletin barışı veya ateşkesi reddetmediğini, ancak ateşkesin "düşmanı yeniden güçlendirmek için bir fırsat" olmaması gerektiğini söyleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) atıfta bulundu.

Egemenlik Konseyi tarafından dün yayınlanan açıklamada belirtildiği üzere, Burhan Cezire Eyaleti'ne yaptığı ziyarette, "silahlarını bırakıp barış yolunu benimseyen herkesi memnuniyetle karşıladığını" ifade etti. Ayrıca, "ülkeye ve orduya karşı kışkırtıcılık yapanların hesap vereceğini" vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü yaptığı açıklamada, ülkesinin Sudan'daki savaşı sona erdirmek için yoğun çaba sarf ettiğini ve buna çok yaklaştığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Sudan ordusu ile HDK arasındaki savaş, sivil yönetime geçiş için seçimlere yol açması beklenen geçiş döneminde yaşanan iktidar mücadelesinin ardından 2023 Nisan ayının ortalarında patlak verdi.


Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
TT

Sudanlı doktorlar, Kuzey Kordofan'da HDK saldırısında 24 kişinin öldüğünü bildirdi

Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)
Hartum'da hasar görmüş bir binanın önünde insanlar mallarını satıyor (DPA)

Sudan Doktorlar Ağı'na göre Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırısı sonucu, aralarında sekiz 8 çocuğun ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi hayatını kaybetti.

Ağ, aracın Güney Kurdufan eyaletinden kaçan yerinden edilmiş insanları taşıdığını ve el-Rahad şehrine geldiğinde hedef alındığını, bunun sonucunda ikisi bebek olmak üzere 24 kişinin öldüğünü ve çok sayıda kişinin de tedavi için şehrin hastanelerine kaldırıldığını belirtti.

Doktorlar Ağı, bölgenin ciddi tıbbi kaynak sıkıntısı çektiği, bu durumun yaralı ve yerinden edilmiş kişilerin acılarını daha da artırdığı son derece karmaşık sağlık ve insani koşullar altında saldırının gerçekleştiğini ifade etti.