Hizbullah'ın bölgedeki rolünün, özellikle de modelini ihraç etme ve başkalarını eğitme konusundaki etkisinin azalmasının (ancak tamamen ortadan kalkmamasının) ardından, Husi grubunun etkisi önemli ölçüde arttı. Yemen sınırlarının ötesine uzanıp bölgesel bir oyuncu haline geldi.
Hasan Nasrallah önderliğinde Hizbullah, Husiler de dahil olmak üzere bölgedeki tüm İran yanlısı gruplara liderlik etti. Hatta Nasrallah ve Hizbullah, merhum Dini Lider Ali Hamaney döneminde İran'ın içinde bile bir güç haline gelmişti.
Şimdi ise Arap Yarımadası'nın en kuzeyinde, Irak'ta Husilerin benzer bir rol oynadığına dair haberler duyuyoruz. Irak topraklarında Iraklı milis gruplara ait kamplardan insansız hava araçları ve hatta füzeler fırlatılması başta olmak üzere, Husilerin Irak'taki Haşdi Şabi Güçleri ile tehlikeli faaliyetlerine dair haberler geliyor. Suudi Arabistan'ın doğu ve batısındaki petrol boru hatlarına yapılan saldırılar bunun son örneği.
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zube dün, İran rejimi tarafından desteklenen ve Husi milislerinin önderliğinde Kızıldeniz'i aşarak Afrika Boynuzu'na kadar uzanan, tek ve birbirine bağlı bir ağ oluşturan “terör eksen”in oluştuğunu açıkladı. Bakan, bu eksenin bölgesel güvenliğe ve uluslararası seyrüsefere yönelik tehditlerine karşı koyması için Yemen hükümetine daha fazla destek verilmesi çağrısında bulundu.
Yemenli bakan, Somali istihbaratının Husiler, eş-Şebab ve DEAŞ arasındaki iletişimi deşifre ettiğine ve el-Kaide unsurlarının Husi milis grubunun istihbaratıyla iş birliği yaptığı bilgisine ulaştığına dikkat çekti. Mezhepsel ve ideolojik farklılıkların bu örgütlerin ortak hedeflere ulaşmak için iş birliği yapmalarını engellemediğini de vurguladı.
Husiler ile Somali'deki el-Kaide ve arkasındaki deniz korsanları çeteleri arasındaki iş birliği yeni bir gelişme değil. Çok sayıda BM ve ABD raporunun yanı sıra Somali, Yemen ve diğer Arap raporları da bunu belgelemiş bulunuyor. Ancak bu iş birliği artık tehlikeli yeni alanlara ulaştı ve doğrudan bir yanıt gerektiriyor.
Bu daha önce de müzakere edildi, ancak bugün bu tehlikeyi belirlemek, tanımı üzerinde anlaşmak, ardından yasal olarak sınıflandırmak ve daha sonra kendisi ile mücadele etmek, kontrol altına almak ve takip etmek için bir tür ittifak-Arap, İslami, uluslararası veya bunların hepsi- kurmayı öneriyorum.
Husiler ve arkasındaki İran ve belki de Çin gibi doğulu veya batılı güçler ile el-Kaide’ye bağlı örgütler arasındaki bu iş birliği, Kızıldeniz, Körfez ve hatta Ümit Burnu'nda denizciliğe yönelik kapsamlı bir uluslararası tehdittir. Aynı zamanda genişleyen küresel bir terör kartelidir.
Bazı Arap, İslami ve Batı ülkeleri Irak ve Suriye'de DEAŞ'a karşı uluslararası bir koalisyon kurmadı mı?
Mevcut durum da buna benziyor ve hatta uluslararası ticaret ve malların güvenli geçişi açısından daha da tehlikeli. Öyleyse neden buna karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasın?
Bu, birkaç özel, üzerinde anlaşılmış hedefle pratik ve uygulanabilir bir fikir. Çok fazla hedef yalnızca anlaşmazlığa ve uyumsuzluğa yol açar. Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenliğe yönelik Husi, el-Kaide (Somali) ve belki de DEAŞ tehditlerini önlemeyi amaçlayan bir ittifak kurulmalı. Peki, bugün bu görevi üstlenmeye kim hazır?
Tehlike herkesi kapsıyor ve kimse buna karşı güvende olduğunu düşünmemeli, çünkü ateş kördür ve bir odun parçasını diğerinden ayırt edecek sensörleri yoktur.