Şair Said Akl, Pablo Picasso’nun sürrealist sanatın öncüsü değil, aksine başta kadın güzelliği olmak üzere "güzelliği çirkinleştiren/tahrif eden" adam olduğunu söylerdi. Picasso'nun tabloları, kadınlara karşı içinde derin bir kin beslediğine işaret eder. Sevgilisi Françoise Gilot da anılarında, Picasso’nun bir gün kendisine, "Kadın ya köledir ya da prenses" dediğini aktarır. Gilot, tarihin bu en ünlü sürrealist figürünün hayatındaki karanlık noktalara ışık tutmaya çalışır. O, duygusal ilişkilerinde zorba ve hükmedici bir partnerdi; nitekim sevgililerinden ikisi intihar etmiş, üçüncüsü psikolojik bir çöküntü yaşamış, diğerleri ise daha hafif psikolojik rahatsızlıklarla boğuşmuştu.
Ancak kadınlara yaptığı belki de en kötü şey, kübist döneminde onların bedenlerini çarpık geometrik şekiller halinde yeniden oluşturmasıydı.
Picasso bugün hayatta olsaydı, şüphesiz çoktan "iptal edilir" (boykot edilir) ve dışlanırdı. Bazıları, onun çarpık geometrik formlara döktüğü mürekkeplerin ardından, iş işten geçtikten sonra da olsa bunu yapmayı denedi.
Picasso'nun ölümünün 50. yıl dönümü kutlamaları yaklaşırken akıllardaki soru, bu eleştirilerin onun itibarında kalıcı bir hasara yol açıp açmayacağıydı. Ancak durum tam tersi oldu; kurumların çoğu tamamen ahlak dışı (tarafsız) bir tutum sergilemekle kalmadı, aynı zamanda övgü dolu bir yaklaşım benimsedi. Fransız ve İspanyol hükümetleri, ortak ulusal kahramanlarını onurlandırmak adına dünya çapındaki etkinlikleri desteklemek için resmi bir komiteye sponsor oldu.
Yine de eleştirilerin konunun derinliklerine nüfuz ettiğine dair bazı işaretler vardı. Pek çok sergi küratörü ve yazar, en azından Picasso'nun cinsiyetçiliğine değinme ihtiyacı hissetti. Sanat eleştirmeni Deborah Solomon tarafından The New York Times'ta yayımlanan çelişkili bir makale, konuyu "Ondan nefret ediyorum" ve "Onu seviyorum" şeklinde ikiye bölerek her iki tarafı da eşit derecede tatmin etmeye çalıştı.
Buna karşın, Picasso'nun dehasına ve konumuna meydan okumaya yönelik bu girişimlerin hiçbiri —veya bunu değiştirme ihtimali— onun sanatına "sanat" olarak bakışımızı değiştirmedi. Bunun bir nedeni de suçlamaların eksik kalmasıydı.
Picasso orta yaşlarına yaklaştıkça, her ne kadar durmak istemese ya da bunu nasıl yapacağını bilemese de davranışlarının yanlış olduğunun farkına varmaya başladı. Fakat o, bu durumu resmedebiliyordu. Neredeyse her sanatçıda olduğu gibi, onun da çizimleri ve baskıları, psikolojik dünyasına açılan benzersiz ve derin bir kapı sunar. Bu eserler, tuval üzerine yaptığı çalışmalara kıyasla daha küçük boyutlu ve daha sıradandır —daha az ihtişamlı, daha az bağlayıcıdır— ve genellikle fikirleri yağlı boya tablolara dönüştürmeden önce denemek için yapılmıştır. Müzede camların arkasında asılı duran bu çizimleri ve baskıları, adeta onun ruhundan kopmuş tarihi birer eser gibi görünür.