İsrail’de politikacıları ve generalleri mağlup eden pragmatik lider: Netanyahu

ABD’ye sırtını dönen, Yahudilere meydan okuyan ve Demokratları kızdıran bir ABD’li.

Netanyahu, eşiyle birlikte geçen çarşamba günü Kudüs’teki Likud binasında destekçilerini selamladı. (Reuters)
Netanyahu, eşiyle birlikte geçen çarşamba günü Kudüs’teki Likud binasında destekçilerini selamladı. (Reuters)
TT

İsrail’de politikacıları ve generalleri mağlup eden pragmatik lider: Netanyahu

Netanyahu, eşiyle birlikte geçen çarşamba günü Kudüs’teki Likud binasında destekçilerini selamladı. (Reuters)
Netanyahu, eşiyle birlikte geçen çarşamba günü Kudüs’teki Likud binasında destekçilerini selamladı. (Reuters)

İsrail’de bu hafta düzenlenen seçimlerin sonuçları açıklandığında Binyamin Netanyahu’nun daha önce hiç olmadığı derecede ezici bir zafer kazandığı ortaya çıktı. Sadece rakipleri için değil, evi içerisinde de büyük bir şok yaşanırken, herkes nihai sonuca kilitlendi.
Sonuç, en iyimser beklentileri dahi aştı. Netanyahu’ya yakın isimler şaşkınlık yaşarken aralarından biri “Kazandın. Sadece Yair Lapid’e karşı değil, ABD’ye ve tüm rakiplerine karşı da” diye haykırdı. Bir danışman ise “Tüm başkentlerde ışıklar yanıyor. Sonucu izliyor. Bibi’nin (Netanyahu) geri dönüp dönmeyeceğini takip ediyor” dedi. Ancak Netanyahu’nun yüzünde herhangi bir sevinç ifadesi yoktu. Her zamanki gibi dudaklarının sağ tarafına hafif bir gülümseme yerleştirdi ve “Hadi işe koyulalım” dedi.
Kendisi, çalışan bir adam. Rakipleri ve düşmanları bile onun ‘delicesine enerjik’ olduğunu söylerken, çalışmayı çok sevdiği için de Netanyahu hakkında ‘çiftçi’ yorumu yapılıyor. Ayrıca ‘çalışma tutkusu, siyasi zaferlerinin temel motivasyonudur’ değerlendirmesi yapılıyor. Hatta İsrail’de onun gibi partizan savaşları veren bir politikacı yok. Eşdeğer süre görev yapmış bir başbakan da bulunmuyor. Rakiplerini niceliksel ve niteliksel olarak kendi hızında yenen bir lider yok. En önemlisi de onun gibi ‘Başbakanın devleti’ unvanına ve başbakanlık tutkusuna sahip siyasi bir lider olmaması. 1996’dan 1999’a ve 2009’dan 2021’e kadar bu pozisyonda 15 yıl geçirdi. Şimdi süresini belirlemeye kimsenin cesaret edemediği yeni bir döngü başlıyor.
Netanyahu bu pozisyonda, İsrail’deki en iyi liderleri yenmeyi başardı. En iyi generallerden biri olan ve sağcı bir üniversite öğrencisinin kurşunlarıyla ölen İzak Rabin’e karşı şiddetli bir savaşa öncülük ettikten sonra, nükleer projenin babası, Filistinliler ve Ürdün ile barış anlaşmalarının mimarı olan Şimon Peres’i mağlup etti. General Ehud Barak, başbakanlık seçimlerinde kendisini mağlup etse de Netanyahu, yenilgiyi nasıl tersine çevireceğini biliyordu. Daha sonra Barak, Netanyahu liderliğinde birkaç yıl bakan olarak kaldı.
Onu ‘yıkım meleği’ olarak adlandıran İzak Şamir ve ‘ebedi bir komplocu’ gören Ariel Şaron gibi siyasi liderler, hatta sağın liderleri bile kendisiyle çok savaştı. Ona güvenmediler. Yahudi devletinin geleceğine yönelik tehlikeli olacağı konusunda uyardılar. Ancak Şamir ve Şaron, onu kendi hükümetlerinde bakan olarak atamak zorunda kaldılar ve başbakan olarak gelişine tanık oldular.
‘Dostluk ve düşmanlık’ hesaplarını ona bırakın. Netanyahu’nun bir sırrı, hatta belki de başbakanlık koltuğu için mıknatısa sahip olmasını sağlayan sırları var. Tüm göstergeler daha uzun yıllar orada kalacağı yönünde. Onunla ve İsrail’de temsil ettiği şeyle muhatap olmak isteyenler, onun kişiliğinin sırlarını ve bileşenlerini bilmelidir. Doğuda, batıda ve hatta bu çağda yaşayan herkes bir yer ve zamanda bu karakterle karşılaşacaktır.

Akademisyenin oğlu
73 yaşının üzerinde, tüm asistanları ondan daha genç ama hepsinden daha fazla çalışıyor. Sadece bugün değil, her gün. Bu dünyanın bilincine vardığından beri...
Binyamin Netanyahu, 1949 yılında Tel Aviv’de orta gelirli ama önemli bir ailede dünyaya geldi. Babası İsrail ve ABD’de yüksek akademik itibara sahip büyük bir tarihçi olarak kabul ediliyor ve annesi Zila da bir eğitimci. Anne ve babasının, Netanyahu’nun kişiliği üzerinde de etkileri oldu. Siyonist tarihçi ve aktivist olan babası Benzion Netanyahu’ya Cornell Üniversitesi’nde öğretim üyeliği teklif edilmesi sonrasında ailesi, 1963 yılında ABD’ye taşındı. Binyamin Netanyahu, ABD’de geleneksel Amerikan aksanı ve Amerikan siyasi kavramları ile mükemmel İngilizcesini edindi.
ABD’de liseyi bitirdi. Ardından askerlik hizmetini yapmak için İsrail’e döndü. Hayatını ve siyasi algısını derinden etkileyen orduda beş yıl geçirdi. Genelkurmay Başkanlığı’nın elit kuvvetler birliğinde görev yaptı. Arkadaşı, müttefiki ve ardından siyasi muhalifi olan Ehud Barak’ın önderliği altında yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.
Askerliği sırasında bir silah arkadaşının serseri kurşunuyla yaralandı. Bir keresinde Yıpratma Savaşı sırasında Süveyş Kanalı’nı geçmeye çalışırken, bir kere de Suriye topraklarında gizli bir komando operasyonu sırasında iki kez neredeyse esir düştü. Suriye ordusu tarafından saatlerce kuşatılmış, büyük bir askeri operasyonla da kurtarılmıştı. 1968 yılında Beyrut Havaalanı’na yapılan baskına, Ben Gurion Havalimanı’nda kaçırılan bir uçağın kurtarılması operasyonuna ve 1973 yılındaki Ekim Savaşı’na katıldı. Daha sonra ordudan terhis edildi. ABD’ye geri döndü. ABD’de Harvard Üniversitesi Massachusetts Teknoloji ve Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimi altı.
Üniversite eğitimi sırasında kardeşi Yonatan, 1976’da Uganda’nın Entebbe şehrinde kaçırılan bir uçaktan rehineleri kurtarmak için düzenlenen bir baskın sırasında öldürüldü. Bu durum, Netanyahu ailesi üzerinde derin bir etki bıraktı. Ardından ailesi ülkeye geri dönme kararı aldı. Yonatan umut verici bir askeri liderdi ve adı İsrail’de efsane oldu. Bu nedenle Binyamin Netanyahu’nun ilk kamu faaliyeti, kardeşinin anısına ‘bir terörle mücadele enstitüsü’ kurmak oldu.
Daha sonra ikinci kardeşi Iddo ile Yonatan’ın vatansever mektupları üzerine bir çalışma hazırladı ve ordudan ödül aldı. Netanyahu, bu adımlıya  ün kazandı. Ardından Dışişleri Bakanı ve daha sonra da Savunma Bakanı olan Profesör Moşe Arens ile tanıştı. Arens, Netanyahu’yu gelecek vaat eden bir lider olarak görüyordu. Netanyahu 1982 yılında Washington’daki İsrail Büyükelçiliği’ne siyasi ataşe olarak atandı. Böylece siyasi hayatına başladı. ABD’de Lübnan'daki İsrail savaşını savunurken parladı ve bir medya yıldızına dönüştü.
Netanyahu, 6 yıl sonra, 1988’de İsrail’e geri döndü. İktidardaki Likud partisine katıldı. Knesset üyeliğini kazandı. İzak Şamir hükümetinde dışişleri bakan yardımcısı olarak yer aldı. 1992’de Rabin’in iktidardaki zaferinden ve Şamir’in emekliliğinden sonra, Mizrahi Yahudilerinin en önde gelen liderlerinden biri olan David Levy’i geride bırakan Netanyahu parti lideri seçildi.

Eşiyle sözleşme
Netanyahu, söz konusu dönemde İsraillileri şok eden ama kendisini siyasi hayatın merkezine koyan ve siyasette yabancı bir yüzü ortaya çıkaran Amerikan tarzı bir ‘siyasi oyun’ ile ünlendi. Öyle ki eşiyle birlikte televizyon ekranlarında göründü ve halka hitaben şunları söyledi:
“Rakibimin bana karşı hazırladığı kirli bir komplo var. Elinde olduğunu söylediği ve beni başka bir kadınla gösteren bir video ile şantaj yapıyor. Aslında seni bir kez aldattım. Ve senden herkesin önünde özür dilemek için buradayım.”
Polis konuyu araştırdı ve herhangi bir kaset ya da şantaj olmadığı ortaya çıktı. Yaklaşık 20 yıl sonra Netanyahu’nun eşinin, aldatılmış bir eş olarak görünmek için televizyona çıkarılan o saf kadın olmadığı görüldü. Aksine kocasıyla, bir avukat aracılığıyla ‘tüm yönetim işlerinde evin hanımı ve parasını harcayan tek kişi olacağı sözünü aldığı’ bir anlaşma yapmıştı. Anlaşma, ayrılmaları durumunda Netanyahu’nun tüm parasının eşine aktarılacağı, değiştirilemeyecek bir vasiyet içeriyor.
Bu belge, evlilik ve siyasi yaşamlarında bir ‘doktrin’ haline geldi. Öyle ki çifte yakın olanlar, Sarah’ın eşinin hayatındaki büyük ve küçük her şeye müdahale ettiğini doğruluyor.
Bu hikâyenin Netanyahu’nun hayatında bıraktığı iz ise şu; Kendisi, kurban rolünde şaşırtıcı bir şekilde usta ve siyasi hayatında çokça kullandığı oyunculuk yeteneklerine sahip. Bu iki özellik de onun popülaritesinin en önemli iki sırrına dönüşmüş durumda. Söylediği her şeye inanan yüz binlerce İsrailli ona aşık oldu ve bugüne kadar İsrail’i kontrol eden güç merkezlerinin (basın, yargı ve güvenlik hizmetleri) önünde Netanyahu’nun bir kurban olduğuna inanıyorlar.
Netanyahu’nun sokağın kontrolünü bu şekilde ele geçirmesi ve önderlik ettiği ve vatandaşları Oslo Anlaşmalarına ve Rabin’e karşı kışkırttığı gösteriler, İsrail toplumunda sağ ve sol olmak üzere iki düşman kamp arasında tehlikeli bir bölünmeye dönüştü. Öyle ki Netanyahu’nun yandaşları, Rabin’in bir Nazi subayı üniforması içindeki fotoğraflarını yayınladı. İsrail’de depreme neden olan Rabin suikastından sonra ise Rabin’in Oslo Anlaşmalarında yoldaşı ve ortağı Şimon Peres hezimete uğradı ve Netanyahu 1996 yılında başbakan oldu.
Oslo Anlaşmalarının normalleşmesiyle birlikte Netanyahu, onları uygulama sözü verdi ve bu eylem ABD’nin baskısı altında başladı. El-Halil’den ve Batı Şeria’nın yüzde 13’ünden geri çekildi. Ama aynı zamanda Netanyahu, bu anlaşmaları nasıl gölgede bırakacağını ve bir Filistin devletinin kurulmasını nasıl engelleyeceğini de biliyordu.
O dönemde İsrail, Filistinlilerle olan anlaşmazlığı çözmeyi arzuluyordu. Netanyahu, ordu komutanı ve arkadaşı Ehud Barak tarafından 1999 seçimlerinde hezimete uğradı. Bu durum, Netanyahu’nun hayatında gerçek bir aksilikti. Daha sonra da Netanhayu’nun yerine Likud liderliğine Ariel Şaron geldi.

Siyasette kuvvetlenmesi
Şaron, 2001 yılında başbakan seçildikten sonra Netanyahu, ülkeye ve siyasi hayata geri döndü. Şaron, ondan nefret etmesine ve ona güvenmemesine rağmen kendisini hükümetinde Dışişleri Bakanı ve daha sonra Maliye Bakanı olarak atadı. Şaron’a sadıktı. 2005 yılında ‘çekilme’ planının bir parçası olarak İsrail’in Gazze Şeridi’nden geri çekilmesi lehine oy verdi. Ama Şaron, İsrail’in Batı Şeria’daki işgalini sona erdirme gerekliliğinden bahsetmeye başlayınca, liderliğe geri dönmek için bir şansı olduğunu düşünerek, hükümetten istifa etti. Zira Netanyahu, Şaron’un sağ kanatta sert bir muhalefetle karşı karşıya olduğunu fark etmişti. Şaron ise kendisini devirmeyi amaçlayan bir komplonun varlığını hissederken, büyük bir grupla Likud’dan geri çekildi. Daha sonra İşçi Partisi’nden ayrılan Şimon Peres ile ‘Kadima’ (ileri) adlı yeni bir parti kurdu.
Bu çerçevede Netanyahu, Likud liderliğini kazandı. Likud’un seçimlerde ezilip 36 sandalyeden 12 sandalyeye düşmesine rağmen Netanyahu, ‘partiyi yeniden inşa etme’ ve ‘canlandırma’ sürecini başlattı. Daha sonra muhalefetteki üç yılık sıkı çalışmanın ardından kazandı ve 2009 yılının mart ayında ikinci kez başbakan seçildi. Nihayetinde 2021 yılına kadar bu pozisyonu üstlendi. İsrail tarihinde bu pozisyonun en uzun süre hüküm süren sahibi oldu.
Netayahu, yalnızca başbakanlık rolünde değil, aynı zamanda bu pozisyonda yalnızca bir yıl kalmasına ve ‘dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve rüşvet’ olmak üzere üç suçtan yargılanmak üzere kürsüye oturmasına rağmen muhalefet lideri rolünde de ustalaştı. Amerikan yönetimine, askeri düzene ve medyanın karşısında durmasına rağmen kendi imajını iyileştirmeyi ve tüm rakiplerini yenmeyi başardı. Naftali Bennett hükümetini devirmeyi ve liderlik ettiği Yamina partisini yok etmeyi başardı. Nihayetinde büyük bir üstünlükle iktidara döndü.

Amerikalı pragmatist
Netanyahu, hayatı boyunca pragmatik bir iş üslubuyla ortaya çıktı ve çelişkili tavırlar takınmakta sorun yaşamadı. İki devletli çözümü onayladığını açıkladı. 10 ay boyunca Filistinlilerle barış görüşmeleri yürüttü. Bu dönemde Batı Şeria’daki yerleşim birimi inşaatlarını benzeri görülmemiş bir şekilde dondurmayı kabul etti. Kendisine yakın yerleşim yerlerinin liderleriyle çatışmalara girdi. Bundan önce ve sonra müzakereleri dondurma ve Filistin devletinin önüne engeller çıkaracak bir politikayı sahaya empoze etme politikasına öncülük etti. ABD ile ilişkileri İsrail için stratejik bir misyon olarak gördü. Birçok kişi Netanyahu’yu İsrailliden çok Amerikalı olarak tanımladı. Hatta Netanyahu’ya atıfla, ABD’nin İsrail’de iki büyükelçisi bulunduğunu belirttiler: Washington’dan Tel Aviv’e gönderilen büyükelçi ve ABD’nin, vatanın ve halkın büyükelçisi Binyamin Netanyahu. Ancak Başkan Barack Obama ve yönetimi ile benzeri görülmemiş bir çatışmaya girmekten de çekinmedi. Hatta Demokrat Başkan ve partisine karşı Cumhuriyetçi Parti ile birleşti. İran ile nükleer anlaşmayı reddetmesi çerçevesinde Başkan Obama’nın etrafından dolaştı, ABD’ye seyahat etti, başkanın İran meselesine ilişkin politikasına karşı Kongre’de konuşma yaptı.
Bugüne kadar Demokrat Parti’nin İran konusundaki politikasına karşı sert bir duruş sergiledi. Bu nedenle Başkan Joe Biden yönetimi, Netanyahu’ya karşı harekete geçti ve rakibi Yair Lapid’i destekledi. Başkan Donald Trump döneminden önce ve sonra Cumhuriyetçi Parti ile ilişkilerini güçlendirirken, bunun bedelini ABD Yahudileriyle çatışarak ödedi.
İsrail’in doğudan uzak batı dünyasına üyeliğini kutsayan bir siyasi ideolojiye öncülük etti. Ancak İbrahim Anlaşmaları’nda ortaklığı kabul ederek, Arap dünyası ve doğu ülkeleriyle stratejik ilişkilere yöneldi.
İç meselelerde de bu üslubu belirgindi. Radikalizm yanlıları da dahil olmak üzere tüm katı sağcı güçlerle geniş bir ittifak kurmasına rağmen eski iktidar döneminde bir Arap İslami partisini (Mansur Abbas liderliğindeki İslami Hareket’in oluşturduğu Birleşik Arap Listesi) yönetimine dahil etmek için inisiyatif aldı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Netanyahu, ordu ve güvenlik hizmetleri konusunda en cömert başbakan olarak kabul ediliyor. Ancak aynı zamanda ısrarla bu kuruluşların liderlerine karşı bir savaş yürütüyor ve bu kuruluşların kendi üzerindeki etkilerini azaltmaya çalışıyor. Aynı durum kolluk kuvvetlerine, yargıya, polise ve savcılığa yönelik politikası için de geçerli.
Bu çerçevede Netanyahu, belirli bir siyasi programa oturtulmaya ya da belirli fikirler zindanına hapsedilmeye uygun bir politikacı değil. Herhangi bir baskı altında fikri değiştirilen zayıf bir lider olabilir. Ama cesurca ayağa kalkacak ve eskiden reddettiği bir görüşü savunacak kadar da güçlü. İki gün önce çatıştığı bir şeyi savunan ateşli bir konuşma yapma yeteneğine sahip. Kendisinden nefret eden birini değil, her zaman onu alkışlayan birini görür. Eski dostları da dahil olmak üzere kendisinden nefret eden birçok kişinin karşısında onu körü körüne takip eden, ona değer veren, saygı duyan ve onun için her şeyi feda etmeye hazır birini bulur...



Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.