Tom Wills tarafından yazılan ve derlenen “Kissinger’ın Kayıtları: Gizlice Kaydedilen Telefon Görüşmelerinin İçinde” adlı kitap yakın zamanda yayınlandı. Kitap, Kissinger'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı (1969-1974) ve Dışişleri Bakanı (1973-1977) olduğu dönemlerde gizlice izlediği veya kaydettiği telefon görüşmelerinden oluşuyor. O dönemlerde henüz Dışişleri Bakanı olmayan George Shultz, bu planı öğrendiğinde Kissinger'ın ofisinden gelen her aramada son derece dikkatli davranmaya başlamıştı. Bu kayıtlar, yalnızca Nixon yönetimi sırasında yapılan 15 binden fazla telefon kaydından (yaklaşık 20 bin sayfa) seçilerek, Kissinger'ın ve döneminin kapsamlı bir portresini sunuyor.
Anlatısal biyografilerin aksine, bu kitap telefon görüşmelerinin neredeyse kelimesi kelimesine yazıya dökülmüş haline dayanıyor ve editörün kısa bir açıklamasıyla görüşmelerin içeriğini birleştiriyor. Bu yaklaşım, kitabı son derece güvenilir bir araştırma aracı ve olağanüstü ilgi çekici bir okuma haline getiriyor. Zira okuyucuya gerçek zamanlı olarak karar alma sürecinin coşkusunu ve anı kitaplarında veya otobiyografilerde nadiren bulunan bir mutlak dürüstlüğü aktarıyor.
Sovyetlerin Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Anatoly Dobrynin, insanları anlama ve okuma konusunda yetenekli, sevecen bir adamdı. Moskova'ya gönderdiği ilk raporlarında Kissinger'ın “zeki ve kültürlü” olduğunu, ancak “nüfuzuyla övünen çok kibirli” biri olduğunu yazmıştı. Bununla birlikte, Kissinger'ın mizah anlayışını takdir ediyordu ve anlaşmazlıklarla bozulmadığı zamanlarda ilişkileri sıcak ve neşeliydi.
Kissinger, 1972'de Nixon'ı yeniden seçilmesi nedeniyle tebrik ettikten sonra Dobrynin'e, “Komünist bir diplomatla kişisel dostluk kurmanın mümkün olup olmadığını bilmiyorum ama bence mümkün” demişti. Kissinger, Sovyetler ile ilişkilerde detant (yumuşama) veya diğer hedeflerine ulaşma çabalarında bazen Dobrynin ile bürokrasiye karşı komplo kurmuş veya karşılaştığı zorluğun büyüklüğünü göstermek için meslektaşlarını hedef almıştı.
Ortadoğu'da barışçıl bir çözüm arayışının yanı sıra İsrail ve Mısır ile ilişkiler, ABD'nin İsrail'e askeri yardımı, 1970'te Ürdün'deki Filistin tehdidi ve ABD yönetiminin isteksizce İsrail'in kara işgaline yeşil ışık yakması, Kissinger'in görüşmelerinde önemli bir yer tutuyor. Telefon görüşmeleri ayrıca İsrail'in komşu ülkelere yönelik saldırılarını da ele alıyor. 1973 Ekim Savaşı, Mısır ve Suriye'nin sürpriz saldırısından, ateşkes ve çöküşü, sonrasında İsrail'in Mısır’ın Üçüncü Ordusu'nu kuşatması ve her iki cephede de çatışmaların durdurulması müzakerelerine kadar ayrıntılı olarak ele alınıyor.
Kissinger'ın İsrailliler sebebiyle duyduğu hayal kırıklığı açıkça görülüyor; barış görüşmelerindeki uzlaşmazlıkları, saldırgan eğilimleri ve daha fazla toprak ilhak etme çabaları, özellikle kendisi ve Başkan Richard Nixon'ın görüşmelerde daha fazla esneklik arayışında olduğu bir dönemde sürekli olarak silah, özellikle de savaş uçakları edinme konusundaki ısrarları onu hayal kırıklığına uğratmış. Ayrıca, uygunsuz zamanlarda sınır ötesi saldırılarını ve kışkırtıcı kamuoyu açıklamalarını da eleştiriyor. Keza İsrail'in ajandasını desteklemek için aralıksız lobi faaliyetlerinde bulunan ABD içindeki Yahudi gruplarından duyduğu kızgınlığı da gizlemiyor.
Kissinger ve görüştüğü kişilerin, içlerinden birinin yaptığı bir sızıntıdan şikayet etmeleri ise alışıldık bir durum. Sorumlu Kissinger olduğunda Savunma Bakanı bazen onu arayıp kendisine sitem edermiş. Kissinger bazen kendi parmak izlerini taşıyan basın haberlerini “skandal” veya “rezalet” olarak nitelendirerek kınardı. Mükemmel bir oyundu. Ayrıca, İsrail gibi diğer hükümetlerden gelen sızıntılardan da sık sık şikayet ederdi. O ve meslektaşları, rakiplerini zayıflatmak, ajandalarını gerçekleştirmek, politikaları bozmak ve gazetecilerin gözüne girmek için sızıntılardan yararlanırdı.
Dahası, Kissinger kolayca yalan söylemeye meyilliydi. Bunu yapmaktan çekinmezdi. Ulusal Güvenlik Konseyi'ndeki yardımcılarından, onunla yakından çalışan Helmut Sonnenfeldt şöyle demişti: “Yalan söylemesinin nedeni kendi çıkarına olması değil, doğası gereğiydi.” Gazeteci Seymour Hersh ise bunu şöyle yorumlamıştı: “Yalan söylemek onun için nefes almak gibiydi.” Bununla birlikte, keskin bir zekaya ve doğru anlarda gerginliği azaltan olağanüstü bir mizah anlayışına, baskı altında uzun saatler çalışma yeteneğine ve bürokratik manevralarda olağanüstü bir beceriye sahipti. Ancak aynı zamanda kibirliydi, etrafındakileri hemen “aptal”, “deli” ve “yüzeysel” olarak etiketlerdi, son derece kontrolcüydü, bazen acımasızlığa varacak kadar talepkâr bir yöneticiydi ve emirlerine uymayanlara karşı hoşgörüsüzdü.
Kissinger, Nixon ile yaptığı telefon görüşmelerinin kayıtlarını herkesten daha fazla tutmuştur ve bu konuşmalar, ilişkilerinin doğası hakkında çok şey ortaya koyuyor. İkisi de hedefleri ve bunlara ulaşma yolları, başarılarına yönelik tehditler, meslektaşları ve yurt içi ve dışındaki rakipleri konusunda sonu gelmez planlar ve manevralar içindeydiler. Sıklıkla rakipleriyle meşguldüler ve diğer devlet kurumlarını eleştiriyorlardı. Her ikisi de dış politikadan zevk alıyordu; Nixon “büyük bir stratejist”, Kissinger ise “parlak bir taktikçi” olarak tanımlanıyordu. Kissinger, çoğu zaman telefonda kalıp başkanının fikirlerini zamanının yetmediği kadar uzun süre dinlemek zorunda kalıyordu.
“Kissinger kayıtları”, kamera karşısında konuşurken açıkça dikkatli olan muhataplarının asla yazılı olarak kaydetmeyecekleri küfürleri, hakaretleri ve entrikaları ortaya koyuyor. Kayıtlar, Kissinger'ın gergin krizler sırasında bazen olağanüstü bir sakinlik ve zekâyla, bazen de yardımcılarına yönelik yoğun bir öfke ve iğneleyici bir alaycılıkla nasıl emirler verdiğini de gösteriyor.
Bu kayıtlar, bu kararların nasıl sabırsızlıkla, gösterişle ve taktiksel manevralarla alındığını ortaya koyuyor.
Tartışılan konular çok çeşitli: Tüm boyutlarıyla Vietnam Savaşı, 1971 Doğu Pakistan katliamı, ABD yönetiminin Şili'de Başkan Salvador Allende'yi zayıflatması, Çin ile yakınlaşma, SALT müzakereleri, Sovyet zirveleri, 1973 Ekim Savaşı, Kıbrıs krizi ve Watergate skandalı.
Kissinger, çelişkilerle dolu bir figür olarak ortaya çıkıyor: Zeki, akıllı, sınırsız bir dayanıklılığa ve keskin bir bürokratik anlayışa sahip, ancak aynı zamanda kibirli, baskıcı, kolayca aldatan ve Vietnam'daki politikalarının kurbanlarına karşı şaşırtıcı derecede acımasız. Nixon ile olan gergin ilişkisi -ki onunla herkesten daha fazla konuşuyordu- rahatsız edici ayrıntılarla tasvir ediliyor; zira birbirlerine asla tam olarak güvenmediler.
Wells, “Kissinger’ın Kayıtları” adlı kitabıyla, 1970'lerin başlarındaki Amerikan dış politikasına kapsamlı bir bakış sunuyor. Kissinger'ın diplomasisine hayran olanlar kayıtları samimi bulacak, eleştirmenleri ise kendi argümanlarını destekleyecek ikna edici kanıtlar bulacaklardır. Sonuç olarak, kitap Kissinger ve dönemi hakkındaki gelecekteki her türlü tartışmanın olgusal temelini yeniden şekillendiriyor.