Azerbaycan – İran gerginliği: İran'ın askeri tatbikatları ile nükleer anlaşma müzakereleri arasındaki ilişki

İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında askeri tatbikatlar düzenliyor. (EPA)
İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında askeri tatbikatlar düzenliyor. (EPA)
TT

Azerbaycan – İran gerginliği: İran'ın askeri tatbikatları ile nükleer anlaşma müzakereleri arasındaki ilişki

İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında askeri tatbikatlar düzenliyor. (EPA)
İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında askeri tatbikatlar düzenliyor. (EPA)

İran’ın Azerbaycan sınırı yakınlarında, 1980'li yılların sonlarından bu yana düzenlediği en büyük askeri tatbikatlar, Tahran'ın bölgedeki gelişmelerle ilgili endişelerinin arttığını gösteriyor. Esasında bu tatbikatlar, bir güç gösterisi ve gözdağı vermekten ziyade Tahran'ın güvensizlik duygusundaki artışı yansıtıyor.
Tahran, özellikle bugünlerde, İbrahim Reisi'nin son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki başarısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) devlet kurumları üzerindeki etkisinin güçlendirilmesi, Irak, Suriye, Lübnan ve diğer ülkelerde gücünü göstermeye devam etmesi, eski ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ‘azami baskı’ politikasının etkilerine dayanması ve mevcut ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ile nükleer anlaşma meselesinde sert oynaması çerçevesinde kendini güçlü hissediyor. Yine de İran’ın halen bazı temel zayıflıkları devam ediyor.
İlk bakışta, İran’ın resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan nükleer anlaşmadaki taahhütlerini yeniden yerine getirmeye başlamasıyla ilgili yapılan müzakereler ile özellikle Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan arasındaki ilişkileri güçlendiren, Dağlık Karabağ'da Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ihtilafın ardından Kafkasya bölgesinde yaşanan gelişmeler dikkat çekici. Zira iki konunun birbiriyle ilişkili olmadığı düşünülse de gerçekte aralarında karmaşık bir ilişki bulunuyor. İsrail de bu karmaşık atmosferde taraf olmaya çalışıyor.
İsrail KOEP’e ilk kez 2015 yılında karşı çıktı ancak anlaşmayı isteksizce kabul etti.
İsrail, her zaman anlaşmanın koşullarının, özellikle de fesih hükümlerinin tamamen yetersiz olduğunu düşünse de ABD'nin Tahran'ın nükleer yeteneklerini zayıflatma ve çalışmalarını nükleer silah edinme noktasına kadar getirmesini engelleme çabalarını destekledi.
İsrail, eski ABD Başkanı Trump'ın 2018 yılında KOEP’ten çekilmesinden sonra Biden yönetiminin anlaşmaya geri dönme ve Tahran'ın da anlaşmadaki taahhütlerine uymasını sağlama girişiminin başarılı olmasının uzak bir ihtimal olması nedeniyle meseleleri tek başına ele almaya karar verdi. Tel Aviv yönetimi şimdiye kadar Tahran’ın nükleer programına karşı; İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar, santrifüj tesislerinin imhası ve karmaşık siber saldırılar şeklinde bir takım gizli operasyonlar gerçekleştirdi.
ABD'nin KOEP’e dönüşüne ilişkin iyimser hava, Biden'ın göreve gelmesinden kısa bir süre sonra dağıldı. Buna ek olarak Reisi, İran Cumhurbaşkanlığı görevini üstlendikten sonra P5+1 ülkelerine (ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Çin ve Almanya) Tahran’ın KOEP’teki taahhütlerine yeniden uyma konusunda acelesi olmadığını açıkça söyledi. Aslında İran, anlaşmadaki taahhütlerine dönmek için dondurulan 10 milyar dolarlık varlığının iade edilmesi de dahil olmak üzere taleplerini artırdı. P5+1 ülkeleri, bu nedenle KOEP’in tamamen çökme ihtimaline karşı alternatif bir anlaşmaya varma çabası içerisindeler. İsrail de bu doğrultuda gördüğü tehdidi Ortadoğu'dan Kafkasya'ya kaydırmaya yönelik kendi alternatif planını geliştirmeye başladı bile. Bu adım, Tahran'ın endişelerini artırdı ve kaynağı olduğu tehditlerin ciddiyetinin farkına varmasını sağladı.
Dolayısıyla Tahran ve Bakü arasındaki gerilimin artması ile İran'ın kısmen, Azerbaycan'ın güçlü askeri ilişkiler geliştirdiği İsrail’e, İsrail ordusunun İran'da keşif ve sabotaj görevleri gerçekleştirmesine izin vereceği yönündeki şüphesi bir biriyle ilişkilendirilebilir. İranlı askeri yetkililer, İran devlet televizyonunda, Azerbaycan'dan havalanan İsrail’e ait insansız hava araçlarının (İHA) İran’ın Natanz Nükleer Tesisleri’ne giderken yollarının kesildiğini iddia ettiler.
İsrail'in İran'a karşı gizli savaşının bu yönünün yarattığı gerilim, çıkmaza giren Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerinde durum değişmedikçe ve İsrail’in Arap Körfezi ülkeleriyle ilişkileri normalleştirmeye devam ettikçe artacak ve İran için ciddi riskler doğuracak gibi görünüyor. Bir diğer deyişle KOEP başarısızlığının başlıca dezavantajlarından biri, İsrail'in İran'a karşı kararlı bir şekilde hareket etmek için yalnızca daha fazla operasyonel özgürlüğe sahip olmayacağı, bunun yerine Tahran'ın nükleer programını ve bölgesel faaliyetlerini frenlemek için yeni ortaklıklar geliştirmek ve derinleştirmek için de çalışacak olmasıdır. Bu yüzden İran'ın, ‘Hayber Fatihleri’ adını verdiği askeri tatbikat, başta Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri olmak üzere komşularını İsrail ile normalleşmeye karşı uyarmayı amaçlıyor. Ağırlı olarak ise İsrail ordusu ile askeri iş birliğini sürdürmelerine karşı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’i hedef alıyor.
İran'ın ülkenin kuzeybatısındaki Azerbaycan sınırında gerçekleştirdiği bu tatbikatlar aynı zamanda Azerbaycan, Türkiye ve Pakistan arasındaki gelişen ilişkilere de bir tepki niteliğinde. Dağlık Karabağ ihtilafında, Ermenistan’ı destekleyen İran ile Azerbaycan'ı destekleyen Türkiye arasındaki rekabet son yıllarda Suriye, Irak ve Kafkaslar gibi farklı sahnelerde iyice arttı. İran ile Pakistan arasındaki ilişkilerin de Taliban'ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinin ardından daha da fazla baskı altına girmesi bekleniyor. İran rejimi, Taliban'a yaptığı tüm tekliflere rağmen Pakistan'ın şu an Afganistan'daki en büyük nüfuza sahip yabancı taraf olduğunun farkında. Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan tarafından yapılan ‘Üç Kardeş-2021’ adlı askeri tatbikat, Tahran'a ülkenin güvenlik çıkarlarına hem içeride hem de dışarıda tehdit oluşturan ‘Hilal İttifakı’ ile çevrili olduğunu hatırlattı. Türkiye ve Azerbaycan, bu ayın başlarında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde ‘Sarsılmaz Kardeşlik-2021’ adı verilen askeri bir tatbikat yapacaklarını duyurduklarında bu durum daha da belirginleşti.
Şahinler, her ne kadar İran'daki güçlerini sağlamlaştırmaya çalışsalar ve yurt dışında ‘çok sayıda başarıya imza attıkları bir on yılı’ geride bıraksalar da İran kendini iyi bir konumda bulamayabilir. Reisi’nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi, bir dönüm noktası ya da halkın tabiriyle ‘bir hedef’ idi. Her futbol taraftarının bildiği gibi, gol atıldıktan sonraki an, takımınızın en savunmasız olduğu andır.
Şarku'l Avsat Özel: Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'da araştırmacı ve Azure Strategy Genel Müdürü Neil Quilliam

Askeri tatbikatlar Bakü-Tahran arasındaki gerginliği artırırken, İran basını Türkiye’yi İran’a karşı su savaşı başlatmakla suçladı
Azerbaycan, İran’ı uluslararası ve bölgesel güçlerle tehdit etti
İran’dan Azerbaycan’a uyarı: Güvenliğimizi nasıl koruyacağımızı biliyoruz

Azerbaycan – İran gerginliği: Rusya ve arabuluculuk rolünü sürdürmenin güçlüğü
Gerginlikler daha büyük sorunlara dönüşmemeli



Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Zeydi hükümeti İran’ın etki alanından kademeli olarak çıkıyor mu?

 Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)
Başbakan Ali ez-Zeydi, Irak parlamentosunda hükümetinin oylaması sırasında (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak hükümeti, ülkenin dış politikasında kademeli bir yeniden konumlanmaya işaret eden adımlar atıyor. Bağdat yönetimi, İran’ın yıllar boyunca Irak’ın siyasi ve güvenlik kararları üzerindeki geniş nüfuzunun ardından, ABD ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeyi hedefliyor.

Bu gelişme, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin bir gün önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya Bağdat ile Şam arasında yeni bir koordinasyon mekanizması kurulması çağrısında bulunmasının ardından geldi. Aynı dönemde Irak Dışişleri Bakanlığı, İran’ın ABD’nin İran’daki hedeflere yönelik saldırılarına karşılık olarak Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’e düzenlediği füze saldırılarını ilk kez kınayan bir açıklama yayımladı.

Irak Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, söz konusu saldırıların bölgesel istikrara tehdit oluşturduğu belirtilerek, ‘bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya sürüklenme tehlikesi’ konusunda uyarıda bulunuldu. Açıklamada, bunun bölgesel ve uluslararası güvenlik üzerinde ciddi olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulanırken, mevcut koşulların diyalog ve sağduyunun öne çıkarılmasını, gerilimin kontrol altına alınmasına yönelik çabaların artırılmasını gerektirdiği ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, “Arap ülkeleri ile komşu devletlerin istikrarı, Irak’ın istikrarı ve ulusal güvenliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır” değerlendirmesinde bulunarak, bölge ülkeleri arasındaki stratejik ilişkilerin korunmasının ve kalkınma ile istikrara hizmet eden ortak çıkarların gözetilmesinin önemine dikkat çekti.

Gözlemciler, bu kınamanın yeni hükümetin attığı bir dizi adımın parçası olduğunu belirtiyor. Bu adımlar arasında silahların yalnızca devletin kontrolünde tutulmasını amaçlayan düzenlemelerin başlatılması ve Zeydi’nin çok sayıda Iraklı iş insanının yer alacağı bir heyetle Washington’a yapması beklenen ziyaret için hazırlıkların sürdürülmesi de bulunuyor. Söz konusu girişimlerin, Bağdat ile Washington arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açmayı hedeflediği ifade ediliyor.

Irak ile ABD arasındaki ilişkiler son yıllarda, Irak’taki Amerikan çıkarlarını hedef alan saldırılar nedeniyle sık sık gerilimlere sahne oldu. Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ve Erbil’deki ABD Konsolosluğu’na yönelik saldırılar da bu kapsamda öne çıkarken, söz konusu eylemler İran’a yakın silahlı gruplara atfedildi. Bu durumun, iki ülke arasında daha kapsamlı bir siyasi ve ekonomik ortaklığın geliştirilmesi yönündeki fırsatları sınırladığı değerlendiriliyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (INA)

Artan mali baskılar

Bu diplomatik ve siyasi adımlar, Zeydi hükümetinin ciddi ekonomik ve mali zorluklarla karşı karşıya bulunduğu bir dönemde atılıyor. Iraklı kaynaklara göre yeni hükümet, ciddi nakit sıkıntısı yaşayan bir hazine devraldı. Kullanılabilir mali rezervlerin 1 milyar doları aşmadığı belirtilirken, hükümetin yaklaşık 8 trilyon Irak dinarı, yani yaklaşık 6 milyar dolar tutarında acil mali yükümlülüklerle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.

Zeydi’nin, Iraklı siyasi gruplara yeni bir halk protestosu dalgasının önüne geçebilmek amacıyla zor ekonomik tedbirler almayı planladığını bildirdiği aktarıldı. Söz konusu protestoların, eski Başbakan Adil Abdülmehdi döneminde patlak veren 2019 gösterilerine benzer bir nitelik taşımasından endişe ediliyor.

Bu çerçevede, Zeydi hükümetinin kurulmasını destekleyen ve Koordinasyon Çerçevesi’nin önde gelen isimlerinden biri olan Hikmet Hareketi lideri Ammar el-Hekim, ülkenin karşı karşıya bulunduğu ‘mali baskıların’ bazı toplumsal kesimlere yönelik ödemelerin gecikmesine yol açabileceğini kabul etti. Hekim, bu durumun nedenleri arasında bölgesel gerilimlerin sürmesi ve Hürmüz Boğazı üzerinden enerji sevkiyatlarını etkileyen istikrarsızlıkların devam etmesini gösterdi.

Irak siyasetinin karşı karşıya olduğu krizin boyutlarına işaret eden bir diğer gelişme ise eski Başbakan Adil Abdülmehdi’den geldi. İran’la yakın ilişkileriyle bilinen Abdülmehdi, ABD ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve Zeydi’nin Washington’a yapması beklenen ziyaretin başarıyla sonuçlandırılması çağrısında bulundu.

Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)Bağdat’ın kuzeyindeki Samarra’da, Irak devletine entegrasyonlarının başlangıcını simgeleyen tören sırasında Seraya es-Selam üyeleri, 4 Haziran 2026 (AP)

Dış politikanın yeniden yönlendirilmesi

Mustansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi İsam el-Feyli’ye göre son dönemde yaşanan bölgesel gelişmeler, Irak’ı bölgesel dengeler içindeki konumunu yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

El-Feyli, bölgenin tanık olduğu son savaşın Irak’ı da etkilediğini belirterek, bunun Irak’ın dış politika karar alma süreçlerinde daha bağımsız bir çizgi izlemesini zorunlu kıldığını söyledi. Pek çok ülkenin Bağdat’ı Tahran’a en yakın başkentlerden biri olarak gördüğüne dikkat çeken el-Feyli, bu algının da Irak’ın dış politika yaklaşımını etkilediğini ifade etti.

Zeydi’nin son dönemdeki girişimlerinin, Irak’ın Arap dünyası ve uluslararası toplumla daha dengeli ilişkiler kurma isteğine işaret ettiğini kaydeden el-Feyli, bunun aynı zamanda hükümetin karşı karşıya bulunduğu iç siyasi ve ekonomik sorunlarla da bağlantılı olduğunu dile getirdi.

El-Feyli, Bağdat’ın İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınamasını, Irak dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirdi. Mevcut bölgesel ve uluslararası dönüşümlerin, Irak’ın İran’a yakın konumunu sürdürmesini geçmişe kıyasla daha az avantajlı hale getirdiğini savunan el-Feyli, bu yaklaşımın artık yalnızca Zeydi’nin kişisel tercihi olmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan el-Feyli, Irak siyasi sistemi içinde giderek güçlenen bir kanaatin, mevcut gelişmelerin Tahran’la sıkı bağların sürdürülmesine hizmet etmediği yönünde olduğunu belirtti. El-Feyli ayrıca, Bağdat-Washington ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesine ilişkin Amerikan talepleri arasında İran destekli silahlı gruplar dosyasının da bulunduğunu ifade etti.

İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının kınanmasının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen el-Feyli, Irak hükümetinin bunu artık doğrudan bir ulusal çıkar meselesi olarak gördüğünü kaydetti.

Öte yandan Kufe Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Galib ed-Daami, mevcut göstergelerin Irak’ın hızla ABD ile ilişkilerini güçlendirme ve İran ekseninin etkisinden kademeli olarak uzaklaşma yönünde ilerlediğini ortaya koyduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Daami, bu dönüşümün en belirgin göstergelerinden birinin, silahlı grupların nüfuzunu sınırlandırmaya ve silahları devletin elinde toplamaya yönelik yürütülen çalışmalar olduğunu belirtti. Bunun, ülke içindeki güç dengelerinde somut bir değişime işaret ettiğini ifade eden Daami, resmî güvenlik kurumlarının rolünün güçlenmesinin ve devlet dışı silahlı yapıların etkisinin azalmasının daha istikrarlı bir devlet yapısının oluşmasına katkı sağlayacağını vurguladı.

Daami’ye göre bu süreç, Irak ekonomisinin desteklenmesi için daha elverişli bir ortam oluştururken, bölgesel çatışmaların ve rekabet halindeki eksenlerin ülkenin kalkınma süreci üzerindeki etkisini de azaltabilir.


Jeff Bezos: "İşçilerin yapay zeka endişeleri yersiz"

Jeff Bezos, yapay zekanın "ekonomide işgücü sıkıntısı" yaratabileceğini söylüyor (AFP)
Jeff Bezos, yapay zekanın "ekonomide işgücü sıkıntısı" yaratabileceğini söylüyor (AFP)
TT

Jeff Bezos: "İşçilerin yapay zeka endişeleri yersiz"

Jeff Bezos, yapay zekanın "ekonomide işgücü sıkıntısı" yaratabileceğini söylüyor (AFP)
Jeff Bezos, yapay zekanın "ekonomide işgücü sıkıntısı" yaratabileceğini söylüyor (AFP)

Owen Scott ABD Muhabiri 

Amazon'un tartışma yaratan kurucusu Jeff Bezos, yapay zekanın insanların işlerini elinden alacağı endişelerini haksız buldu.

Prometheus diye bilinen yeni yapay zeka girişimini anlatan milyarder, yapay zekanın "ekonomide işgücü sıkıntısı" yaratabileceğini bile öne sürdü.

Girişimin eş başkanı Bezos, The Wall Street Journal'a yaptığı açıklamada şirketin jet motoru gibi karmaşık fiziksel ürünleri tasarlayıp üretebilen bir "yapay genel mühendis" yaratmayı planladığını söyledi. ​

Bezos'a göre şirketin hedefi, "mühendisleri güçlendirip icatları daha kolay ve hızlı hale getirerek küçük ekiplerin çok daha kısa zaman dilimlerinde çok daha büyük işler yapabilmesini sağlamak".

Yapay zekanın etkisine ilişkin endişeleri geri çeviren Bezos, gençlerin bu teknolojiye yönelik karamsarlığının "gerçeklikle taban tabana zıt" olduğunu iddia etti.

Milyarder, bu teknoloji nedeniyle mevcut işlerde daha az insana ihtiyaç duyulacak olsa da daha fazla fırsat yaratılacağını ve üretkenliğin artacağını söyledi.

Bezos, yapay zeka sayesinde icat yapmak daha ucuz, kolay ve hızlı hale gelirse istihdamın artacağını bile öne sürdü. Amazon'un kurucusu, "ihtiyaç duyulan kişi sayısı 10 kat azalsa bile" teknolojinin "en az 10 kat" fırsat yaratacağını ifade ediyor. ​

Bezos ayrıca "Üretkenlik o kadar artacak ki, iki gelirli hanelerde bir kişi işgücü piyasasından çekilecek" iddiasında bulundu.

Ancak yeni bir Reuters/Ipsos anketine katılanların yarısından fazlası, kendilerinin veya ev halkından birinin yapay zeka nedeniyle işini kaybetmesinden korktuğunu belirtti.

4 bin 531 katılımcının yüzde 53'ü bu endişeyi yaşarken, yüzde 37'si yaşamıyordu. ​
 

Bezos, yapay zekadaki gelişmelerin "çok sayıda altın çağın" temelini attığını iddia etti (AFP)Bezos, yapay zekadaki gelişmelerin "çok sayıda altın çağın" temelini attığını iddia etti (AFP)

Yönetici kariyer değiştirme danışmanlığı şirketi Challenger, Gray & Christmas, ABD'deki işverenlerin mayısta 97 bin 6 kişiyi işten çıkaracağını duyurmasıyla 2020'den bu yana o ay için kaydedilen en yüksek toplama ulaşıldığını bildiriyor.

Şirketin baş gelir sorumlusu Andy Challenger, "Teknoloji, işgücü piyasasını gerçek zamanlı olarak yeniden şekillendiriyor" diyor. 

Şirketlerin işten çıkarmalar için öne sürdüğü başlıca neden artık yapay zeka ve bunu gerekçe gösteren başlıca sektör ise teknoloji.

The Wall Street Journal'a göre Prometheus, imalat şirketlerini satın alıp faaliyetlerinin genelinde yapay zeka kullanmak amacıyla 100 milyar dolarlık bir fon oluşturmak üzere görüşmeler yürütüyor.

Yayın organının eriştiği kayıtlara göre 41 milyar dolar değerindeki Prometheus; Bezos'un kendisi, BlackRock, Goldman Sachs ve JPMorgan Chase dahil yatırımcılardan 12 milyar dolarlık fon topladı.

Şirket ayrıca San Francisco, Zürih ve Londra'daki ofislerinde 150 kişiyi işe aldı.

Bezos, yapay zeka alanındaki ilerlemelerin, eşzamanlı gerçekleşen "çok sayıda altın çağın" temelini attığını söyledi.

Şu an şirket kurmak için en iyi zaman.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Tartışmalı film önemli bir rekorun daha sahibi oldu

Popun Kralı'nı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyor (Glen Wilson/Lionsgate)
Popun Kralı'nı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyor (Glen Wilson/Lionsgate)
TT

Tartışmalı film önemli bir rekorun daha sahibi oldu

Popun Kralı'nı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyor (Glen Wilson/Lionsgate)
Popun Kralı'nı yeğeni Jaafar Jackson canlandırıyor (Glen Wilson/Lionsgate)

Michael Jackson'ın hayatını konu alan biyografik film, dünya sinemalarında 911,9 milyon dolar kazanarak tüm zamanların en çok gişe hasılatı yapan müzik biyografisi oldu.

Michael, 2018 tarihli Freddie Mercury biyografisi Bohemian Rhapsody'yi de geçerek zirveye yerleşti. 

Bohemian Rhapsody, Kuzey Amerika'da 216,6, dünyanın geri kalanındaysa 694,3 milyon dolar kazanmıştı. 

Michael ise Kuzey Amerika'da 358,6, geri kalan yerlerdeyse 553,3 milyon dolara ulaştı.

Japonya'da yeni vizyona giren filmin 1 milyar dolar sınırını da geçmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Popun Kralı'nı, yeğeni Jaafar Jackson'ın canlandırdığı filmde Colman Domingo, Michael Jackson'ın babasını, Nia Long ise annesini oynuyor. 

Oyuncu kadrosunda Jackson'ın avukatı rolünde Miles Teller, müzik yöneticisi Suzanne de Passe rolünde Laura Harrier ve Diana Ross rolünde Kat Graham de yer alıyor.

Antoine Fuqua'nın yönettiği biyografik filmin ilk başta 2025'te seyircilerle buluşacağı açıklansa da sonrasında vizyon tarihi 24 Nisan 2026'ya taşınmıştı.

Zira Mayıs 2024'te yapımı tamamlanan film, bazı aksiliklerle karşı karşıya kaldı. 

Michael, Jackson'ın 1988'deki Bad turnesiyle sona erdi ama başlangıçta filmin 1990'ların başlarını kapsaması da planlanıyordu. O tarihlerde Jordan Chandler'ın ailesi, Popun Kralı'nı 13 yaşındaki çocuklarına cinsel istismarda bulunmakla suçlamıştı. 

Bu dava, mahkeme dışında sağlanan bir uzlaşmayla çözülürken, miktarı açıklanmasa da 30 milyon dolara kadar çıktığı düşünülen yüksek bir ödeme yapıldı.

Avukatlar bu iddiaların filme katılmasının uzlaşma anlaşmasını ihlal edeceğini fark edince, son dakika değişiklikleriyle konuya dair sahneler çıkarıldı ve filmin sonu aceleyle yeniden çekildi.

Deadline, Haziran 2025 gibi yakın bir tarihte gerçekleştirilen yeniden çekimlerin maliyetinin 50 milyon dolar olduğunu bildiriyor. 

Lionsgate Sinema Grubu Başkanı Adam Fogelson, ikinci filmin hazırlıklarının çoktan başladığını ve "son derece iyi" gittiğini geçen ay açıklamıştı.

Michael, Lionsgate tarihinin en yüksek küresel gişe hasılatı elde eden sinema filmi ve bir müzik biyografisinin açılış hafta sonunda yaptığı en iyi küresel gişe hasılatı rekorlarına da sahip. 

Independent Türkçe, Deadline, Variety