Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Türkiye-ABD ilişkileri: Sessiz gerilim

Türkiye-ABD ilişkileri: Sessiz gerilim

Cumartesi, 21 Kasım, 2020 - 06:45

Türkiye çalkantılı iç siyasete ve yeniden sertleşen koronavirüs önlemlerine odaklanmışken, yeni bir diplomatik krizin eşiğinden dönüldü. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye’ye tuhaf bir ziyaret gerçekleştirdi. Ankara yerine İstanbul’u tercih eden, Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu’nu ayağına çağıran ve kurum olarak sadece Fener Rum Patrikhanesi’ne uğrayan Pompeo, diplomatik teamülleri aşan tavrıyla adeta sorun çıkarmaya çabaladı. Temaslarına ilişkin tek sosyal medya mesajında Pompeo, Patrik Bartholomeos’u “ekümenik” ilan etti ve dini özgürlükler üzerinden Ankara’ya mesaj verdi. Eğer aylar sonra görevi bırakacak bir Dışişleri Bakanı olmasa, yaşananlar büyük bir krize yol açabilirdi. Peki neden görev süresinin dolmasına kısa bir süre kalan Pompeo böylesine riskli bir “siyasi şova” kalkıştı?

Pompeo’nun hal ve tavırlarına dair değerlendirmelerden biri 2 sene sonra gerçekleştirilecek senato seçimleriyle yakından alakalı. Buna göre, Trump’ın başkanlık yarışını kaybetmesi sonrası kan kaybeden Pompeo 2022’deki Senato seçimleri için Yunan Ortodoks topluluğun nüfuz sahibi olduğu Kansas City’den aday olacak. Muhafazakâr hassasiyetleriyle bilinen Kansas’taki Yunan ve evanjelik oyları kazanmak isteyen Pompeo, bu nedenle Patrik Bartholomeos’u merkeze alan bir ziyaretle seçim yarışını İstanbul’dan başlatmaya karar verdi. Kısacası iki yıl öncesinden yapılan bir seçim yatırımı.

ABD’li Bakan’ın “Kansas hesabı” elbette akla oldukça yatan bir sebep. Bu açıdan Fener Rum Patriği Bartholomeos üzerinden ABD’li Ortodokslara selam vermesi normal karşılanabilir. Tabii eğer Türkiye’nin kısa bir süre önce Ayasofya’yı camii olarak hizmete sokması ve Akdeniz’de Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ikilisiyle yaşadığı gerilimlerden bahsetmiyor olsaydık.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Atina-Ankara hattında -iki değerli NATO üyesi ülke olmaları hasebiyle- gerginlik yaşanmasını istemeyen Washington yönetimi, sadece 4 ay gibi kısa bir süre içerisinde pozisyonunu 180 derece değiştirdi. Doğu Akdeniz’deki enerji rekabetinde açıkça Yunanistan’dan yana tavır alındı. Türkiye’nin burnunun ucundaki Yunanistan’ın Dedeağaç kentinde devasa bir Amerikan üssü kuruldu. Bir sene içerisinde Amerikan ve Yunan askerleri, İskiri Adası'nda, Olimpos Dağı eteklerinde ve Girit’in güneyinde olmak üzere tam 3 ayrı tam kapsamlı askeri tatbikat düzenledi. Güney Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosu esnetilerek, tam kapasite silah satışının önü açıldı. Son olarak Yunanistan Savunma Bakanlığı, 6 Kasım’da Türkiye’nin çıkarıldığı F-35 tipi savaş uçaklarının alımına yönelik ABD hükümetine resmi talepte bulundu. Tüm bu hamleler görevi, 2018’de Rex Tillerson’dan devralan Pompeo’nun ABD Dışişleri Bakanlığı döneminde gerçekleşti.

Hal böyleyken Pompeo’nun koca bir devlet mekanizmasını kendi “seçim çıkarları” usulünce dizayn ettiğini söylemek güç. Pompeo’nun tavrı, Amerikan bürokrasinde giderek biriken Türkiye karşıtı reflekslerin kötü bir yansımasından ibaret. ABD’li Demokrat Senatörler Chris Van Hollen, Bob Menendez, Richard Blumenthal ve Jeanne Shaheen ile Cumhuriyetçi Senatörler James Lankford, Lindsey Graham ve Marsha Blackburn son aylarda Türkiye’ye yaptırım uygulanması çağrısında bulunan Kongre üyelerinden sadece birkaçı. Ankara’ya karşı diş gösterilmesi gerekçeleri arasında Suriye’de SDG’ye yönelik askeri operasyonlar, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın alınması, Doğu Akdeniz'de Oruç Reis sismik araştırma gemisinin “provokatif” doğal gaz ve petrol arama faaliyetleri ve Türk askerlerinin Ulusal Mutabakat Hükümeti saflarında Libya’daki iç savaşa müdahil olması yer alıyor.

ABD’li senatörlerin fikir beyan ettiği bütün bu konular önümüzdeki senelerde Washington-Ankara ilişkilerinin seyrini belirleyecek gündem maddeleri. Ekonomik kırılganlık göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin sorun yokmuş gibi davranması ve Pompeo gibi üst düzey bir aktörün tavrına “şov” şeklinde yaklaşması krizi sonlandırmayacak. Trump’ın ardından Oval Ofis’e kurulacak Joe Biden’ın ekibi de aynı “rahatsızlıkları” farklı tonlarda Ankara’ya izah etmeyi sürdürecek.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya