Afrika'nın nüfus patlamasının bedelini Kuzey Afrika ülkeleri ödüyor

Kalkınma planlarının ve geçim kaynaklarının yetersizliği, bölge sakinlerini göç etmeye ve göç yolları aramaya itiyor

Araştırmalara göre Afrika kıtası 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesini görecek (Independent Arabia)
Araştırmalara göre Afrika kıtası 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesini görecek (Independent Arabia)
TT

Afrika'nın nüfus patlamasının bedelini Kuzey Afrika ülkeleri ödüyor

Araştırmalara göre Afrika kıtası 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesini görecek (Independent Arabia)
Araştırmalara göre Afrika kıtası 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesini görecek (Independent Arabia)

Hamadi Mameri

Araştırmalar, Afrika kıtasının bir nüfus patlaması yaşayacağını ve kıtanın 2050 yılına kadar demografik patlamasının zirvesine ulaşacağını gösteriyor. Kıta bu tarihte dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturacak ve sadece üç ülkenin; Nijerya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Etiyopya'nın 755 milyonluk bir nüfusa ulaşacağı öngörülüyor.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde kadın başına 6 çocuk düşerken Mali, Burkina Faso ve Nijer'de kadın başına 7,6 çocuk düşecek ve bu oran dünya genelinde kaydedilen en yüksek oran olacak.

Şu an 80 milyonu aşan G5 Sahel Ortak Gücü ülkelerinin (Burkina Faso, Çad, Mali, Moritanya, Nijer ve Çad) nüfusunun 2050 yılına kadar 200 milyona ulaşması bekleniyor.

Refahın eşitsiz dağılımını ortadan kaldırmak ve geçim kaynağı arayışındaki göç akımlarını en aza indirmek için nüfus patlamasına ekonomik büyüme, bol miktarda tarımsal ürün ve iyi yönetim eşlik etmeli. Gerçek şu ki, Sahel ve Sahra Altı Afrika bölgeleri sürekli artan nüfusa yetecek kadar gıda üretemiyor ve küresel ısınma bu bölgedeki gıda krizini daha da kötüleştirebilir.

Bölge doğal kaynaklar açısından zengin olmasına ve yaklaşık 10 milyon metrekarelik bir alanı kapsamasına rağmen, sakinleri son derece fakir. Aynı zamanda büyük bir güvenlik tehdidinin yanı sıra, Kuzey Afrika ile Sahra altı Afrika arasında insan kaçakçılığı, gizli göç ve uyuşturucu kaçakçılığı ağlarının aktif olduğu bir kavşak noktası.

Bölge şu an büyük bir nüfus artışının yanı sıra terör, çatışmalar, istikrarsızlık, darbeler ve iklim değişikliğinin etkileri gibi sorunlarla boğuşuyor. Bu da zorunlu yerinden edilmeye ve başta Tunus ve Libya olmak üzere Akdeniz'e kıyısı olan Afrika ülkeleri üzerinden göç yolları aranmasına yol açıyor.

sdcfvg
Doğal kaynaklar açısından zengin bir bölge olmasına rağmen Afrika'nın nüfusu aşırı yoksulluktan mustarip (Independent Arabia)

Tunus bugün topraklarında 20 binden fazla yasadışı göçmenin varlığını kabul edip bu durumu kontrol altına almakta büyük zorluklarla karşı karşıya kalırken bazı gözlemciler, Afrika kıtasındaki, özellikle de Sahra Altı Afrika ülkelerindeki kırılgan ekonomik durum nedeniyle, Tunus üzerinden Avrupa'ya yapılan gizli göçün önümüzdeki yıllarda ve on yıllarda daha da artacağını düşünüyor.

Sahra Altı Afrika ülkeleri Tunus'a işgücü sağlayacak

Tunus Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (ITES) eski başkanı ve siyasi analist Tarık Kahlavi yaptığı değerlendirmede, Asya kıtasının artık dünyanın en kalabalık kıtası olmadığını, yerine Afrika kıtasının, özellikle de Sahra Altı Afrika’nın geçtiğini söyledi. Başta Sahra Altı Afrika ülkeleri olmak üzere Afrika kıtasının, su kıtlığı ve tarım sektörünün sorunları karşısında göçe yol açan iklimsel zorlukların yanında birikmiş ekonomik zorluklarla da karşı karşıya olduğunu belirten Kahlavi, “Sahra altı Afrika'dan düzensiz göç yapısal ve nesnel nedenlerin sonucudur” dedi.

Bu konuda Tunus'u hedef alan bir plan olduğunu reddeden Kahlavi, “Savaşlar, zenginlik için rekabet ve dengesiz büyüme siyasi istikrarsızlığa ve göç eğilimine yol açıyor” ifadelerini kullandı.

Kahlavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kuzey Afrika ülkeleri demografik durgunluk ve azalan doğum oranı yaşarken, Sahra altı ülkeleri muazzam bir nüfus artışı yaşıyor. Tunus, beyin göçü ve genç Tunusluların zeytin hasadı ve inşaat işleri gibi sektörlerde çalışmaktan kaçınması nedeniyle işgücü sıkıntısı çekecek, bu da Sahra Altı Afrika ülkelerinden gelen işgücünün bu işleri yapmasının önünü açacak.”

Kahlavi’ye göre bu işgücü Tunuslu işgücüne kıyasla daha az maliyetli.

Sahra Altı Afrika ülkelerinden Tunus'a gelen göçmenlerin sayısının, göç olgusuyla başa çıkmaya yönelik ulusal bir strateji olmadığından artabileceğini ifade eden Kahlavi, “Bugün uygulanan göç politikalarının merkezinde güvenliğin yer aldığını” ifade etti. Tunuslu siyasi analist, dünya ülkelerine ‘bu yoksul halklar için katılmadıkları sanayi devriminden kaynaklanan iklim değişikliğinin etkilerini telafi etmeleri’ çağrısında bulundu.

İnsan kaçakçılığı ağları

Tunus Üniversitesi'nde jeopolitik bilimler profesörü olan Rafi Tabib, ABD merkezli AL-Monitor’a yaptığı açıklamada, “Sahra Altı Afrika ülkelerinden Tunus'a göçmen akını insan kaçakçılığı ağlarının faaliyetlerinin bir sonucudur” dedi. Tabib, ‘Sahra Altı Afrika ülkelerindeki yeni gerçeklikle ve bunun sonucunda ortaya çıkacak jeostratejik değişikliklerle yüzleşmek için politikalarını birleştirmeye ve farklılıklarının üstesinden gelmeye çağrılan Arap Mağrip ülkelerini (Libya-Tunus-Cezayir-Fas-Moritanya) tehdit eden bu suç döngüsünün kırılması’ çağrısında bulundu.

Bugün küresel ekonominin işgücünü en aza indirmeye ve çoğu robotlar tarafından yönetilen fabrikaları işletmek için yapay zekaya giderek daha fazla güvenmeye başladığını belirten Tabib’e göre Sahra Altı Afrika ülkelerinden gelen işgücü, hem Avrupa'ya gitmek üzere ülkeyi terk eden hem de çeşitli el işçiliği alanlarının yanı sıra tarım işlerinde de çalışmayı reddeden Tunuslu işgücünün yerini alamaz.

Tabib, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu bağlamda, ekonomiyi geliştirmemiz ve yetkin ve akıllı işgücüne daha fazla güvenmemiz gerekiyor. Tunus ekonomisinin Sahra Altı Afrika ülkelerinden ve etnik çatışmaların yaşandığı, cinayetler işleyen ve katliamlar gerçekleştiren terör örgütlerinin aktif olduğu bölgelerden gelen ucuz işgücüne ihtiyacı yoktur.”

Göçmenliğe karşı tedbir alma

Sahra Altı Afrika ülkeleri için beklenen yeni gerçekliğin zorlukları karşısında, ‘Avrupa kalesi’ başlığı altında Akdeniz üzerinden gelen göç dalgalarına karşı bu kaleyi güçlendirmek için birçok mekanizma geliştiren Avrupa Birliği (AB) gibi birçok ülkenin göç akımlarına karşı kendi tedbirlerini aldığını söyleyen Tabib, bu konuda kendini güçlendirmeyen ülkelerin ise küreselleşen bu olgu, yani göç çerçevesinde göçmen akınını durdurmak için geçiş bölgeleri, yerleşim yerleri ya da bariyerlere dönüşeceklerini belirtti.

Tunus, topraklarında 20 binden fazla yasadışı göçmen olduğunu kabul etti (AFP)
Tunus, topraklarında 20 binden fazla yasadışı göçmen olduğunu kabul etti (AFP)

Avrupa'yı sorumluluklarını üstlenmeye ve Sahel ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde kalkınmanın sağlanması için çalışmaya ve bu olgunun yükünü Kuzey Afrika ülkeleriyle paylaşmaya çağıran Tabib, ayrıca bu ülkelerin siyasi liderlerini ‘milli servetleri çarçur etmekle ve halklarını yoksullaştırmakla’ suçladı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Tabib, bazı Afrika ülkelerindeki rejimlerin, göçmen akınına göz yumarak ve onları gönüllü geri dönüş çerçevesinde geri almayı reddederek, topu Arap Mağrip ülkelerinin sahasına attığına dikkat çekti.

Dünya Bankası tarafından yapılan bir araştırmaya göre iklim değişikliği ve su kıtlığı 2050 yılına kadar 86 milyonu Sahra Altı Afrika ülkelerinde olmak üzere dünyada 216 milyondan fazla insanı göçe zorlayacak. Afrika, iklim kaynaklı göçün yanı sıra, siyasi istikrarsızlığın da en çok tehdit ettiği bölgeler arasında yer alıyor.

Afrika stratejisi

Tunus Ekonomik ve Sosyal Haklar Forumu Sözcüsü Ramazan Bin Ömer ise yaptığı özel açıklamada, milyonlarca insanın göç akınının Tunus, Fas, Libya ve Cezayir gibi transit geçiş güzergâhı olacak ülkeler üzerinde etkileri olacağını söyledi.

İklim değişikliği ve kıtadaki adaptasyonla başa çıkmak için bir Afrika stratejisi geliştirilmesini öneren Bin Ömer, uluslararası toplumu, Afrika ülkelerinin potansiyel insan akışlarını kontrol etmelerine yardımcı olmak için iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirmemekle suçladı. Tunus'u da önümüzdeki yıllarda meydana gelebilecek değişikliklerle başa çıkmak üzere koordinasyon sağlamak amacıyla Afrika ve Mağrip çerçevesi içerisinde çalışmaya çağıran Bin Ömer, aksi takdirde Tunus'un bu insan akışlarına karşı AB için bir tampon oluşturarak sadece Avrupa güvenlik yaklaşımının bir parçası olacağını ifade etti.

En çok etkilenen ülke Tunus

Tunus İçişleri Bakanı Halid Nuri 11 Nisan'da İtalya'nın Napoli kentinde düzenlenen ve düzensiz göçmenlerin gönüllü geri dönüşü konusunda alınacak tedbirlerin ve oluşturulacak mekanizmaların görüşüldüğü Düzensiz Göçmenlerin Menşe Ülkelerine Gönüllü Geri Dönüşü Liderlik Komitesi'ne üye devletlerin içişleri bakanlarının ikinci toplantısına katıldı.

Bakan Nuri, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Tunus, göçmenlerin risk almaları ve menşe ülkelerinden Avrupa'ya düzensiz göç etmeleri için en iyi varış noktası olduğundan bu olgunun büyümesinden en çok etkilenen ülke konumundadır. Tunus emniyet ve ordu güçleri, kara ve deniz sınırlarının güvenliğini sağlamak, insan tacirleri ve göçmen kaçakçılarının önünü kesmek ve tüm sızma girişimlerini engellemek için ellerinden gelenin en iyisini yaparken, bir yandan da kurtarma ve yardım sorumluluklarını yerine getirip uluslararası hukuk, standartlar ve insan haklarına saygı çerçevesinde ayrım gözetmeksizin insanlara yardım ediyor.”

Yolsuzluk ve kötü yönetim, Afrika’daki birçok ülkede büyümeyi engelleyen faktörler arasında yer alıyor ve söz konusu ülkelerin yıllık gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 20 ila yüzde 40'ını kaybetmelerine neden oluyor. Hükümetlerin yolsuzlukla mücadele politikalarını uygulamaya koymaları, ekonomik kapasitelerine uygun bir demografi politikası izlemeleri ve başta işgücünü oluşturan kişiler olmak üzere, nüfuslarının önce Kuzey Afrika ülkelerine oradan da Avrupa'ya göçünü kontrol altına almak için işsizlikle mücadele etmeleri gerekiyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Şakif Kalesi'nin düşüşü: Coğrafya, tarih ve Güney Lübnan savaşı

İsrail askerleri, Güney Lübnan'daki Şakif Kalesi tepelerinde operasyonlar yürütüyor, 31 Mayıs 2026 (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'daki Şakif Kalesi tepelerinde operasyonlar yürütüyor, 31 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Şakif Kalesi'nin düşüşü: Coğrafya, tarih ve Güney Lübnan savaşı

İsrail askerleri, Güney Lübnan'daki Şakif Kalesi tepelerinde operasyonlar yürütüyor, 31 Mayıs 2026 (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'daki Şakif Kalesi tepelerinde operasyonlar yürütüyor, 31 Mayıs 2026 (Reuters)

Ömer Harkus

Güney Lübnan savaşı artık sadece askeri çatışmalar, hava saldırıları, Hizbullah üyelerine ve yetkililerine yönelik suikastlar veya insansız hava araçları ile takip edilmeleriyle sınırlı değil. Bu savaş, İran'ın Pakistan'daki görüşmelerine karşılık, Lübnan meselesini İran meselesinden ayırmayı amaçlayan Washington'daki müzakerelerle iç içe geçen çok yönlü bir çatışmaya dönüştü. Savaş sırasında, savaş alanları İsrail'in genişlemesiyle sembolik bir önem kazandı. Öte yandan, güney de dahil olmak üzere Lübnan siyasi sahnesinde, Hizbullah'ın silahının geleceği ve Lübnan devletinin vatandaşlarını devam eden savaşlardan koruma rolü konusundaki bölünmeler artıyor.

Bu sahnenin merkezinde, arkeolojik bir alan, askeri bir tepe ve İsrail ile Hizbullah arasındaki süregelen çatışmanın önemli bir bölümünü özetleyen odak noktası olan Şakif (Beaufort) Kalesi öne çıktı. Bu ayrıca, Hizbullah, İsrail güçlerini ilerledikleri bölgelerde, kalenin kendisi de dahil olmak üzere, bir dayanak noktası oluşturmalarını engellediğini iddia ederken, bu güçlerin Litani Nehri'ni geçerek yavaş yavaş ilerlediği Güney Lübnan'da değişen dinamikleri de yansıtıyor.

Şakif Kalesi, Cebel Amil'in orta kesiminde, 700 metreyi aşan bir kayalık çıkıntının tepesinde yer alan bölgenin en önemli kalelerinden biri. Doğrudan Litani Nehri'ne ve geniş vadisine bakan kale, Güney Lübnan, Cebel el-Şeyh (Hermon Dağı) ve kuzey İsrail'den Akdeniz'e kadar uzanan geniş bir alana nazırdır.

Bölgedeki en eski surlar, çeşitli tarihçilere göre, MS 12. yüzyılda Haçlılar tarafından yeniden inşa edilip genişletilmeden önce Roma dönemine kadar uzanmaktadır. Avrupa kaynaklarında, yüksek konumu ve geniş bir çevreye nazır olmasından dolayı “güzel kale” anlamına gelen “Beaufort” olarak bilinmektedir.

Nebatiye’nin kapısı

Kale, Nebatiye şehrini ve çevresini Mercayun kasabasına, Batı Bekaa Vadisi'ne ve İklim et-Tuffah bölgesine bağlayan yollara doğrudan bakan bir noktada yer alıyor. Coğrafi olarak Arnun, Yahmur eş-Şakif, Kafr Tebnit, Zavtar eş-Şarkiyye, Zavtar el-Garbiyye kasabalarına ve Hardali Köprüsü geçişine bağlı. Bu da onu Litani Nehri'nin her iki tarafındaki hareketliliği kontrol etmeyi sağlayan bir merkeze dönüştürüyor.

Şakif Kalesi, İsrail ve Hizbullah arasındaki süregelen çatışmanın önemli bir bölümünü özetleyen coğrafi ve siyasi bir odak noktasıdır

İsrail askeri doktrinine göre Şakif Tepeleri ve çevredeki köyleri kontrol altına almadan Nebatiye'ye doğru ilerleme, kara kuvvetlerini tepelerden doğrudan hedef alınma riskine maruz bırakacaktır. Bu nedenle, kalenin kontrol altına alınması, Nebatiye'yi izole etmenin ve İklim et-Tuffah üzerinden Bekaa Vadisi'ne kadar uzanan ikmal hatlarından koparmanın ön adımı olarak kabul edilmektedir. İklim et-Tuffah, Hizbullah'ın 1980'lerin ortalarından beri inşa ettiği en büyük tünellerin ve üslerinin bulunduğu bölgedir.

Kale, 1982'de İsrail'in Lübnan’ı işgali sırasında, Güney Lübnan’da Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve İsrail güçleri arasındaki önemli savaş alanlarından biri haline gelerek ün kazandı. İşgalden sonra İsrail, 2000 yılında Güney Lübnan'dan çekilmeden önce, “sınır hattı” olarak bilinen bölgede kaleyi askeri gözlem noktası olarak kullandı.

dfvbfr
Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron, Başbakan Menahim Begin ve sözcüsü Lübnan'da, 7 Haziran 1982 (AFP)

Son günlerde İsrail sağı, İsrail bayrağının tekrar üzerine çekilmesinin ardından kalenin sembolik önemini yeniden hatırlattı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, askerlerin Beaufor Muharebesi'nden 44 yıl sonra kaleye geri döndüğünü söyledi ve bu sahneyi sembolik ve askeri bir zafer olarak sunmaya çalıştı.

Savaş hatlarını belirleyen bir nehir

Şakif Kalesi'nin önemi, onlarca yıldır Güney Lübnan'daki en önemli coğrafi ve askeri hatlardan birini temsil eden Litani Nehri ile olan ilişkisi anlaşılmadan kavranamaz. Bekaa Vadisi'nden doğan nehir, birkaç gün önce İsrail'in Hizbullah'ı askeri operasyon girişiminde bulunmakla suçlayarak yakınındaki birkaç yeri bombaladığı Karun Gölü'ne dökülüyor. Batı Bekaa’nın güneyindeki Meşgara ve Sahmer gibi büyük kasabalardan geçtikten sonra, nehir batıya dönerek Sur şehrinin kuzeyinden Akdeniz'e dökülüyor ve güney bölgelerini ayıran, yerel halkın nehrin kuzeyi ve güneyi olarak adlandırdığı doğal bir bariyer oluşturuyor.

Şakif Kalesi'nin kontrolünün ele geçirilmesi, Nebatiye'yi izole etme ve İklim et-Tuffah bölgesi üzerinden Bekaa Vadisi'ne kadar uzanan ikmal hatlarından koparma yolunda atılan bir adımdır

BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararıyla, Lübnan Ordusu ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) dışında herhangi bir silahlı kuvvetin nehrin güneyinde bulunmasının yasaklanmasının ardından, 2006’daki savaştan bu yana Litani Nehri, uluslararası düzenlemeler için önemli bir referans noktası haline geldi. Bu nedenle İsrail, Litani Nehri'ni Hizbullah'ın askeri altyapısından arındırılmış bir şekilde kalması gereken savunma hattı olarak görüyor. Bu arada Hizbullah, İsrail'in nehrin kıyıları üzerindeki kontrolünün veya askeri baskısının, kendisini sınırdan uzaklaştırarak Kuzey İsrail'deki bölgelere karşı eylemde bulunma gücünü azaltmayı amaçladığına inanıyor.

Halksız bir savaş

Lübnan ve İsrail arasında devam eden müzakereler sırasında, Amerika Birleşik Devletleri gerilimi azaltmak için yeni bir bakış açısı sundu. Bu bakış açısı, saldırıları etkili bir şekilde sona erdirmenin ön adımı olarak, Hizbullah'ın İsrail'e karşı askeri operasyonlarını durdurması karşılığında, İsrail'in Beyrut ve Güney Banliyösü’ne yönelik saldırılarını genişletmekten kaçınmasına dayanıyor.

dvf
Güney Lübnan'daki Mercayun bölgesinden görüldüğü üzere, orta çağdan kalma Şakif Kalesi üzerinde dalgalanan İsrail bayrağı, 31 Mayıs 2026 (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun bu süreci ilerletmek için Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile telefonda görüştüğünü açıkladı. Ancak Washington, Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri'nin yanıtının ateşkes konusunda net taahhütler içermemesi ve ateşkesi önce İsrail'in atacağı adımlara bağlaması nedeniyle tutumundan duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Buna karşılık İsrail, siyasi ve askeri söyleminin şiddetini artırarak, Litani Nehri'nin güneyinden çekilmesinin veya konuşlanmasındaki herhangi bir değişikliğin, Lübnan devletinin Hizbullah'ı silahsızlandırma ve sivil alanların roket ve İHA saldırıları için bir fırlatma rampası olarak kullanılmasını engelleme yeteneğine bağlı kalacağını vurguladı.

Askerî açıdan yüksek tansiyona paralel olarak, son günlerde Güney Lübnan şehirlerinde de siyasi ve sosyal gelişmeler yaşandı. Sur ve Nebatiye şehirlerinde, Lübnan ordusunun sınır bölgelerine tamamen geri dönmesini, silahın Lübnan devletinin elinde toplanmasını, Hizbullah militanlarının yerleşim bölgelerinden uzaklaştırılmasını ve iki şehrin açık bölge olarak belirlenmesini talep eden yerel dilekçeler ve girişimler görüldü.

İsrail, Litani Nehri havzasını Hizbullah'ın askeri altyapısından arındırılmış olarak kalması gereken bir savunma hattı olarak görüyor

Ancak bu girişimler, Hizbullah'ın destek tabanında güçlü tepkilere yol açtı; aktivistler ve dilekçeleri imzalayanlar, kampanyayı durdurmak ve yayılmasını önlemek amacıyla imzalayanlarının çoğunun doğrudan ve dolaylı baskı ve tehditlere maruz kaldığını bildirdi. Bu gelişme, Güney'de hassas bir değişimi yansıtıyor; bazı sakinler artık Hizbullah'ın şehirlerdeki sürekli askeri varlığını geniş çaplı yıkım ve tekrarlanan yerinden edilmelerle ilişkilendiriyor. Bu arada, diğer kesimler hâlâ Hizbullah'ın silahını, 18 farklı mezhep ve dini grubun kontrolündeki bir ülkede mezheplerinin varlığını korumanın tek garantisi olarak görüyor.

Dilekçeyi imzalayanlardan bazıları, Cebel Amil adının artık sadece Litani Nehri ile İsrail'in kuzey sınırı arasında uzanan coğrafi bölgeyi ifade etmek için kullanılmadığını, son on yıllarda, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki çatışma ile bağlantılı bir askeri bölgeye dönüştüğünü düşünüyorlar. Bir zamanlar tarımsal ve ticari yaşamın kalbini oluşturan köyler, yavaş yavaş açık savaş alanlarına dönüşürken, yıkım ve zorunlu göç görüntüleri Güney'in günlük sahnesinin bir parçası haline geldi.

Hizbullah: Süregelen anlatı

Hizbullah, Şakif Kalesi'nin düşüşünün siyasi etkisini, askeri önemini küçümseyerek kontrol altına almaya çalıştı. Hizbullah Milletvekili Hasan Fadlallah, kalenin Lübnan devletine ait bir arkeolojik alan olduğunu, askeri bir mevzi olmadığını belirtti. Hizbullah'ın sabit mevzileri savunma doktrinini benimsemediğini, bunun yerine ilerleyen güçlere karşı yıpratma savaşına odaklandığını ve uzun süreli işgal kurmalarını engellemeye çalıştığını iddia etti.

dfgfbgf
Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye şehrinde bulunan tarihi Şakif Kalesi'nde konuşlanmış İsrail güçlerini gösteren bir video görüntüsü, 31 Mayıs 2026 (Reuters)

İsrail'in Litani Nehri'nin kuzeyine doğru devam eden ilerlemesi, Lübnan içinde daha geniş yansımaları konusundaki endişeleri artırıyor. Nebatiye gibi büyük şehirlerin düşmesi veya uzun süreli bir izolasyona maruz kalması, Beyrut, Cebeli Lübnan ve diğer bölgelere doğru büyük göç dalgalarına yol açabilir. Bu durum, özellikle Beyrut ve diğer bölgelerdeki birçok binanın, bu bölgelerden göç eden sakinlerin arasına sızan ve saklanan Hizbullah yetkilileri nedeniyle İsrail hava saldırılarına hedef olduğu göz önüne alındığında, ekonomik, sosyal ve siyasi baskıları daha da artıracak ve iç çekişmeleri yoğunlaştıracaktır.

Bazı sakinler artık Hizbullah'ın şehirlerdeki sürekli askeri varlığını geniş çaplı yıkım ve tekrarlanan yerinden edilmelerle ilişkilendiriyor

Bu durum ayrıca, özellikle güneyde Lübnan ordusunun rolünün güçlendirilmesini ve silahların şehirlerden uzaklaştırılmasını talep eden seslerin yükselmesiyle birlikte, devletin görevi ile Hizbullah'ın silahı konusundaki mevcut bölünmeyi derinleştiriyor. Bu taleplere karşılık Hizbullah, milislerinin silahını teslim etmeyip korumakta ısrar ediyor. Bir iç çatışmanın patlak vermesi korkusuna rağmen, siyasi ve güvenlik değerlendirmelerinin çoğu, iç güç dengesi, Lübnan ordusunun yapısı ve şu anda kesin bir askeri zafer elde edemeyen Hizbullah dışında ülkede herhangi bir silahlı tarafın bulunmaması nedeniyle, kapsamlı bir iç savaşın patlak vermesi olasılığını hâlâ dışlıyor.

Kaleyi aşan bir savaş

Şakif Muharebesi, mevcut çatışmanın artık sadece yüksek bir noktayı veya stratejik bir tepeyi kontrol etmekle ilgili olmadığını ortaya koyuyor. Şarku’l A vsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu bölge, Güney Lübnan'ın geleceği, devletin rolü, Hizbullah'ın etkisinin sınırları ve Washington ile Tel Aviv'in müzakereler ve askeri baskı yoluyla dayatmaya çalıştığı çözümün niteliğiyle ilgili daha geniş bir savaşın sembolü haline geldi.

dsfbrtbg
Kuzey İsrail'den, sınırın diğer tarafından görülen bir İsrail Humvee askeri aracı, Güney Lübnan'daki yıkılmış binaların yanından geçiyor, 7 Mayıs 2026 (AFP)

Bu arada, Sur ve Nebatiye'de görülen dilekçeler ve kendisini imzalayanlardan bazılarının maruz kaldığı baskı, silah ve devletin rolü etrafındaki tartışmanın, 14 Mart ve 8 Mart ittifakları arasındaki çekişme sırasında olduğu gibi, artık geleneksel siyasi güçlerle sınırlı olmadığını, güney toplumunun kendi içinde de büyümeye başladığını ortaya koyuyor. Bu gelişme, bu savaşın ve güneydeki insanların yaşamlarının ve evlerinin maruz kaldığı geniş çaplı yıkımın sonucu olarak ortaya çıkan en önemli siyasi değişimlerden biri olabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum, Trump'ı anmadan ABD'nin Meksika'ya müdahalesini kınadı

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
TT

Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum, Trump'ı anmadan ABD'nin Meksika'ya müdahalesini kınadı

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum (DPA)

Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum dün, ABD’nin ülkesinin iç politikasına müdahalesini kınadı. Sheinbaum, Washington’ın bir eyalet valisi hakkında şüpheler uyandırması ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Meksika’da bir operasyon düzenlemesinin ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın adını anmadan ABD'deki ‘aşırı sağ kesimlerin’ Meksika hükümetine karşı bir ‘kampanya’ başlattığını iddia etti.

Başkan Trump, yaptığı bir açıklamada, uyuşturucu kartellerinin Meksika'yı kontrol ettiğini belirtmiş ve Meksika makamlarının suç örgütleriyle mücadele için gerekli adımları atmaması halinde tek taraflı önlemler alacağı tehdidinde bulunmuştu.

Bu yeni gerginlik dalgası, geçtiğimiz nisan ayında CIA’nin Meksika'da bir operasyon düzenlediği ve bu operasyon sırasında federal hükümetin Meksika topraklarında faaliyet göstermelerine izin vermediği iki ABD ajanının öldürüldüğünün ortaya çıkmasıyla başladı. ABD'nin, Meksika'nın Sinaloa Valisi Rubén Rocha’yı, ABD'de ömür boyu hapis cezasına çarptırılan El Chapo lakaplı Joaquín Guzmán'ın kurduğu kartelle bağlantılı olmakla suçlaması sonucu tansiyon daha da yükseldi.

Sheinbaum, her sabah rutin olarak düzenlenen basın toplantısında, “Başkan Trump’ın çeşitli konularda bu kampanyayı yönettiğini sanmıyorum” diyerek, ABD’deki aşırı sağ kesimleri iki ülke arasında ‘iyi ilişkiler kurulmasını istememekle’ suçladı.

Göreve gelmesinin ikinci yıl dönümü vesilesiyle pazar günü düzenlenen bir toplantıda bu iki konuya değinen Sheinbaum, “2026 seçimlerine hazırlanmak için ülkemizi mi kullanıyorlar? Yoksa 2027’deki seçimlerimizi etkilemeyi mi amaçlıyorlar?” diye sordu.

Meksika, gelecek yıl 32 eyaletinin yarısından fazlasında milletvekili ve vali seçimi yapacak. Bu eyaletler arasında Sinaloa da bulunuyor.

Sinaloa Valisi Rocha, New York Savcılığı'nın kendisine suçlamalar yöneltip tutuklanmasını ve iadesini talep etmesinin ardından görevinden geçici olarak ayrıldı.

Sheinbaum, herhangi bir adım atmadan önce ülkesinin sağlam deliller elde etmesini talep etti. Ayrıca, hükümetinin organize suçla bağlantısı olan hiçbir siyasi yetkiliyi korumayacağını da vurguladı.


ABD ile İran arasındaki çatışmalar, gerilimi azaltma çabalarına baskı yapıyor

İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
TT

ABD ile İran arasındaki çatışmalar, gerilimi azaltma çabalarına baskı yapıyor

İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)
İran’a uygulanan abluka kapsamında yürütülen ABD deniz operasyonları sırasında, Amerikalı denizciler MH-60S Seahawk tipi bir helikopterin USS Milius destroyerinin güvertesine inişini yönlendiriyorlar, 29 Mayıs 2026 (CENTCOM)

ABD ile İran arasında yeni askeri saldırılar yaşanırken, bu gelişme gerilimi düşürme çabaları üzerindeki baskıyı artırdı ve ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Taraflar arasında üç aydır devam eden savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya ulaşılması amacıyla dolaylı temaslar ise sürüyor.

ABD ordusu, cumartesi ve pazar günleri İran içinde ‘savunma amaçlı’ saldırılar düzenlediğini açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise buna karşılık, ABD saldırılarında kullanıldığını belirttiği bir hava üssünü hedef aldığını duyurdu.

Bölgesel arabulucular üzerinden yürütülen müzakereler devam ederken, taraflar arasında nükleer dosya, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı konularındaki anlaşmazlıklar sürüyor.

Karşılıklı saldırıların yeniden başlaması, küresel enerji arzı ve deniz taşımacılığının güvenliğine ilişkin endişelerin artmasıyla petrol fiyatlarının yüzde 3’ten fazla yükselmesine yol açtı. Bu süreç, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarını yeniden yoğunlaştırdığı bir döneme denk geldi. İranlı yetkililer ise nihai bir anlaşmanın, Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkesin sağlanmasına bağlı olduğunu vurguladı.

Karşılıklı saldırılar

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), pazartesi gecesi Amerikan güçlerinin Kuveyt’te konuşlu birlikleri hedef alan iki İran balistik füzesini havada imha ettiğini açıkladı. Açıklamada, füzelerin başarıyla düşürüldüğü ve olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığı belirtildi.

CENTCOM, ABD güçlerinin yüksek alarm durumunda kalmayı sürdüreceğini ve mevcut ateşkesi desteklerken ‘İran saldırganlığı’ olarak nitelediği tehditlere karşı Amerikan askerlerini korumaya devam edeceğini bildirdi.

Bu açıklama, CENTCOM’un cumartesi ve pazar günleri İran’ın Hark Adası ile Keşm Adası’nda bulunan radar sistemleri ile insansız hava araçlarına (İHA) yönelik komuta ve kontrol merkezlerine karşı ‘meşru müdafaa’ kapsamında saldırılar düzenlediğini duyurmasının ardından geldi.

CENTCOM, söz konusu saldırıların, İran’ın uluslararası sularda görev yapan ABD’ye ait MQ-1 tipi İHA’yı düşürmesi de dahil olmak üzere ‘saldırgan eylemlerine’ karşılık gerçekleştirildiğini açıkladı.

Açıklamada, ABD savaş uçaklarının İran’a ait hava savunma sistemlerini, bir yer kontrol istasyonunu ve bölgeden geçen gemiler için açık tehdit oluşturduğu belirtilen iki silahlı insansız hava aracını imha ettiği belirtildi.

CENTCOM, ABD güçleri arasında herhangi bir can kaybı yaşanmadığını vurgulayarak, ateşkes süresince Amerikan personeli, varlıkları ve çıkarlarını korumaya devam edeceğini bildirdi.

Öte yandan CENTCOM, deniz operasyonları kapsamında 1 Haziran itibarıyla 121 ticari geminin rotasının değiştirildiğini, İran’a uygulanan deniz ablukasına uyumun sağlanması amacıyla 5 geminin faaliyetlerinin de engellendiğini açıkladı.

DMO açıklaması

Buna karşılık DMO, ABD’nin Arap Körfezi kıyısındaki Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik Adası’nda bulunan bir haberleşme kulesini hedef aldığını açıkladı.

DMO tarafından yayımlanan açıklamada, örgütün füze birimlerinin ABD saldırısının düzenlendiği hava üssünü hedef alarak karşılık verdiği belirtildi. Açıklamada, ‘önceden belirlenen hedeflerin’ vurulduğu ve imha edildiği ifade edildi. Ancak açıklamada hedef alınan hava üssünün konumuna ya da saldırının yol açtığı hasarın boyutuna ilişkin herhangi bir ayrıntı verilmedi.

sxd
ABD karşıtı bir propaganda afişinin önünden geçen iki İranlı kadın (Reuters)

DMO, ABD’nin benzer saldırıları tekrarlaması halinde buna ‘tamamen farklı’ bir karşılık verileceği uyarısında bulunarak, yaşanabilecek her türlü yeni tırmanışın sorumluluğunu Washington’a yükledi.

DMO Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan ayrı bir açıklamada ise son 24 saat içinde aralarında dört petrol tankerinin de bulunduğu 15 geminin, önceden izin alıp kuvvetlerle koordinasyon sağladıktan sonra Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yaptığı bildirildi.

Açıklamada ayrıca Arap Körfezi ile Hürmüz Boğazı çevresinde faaliyet gösteren ticari gemiler ve petrol tankerleri uyarılarak, ‘bölge dışından gelen düşman güçler’ olarak nitelenen unsurlarla yapılacak her türlü iş birliğinin yakın ve doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirileceği, buna göre karşılık verileceği belirtildi.

Trump anlaşmaya bağlı kalıyor

Karşılıklı saldırılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump, İran ile bir anlaşmaya varılabileceği yönündeki iyimserliğini korudu.

Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda İran’ın ‘gerçekten bir anlaşma istediğini’ belirterek, olası bir uzlaşının hem ABD hem de müttefikleri açısından olumlu sonuçlar doğuracağını savundu.

Açıklamasında, bazı Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin kendisine yönelik baskılarını da eleştiren Trump, bir kesimin müzakerelerin hızlandırılmasını, diğerlerinin yavaşlatılmasını istediğini; kimilerinin savaşa gidilmesini, kimilerinin ise bundan kaçınılmasını savunduğunu söyledi.

Bu tür tutumların müzakere sürecini daha karmaşık hale getirdiğini ifade eden Trump, kendisini eleştirenlere ‘oturup rahatlamaları’ çağrısında bulunarak, sürecin ‘iyi sonuçlanacağı’ yönündeki inancını dile getirdi.

Trump, bir başka paylaşımında ise İran’la yürütülen müzakere çerçevesini savundu ve anlaşmanın nükleer dosyayı kapsamadığı yönündeki haberleri yalanladı.

Olası anlaşmanın İran’ın nükleer silah sahibi olmamasını açık şekilde öngördüğünü belirten Trump, metnin ayrıca nükleer programın çeşitli yönlerine ilişkin ayrıntılı düzenlemeler içerdiğini kaydetti.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Washington’u müzakere sürecini uzatmakla suçladı. Bekayi, ABD’nin tutumunu sürekli değiştirdiğini, zaman zaman yeni ya da birbiriyle çelişen talepler gündeme getirerek görüşmelerin ilerlemesini zorlaştırdığını öne sürdü.

Bekayi, taraflar arasında mesaj alışverişinin sürdüğünü ancak bunun ‘yoğun kuşku ve derin güvensizlik’ ortamında gerçekleştiğini söyledi.

Müzakerelerin zaten karşılıklı güvenin bulunmadığı bir zeminde başladığını belirten Bekayi, diplomasinin taraflar arasında güven ilişkisi bulunmasını zorunlu kılmadığını ifade etti.

Bekayi, ABD’den gelen çelişkili mesajların bir müzakere taktiğinin parçası olması halinde sonuç vermeyeceğini savunarak, Washington’a net ve kararlı bir tutum benimseme çağrısında bulundu.

ABD’yi İran’ın güneyini hedef alan saldırılarla ateşkesi ihlal etmekle de suçlayan Bekayi, bu durumun mevcut şüpheleri daha da artırdığını ve ülkesine karşılık olarak savunma tedbirleri alma hakkı verdiğini söyledi.

Bekayi ayrıca, İran’ın bölgedeki İsrail hamlelerini, Lübnan’daki gelişmeler de dahil olmak üzere, ABD’nin politikalarından bağımsız değerlendirmediğini ifade etti.

Gemilerin geçişi devam ediyor

Askeri gerilimin arttığı bir dönemde New York Times gazetesi ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilere yönelik deniz operasyonlarını sürdürdüğünü ortaya koydu.

Gazetenin ABD’li yetkililere dayandırdığı habere göre, Amerikan güçleri son üç hafta içinde yaklaşık 70 ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan Arap Körfezi’ne giriş ve çıkışlarını koordine etti.

Yetkililer, gemilerin büyük bölümünün geçiş sırasında tespit edilmemek amacıyla verici ve alıcı sistemlerini kapattığını belirtirken, kullanılan rotalar veya gemilerin türleri hakkında ayrıntı vermedi.

Yetkililerden biri, bazı güzergâhların İran kıyılarından uzak bölgelerden geçtiğini ifade etti. ABD’li yetkililer ayrıca, İran’ın onayı olmaksızın ülke kıyılarına yakın seyreden gemilerin İHA ya da füze saldırılarına maruz kalma riskiyle karşı karşıya bulunduğunu söyledi.

Yetkililer, ABD koordinasyonunda gerçekleştirilen bu geçişlerin savaş öncesi döneme kıyasla hâlâ sınırlı düzeyde kaldığını vurguladı. Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günlük olarak 100’den fazla gemi geçiş yapıyordu.

dfrgtyhu
20 Mayıs’ta yapılan bir operasyon sırasında bir İran petrol tankeri üzerinde bulunan ABD Deniz Piyadeleri mensupları (ABD Donanması)

Buna rağmen ABD’li yetkililer, gemilerin Amerikan koordinasyonunda geçişlerini sürdürmesinin, bazı armatörlerin haftalarca aksayan ticari faaliyetlerin ardından Arap Körfezi’ne giriş ve çıkış yapabilmek için risk almaya hazır olduklarını gösterdiğini belirtti.

Yetkililer, ABD’nin koordine ettiği güzergâhın, İran’dan geçiş izni almak ya da geçiş ücreti ödemek istemeyen gemiler için alternatif bir seçenek oluşturduğunu ifade etti.

ABD’li yetkililer geçen hafta yaptıkları açıklamada, Washington ile Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nın tamamen yeniden açılmasını sağlayabilecek bir anlaşmaya yaklaşmış olduğunu bildirmişti. Savaş öncesinde boğazdan dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri ile önemli miktarda doğal gaz sevkiyatı gerçekleştiriliyordu.

Ancak ABD’li yetkililer pazar günü, Trump’ın önerilen anlaşma çerçevesine ilişkin şartları sertleştirdiğini açıkladı. Bu durumun, İran’ın nükleer programı, yaptırımlar, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımına yönelik düzenlemeler başta olmak üzere temel konulardaki anlaşmazlıkların sürdüğünü ortaya koyduğu belirtildi.