Yemen’deki mevcut savaş, Suriye’de İran yanlısı başka bir rejimin devrilmesiyle yaşanan durum gibi, tarihi bir değişime yol açabilir. Nitekim meşru yönetim, ülke topraklarının üçte ikisinden fazlasında nüfuzunu genişletmiş durumda ve geri kalanı için de savaşmayı sürdürüyor. Ancak bu son üçte birlik kısım, coğrafi ve askeri gerekçelerden ötürü kolay bir lokma değil. Zira bu, Husi saflarında ve komuta kademesinde faaliyet gösteren İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Hizbullah ile yürütülen bir savaş. Ülkenin kuzeyinde ve güneybatısında elde edilen başarılara rağmen, bu savaş kısa sürede sonuçlanmayabilir.
Bu savaş, 2015’teki Yemen savaşından pek çok açıdan ayrılıyor. Husi milisleri, bazılarının tasvir ettiği gibi yalın ayaklı ya da mağara sakinlerinden ibaret değil; aksine yıllardır DMO’nun gözetiminde faaliyet göstermektedir. Örgüt mensupları Lübnan ve Irak’ta eğitilmiş, yıllarca bu hesaplaşmaya hazırlanmıştır; bu da durumu Tahran ile yürütülen bir başka bölgesel savaşa dönüştürmektedir. Güvenilir raporlar, Kudüs Gücü komutanlarından Abdurrıza Şehlai’nin, Husilerin Tihame ovasına yönelik son saldırısını bizzat yönettiğini bildirmektedir.
Bugünkü Yemen savaşını dünkü savaştan farklı kılan, ortaya çıkan bir dizi yeni faktördür. Daha önce bölünmüş olan uluslararası toplum, artık Husilere karşı neredeyse tek vücut olmuş durumdadır ve bunun Yemen halkı adına adil bir savaş olduğuna ikna olmuştur. Ayrıca bu savaş, artık hem bölgesel güvenliği hem de uluslararası ticareti doğrudan ilgilendirmektedir.
Bunun yanı sıra, yaklaşık iki yıl önce Esed rejiminin devrilmesiyle taçlanan süreç doğrultusunda, bölgedeki İran nüfuzunu kırmak adına Husi hakimiyetine son verme yönünde güçlü bir irade mevcut.
İngiltere ve ABD, önceki Yemen savaşında Stockholm müzakereleriyle siyasi bir çözüme ulaşmanın hedefe hizmet edeceğine inanarak Hudeyde ve Sana’ya doğru ilerleyişi engellemek için baskı yapıyordu. Ancak Husilerin yaklaşık on yıllık yönetiminin ardından artık net bir şekilde görüldü ki Husiler, DEAŞ ve Hizbullah gibi terör örgütlerinden pek farklı değil; ikincil bazı ayrımlar olsa da özünde İran rejim ağının bir uzantısı.
Bu yıl Husilerin yarattığı tehlike, Babu’l Mendeb’in artan önemiyle birlikte uluslararası düzeyde daha da tırmandı. Zira Hürmüz Boğazı’nın İran ile yaşanan savaş nedeniyle neredeyse kapalı olması, Kızıldeniz’i enerji ihracatı için alternatif bir çıkış kapısına dönüştürdü. Husiler, İran ile koordinasyon halinde hedeflerinin bu boğazı kapatmak olduğunu ilan ettiler. İran’ın seyrüsefer halindeki petrolü hedef alma stratejisine paralel olarak Husiler, Suudi Arabistan’a deniz ablukası uyguladıklarını duyurarak ülkeye ait tankerleri hedef almaya başladılar; bu amaçla geçtiğimiz ay Perim Adası’nı ve yakın zamanda özgürleştirilen Muha bölgesini ele geçirdiler.
Bundan önce uluslararası toplum, bu felaketlerle boğuşan ülkedeki durumun düzeltilmesini, mesele Yemen insanını ve komşu ülkeleri aşıp uluslararası seyrüsefer için bir tehdit haline gelene kadar pek önemsemiyordu. Ancak bu gelişmeyle birlikte Avrupa Birliği (AB), İngiltere ve Amerikan yönetimi hızla kınama mesajları yayımlayarak Husi örgütüne karşı yürütülecek her türlü operasyona lojistik destek sağlamayı teklif etti.
Mevcut savaş hedeflerine ulaştığı takdirde, Husilerin Yemen halkı üzerindeki tahakkümüne son verecek ve milyonlarca Yemenlinin yaşadığı trajediyi bitirecek. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre kolera vakalarının üç haftada üç katına çıktığı bir ortamda, Husi kontrolü altındaki yaklaşık 22 milyon Yemenliyi kıtlık ve salgın hastalıkların eşiğinden kurtaracak. Yıllardır eğitimden mahrum kalan milyonlarca çocuk yeniden okullarına dönebilecek.
Bu radikal örgüt, Yemen’i Doğu Afrika’daki savaş ve kıtlıklardan kaçanların bir geçiş güzergâhına, uyuşturucu kaçakçılarının geçit yerine ve orada aktif olarak faaliyet gösterip Husilerle iş birliği yapan El-Kaide ile DEAŞ terör örgütlerinin cirit attığı bir alana çevirdi. Ayrıca bu örgütün, Somali’deki terör örgütü eş-Şebab ile silah kaçakçılığına dayalı bir ilişkisi bulunuyor.
Husilerin Hizbullah’a benzer şekilde Sana’yı zorla kontrol altına almasının, ona benzer şekilde Ensarullah adını taşımasının ve liderlerinin fotoğraflarını taşımasının üzerinden on iki yıl geçti.
Bu savaş, önceki savaşlardan ve çatışmalardan farklı. Zira bu, meşru Yemen yönetiminin tek bir vücut halinde girdiği, altında çeşitli Yemenli güçlerin birleştiği ilk savaş; oysa önceki çatışmalar Arap Koalisyonu ve iç hatlarda imkânları sınırlı olan hükümet güçleri tarafından yürütülüyordu.
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı’nın, hedefi Sana’nın özgürleştirilmesi olarak belirlediği dikkate alındığında, önümüzdeki haftalarda ve aylarda yaşanacak çatışmalar belirleyici olabilir. Eğer Yemenliler İran yanlısı bu grubu bozguna uğratmayı başarabilirse, bu tıpkı Ahmed eş-Şera güçlerinin İdlib vilayetinden harekete geçip Suriye başkentini Esed rejiminden özgürleştirmesi gibi büyük bir bölgesel zafer olacaktır.