İsrail’de politikacıları ve generalleri mağlup eden pragmatik lider: Netanyahu

ABD’ye sırtını dönen, Yahudilere meydan okuyan ve Demokratları kızdıran bir ABD’li.

Netanyahu, eşiyle birlikte geçen çarşamba günü Kudüs’teki Likud binasında destekçilerini selamladı. (Reuters)
Netanyahu, eşiyle birlikte geçen çarşamba günü Kudüs’teki Likud binasında destekçilerini selamladı. (Reuters)
TT

İsrail’de politikacıları ve generalleri mağlup eden pragmatik lider: Netanyahu

Netanyahu, eşiyle birlikte geçen çarşamba günü Kudüs’teki Likud binasında destekçilerini selamladı. (Reuters)
Netanyahu, eşiyle birlikte geçen çarşamba günü Kudüs’teki Likud binasında destekçilerini selamladı. (Reuters)

İsrail’de bu hafta düzenlenen seçimlerin sonuçları açıklandığında Binyamin Netanyahu’nun daha önce hiç olmadığı derecede ezici bir zafer kazandığı ortaya çıktı. Sadece rakipleri için değil, evi içerisinde de büyük bir şok yaşanırken, herkes nihai sonuca kilitlendi.
Sonuç, en iyimser beklentileri dahi aştı. Netanyahu’ya yakın isimler şaşkınlık yaşarken aralarından biri “Kazandın. Sadece Yair Lapid’e karşı değil, ABD’ye ve tüm rakiplerine karşı da” diye haykırdı. Bir danışman ise “Tüm başkentlerde ışıklar yanıyor. Sonucu izliyor. Bibi’nin (Netanyahu) geri dönüp dönmeyeceğini takip ediyor” dedi. Ancak Netanyahu’nun yüzünde herhangi bir sevinç ifadesi yoktu. Her zamanki gibi dudaklarının sağ tarafına hafif bir gülümseme yerleştirdi ve “Hadi işe koyulalım” dedi.
Kendisi, çalışan bir adam. Rakipleri ve düşmanları bile onun ‘delicesine enerjik’ olduğunu söylerken, çalışmayı çok sevdiği için de Netanyahu hakkında ‘çiftçi’ yorumu yapılıyor. Ayrıca ‘çalışma tutkusu, siyasi zaferlerinin temel motivasyonudur’ değerlendirmesi yapılıyor. Hatta İsrail’de onun gibi partizan savaşları veren bir politikacı yok. Eşdeğer süre görev yapmış bir başbakan da bulunmuyor. Rakiplerini niceliksel ve niteliksel olarak kendi hızında yenen bir lider yok. En önemlisi de onun gibi ‘Başbakanın devleti’ unvanına ve başbakanlık tutkusuna sahip siyasi bir lider olmaması. 1996’dan 1999’a ve 2009’dan 2021’e kadar bu pozisyonda 15 yıl geçirdi. Şimdi süresini belirlemeye kimsenin cesaret edemediği yeni bir döngü başlıyor.
Netanyahu bu pozisyonda, İsrail’deki en iyi liderleri yenmeyi başardı. En iyi generallerden biri olan ve sağcı bir üniversite öğrencisinin kurşunlarıyla ölen İzak Rabin’e karşı şiddetli bir savaşa öncülük ettikten sonra, nükleer projenin babası, Filistinliler ve Ürdün ile barış anlaşmalarının mimarı olan Şimon Peres’i mağlup etti. General Ehud Barak, başbakanlık seçimlerinde kendisini mağlup etse de Netanyahu, yenilgiyi nasıl tersine çevireceğini biliyordu. Daha sonra Barak, Netanyahu liderliğinde birkaç yıl bakan olarak kaldı.
Onu ‘yıkım meleği’ olarak adlandıran İzak Şamir ve ‘ebedi bir komplocu’ gören Ariel Şaron gibi siyasi liderler, hatta sağın liderleri bile kendisiyle çok savaştı. Ona güvenmediler. Yahudi devletinin geleceğine yönelik tehlikeli olacağı konusunda uyardılar. Ancak Şamir ve Şaron, onu kendi hükümetlerinde bakan olarak atamak zorunda kaldılar ve başbakan olarak gelişine tanık oldular.
‘Dostluk ve düşmanlık’ hesaplarını ona bırakın. Netanyahu’nun bir sırrı, hatta belki de başbakanlık koltuğu için mıknatısa sahip olmasını sağlayan sırları var. Tüm göstergeler daha uzun yıllar orada kalacağı yönünde. Onunla ve İsrail’de temsil ettiği şeyle muhatap olmak isteyenler, onun kişiliğinin sırlarını ve bileşenlerini bilmelidir. Doğuda, batıda ve hatta bu çağda yaşayan herkes bir yer ve zamanda bu karakterle karşılaşacaktır.

Akademisyenin oğlu
73 yaşının üzerinde, tüm asistanları ondan daha genç ama hepsinden daha fazla çalışıyor. Sadece bugün değil, her gün. Bu dünyanın bilincine vardığından beri...
Binyamin Netanyahu, 1949 yılında Tel Aviv’de orta gelirli ama önemli bir ailede dünyaya geldi. Babası İsrail ve ABD’de yüksek akademik itibara sahip büyük bir tarihçi olarak kabul ediliyor ve annesi Zila da bir eğitimci. Anne ve babasının, Netanyahu’nun kişiliği üzerinde de etkileri oldu. Siyonist tarihçi ve aktivist olan babası Benzion Netanyahu’ya Cornell Üniversitesi’nde öğretim üyeliği teklif edilmesi sonrasında ailesi, 1963 yılında ABD’ye taşındı. Binyamin Netanyahu, ABD’de geleneksel Amerikan aksanı ve Amerikan siyasi kavramları ile mükemmel İngilizcesini edindi.
ABD’de liseyi bitirdi. Ardından askerlik hizmetini yapmak için İsrail’e döndü. Hayatını ve siyasi algısını derinden etkileyen orduda beş yıl geçirdi. Genelkurmay Başkanlığı’nın elit kuvvetler birliğinde görev yaptı. Arkadaşı, müttefiki ve ardından siyasi muhalifi olan Ehud Barak’ın önderliği altında yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.
Askerliği sırasında bir silah arkadaşının serseri kurşunuyla yaralandı. Bir keresinde Yıpratma Savaşı sırasında Süveyş Kanalı’nı geçmeye çalışırken, bir kere de Suriye topraklarında gizli bir komando operasyonu sırasında iki kez neredeyse esir düştü. Suriye ordusu tarafından saatlerce kuşatılmış, büyük bir askeri operasyonla da kurtarılmıştı. 1968 yılında Beyrut Havaalanı’na yapılan baskına, Ben Gurion Havalimanı’nda kaçırılan bir uçağın kurtarılması operasyonuna ve 1973 yılındaki Ekim Savaşı’na katıldı. Daha sonra ordudan terhis edildi. ABD’ye geri döndü. ABD’de Harvard Üniversitesi Massachusetts Teknoloji ve Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimi altı.
Üniversite eğitimi sırasında kardeşi Yonatan, 1976’da Uganda’nın Entebbe şehrinde kaçırılan bir uçaktan rehineleri kurtarmak için düzenlenen bir baskın sırasında öldürüldü. Bu durum, Netanyahu ailesi üzerinde derin bir etki bıraktı. Ardından ailesi ülkeye geri dönme kararı aldı. Yonatan umut verici bir askeri liderdi ve adı İsrail’de efsane oldu. Bu nedenle Binyamin Netanyahu’nun ilk kamu faaliyeti, kardeşinin anısına ‘bir terörle mücadele enstitüsü’ kurmak oldu.
Daha sonra ikinci kardeşi Iddo ile Yonatan’ın vatansever mektupları üzerine bir çalışma hazırladı ve ordudan ödül aldı. Netanyahu, bu adımlıya  ün kazandı. Ardından Dışişleri Bakanı ve daha sonra da Savunma Bakanı olan Profesör Moşe Arens ile tanıştı. Arens, Netanyahu’yu gelecek vaat eden bir lider olarak görüyordu. Netanyahu 1982 yılında Washington’daki İsrail Büyükelçiliği’ne siyasi ataşe olarak atandı. Böylece siyasi hayatına başladı. ABD’de Lübnan'daki İsrail savaşını savunurken parladı ve bir medya yıldızına dönüştü.
Netanyahu, 6 yıl sonra, 1988’de İsrail’e geri döndü. İktidardaki Likud partisine katıldı. Knesset üyeliğini kazandı. İzak Şamir hükümetinde dışişleri bakan yardımcısı olarak yer aldı. 1992’de Rabin’in iktidardaki zaferinden ve Şamir’in emekliliğinden sonra, Mizrahi Yahudilerinin en önde gelen liderlerinden biri olan David Levy’i geride bırakan Netanyahu parti lideri seçildi.

Eşiyle sözleşme
Netanyahu, söz konusu dönemde İsraillileri şok eden ama kendisini siyasi hayatın merkezine koyan ve siyasette yabancı bir yüzü ortaya çıkaran Amerikan tarzı bir ‘siyasi oyun’ ile ünlendi. Öyle ki eşiyle birlikte televizyon ekranlarında göründü ve halka hitaben şunları söyledi:
“Rakibimin bana karşı hazırladığı kirli bir komplo var. Elinde olduğunu söylediği ve beni başka bir kadınla gösteren bir video ile şantaj yapıyor. Aslında seni bir kez aldattım. Ve senden herkesin önünde özür dilemek için buradayım.”
Polis konuyu araştırdı ve herhangi bir kaset ya da şantaj olmadığı ortaya çıktı. Yaklaşık 20 yıl sonra Netanyahu’nun eşinin, aldatılmış bir eş olarak görünmek için televizyona çıkarılan o saf kadın olmadığı görüldü. Aksine kocasıyla, bir avukat aracılığıyla ‘tüm yönetim işlerinde evin hanımı ve parasını harcayan tek kişi olacağı sözünü aldığı’ bir anlaşma yapmıştı. Anlaşma, ayrılmaları durumunda Netanyahu’nun tüm parasının eşine aktarılacağı, değiştirilemeyecek bir vasiyet içeriyor.
Bu belge, evlilik ve siyasi yaşamlarında bir ‘doktrin’ haline geldi. Öyle ki çifte yakın olanlar, Sarah’ın eşinin hayatındaki büyük ve küçük her şeye müdahale ettiğini doğruluyor.
Bu hikâyenin Netanyahu’nun hayatında bıraktığı iz ise şu; Kendisi, kurban rolünde şaşırtıcı bir şekilde usta ve siyasi hayatında çokça kullandığı oyunculuk yeteneklerine sahip. Bu iki özellik de onun popülaritesinin en önemli iki sırrına dönüşmüş durumda. Söylediği her şeye inanan yüz binlerce İsrailli ona aşık oldu ve bugüne kadar İsrail’i kontrol eden güç merkezlerinin (basın, yargı ve güvenlik hizmetleri) önünde Netanyahu’nun bir kurban olduğuna inanıyorlar.
Netanyahu’nun sokağın kontrolünü bu şekilde ele geçirmesi ve önderlik ettiği ve vatandaşları Oslo Anlaşmalarına ve Rabin’e karşı kışkırttığı gösteriler, İsrail toplumunda sağ ve sol olmak üzere iki düşman kamp arasında tehlikeli bir bölünmeye dönüştü. Öyle ki Netanyahu’nun yandaşları, Rabin’in bir Nazi subayı üniforması içindeki fotoğraflarını yayınladı. İsrail’de depreme neden olan Rabin suikastından sonra ise Rabin’in Oslo Anlaşmalarında yoldaşı ve ortağı Şimon Peres hezimete uğradı ve Netanyahu 1996 yılında başbakan oldu.
Oslo Anlaşmalarının normalleşmesiyle birlikte Netanyahu, onları uygulama sözü verdi ve bu eylem ABD’nin baskısı altında başladı. El-Halil’den ve Batı Şeria’nın yüzde 13’ünden geri çekildi. Ama aynı zamanda Netanyahu, bu anlaşmaları nasıl gölgede bırakacağını ve bir Filistin devletinin kurulmasını nasıl engelleyeceğini de biliyordu.
O dönemde İsrail, Filistinlilerle olan anlaşmazlığı çözmeyi arzuluyordu. Netanyahu, ordu komutanı ve arkadaşı Ehud Barak tarafından 1999 seçimlerinde hezimete uğradı. Bu durum, Netanyahu’nun hayatında gerçek bir aksilikti. Daha sonra da Netanhayu’nun yerine Likud liderliğine Ariel Şaron geldi.

Siyasette kuvvetlenmesi
Şaron, 2001 yılında başbakan seçildikten sonra Netanyahu, ülkeye ve siyasi hayata geri döndü. Şaron, ondan nefret etmesine ve ona güvenmemesine rağmen kendisini hükümetinde Dışişleri Bakanı ve daha sonra Maliye Bakanı olarak atadı. Şaron’a sadıktı. 2005 yılında ‘çekilme’ planının bir parçası olarak İsrail’in Gazze Şeridi’nden geri çekilmesi lehine oy verdi. Ama Şaron, İsrail’in Batı Şeria’daki işgalini sona erdirme gerekliliğinden bahsetmeye başlayınca, liderliğe geri dönmek için bir şansı olduğunu düşünerek, hükümetten istifa etti. Zira Netanyahu, Şaron’un sağ kanatta sert bir muhalefetle karşı karşıya olduğunu fark etmişti. Şaron ise kendisini devirmeyi amaçlayan bir komplonun varlığını hissederken, büyük bir grupla Likud’dan geri çekildi. Daha sonra İşçi Partisi’nden ayrılan Şimon Peres ile ‘Kadima’ (ileri) adlı yeni bir parti kurdu.
Bu çerçevede Netanyahu, Likud liderliğini kazandı. Likud’un seçimlerde ezilip 36 sandalyeden 12 sandalyeye düşmesine rağmen Netanyahu, ‘partiyi yeniden inşa etme’ ve ‘canlandırma’ sürecini başlattı. Daha sonra muhalefetteki üç yılık sıkı çalışmanın ardından kazandı ve 2009 yılının mart ayında ikinci kez başbakan seçildi. Nihayetinde 2021 yılına kadar bu pozisyonu üstlendi. İsrail tarihinde bu pozisyonun en uzun süre hüküm süren sahibi oldu.
Netayahu, yalnızca başbakanlık rolünde değil, aynı zamanda bu pozisyonda yalnızca bir yıl kalmasına ve ‘dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve rüşvet’ olmak üzere üç suçtan yargılanmak üzere kürsüye oturmasına rağmen muhalefet lideri rolünde de ustalaştı. Amerikan yönetimine, askeri düzene ve medyanın karşısında durmasına rağmen kendi imajını iyileştirmeyi ve tüm rakiplerini yenmeyi başardı. Naftali Bennett hükümetini devirmeyi ve liderlik ettiği Yamina partisini yok etmeyi başardı. Nihayetinde büyük bir üstünlükle iktidara döndü.

Amerikalı pragmatist
Netanyahu, hayatı boyunca pragmatik bir iş üslubuyla ortaya çıktı ve çelişkili tavırlar takınmakta sorun yaşamadı. İki devletli çözümü onayladığını açıkladı. 10 ay boyunca Filistinlilerle barış görüşmeleri yürüttü. Bu dönemde Batı Şeria’daki yerleşim birimi inşaatlarını benzeri görülmemiş bir şekilde dondurmayı kabul etti. Kendisine yakın yerleşim yerlerinin liderleriyle çatışmalara girdi. Bundan önce ve sonra müzakereleri dondurma ve Filistin devletinin önüne engeller çıkaracak bir politikayı sahaya empoze etme politikasına öncülük etti. ABD ile ilişkileri İsrail için stratejik bir misyon olarak gördü. Birçok kişi Netanyahu’yu İsrailliden çok Amerikalı olarak tanımladı. Hatta Netanyahu’ya atıfla, ABD’nin İsrail’de iki büyükelçisi bulunduğunu belirttiler: Washington’dan Tel Aviv’e gönderilen büyükelçi ve ABD’nin, vatanın ve halkın büyükelçisi Binyamin Netanyahu. Ancak Başkan Barack Obama ve yönetimi ile benzeri görülmemiş bir çatışmaya girmekten de çekinmedi. Hatta Demokrat Başkan ve partisine karşı Cumhuriyetçi Parti ile birleşti. İran ile nükleer anlaşmayı reddetmesi çerçevesinde Başkan Obama’nın etrafından dolaştı, ABD’ye seyahat etti, başkanın İran meselesine ilişkin politikasına karşı Kongre’de konuşma yaptı.
Bugüne kadar Demokrat Parti’nin İran konusundaki politikasına karşı sert bir duruş sergiledi. Bu nedenle Başkan Joe Biden yönetimi, Netanyahu’ya karşı harekete geçti ve rakibi Yair Lapid’i destekledi. Başkan Donald Trump döneminden önce ve sonra Cumhuriyetçi Parti ile ilişkilerini güçlendirirken, bunun bedelini ABD Yahudileriyle çatışarak ödedi.
İsrail’in doğudan uzak batı dünyasına üyeliğini kutsayan bir siyasi ideolojiye öncülük etti. Ancak İbrahim Anlaşmaları’nda ortaklığı kabul ederek, Arap dünyası ve doğu ülkeleriyle stratejik ilişkilere yöneldi.
İç meselelerde de bu üslubu belirgindi. Radikalizm yanlıları da dahil olmak üzere tüm katı sağcı güçlerle geniş bir ittifak kurmasına rağmen eski iktidar döneminde bir Arap İslami partisini (Mansur Abbas liderliğindeki İslami Hareket’in oluşturduğu Birleşik Arap Listesi) yönetimine dahil etmek için inisiyatif aldı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Netanyahu, ordu ve güvenlik hizmetleri konusunda en cömert başbakan olarak kabul ediliyor. Ancak aynı zamanda ısrarla bu kuruluşların liderlerine karşı bir savaş yürütüyor ve bu kuruluşların kendi üzerindeki etkilerini azaltmaya çalışıyor. Aynı durum kolluk kuvvetlerine, yargıya, polise ve savcılığa yönelik politikası için de geçerli.
Bu çerçevede Netanyahu, belirli bir siyasi programa oturtulmaya ya da belirli fikirler zindanına hapsedilmeye uygun bir politikacı değil. Herhangi bir baskı altında fikri değiştirilen zayıf bir lider olabilir. Ama cesurca ayağa kalkacak ve eskiden reddettiği bir görüşü savunacak kadar da güçlü. İki gün önce çatıştığı bir şeyi savunan ateşli bir konuşma yapma yeteneğine sahip. Kendisinden nefret eden birini değil, her zaman onu alkışlayan birini görür. Eski dostları da dahil olmak üzere kendisinden nefret eden birçok kişinin karşısında onu körü körüne takip eden, ona değer veren, saygı duyan ve onun için her şeyi feda etmeye hazır birini bulur...



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.